Konusunu Oylayın.: Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü
  1. 12.Eylül.2012, 00:02
    1
    Misafir

    Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü






    Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü Mumsema Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü


  2. 12.Eylül.2012, 00:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Eylül.2012, 17:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü




    Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü

    Platon
    ’a göre ölüm, bir yandan bedenin, ruhdan ayrılarak kendi kendine kalması, diğer yandan ruhun bedenden ayrılarak kendi kendine varolmaya devam etmesidir. Ruh, beden hakkında bir bilgi edindiği zaman bunu düşünmekle elde eder. Ruhun kendisi işitme, görme duyusu, acı, haz gibi bedene ait duyumlara sahip olmadığı zaman daha iyi düşünür, böylece kendi içine çekilerek bedeni uzaklaştırır. Bedenle her türlü ilişkiyi kestiği ölçüde hakikatı kavramaya çalışır. Ruh, bedenle beraber bir şeyi incelemeye giriştiği zaman beden kendisini aldatmaktadır. Çünkü, bedenimiz, kendisini beslemeye muhtaç olduğumuz için binlerce güçlüklere neden olur. Ayrıca her çeşit istekler, tutkular, korkular, kuruntular bizi hakikatı araştırmaktan uzaklaştırmaktadır. İnsanları bu duruma getiren sebep, ihtiyaçların kölesi olan bedendir. İşte bunun için insanların felsefeye ayıracak zamanları kalmıyor.
    Bu nedenlerden dolayı bir şeyi gerçek olarak bilmek istiyorsak bedenden ayrılmamız, yalnız ruhla, nesneleri kendiliklerinde görmemiz gerekir. İşte ancak o zaman bilgeliğe kavuşulur; fakat bu kavuşma, yaşarken değil, uslamlamanın gösterdiği gibi öldükten sonra gerçekleşir.
    Ruhun, bu dünyayı terkedererek ahirete gittiği, oradan da gene dünyaya geldiği, böylece ölümden yaşama döndükleri fikri eski bir gelenektir.(M.Ö. 370’ lere göre bile çok eski bir gelenek) Böyle ise yani yaşayanlar, ölülerden doğuyorlarsa bundan, ruhlarımızın orada olduğu sonucu çıkmaktadır.Çünkü orada olmasalardı yeniden dünyaya gelemezlerdi.

    Platon, hakikati bulmak için insan, bitkiler, hayvanlar özetle bütün doğan şeyleri incelediğimizde bütün şeylerin benzer şekilde yani kendi karşıtlarından doğduklarının görüldüğünü belirterek"diyalektik yöntemi" kullanmaktadır. Bu durum, bütün bu karşıt çiftler arasında birinciden ikinciye, ikinciden birinciye gelen bir çift doğuşu göstermektedir. Yaşam ile ölüm birbirinin karşıtı olduğuna göre o halde birbirlerinden doğuyorlar, iki oldukları içinde aralarında çifte doğuş vardır. Ölümün karşıtı yeniden yaşamak ise, yeniden yaşamak ölülerden yaşayanlara giden bir doğuştur. Gerçekten, doğan şeyler bir daire çizercesine ölen şeylere tekabül etseydi, tersine olarak yalnız bir karşıttan kendi karşıtına giden doğru çizgi halinde doğsaydı, sonunda bütün nesneler aynı şekilde kalmış, aynı hale düşmüş, doğuşunda ardı kesilmiş olurdu. Daha somut söylediğimizde, yaşayan her şey ölseydi, ölünce de hayata kavuşmaksızın aynı halde kalsaydı herşeyin bir gün ölümle biteceği, artık canlı hiç bir şeyin kalmayacağı bir durum söz konusu olurdu.
    Platon’un bu analizinden çıkan sonuç, yaşama bir dönüş vardır. Öğrenmenin bir anımsamadan başka bir şey olmadığı doğru ise şimdi anımsadığımız şeyleri önceki bir zamanda öğrenmiş olmamıza bir delildir. Ruh, bir insan şekli ile yani bedenle birleşmeden önce bir yerde var olmamış olsaydı bu olamazdı.

