Konusunu Oylayın.: İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendirilmesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendirilmesi
  1. 06.Eylül.2012, 19:51
    1
    Misafir

    İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendirilmesi






    İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendirilmesi Mumsema İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendirilmesi


  2. 06.Eylül.2012, 19:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Eylül.2012, 03:36
    2
    Mucahid
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ağustos.2007
    Üye No: 2247
    Mesaj Sayısı: 503
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: İslâm Hukukunda Faiz Yoluyla Elde Edilen Gelirlerin Ekonomik Yönden Değerlendi




    İSLÂM HUKUKUNDA FAİZ YOLUYLA ELDE EDİLEN GELİRLERİN EKONOMİK YÖNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
    Prof. Dr. Osman ESKİCİOĞLU*


    Haksız iktisap veya gayr-i meşru gelir demek, meşru olmayan, yani İslâm’ın tasvip etmediği bir yolla sağlanan kazanç demektir. Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde fâiz, hırsızlık, gasp, kumar ve rüşvet gibi yollardan kazanç sağlamak gayr-i meşru kabul edilmiştir. Âyet ve hadislerde malı batıl yolla yemek, fâiz alıp vermek ve kumar oynamak gibi fiillerin yasaklanmasından maksat, adaleti gerçekleştirmek ve zulmü önlemektir1. Biz, bu makalemizde gayri meşru kazanç yollarından biri olan fâizi ekonomik yönden değerlendirip toplum’da ve ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları ve iş ahlâkı açısından topluma verdiği zararları araştırmaya çalışacağız.

    ÜRETİM YÖNÜNDEN

    İslâm hukukçularından Serahsî, Mebsût adlı eserinde Kitabü'l-Büyu' bölümünde “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin.” 2 âyetini yorumlarken meşru alış-verişlere el-bey', gayri meşru alış-verişlere ise er-riba-fâiz denildiğini ifade etmek üzere “Şeriatta ticaret, helâl olan bey' ile haram olan riba-fâiz olmak üzere iki kısma ayrılır”, demiştir3. Buna göre İslâm’da haram olan tüm alış-veriş muameleleri, hep fâizdir; başka bir ifade ile fâiz denilen şey, tüm haksız iktisaba ve gayri ahlâkî kazanca verilen bir addır

    Çünkü fâiz karşılığı bulunmayan fazlalık diye tarif edilmiştir.4

    Böylece fâiz, karşılığı bulunmayan bir fazlalık olarak tarif edilince sanki biyolojik bünyedeki kanser arızasını hatıra getirmektedir. Çünkü kanser biyolojik bünyede hücrelerin kural dinlemeden artıp çoğalmasından başka bir şey değildir. Zira fâiz dengeleri bozma ve zararlı olma bakımından ekonomik bünye için ne ise kanser de biyolojik bünye için odur diyebiliriz.

    Kur'ân-ı Kerîm’de “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz fâiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekât ise, işte bunu verenler, onu kat kat artıranlardır” 5, “Allah fâizin bereketini giderir, sadakaları (verilen malları) ise artırır”6 buyrularak, burada fâiz ile zekâtın zıt, ayrı şeyler olduğuna, fâizin üretime ters yönde bir etki yaptığına işaret edilmiştir. Çünkü fâiz, malın bereketini giderir, üretim yapacak kaynakları bitirir, sonunda sermayelerin batmasına sebep olur7.

    Bu âyetlerde Allah (c.c), fâizi sadakanın (zekâtın) zıddı olarak tavsif buyurmuştur. