Konusunu Oylayın.: Hac ile ilgili ilginç hikayeler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hac ile ilgili ilginç hikayeler
  1. 07.Eylül.2012, 14:08
    1
    Misafir

    Hac ile ilgili ilginç hikayeler






    Hac ile ilgili ilginç hikayeler Mumsema Hac ile ilgili ilginç hikayeler


  2. 07.Eylül.2012, 14:08
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Eylül.2012, 01:51
    2
    Mucahid
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ağustos.2007
    Üye No: 2247
    Mesaj Sayısı: 503
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: Hac ile ilgili ilginç hikayeler




    Hac ile ilgili ilginç hikayeler

    Garip Bir Hac Hikâyesi

    Haydar bey, “Beni zincire vursanız hacca gideceğim. Ölümüm orada mukadderse gider, orada ölürüm” demiş.


    Ziyaretine gittiğiniz bir dostunuzun odasında adeta, “Benim hikâyemi sor!” diye size yalvaran objeler görürsünüz. Kenarda kendi halinde duran Kelebek Çiçeği, yan tarafta evrak dolabının üstünde gelen geçeni tefekküre davet eden hat örneği ya da duvarda asılı duran bir çerçeveli tablo.
    Ömer Güzelyazıcı beyin odasındaki tabloda üzerinde Arapça yazıların bulunduğu küçük bir kağıt parçası ve Osmanlıca notlar bulunuyor.
    O küçük kağıt parçası çerçevelendiğine göre çok özel bir hatırası ve güzel bir hikayesi olmalı.
    Dünyanın dört bir yanında yardım faaliyetlerinin birinden diğerine koşan Ömer Güzelyazıcı beyin odasının duvarını süsleyen tablonun hikâyesi, dinleyen herkesi derinden sarsan ve tefekküre daldıran cinsten.
    Güzelyazıcı beyin anlatımıyla hikâyemiz şöyle:
    “Vaniköy Mısırözü yağlarının sahibi merhum Haydar bey ve merhum büyük pederim Abdullah Hulusi Güzelyazıcı 1949 yılında o günün şartlarında gemiyle önce İskenderiye’ye, oradan Süveyş’e, oradan da Cidde’ye, hacca giderler.
    Türkiye’de hacca gidiş o yıllarda yasakmış. “Mısır’a kütüphaneleri tetkike gidiyoruz” diye çıkmışlar, hacca gitmişler.
    Haydar bey Yılmaz Güney’in eşi Fatoş hanımın dedesidir. Haydar beyin aile efradından herkes Mekke-i Mükerreme’de Allah’ın rahmetine kavuşmuş. Daha önce ailesinden kim Hacca gitmişse orada vefat etmiş. Akrabaları Haydar beye hacca gitmemesi için çok ricalarda bulunmuşlar, adeta yalvarmışlar.
    Haydar bey kendisi, “Beni zincire vursanız hacca gideceğim. Ölümüm orada mukadderse gider, orada ölürüm” demiş.
    Hacda Arafat’ta Haydar bey rahatsızlanmış. Yüzü kızarmış. Muhtemelen güneş çarpmış. Bir miktar buz bulmuşlar, rahatlatmaya çalışmışlar.
    Rahatlayamayınca merhum dedem, “Ben gideyim, bir miktar daha buz tedarik edeyim” diyerek oradan ayrılmış.
    Dedem temin ettiği buzla Haydar beyin yanına döndüğünde, onun başında bir Arabın beklediğini görmüş.
    Adam, “İnnalillah ve inna ileyhi raciûn, Haydar bey vefat etti” demiş.
    Haydar bey vefat ettiğinde bir kağıt parçası uçup göğsünün üzerine gelmiş.
    O kağıt parçasında “Rahmetullahi rahmeten vasiaten…” kelimeleri ile başlayan taziye cümlesi yazıyormuş.
    Dedem o kâğıt parçasını alıp ailesine getirmiş, hediye etmiş.
    Bizde de bir kopyası, bir hatırası var.
    Biz o hatırayı 60 küsur yıldan beri yaşatıyor, her vesileyle hem Haydar beyi hem de bütün geçmişlerimizi rahmetle anıyoruz.”
    Siz siz olun, ziyaretine gittiğiniz bir dostunuzun yanı başında duran özel eşyaların, tabloların ya da objelerin bir hikâyesi olup olmadığını merak edip sorun. Kim bilir belki de nice güzel hikâye nice zamandır anlatılmayı, dinleyicilerini bekliyoruz.