    Ruh, görülmeyen bir varlık olarak bedenle birleştiği zaman bedenin istekleri doğrultusunda asla aynı kalmayan şeylere doğru çelilip sürüklenir. Kendinden sapıtır, altüst olur. Buna karşılık o yalnız ve kendi başına bir şeyi incelediğinde orada katkısız, her zaman varolan, hiç ölmez ve değişmez şeylere doğru atılır.

    Ruh ve beden beraber olduklarında doğa, bedene köleliği ve boyun eğmeyi, birinciye komutanlığı ve efendiliği verir. Ruh, en çok tanrılık olana, ölümsüz olana, düşünülebilene, yalın olana, dağılmayana, her zaman aynı kalana benzer. Beden ise en çok insanlık olana, ölümlü olana, düşünülemeyene, çok şekilli olana, dağılana, asla kendisinin aynı kalmayana benzer.
    Ruhun ölümsüzlüğüne ulaşmak, büsbütün arınmış olmayana yasaktır. Bu, ancak bilgi dostlarının, erenlerin hakkıdır. Bilgi sevenler, ruhların cesaretini tatlı tatlı arıtır, bütün bilincini kendi içine çevirmesini ve toplanmasını sağlar, tutkuları yatıştırır, aklı dinler ve ondan ayrılmaz. Hakikat olanı, tanrılık olanı doya doya seyreder. Yaşamı boyunca böyle yaşayarak sonunda kendisine benzeyen, uyan şeye doğru gideceğine, insan sefaletini başından atacağına inanır.

    Sonuç olarak ölümsüz olan aynı zamanda yok olmayansa, ruh da ölüm kendisine geldiğinde yok olması imkansızdır. İnsana ölüm yaklaşınca kendisinde ölecek olan ölür. Fakat ölmez olan yok olmaktan sapasağlam kurtulur ve ne ise öyle kalır. Bu nedenle Platon’a göre ruhun ölümsüzlüğü mutlaktır.
    Rafael:Atina Akademisi

    Fehmi DİNÇER









  4. 12.Eylül.2012, 17:32
    2
    Silent and lonely rains



    Platon (Eflatun)' da ruhun ölümsüzlüğü

    Platon
    ’a göre ölüm, bir yandan bedenin, ruhdan ayrılarak kendi kendine kalması, diğer yandan ruhun bedenden ayrılarak kendi kendine varolmaya devam etmesidir. Ruh, beden hakkında bir bilgi edindiği zaman bunu düşünmekle elde eder. Ruhun kendisi işitme, görme duyusu, acı, haz gibi bedene ait duyumlara sahip olmadığı zaman daha iyi düşünür, böylece kendi içine çekilerek bedeni uzaklaştırır. Bedenle her türlü ilişkiyi kestiği ölçüde hakikatı kavramaya çalışır. Ruh, bedenle beraber bir şeyi incelemeye giriştiği zaman beden kendisini aldatmaktadır. Çünkü, bedenimiz, kendisini beslemeye muhtaç olduğumuz için binlerce güçlüklere neden olur. Ayrıca her çeşit istekler, tutkular, korkular, kuruntular bizi hakikatı araştırmaktan uzaklaştırmaktadır. İnsanları bu duruma getiren sebep, ihtiyaçların kölesi olan bedendir. İşte bunun için insanların felsefeye ayıracak zamanları kalmıyor.
    Bu nedenlerden dolayı bir şeyi gerçek olarak bilmek istiyorsak bedenden ayrılmamız, yalnız ruhla, nesneleri kendiliklerinde görmemiz gerekir. İşte ancak o zaman bilgeliğe kavuşulur; fakat bu kavuşma, yaşarken değil, uslamlamanın gösterdiği gibi öldükten sonra gerçekleşir.
    Ruhun, bu dünyayı terkedererek ahirete gittiği, oradan da gene dünyaya geldiği, böylece ölümden yaşama döndükleri fikri eski bir gelenektir.(M.Ö. 370’ lere göre bile çok eski bir gelenek) Böyle ise yani yaşayanlar, ölülerden doğuyorlarsa bundan, ruhlarımızın orada olduğu sonucu çıkmaktadır.Çünkü orada olmasalardı yeniden dünyaya gelemezlerdi.

    Platon, hakikati bulmak için insan, bitkiler, hayvanlar özetle bütün doğan şeyleri incelediğimizde bütün şeylerin benzer şekilde yani kendi karşıtlarından doğduklarının görüldüğünü belirterek"diyalektik yöntemi" kullanmaktadır. Bu durum, bütün bu karşıt çiftler arasında birinciden ikinciye, ikinciden birinciye gelen bir çift doğuşu göstermektedir. Yaşam ile ölüm birbirinin karşıtı olduğuna göre o halde birbirlerinden doğuyorlar, iki oldukları içinde aralarında çifte doğuş vardır. Ölümün karşıtı yeniden yaşamak ise, yeniden yaşamak ölülerden yaşayanlara giden bir doğuştur. Gerçekten, doğan şeyler bir daire çizercesine ölen şeylere tekabül etseydi, tersine olarak yalnız bir karşıttan kendi karşıtına giden doğru çizgi halinde doğsaydı, sonunda bütün nesneler aynı şekilde kalmış, aynı hale düşmüş, doğuşunda ardı kesilmiş olurdu. Daha somut söylediğimizde, yaşayan her şey ölseydi, ölünce de hayata kavuşmaksızın aynı halde kalsaydı herşeyin bir gün ölümle biteceği, artık canlı hiç bir şeyin kalmayacağı bir durum söz konusu olurdu.
    Platon’un bu analizinden çıkan sonuç, yaşama bir dönüş vardır. Öğrenmenin bir anımsamadan başka bir şey olmadığı doğru ise şimdi anımsadığımız şeyleri önceki bir zamanda öğrenmiş olmamıza bir delildir. Ruh, bir insan şekli ile yani bedenle birleşmeden önce bir yerde var olmamış olsaydı bu olamazdı.

    Ruh, görülmeyen bir varlık olarak bedenle birleştiği zaman bedenin istekleri doğrultusunda asla aynı kalmayan şeylere doğru çelilip sürüklenir. Kendinden sapıtır, altüst olur. Buna karşılık o yalnız ve kendi başına bir şeyi incelediğinde orada katkısız, her zaman varolan, hiç ölmez ve değişmez şeylere doğru atılır.

    Ruh ve beden beraber olduklarında doğa, bedene köleliği ve boyun eğmeyi, birinciye komutanlığı ve efendiliği verir. Ruh, en çok tanrılık olana, ölümsüz olana, düşünülebilene, yalın olana, dağılmayana, her zaman aynı kalana benzer. Beden ise en çok insanlık olana, ölümlü olana, düşünülemeyene, çok şekilli olana, dağılana, asla kendisinin aynı kalmayana benzer.
    Ruhun ölümsüzlüğüne ulaşmak, büsbütün arınmış olmayana yasaktır. Bu, ancak bilgi dostlarının, erenlerin hakkıdır. Bilgi sevenler, ruhların cesaretini tatlı tatlı arıtır, bütün bilincini kendi içine çevirmesini ve toplanmasını sağlar, tutkuları yatıştırır, aklı dinler ve ondan ayrılmaz. Hakikat olanı, tanrılık olanı doya doya seyreder. Yaşamı boyunca böyle yaşayarak sonunda kendisine benzeyen, uyan şeye doğru gideceğine, insan sefaletini başından atacağına inanır.

    Sonuç olarak ölümsüz olan aynı zamanda yok olmayansa, ruh da ölüm kendisine geldiğinde yok olması imkansızdır. İnsana ölüm yaklaşınca kendisinde ölecek olan ölür. Fakat ölmez olan yok olmaktan sapasağlam kurtulur ve ne ise öyle kalır. Bu nedenle Platon’a göre ruhun ölümsüzlüğü mutlaktır.
    Rafael:Atina Akademisi

    Fehmi DİNÇER












+ Yorum Gönder