Konusunu Oylayın.: Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü
  1. 06.Eylül.2012, 19:52
    1
    Misafir

    Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü






    Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü Mumsema Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü


  2. 10.Eylül.2012, 01:45
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Parmaklıklar Arkasında Din Hizmeti: Cezaevi Din Hizmetlerinin Dünü, Bugünü




    PARMAKLIKLAR ARKASINDA DİN HİZMETİ: CEZAEVİ DİN HİZMETLERİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ

    Mustakim ARICI*

    Kendine has bir zaman algısı, ruh halleri, dili, ilişki tarzı ve kültürü olan hapis hayatı dilimizde yaygın olarak cezaevi, kale, tevkifhane, tutukevi, mahpus ve zindan kavramlarıyla bilinir. Hapis cezasının İslâm öncesi medeniyetlere kadar uzanan bir geçmişi vardır. Cezaevlerinin yaygınlaşıp kurumsallaşması çok daha sonraki dönemlerde olmuştur. İslâm öncesi Türklerde bedenî cezaların daha yaygın olduğu, ancak ağır hapis olarak zindana atma, orta ve hafif suçlar için ise kısa süreli hapis cezalarının bulunduğu kaynaklarda yer almaktadır. Cahiliye dönemi Hicaz-Arap toplumundaysa hapis uygulaması bilinmekle birlikte yaygın değildir.1

    Eski ve Yeni Ahid’de hapis hayatına dair çeşitli referanslar mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Musa ve bilhassa Hz. Yusuf dönemlerindeki Mısır anlatılırken hapis cezası uygulamalarına temas edilir (Şuarâ, 29; Yûsuf, 25, 32, 33, 35-36, 39, 41-42, 100).

    İslâm tarihinde Hz. Peygamber döneminde sınırlı sayıda da olsa bazı esir ve sanıkların dehliz gibi kapalı mekânlara hapsedildiği yönünde rivayetler vardır. Ayrıca Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemindeki bazı uygulamalar suçlular için özel bir hapishane yapımının caiz olup olmadığı tartışmalarını doğurmuştur. Ancak genişleyen İslâm coğrafyasında Emevîler döneminden itibaren hapis cezasının benimsendiği ve bahsedilen tartışmaların teorik kaldığı söylenmelidir.2 Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde ise örfî hukuk dahilinde özellikle siyasî suçlulara daha çok zindan ve kalebentlik cezaları uygulanırken, II. Mahmud döneminde çok yönlü Batılılaşma çabaları neticesinde hapishanelerin ıslahı medenî olmanın vazgeçilmez bir unsuru olarak ele alınmıştır. Konu 1856 tarihli Islahat Fermanı’na taşınmış ve devam eden süreçte Avrupa usulü cezaevlerinin yapımı gündeme gelmiştir. II. Abdülhamid döneminde bununla ilgili bir komisyon kurulmuş, ancak parasızlık ve tasarruf tedbirleri sebebiyle bahsedilen proje gerçekleşememiştir. Osmanlı hükümeti hapishanelerin ıslahı konusunda I. Dünya Savaşı yıllarında Alman uzman Dr. Pollitz’i görevlendirmiş, o da oldukça kapsamlı bir rapor hazırlamıştır. Ancak mağlubiyet neticesinde Alman uzmanların görevlerine son veren Osmanlı Devleti ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar hapishanelerin ıslahı projeleriyle uğraşmıştır.3

    Modern anlamdaki cezaevleri ise Batı medeniyetinin bir ürünü olarak Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki toplum-iktidar ilişkileri, Batı’nın Ortaçağ’dan gelen kendine has kasvetli toplum yapısı, Ortaçağların amansız hastalığı vebanın toplumsal etkileri ve Fransız İhtilali sonrası değişen siyasî yapılanma ve düşünceyi bilmeksizin bugünkü cezaevlerinin hukukî ve felsefî arka planını anlamak mümkün değildir. Michel Foucault’nun dediği gibi veba disiplinsel şemalara hayat vermiş, çok yönlü ayırımlara, bireyselleştirici dağıtımlara, denetim ve gözetimlerin örgütlenmesine ve iktidarın yoğunlaştırılmasına çağrıda bulunmuştur. Veba ve cüzzam gibi tecridi zorunlu kılan hastalıkların yaygınlaşması, sürekli gözetim altında tutmayı gerektiren yapıları ortaya çıkarmıştır. Bunun neticesinde XIX. yüzyılın başında çevrede halka halinde bir bina, merkezde o binadaki hücreleri gözetleyen bir kulenin olduğu tımarhane ve hapishaneler yapılmıştır.4 Bu mimarî yapılanmanın getirdiği birçok disiplin mekanizması daha XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa’da kanunnâmelere ve hatta kongrelere konu olmuştur.


    Başta fıkıh ve tarih kitapları olmak üzere klasik literatürde hapsin nasıl uygulanacağı, mahpusların ve infaz memurlarının hak ve ödevleri, hapishane ve idaresi gibi konulara temas edildiği görülür. Mahpuslara yeterli düzeyde giyinme, barınma ve beslenme hizmetleri verilmesi, hastalanmaları halinde tedavi edilmesi, yakınlarının ziyaretine izin verilmesi ve ibadet etmelerine imkân tanınması gibi temel insanî hakların sağlanmasına titizlik gösterilmesi bütün fakihlerce ifade edilir. Ayrıca bazı ıslah edici ve eğitici programlara katılmaları tavsiye edilmekte, hatta ibadetlerinin engellenmesi hak ihlali ve işkence kapsamında görülmektedir. Ancak cuma ve bayram namazı gibi toplu namazlar konusunda fakihler arasında farklı görüşler vardır.5

    Osmanlı dönemi hapishanelerindeki din hizmetleri ve mahkumların ibadetlerini yerine getirmeleriyle ilgili kayıtlar I. Meşrutiyet sonrasına rastlamaktadır. İslâm hukukunda mahkumların yukarıda sayılan haklara sahip olması ve Avrupa’daki hapishanelerde ıslaha yönelik çalışmaların bir parçasını rahiplerin oluşturması, cezaevlerinde verilen din hizmetlerinin arka planındaki sâiklerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir belge 1911 tarihinde Edirne Hapishanesi’nde muhtelif imalathanelerin yanında bir koğuşun mektebe çevrildiğini ve burada Türkçe, okuma-yazma, hesap, tarih ve coğrafyanın yanında din derslerinin de verildiğini göstermektedir. Edirne örneği 1916’da bir nizamnâme hazırlanmasını gündeme getirmiş, hapishanelerde ahlâkî ve dinî terbiye içeren derslerin verilmesi teklif edilmiş, ancak bu birkaç cezaevi hariç düşünceden öteye geçememiştir. Bir başka arşiv belgesinde imalathanelerde çalışan Müslüman mahkumların cuma ve bayram günleriyle kandil gecelerinde, gayri müslimlerin de kendi özel günlerinde tatil yapmalarına izin verildiği zikredilmektedir. 1916 tarihli Hapishaneler Nizamnâmesi ile standartlara uyan birkaç cezaevinde verilen din hizmetlerinden haberdarız. Sabah namazı ve öğle namazı için düzenlemeler yapılmış, çalışma bittikten sonra verilen üç saatlik istirahatta mahkumlara ikindi ve akşam namazlarını kılma hakkı tanınmış, akşam yemeği ve aradan sonra yatsıya kadar vaaz hizmetleri verilmiştir. Bir başka arşiv belgesi bu görevlerin zorunlu olduğunu beyan etmektedir. Dr. Pollitz’in raporunda ise hapishane personeli olarak görev yapan birimler sıralanırken din hizmetlerine de yer verilmiştir. Raporda mahkumların mensup olduğu dinlere göre imam, rahip, haham atanması ve bu kişilerin mahkumlara telkin ve nasihatlarda bulunması teklif edilmiştir.6


    Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilen cami dışı vaaz-irşad hizmetlerinde cezaevleriyle ilgili ilk olarak 1959 yılında dönemin adalet bakanı tarafından, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yazılan bir yazıda hükümlülerin manevî ıslahını temin edecek konferanslara ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Bu tarih ilgili araştırmalarda bir milat olarak verilmektedir.7 Ancak Osmanlı’dan gelen birikim sebebiyle bu tarihten önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geniş çaplı ve sistematik olmasa da bu alanda çalışmalar yapmış olması muhtemeldir. Ayrıca Başkanlığın hazırladığı bir belge bu kanıyı teyid ve ispat etmektedir. Bu belge Ahmet Hamdi Akseki’nin başkan olduğu dönemde, 1950 yılında kaleme alınarak Ankara’da basılmış olup "Cezaevlerinde Verilecek Vaazlar I" başlığını taşımaktadır.8 Diğerlerine ulaşamasak da bu yayının bir seri olarak düşünüldüğü açıktır. 1924-1947 yılları arasında müşavere heyeti azalığı, başkan yardımcılığı ve 1947-1951 arasında başkanlık görevlerini yürüten Ahmet Hamdi Akseki dönemi, neredeyse dinî bir yayının olmadığı düşünüldüğünde Başkanlığın ilmî eser telifi noktasında son derece önemlidir ve bu sırada cami dışı hizmetlere yönelik az sayıda eserin varlığı kayda değer bir durumdur.

    Daha sonraki yıllarda özellikle 1959’dan itibaren artan bir ivmeyle cezaevlerinde din hizmetleri noktasında önemli gelişmeler olmuştur. Bu konudaki araştırmaları ve doktora teziyle tanınan Prof. Dr. Şuayip Özdemir’in çalışmaları son elli yıllık birikimi içeren kıymetli bilgilere sahiptir. 9

    1981 yılında hazırlanan Din ve Ahlâk Bilgisi dersi müfredatı uygulamaya geçmiş, 1993’te bu program geliştirilmiş, 15 Mayıs 2001 tarihinde Adalet Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanı arasında imzalanan protokolle müfredat programı yeniden hazırlanmış ve 2002’den itibaren uygulamaya konmuştur. Ancak özellikle Özdemir’in belirttiği gibi bu hizmetlerde verim çok düşüktür ve hâlâ sistematik bir program sunulamamaktadır. Bu duruma mekândan protokole kadar birçok sebebin yol açtığı bilinmektedir ve buna karşı farklı teklifler meslektaşlarımızca sempozyumlarda10 ve seminerlerde dile getirilmektedir.

    Gerek kendi müşahedelerimiz ve gerekse meslektaşlarımızın hazırladığı raporlar cezaevlerinde din hizmetlerine büyük bir talebin olduğunu, ancak bu talebin bahsedilen eksiklikler sebebiyle karşılanamadığını ortaya koymaktadır. Bu eksikliklerin giderilmesi noktasında özellikle Başkanlığımızın son bir yıldır gösterdiği yoğun gayretler neticesinde cezaevi vâizi kadrolarının artırılmasına gidilmekte, seminerler düzenlenmektedir. Başkanlığın daha fazla kadro tahsis etmesi, seminerler düzenlemesi, yeni teklifler içeren çalışmaları, istişareli bir şekilde hazırlaması faaliyetleri olumlu seviyelere çekecektir. Bayan ve çocuk cezaevleri başlı başına ele alınması gereken alanlardır. Bunun yanında bütün koğuşlara takvim ve kütüphaneler için ilmî yayınların gönderilmesi açığı kapatmaya vesile olacaktır. Ancak çalışmalarda verimliliği engelleyen faktörler daha ziyade Adalet Bakanlığı’nın yapacağı düzenlemelere bağlıdır.

    Ülkemiz genelindeki cezaevlerinde verilen din hizmetleri 60 cezaevi vâizi ve görevlendirilen 350 din görevlisi ile devam etmektedir. Sunulan din hizmetleri koğuş sohbetleri, bire bir görüşmeler, Kur’ân-ı Kerîm öğrenme kursları, konferanslar, özel etkinlikler, kitap dağıtımı, konserler ve idarî izin olan yerlerde Cuma ve hatta vakit, teravih ve bayram namazlarının ifası şeklindedir. Bu hizmetler içinde en yoğun olanı koğuşlarda yapılan sohbetlerdir. Bu sohbetlerde mahkumlar kendilerine yapılan ziyaret sebebiyle memnun olmakta ve sohbetin önemli bir kısmı soru-cevap şeklinde geçmektedir. Kur’an öğrenmek için yapılan müracaatlar neticesinde idarî izinle açılan kurslara da büyük bir ilgi gösterilmektedir. Ayrıca Kutlu Doğum Haftası, Ramazan ayı gibi zamanlarda yapılan programlar sunulan din hizmetlerinde önemli bir fonksiyon icra etmektedir.


    *Vaiz, Ümraniye Müftülüğü



    DİPNOTLAR

    1. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, DİA, İstanbul, 1997, c. XVI, s. 54; Ali Bardakoğlu, “Ceza”, DİA, İstanbul, 1993, c. VII, s. 474.

    2. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, s. 54-55.

    3. Ömer Şen, Osmanlı’da Mahkûm Olmak: Avrupalılaşma Sürecinde Hapishaneler, Kapı Yayınları, İstanbul, 2007, s. 3, 17, 40-41, 68-84.

    4. Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev. M. Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, Ankara, 2006, s. 289-307.

    5. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, s. 61-62. Mahkumların dinî hakları hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Imam Muhammed Shirazi, The Rights of Prisoners According to Islamic Teachings, Fountain Boks, Washington, 2003. Bu çalışmadan beni haberdar eden eniştem Rıza Kurtuluş’a teşekkür ederim.

    6. Ömer Şen, Osmanlı’da Mahkûm Olmak, s. 60-63, 76-77, 112-114.

    7. Şuayip Özdemir, “Türkiye’de Cezaevlerinde Din Eğitimi Uygulamasının Geçirdiği Aşamalar”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, (2002), Sayı: 2, s. 65.

    8. Bu belgeyi temin eden Çengelköy Hamdulah Ağa Camii İmam-Hatibi, koleksiyonculuk ve sahaflık gayretleri olan dostum Davut Özgül Bey’e teşekkür ederim.

    9. Şuayip Özdemir, Cezaevlerinde Din Eğitimi, Arı Sanat Yayınevi, İstanbul, 2006; “Türkiye’de Cezaevlerinde Din Eğitimi Hakkında Bir Değerlendirme”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Türk Yurdu Yayınları, Ankara, 1999, s. 353-381; “Cezaevi Din Hizmetlerinin Yeterlilik Sorunu”, ‘Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Merkezi tarafından 4-5 Aralık 2003 tarihinde düzenlenen Hapishane Sempozyumunda sunulan tebliğ’, Hapishane Kitabı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005, s. 346-358; "Cezaevi Din Hizmetlerinin Temel Problemleri", 1. Din Hizmetleri Sempozyumu, 3-4 Kasım, Ankara, 2007, s. 123-133. Şuayip Özdemir, “Cezaevi Din Görevlileri ve Yöneticilerine Göre Cezaevlerinde Din Eğitimi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl:2, Sayı:4, 1-19, Ekim/Kasım/Aralık 2002.

    10. Talha Kaya, “Cezaevi Vaizliği”, 1. Din Hizmetleri Sempozyumu, 3-4 Kasım, Ankara, 2007, s. 156-163.


  3. 10.Eylül.2012, 01:45
    2
    Özel Üye



    PARMAKLIKLAR ARKASINDA DİN HİZMETİ: CEZAEVİ DİN HİZMETLERİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ

    Mustakim ARICI*

    Kendine has bir zaman algısı, ruh halleri, dili, ilişki tarzı ve kültürü olan hapis hayatı dilimizde yaygın olarak cezaevi, kale, tevkifhane, tutukevi, mahpus ve zindan kavramlarıyla bilinir. Hapis cezasının İslâm öncesi medeniyetlere kadar uzanan bir geçmişi vardır. Cezaevlerinin yaygınlaşıp kurumsallaşması çok daha sonraki dönemlerde olmuştur. İslâm öncesi Türklerde bedenî cezaların daha yaygın olduğu, ancak ağır hapis olarak zindana atma, orta ve hafif suçlar için ise kısa süreli hapis cezalarının bulunduğu kaynaklarda yer almaktadır. Cahiliye dönemi Hicaz-Arap toplumundaysa hapis uygulaması bilinmekle birlikte yaygın değildir.1

    Eski ve Yeni Ahid’de hapis hayatına dair çeşitli referanslar mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Musa ve bilhassa Hz. Yusuf dönemlerindeki Mısır anlatılırken hapis cezası uygulamalarına temas edilir (Şuarâ, 29; Yûsuf, 25, 32, 33, 35-36, 39, 41-42, 100).

    İslâm tarihinde Hz. Peygamber döneminde sınırlı sayıda da olsa bazı esir ve sanıkların dehliz gibi kapalı mekânlara hapsedildiği yönünde rivayetler vardır. Ayrıca Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemindeki bazı uygulamalar suçlular için özel bir hapishane yapımının caiz olup olmadığı tartışmalarını doğurmuştur. Ancak genişleyen İslâm coğrafyasında Emevîler döneminden itibaren hapis cezasının benimsendiği ve bahsedilen tartışmaların teorik kaldığı söylenmelidir.2 Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde ise örfî hukuk dahilinde özellikle siyasî suçlulara daha çok zindan ve kalebentlik cezaları uygulanırken, II. Mahmud döneminde çok yönlü Batılılaşma çabaları neticesinde hapishanelerin ıslahı medenî olmanın vazgeçilmez bir unsuru olarak ele alınmıştır. Konu 1856 tarihli Islahat Fermanı’na taşınmış ve devam eden süreçte Avrupa usulü cezaevlerinin yapımı gündeme gelmiştir. II. Abdülhamid döneminde bununla ilgili bir komisyon kurulmuş, ancak parasızlık ve tasarruf tedbirleri sebebiyle bahsedilen proje gerçekleşememiştir. Osmanlı hükümeti hapishanelerin ıslahı konusunda I. Dünya Savaşı yıllarında Alman uzman Dr. Pollitz’i görevlendirmiş, o da oldukça kapsamlı bir rapor hazırlamıştır. Ancak mağlubiyet neticesinde Alman uzmanların görevlerine son veren Osmanlı Devleti ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar hapishanelerin ıslahı projeleriyle uğraşmıştır.3

    Modern anlamdaki cezaevleri ise Batı medeniyetinin bir ürünü olarak Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki toplum-iktidar ilişkileri, Batı’nın Ortaçağ’dan gelen kendine has kasvetli toplum yapısı, Ortaçağların amansız hastalığı vebanın toplumsal etkileri ve Fransız İhtilali sonrası değişen siyasî yapılanma ve düşünceyi bilmeksizin bugünkü cezaevlerinin hukukî ve felsefî arka planını anlamak mümkün değildir. Michel Foucault’nun dediği gibi veba disiplinsel şemalara hayat vermiş, çok yönlü ayırımlara, bireyselleştirici dağıtımlara, denetim ve gözetimlerin örgütlenmesine ve iktidarın yoğunlaştırılmasına çağrıda bulunmuştur. Veba ve cüzzam gibi tecridi zorunlu kılan hastalıkların yaygınlaşması, sürekli gözetim altında tutmayı gerektiren yapıları ortaya çıkarmıştır. Bunun neticesinde XIX. yüzyılın başında çevrede halka halinde bir bina, merkezde o binadaki hücreleri gözetleyen bir kulenin olduğu tımarhane ve hapishaneler yapılmıştır.4 Bu mimarî yapılanmanın getirdiği birçok disiplin mekanizması daha XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa’da kanunnâmelere ve hatta kongrelere konu olmuştur.


    Başta fıkıh ve tarih kitapları olmak üzere klasik literatürde hapsin nasıl uygulanacağı, mahpusların ve infaz memurlarının hak ve ödevleri, hapishane ve idaresi gibi konulara temas edildiği görülür. Mahpuslara yeterli düzeyde giyinme, barınma ve beslenme hizmetleri verilmesi, hastalanmaları halinde tedavi edilmesi, yakınlarının ziyaretine izin verilmesi ve ibadet etmelerine imkân tanınması gibi temel insanî hakların sağlanmasına titizlik gösterilmesi bütün fakihlerce ifade edilir. Ayrıca bazı ıslah edici ve eğitici programlara katılmaları tavsiye edilmekte, hatta ibadetlerinin engellenmesi hak ihlali ve işkence kapsamında görülmektedir. Ancak cuma ve bayram namazı gibi toplu namazlar konusunda fakihler arasında farklı görüşler vardır.5

    Osmanlı dönemi hapishanelerindeki din hizmetleri ve mahkumların ibadetlerini yerine getirmeleriyle ilgili kayıtlar I. Meşrutiyet sonrasına rastlamaktadır. İslâm hukukunda mahkumların yukarıda sayılan haklara sahip olması ve Avrupa’daki hapishanelerde ıslaha yönelik çalışmaların bir parçasını rahiplerin oluşturması, cezaevlerinde verilen din hizmetlerinin arka planındaki sâiklerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir belge 1911 tarihinde Edirne Hapishanesi’nde muhtelif imalathanelerin yanında bir koğuşun mektebe çevrildiğini ve burada Türkçe, okuma-yazma, hesap, tarih ve coğrafyanın yanında din derslerinin de verildiğini göstermektedir. Edirne örneği 1916’da bir nizamnâme hazırlanmasını gündeme getirmiş, hapishanelerde ahlâkî ve dinî terbiye içeren derslerin verilmesi teklif edilmiş, ancak bu birkaç cezaevi hariç düşünceden öteye geçememiştir. Bir başka arşiv belgesinde imalathanelerde çalışan Müslüman mahkumların cuma ve bayram günleriyle kandil gecelerinde, gayri müslimlerin de kendi özel günlerinde tatil yapmalarına izin verildiği zikredilmektedir. 1916 tarihli Hapishaneler Nizamnâmesi ile standartlara uyan birkaç cezaevinde verilen din hizmetlerinden haberdarız. Sabah namazı ve öğle namazı için düzenlemeler yapılmış, çalışma bittikten sonra verilen üç saatlik istirahatta mahkumlara ikindi ve akşam namazlarını kılma hakkı tanınmış, akşam yemeği ve aradan sonra yatsıya kadar vaaz hizmetleri verilmiştir. Bir başka arşiv belgesi bu görevlerin zorunlu olduğunu beyan etmektedir. Dr. Pollitz’in raporunda ise hapishane personeli olarak görev yapan birimler sıralanırken din hizmetlerine de yer verilmiştir. Raporda mahkumların mensup olduğu dinlere göre imam, rahip, haham atanması ve bu kişilerin mahkumlara telkin ve nasihatlarda bulunması teklif edilmiştir.6


    Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilen cami dışı vaaz-irşad hizmetlerinde cezaevleriyle ilgili ilk olarak 1959 yılında dönemin adalet bakanı tarafından, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yazılan bir yazıda hükümlülerin manevî ıslahını temin edecek konferanslara ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Bu tarih ilgili araştırmalarda bir milat olarak verilmektedir.7 Ancak Osmanlı’dan gelen birikim sebebiyle bu tarihten önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geniş çaplı ve sistematik olmasa da bu alanda çalışmalar yapmış olması muhtemeldir. Ayrıca Başkanlığın hazırladığı bir belge bu kanıyı teyid ve ispat etmektedir. Bu belge Ahmet Hamdi Akseki’nin başkan olduğu dönemde, 1950 yılında kaleme alınarak Ankara’da basılmış olup "Cezaevlerinde Verilecek Vaazlar I" başlığını taşımaktadır.8 Diğerlerine ulaşamasak da bu yayının bir seri olarak düşünüldüğü açıktır. 1924-1947 yılları arasında müşavere heyeti azalığı, başkan yardımcılığı ve 1947-1951 arasında başkanlık görevlerini yürüten Ahmet Hamdi Akseki dönemi, neredeyse dinî bir yayının olmadığı düşünüldüğünde Başkanlığın ilmî eser telifi noktasında son derece önemlidir ve bu sırada cami dışı hizmetlere yönelik az sayıda eserin varlığı kayda değer bir durumdur.

    Daha sonraki yıllarda özellikle 1959’dan itibaren artan bir ivmeyle cezaevlerinde din hizmetleri noktasında önemli gelişmeler olmuştur. Bu konudaki araştırmaları ve doktora teziyle tanınan Prof. Dr. Şuayip Özdemir’in çalışmaları son elli yıllık birikimi içeren kıymetli bilgilere sahiptir. 9

    1981 yılında hazırlanan Din ve Ahlâk Bilgisi dersi müfredatı uygulamaya geçmiş, 1993’te bu program geliştirilmiş, 15 Mayıs 2001 tarihinde Adalet Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanı arasında imzalanan protokolle müfredat programı yeniden hazırlanmış ve 2002’den itibaren uygulamaya konmuştur. Ancak özellikle Özdemir’in belirttiği gibi bu hizmetlerde verim çok düşüktür ve hâlâ sistematik bir program sunulamamaktadır. Bu duruma mekândan protokole kadar birçok sebebin yol açtığı bilinmektedir ve buna karşı farklı teklifler meslektaşlarımızca sempozyumlarda10 ve seminerlerde dile getirilmektedir.

    Gerek kendi müşahedelerimiz ve gerekse meslektaşlarımızın hazırladığı raporlar cezaevlerinde din hizmetlerine büyük bir talebin olduğunu, ancak bu talebin bahsedilen eksiklikler sebebiyle karşılanamadığını ortaya koymaktadır. Bu eksikliklerin giderilmesi noktasında özellikle Başkanlığımızın son bir yıldır gösterdiği yoğun gayretler neticesinde cezaevi vâizi kadrolarının artırılmasına gidilmekte, seminerler düzenlenmektedir. Başkanlığın daha fazla kadro tahsis etmesi, seminerler düzenlemesi, yeni teklifler içeren çalışmaları, istişareli bir şekilde hazırlaması faaliyetleri olumlu seviyelere çekecektir. Bayan ve çocuk cezaevleri başlı başına ele alınması gereken alanlardır. Bunun yanında bütün koğuşlara takvim ve kütüphaneler için ilmî yayınların gönderilmesi açığı kapatmaya vesile olacaktır. Ancak çalışmalarda verimliliği engelleyen faktörler daha ziyade Adalet Bakanlığı’nın yapacağı düzenlemelere bağlıdır.

    Ülkemiz genelindeki cezaevlerinde verilen din hizmetleri 60 cezaevi vâizi ve görevlendirilen 350 din görevlisi ile devam etmektedir. Sunulan din hizmetleri koğuş sohbetleri, bire bir görüşmeler, Kur’ân-ı Kerîm öğrenme kursları, konferanslar, özel etkinlikler, kitap dağıtımı, konserler ve idarî izin olan yerlerde Cuma ve hatta vakit, teravih ve bayram namazlarının ifası şeklindedir. Bu hizmetler içinde en yoğun olanı koğuşlarda yapılan sohbetlerdir. Bu sohbetlerde mahkumlar kendilerine yapılan ziyaret sebebiyle memnun olmakta ve sohbetin önemli bir kısmı soru-cevap şeklinde geçmektedir. Kur’an öğrenmek için yapılan müracaatlar neticesinde idarî izinle açılan kurslara da büyük bir ilgi gösterilmektedir. Ayrıca Kutlu Doğum Haftası, Ramazan ayı gibi zamanlarda yapılan programlar sunulan din hizmetlerinde önemli bir fonksiyon icra etmektedir.


    *Vaiz, Ümraniye Müftülüğü



    DİPNOTLAR

    1. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, DİA, İstanbul, 1997, c. XVI, s. 54; Ali Bardakoğlu, “Ceza”, DİA, İstanbul, 1993, c. VII, s. 474.

    2. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, s. 54-55.

    3. Ömer Şen, Osmanlı’da Mahkûm Olmak: Avrupalılaşma Sürecinde Hapishaneler, Kapı Yayınları, İstanbul, 2007, s. 3, 17, 40-41, 68-84.

    4. Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev. M. Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, Ankara, 2006, s. 289-307.

    5. Ali Bardakoğlu, “Hapis”, s. 61-62. Mahkumların dinî hakları hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Imam Muhammed Shirazi, The Rights of Prisoners According to Islamic Teachings, Fountain Boks, Washington, 2003. Bu çalışmadan beni haberdar eden eniştem Rıza Kurtuluş’a teşekkür ederim.

    6. Ömer Şen, Osmanlı’da Mahkûm Olmak, s. 60-63, 76-77, 112-114.

    7. Şuayip Özdemir, “Türkiye’de Cezaevlerinde Din Eğitimi Uygulamasının Geçirdiği Aşamalar”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, (2002), Sayı: 2, s. 65.

    8. Bu belgeyi temin eden Çengelköy Hamdulah Ağa Camii İmam-Hatibi, koleksiyonculuk ve sahaflık gayretleri olan dostum Davut Özgül Bey’e teşekkür ederim.

    9. Şuayip Özdemir, Cezaevlerinde Din Eğitimi, Arı Sanat Yayınevi, İstanbul, 2006; “Türkiye’de Cezaevlerinde Din Eğitimi Hakkında Bir Değerlendirme”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Türk Yurdu Yayınları, Ankara, 1999, s. 353-381; “Cezaevi Din Hizmetlerinin Yeterlilik Sorunu”, ‘Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Merkezi tarafından 4-5 Aralık 2003 tarihinde düzenlenen Hapishane Sempozyumunda sunulan tebliğ’, Hapishane Kitabı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005, s. 346-358; "Cezaevi Din Hizmetlerinin Temel Problemleri", 1. Din Hizmetleri Sempozyumu, 3-4 Kasım, Ankara, 2007, s. 123-133. Şuayip Özdemir, “Cezaevi Din Görevlileri ve Yöneticilerine Göre Cezaevlerinde Din Eğitimi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl:2, Sayı:4, 1-19, Ekim/Kasım/Aralık 2002.

    10. Talha Kaya, “Cezaevi Vaizliği”, 1. Din Hizmetleri Sempozyumu, 3-4 Kasım, Ankara, 2007, s. 156-163.





+ Yorum Gönder