Konusunu Oylayın.: Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu
  1. 06.Eylül.2012, 19:53
    1
    Misafir

    Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu






    Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu Mumsema Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu


  2. 10.Eylül.2012, 01:44
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Afrikalı Müslümanların Vazgeçemediği Eğitim Yuvası: Kur’an Okulu




    AFRİKALI MÜSLÜMANLARIN VAZGEÇEMEDİĞİ EĞİTİM YUVASI:


    KUR’AN OKULU
    Doç. Dr. Ahmet KAVAS*
    Müslüman toplumlar için İslâm eğitiminin ilk ve en önemli basamaklarından birisi sayılan Kur’ân-ı Kerîmi yüzünden okuma becerisini ve ardından ezberleme imkânını küçük yaşlardaki çocuklarına kazandırmak önemli bir uğraşıdır. Müslümanlar asırlar boyunca bu geleneklerini taviz vermeden devam ettirdiler. XIX. yüzyılın sonlarına gelince gittikçe yaygınlaşan sömürgecilikle birlikte bu en tabii haklarına karşı düşmanca bir tavırla karşılaştılar. En ufak mahalde bile hiç olmazsa ibadet edecek kadar Kur’an eğitimi almanın her bir müslüman fert için bir zaruret olduğunu sömürgeci Avrupalı devletler fark etmekte gecikmediler. İleride kuracakları sömürge düzenleri için bu şekilde yetişmeye devam edecek yeni nesillerin ise kendilerini kolayca kabullenmeyecekleri, hatta istila etmek istedikleri yerlerde önlerine birer engel olarak çıkacakları endişesine kapıldılar.

    XX. yüzyılın başına gelindiğinde müslümanların yaşadığı ülkelerden Türkiye, İran ve Afganistan dışında yeryüzünde sömürgeleştirilmeyen ülke kalmamıştı. İşte böylesine hassas bir durumda sömürgeleştirilen bütün İslâm diyarlarında Kur’an eğitimi büyük bir takibe alındı. Bu dünyayı yakından tanımak için Batı Avrupa ülkelerinde bu uğurda kendilerine hizmet ettirilmek üzere hemen hemen her alanda uzmanlar yetiştirildi. Öyleki bunlardan önemli bir kısmı özellikle en basit şartlarda yürütülen ve bugün kısaca Kur’an kursu diye tarif ettiğimiz eğitim yuvalarını inceleme konusu yaptılar. İçlerinden sınırlı sayıda uzman ise başta Mısır’daki Ezher, Tunus’taki Zeytûne gibi müstakil ve klasik İslâm eğitim kurumları yanında Anadolu, Orta Asya, Hindistan ve Endonezya’daki medreselerde verilen eğitimleri bizzat yerinde araştırarak raporlar, tezler ve matbu eserler ortaya koydular.

    Sömürgecilik döneminde İslâm eğitimi veren kurumlar içinde en fazla baskıya maruz kalanlar ise hiç şüphesiz Afrika’daki Fransız sömürgelerinde bulunan Kur’an okulları, özellikle de bunları yaşatmaya çalışan eğiticiler oldu. Fransızların kısaca “marabu” dedikleri binlerce eğitici sömürge memurları tarafından fişlendi ve her türlü hareketleri yakın takibe alındı.

    Müslümanlar her şeye rağmen bu baskıları zor da olsa aşmayı başardılar. Günümüzde Afrika ve Asya ülkelerinde onbinlerce Kur’an okulu ile normal eğitim veren okullar yanyana faaliyetlerine devam etmektedirler. Hatta Batı Avrupa ülkelerine XX. yüzyılda gerçekleşen göçler sebebiyle müslümanlar çok sayıda Kur’an eğitimi verecek mekanlar açtılar. Bugün sadece Fransa’da 600 kadar Kur’an okulu olduğu ve bunlara 35 bin kadar müslüman gencin devam ettiği ifade edilmektedir.

    Afrika Müslüman Toplumlarında Eğitime Başlanılan İlk Yuva: Kur’an Okulu

    Dinlerini en güzel şekilde çocuklarına öğrenmekten başka amaçları olmayan Afrikalı müslümanlar kıtanın farklı bölgelerindeki Kur’an eğitimi sağlayan yuvalarına farklı farklı isimler vermektedirler: Tunus ve Mısır’da “Küttâb”; Fas’ta “Mesîd”; Libya’da “Zâviye” gibi. Kuzey ve Batı Afrika müslümanları kendi dillerindeki isimlendirmelerin yanında Kur’an öğreten kimselere genel olarak Arapça “murâbıt” kelimesinin mahallî söyleniş biçimiyle “marabu” demektedirler.