  4. 10.Eylül.2012, 01:51
    2
    Devamlı Üye



    Hac ile ilgili ilginç hikayeler

    Garip Bir Hac Hikâyesi

    Haydar bey, “Beni zincire vursanız hacca gideceğim. Ölümüm orada mukadderse gider, orada ölürüm” demiş.


    Ziyaretine gittiğiniz bir dostunuzun odasında adeta, “Benim hikâyemi sor!” diye size yalvaran objeler görürsünüz. Kenarda kendi halinde duran Kelebek Çiçeği, yan tarafta evrak dolabının üstünde gelen geçeni tefekküre davet eden hat örneği ya da duvarda asılı duran bir çerçeveli tablo.
    Ömer Güzelyazıcı beyin odasındaki tabloda üzerinde Arapça yazıların bulunduğu küçük bir kağıt parçası ve Osmanlıca notlar bulunuyor.
    O küçük kağıt parçası çerçevelendiğine göre çok özel bir hatırası ve güzel bir hikayesi olmalı.
    Dünyanın dört bir yanında yardım faaliyetlerinin birinden diğerine koşan Ömer Güzelyazıcı beyin odasının duvarını süsleyen tablonun hikâyesi, dinleyen herkesi derinden sarsan ve tefekküre daldıran cinsten.
    Güzelyazıcı beyin anlatımıyla hikâyemiz şöyle:
    “Vaniköy Mısırözü yağlarının sahibi merhum Haydar bey ve merhum büyük pederim Abdullah Hulusi Güzelyazıcı 1949 yılında o günün şartlarında gemiyle önce İskenderiye’ye, oradan Süveyş’e, oradan da Cidde’ye, hacca giderler.
    Türkiye’de hacca gidiş o yıllarda yasakmış. “Mısır’a kütüphaneleri tetkike gidiyoruz” diye çıkmışlar, hacca gitmişler.
    Haydar bey Yılmaz Güney’in eşi Fatoş hanımın dedesidir. Haydar beyin aile efradından herkes Mekke-i Mükerreme’de Allah’ın rahmetine kavuşmuş. Daha önce ailesinden kim Hacca gitmişse orada vefat etmiş. Akrabaları Haydar beye hacca gitmemesi için çok ricalarda bulunmuşlar, adeta yalvarmışlar.
    Haydar bey kendisi, “Beni zincire vursanız hacca gideceğim. Ölümüm orada mukadderse gider, orada ölürüm” demiş.
    Hacda Arafat’ta Haydar bey rahatsızlanmış. Yüzü kızarmış. Muhtemelen güneş çarpmış. Bir miktar buz bulmuşlar, rahatlatmaya çalışmışlar.
    Rahatlayamayınca merhum dedem, “Ben gideyim, bir miktar daha buz tedarik edeyim” diyerek oradan ayrılmış.
    Dedem temin ettiği buzla Haydar beyin yanına döndüğünde, onun başında bir Arabın beklediğini görmüş.
    Adam, “İnnalillah ve inna ileyhi raciûn, Haydar bey vefat etti” demiş.
    Haydar bey vefat ettiğinde bir kağıt parçası uçup göğsünün üzerine gelmiş.
    O kağıt parçasında “Rahmetullahi rahmeten vasiaten…” kelimeleri ile başlayan taziye cümlesi yazıyormuş.
    Dedem o kâğıt parçasını alıp ailesine getirmiş, hediye etmiş.
    Bizde de bir kopyası, bir hatırası var.
    Biz o hatırayı 60 küsur yıldan beri yaşatıyor, her vesileyle hem Haydar beyi hem de bütün geçmişlerimizi rahmetle anıyoruz.”
    Siz siz olun, ziyaretine gittiğiniz bir dostunuzun yanı başında duran özel eşyaların, tabloların ya da objelerin bir hikâyesi olup olmadığını merak edip sorun. Kim bilir belki de nice güzel hikâye nice zamandır anlatılmayı, dinleyicilerini bekliyoruz.





+ Yorum Gönder