    Herhangi bir amaçla Afrika’da müslümanların yaşadığı ülkelere seyahat edecek olanların ilk defa dikkatlerini belli bir yaşın üzerindeki bir kişinin etrafında kümelenmiş -en ufağı dört-beş yaş civarında- çocuklar çekecektir. Bunlar ya bir ağacın gölgesinde veya bir binanın girişinde veyahutta açık alanda oturmuş vaziyette ellerinde tahtadan yapılmış levhalarıyla Kur’an okumakla meşgul olmaktadırlar. Afrika ülkelerindeki Kur’an eğitimi ile ilgili dünya medyasında çıkan haberlerde de bu türden fotoğraflar sıkça kullanılır. Afrika’da bu eğitime tâbi olan çocuklar ödevlerini ellerindeki tahtanın ön ve arka yüzüne yazarak öğrenmektedirler. Öğrenciler okuyacakları sûreyi, gül veya bambu ağacından yaptıkları kalemlerini önlerindeki mürekkebe batırarak bu tahtaya yazmaya başlarlar. Mürekkepleri de ders tahtaları gibi oldukça basit bir uğraşı ile hazırlanmaktadır. Arap zamkını su ve yemek pişirilen kapların alt kısmında biriken is veya odun kömürü ile bir tencerede veya bir su kabağında karıştırmak suretiyle elde ederler. Ancak son yıllarda öğrencilerde kalem ve kağıt kullanma eğiliminin arttığı görülmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’den bir sureyi yazacak seviyeye gelen öğrenci bunu mütemadiyen tekrar ederek hocasına öğrendiğini ispat eder.

    Afrika ülkelerindeki Kur’an okullarında bu tahtaya Arpaça’daki “el-levha” kelimesinin yerli dillerdeki mahalli söylenişi ile “alluha” denmektedir. Fransızlar bu ders levhası için “tablette Coranique/Kur’an tahtası” veya “planchette Coranique/Kur’an levhası” tabirlerini tercih etmişlerdi. Yaklaşık 40 cm. uzunluğunda, 20 cm. genişliğinde ve 10 mm. kalınlığında olan bu levhanın üst kısmında bir de elle tutulacak sapı bulunmaktadır.

    Afrika’daki Kur’an okullarına devam eden erkek öğrencilere “tâlib”, kız öğrencilere “tâlibe” denilmektedir. Yine de mahallî dillerde de farklı kelimeler kullanıldığı da olur. Mesela Doğu Afrika bölgesinde yaygın konuşulan Svahili dilinde bu eğitime devam eden öğrencilere “Mwanachuo” gibi özel bir isim verilmektedir.

    Sömürgecilikle birlikte “Kur’an okulu” mânâsına gelmek üzere bu eğitim yuvalarına genel anlamda Fransızlar “ecole Coranique”; İngilizler “Coranic school” veya “Koranic school” dediler. Verilen eğitimin seviyesi ne kadar ilerlerse ilerlesin Batılılar bu eğitim ağı içindeki bütün yapılanmalara sadece “Kur’an okulu” demekte ısrar ettiler. Hatta Afrika’nın bir çok bölgesinde büyük alimlerin yetiştiği medreseleri dahi birer köklü eğitim müessesesi olarak kabul etmeyerek buraları da Kur’ân-ı Kerîm’in sadece yüzünden veya ezbere okunduğu mekanlar gibi gördüler. Oysa asırlardır devam eden geleneksel eğitim içinde bu mekânlarda Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere, meşhur hadis kitapları, fıkıh ve akaid kitapları, Arap dilinin meşhur gramer kitapları ve diğer alanlarda yazılan eserler mutlaka okutulmaktaydı. Belli bir silsileyi takip ederek alınan icazetlerle İslâm eğitimin bütün basamaklarını tamamlayan her yeni kuşaktan binlerce âlim yetişmekteydi. Öyle olduğu için bugün Batı Afrika ülkelerinden Mali Cumhuriyeti başta olmak üzere pekçok bölgede Arap asıllı olmayan bu yerli müslümanlar tarafından Arap dilinde yazılmış yüzbinlerce eser bulunmaktadır. Maalesef sömürgecilikle birlikte bu eserleri yazan alimlerin kökü kurutuldu. Batı Afrika’da en az 75/80 yıl süren sömürgecilik döneminde, hem de 1950’li yıllardan itibaren peyderpey elde edilen bağımsızlık dönemlerinde bu eserleri okuyup anlayacak üzerlerinde akademik araştırmalar yaparak bunları günümüze kazandıracak uzmanların yetiştirilmesi için herhangi bir gayret gösterilmedi. Sınırlı sayıda şöyle veya böyle muhafaza edilen eserlerin bulunduğu kütüphanelerin dışında özel şahısların ellerindeki kalanlar gerekli ilgi gösterilemeyeceği için daha kolay tahrip olacaklardır.

    * İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi


  3. 10.Eylül.2012, 01:44
    2
    Özel Üye



    AFRİKALI MÜSLÜMANLARIN VAZGEÇEMEDİĞİ EĞİTİM YUVASI:


    KUR’AN OKULU
    Doç. Dr. Ahmet KAVAS*
    Müslüman toplumlar için İslâm eğitiminin ilk ve en önemli basamaklarından birisi sayılan Kur’ân-ı Kerîmi yüzünden okuma becerisini ve ardından ezberleme imkânını küçük yaşlardaki çocuklarına kazandırmak önemli bir uğraşıdır. Müslümanlar asırlar boyunca bu geleneklerini taviz vermeden devam ettirdiler. XIX. yüzyılın sonlarına gelince gittikçe yaygınlaşan sömürgecilikle birlikte bu en tabii haklarına karşı düşmanca bir tavırla karşılaştılar. En ufak mahalde bile hiç olmazsa ibadet edecek kadar Kur’an eğitimi almanın her bir müslüman fert için bir zaruret olduğunu sömürgeci Avrupalı devletler fark etmekte gecikmediler. İleride kuracakları sömürge düzenleri için bu şekilde yetişmeye devam edecek yeni nesillerin ise kendilerini kolayca kabullenmeyecekleri, hatta istila etmek istedikleri yerlerde önlerine birer engel olarak çıkacakları endişesine kapıldılar.

    XX. yüzyılın başına gelindiğinde müslümanların yaşadığı ülkelerden Türkiye, İran ve Afganistan dışında yeryüzünde sömürgeleştirilmeyen ülke kalmamıştı. İşte böylesine hassas bir durumda sömürgeleştirilen bütün İslâm diyarlarında Kur’an eğitimi büyük bir takibe alındı. Bu dünyayı yakından tanımak için Batı Avrupa ülkelerinde bu uğurda kendilerine hizmet ettirilmek üzere hemen hemen her alanda uzmanlar yetiştirildi. Öyleki bunlardan önemli bir kısmı özellikle en basit şartlarda yürütülen ve bugün kısaca Kur’an kursu diye tarif ettiğimiz eğitim yuvalarını inceleme konusu yaptılar. İçlerinden sınırlı sayıda uzman ise başta Mısır’daki Ezher, Tunus’taki Zeytûne gibi müstakil ve klasik İslâm eğitim kurumları yanında Anadolu, Orta Asya, Hindistan ve Endonezya’daki medreselerde verilen eğitimleri bizzat yerinde araştırarak raporlar, tezler ve matbu eserler ortaya koydular.

    Sömürgecilik döneminde İslâm eğitimi veren kurumlar içinde en fazla baskıya maruz kalanlar ise hiç şüphesiz Afrika’daki Fransız sömürgelerinde bulunan Kur’an okulları, özellikle de bunları yaşatmaya çalışan eğiticiler oldu. Fransızların kısaca “marabu” dedikleri binlerce eğitici sömürge memurları tarafından fişlendi ve her türlü hareketleri yakın takibe alındı.

    Müslümanlar her şeye rağmen bu baskıları zor da olsa aşmayı başardılar. Günümüzde Afrika ve Asya ülkelerinde onbinlerce Kur’an okulu ile normal eğitim veren okullar yanyana faaliyetlerine devam etmektedirler. Hatta Batı Avrupa ülkelerine XX. yüzyılda gerçekleşen göçler sebebiyle müslümanlar çok sayıda Kur’an eğitimi verecek mekanlar açtılar. Bugün sadece Fransa’da 600 kadar Kur’an okulu olduğu ve bunlara 35 bin kadar müslüman gencin devam ettiği ifade edilmektedir.

    Afrika Müslüman Toplumlarında Eğitime Başlanılan İlk Yuva: Kur’an Okulu

    Dinlerini en güzel şekilde çocuklarına öğrenmekten başka amaçları olmayan Afrikalı müslümanlar kıtanın farklı bölgelerindeki Kur’an eğitimi sağlayan yuvalarına farklı farklı isimler vermektedirler: Tunus ve Mısır’da “Küttâb”; Fas’ta “Mesîd”; Libya’da “Zâviye” gibi. Kuzey ve Batı Afrika müslümanları kendi dillerindeki isimlendirmelerin yanında Kur’an öğreten kimselere genel olarak Arapça “murâbıt” kelimesinin mahallî söyleniş biçimiyle “marabu” demektedirler.

    Herhangi bir amaçla Afrika’da müslümanların yaşadığı ülkelere seyahat edecek olanların ilk defa dikkatlerini belli bir yaşın üzerindeki bir kişinin etrafında kümelenmiş -en ufağı dört-beş yaş civarında- çocuklar çekecektir. Bunlar ya bir ağacın gölgesinde veya bir binanın girişinde veyahutta açık alanda oturmuş vaziyette ellerinde tahtadan yapılmış levhalarıyla Kur’an okumakla meşgul olmaktadırlar. Afrika ülkelerindeki Kur’an eğitimi ile ilgili dünya medyasında çıkan haberlerde de bu türden fotoğraflar sıkça kullanılır. Afrika’da bu eğitime tâbi olan çocuklar ödevlerini ellerindeki tahtanın ön ve arka yüzüne yazarak öğrenmektedirler. Öğrenciler okuyacakları sûreyi, gül veya bambu ağacından yaptıkları kalemlerini önlerindeki mürekkebe batırarak bu tahtaya yazmaya başlarlar. Mürekkepleri de ders tahtaları gibi oldukça basit bir uğraşı ile hazırlanmaktadır. Arap zamkını su ve yemek pişirilen kapların alt kısmında biriken is veya odun kömürü ile bir tencerede veya bir su kabağında karıştırmak suretiyle elde ederler. Ancak son yıllarda öğrencilerde kalem ve kağıt kullanma eğiliminin arttığı görülmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’den bir sureyi yazacak seviyeye gelen öğrenci bunu mütemadiyen tekrar ederek hocasına öğrendiğini ispat eder.

    Afrika ülkelerindeki Kur’an okullarında bu tahtaya Arpaça’daki “el-levha” kelimesinin yerli dillerdeki mahalli söylenişi ile “alluha” denmektedir. Fransızlar bu ders levhası için “tablette Coranique/Kur’an tahtası” veya “planchette Coranique/Kur’an levhası” tabirlerini tercih etmişlerdi. Yaklaşık 40 cm. uzunluğunda, 20 cm. genişliğinde ve 10 mm. kalınlığında olan bu levhanın üst kısmında bir de elle tutulacak sapı bulunmaktadır.

    Afrika’daki Kur’an okullarına devam eden erkek öğrencilere “tâlib”, kız öğrencilere “tâlibe” denilmektedir. Yine de mahallî dillerde de farklı kelimeler kullanıldığı da olur. Mesela Doğu Afrika bölgesinde yaygın konuşulan Svahili dilinde bu eğitime devam eden öğrencilere “Mwanachuo” gibi özel bir isim verilmektedir.

    Sömürgecilikle birlikte “Kur’an okulu” mânâsına gelmek üzere bu eğitim yuvalarına genel anlamda Fransızlar “ecole Coranique”; İngilizler “Coranic school” veya “Koranic school” dediler. Verilen eğitimin seviyesi ne kadar ilerlerse ilerlesin Batılılar bu eğitim ağı içindeki bütün yapılanmalara sadece “Kur’an okulu” demekte ısrar ettiler. Hatta Afrika’nın bir çok bölgesinde büyük alimlerin yetiştiği medreseleri dahi birer köklü eğitim müessesesi olarak kabul etmeyerek buraları da Kur’ân-ı Kerîm’in sadece yüzünden veya ezbere okunduğu mekanlar gibi gördüler. Oysa asırlardır devam eden geleneksel eğitim içinde bu mekânlarda Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere, meşhur hadis kitapları, fıkıh ve akaid kitapları, Arap dilinin meşhur gramer kitapları ve diğer alanlarda yazılan eserler mutlaka okutulmaktaydı. Belli bir silsileyi takip ederek alınan icazetlerle İslâm eğitimin bütün basamaklarını tamamlayan her yeni kuşaktan binlerce âlim yetişmekteydi. Öyle olduğu için bugün Batı Afrika ülkelerinden Mali Cumhuriyeti başta olmak üzere pekçok bölgede Arap asıllı olmayan bu yerli müslümanlar tarafından Arap dilinde yazılmış yüzbinlerce eser bulunmaktadır. Maalesef sömürgecilikle birlikte bu eserleri yazan alimlerin kökü kurutuldu. Batı Afrika’da en az 75/80 yıl süren sömürgecilik döneminde, hem de 1950’li yıllardan itibaren peyderpey elde edilen bağımsızlık dönemlerinde bu eserleri okuyup anlayacak üzerlerinde akademik araştırmalar yaparak bunları günümüze kazandıracak uzmanların yetiştirilmesi için herhangi bir gayret gösterilmedi. Sınırlı sayıda şöyle veya böyle muhafaza edilen eserlerin bulunduğu kütüphanelerin dışında özel şahısların ellerindeki kalanlar gerekli ilgi gösterilemeyeceği için daha kolay tahrip olacaklardır.

    * İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi





+ Yorum Gönder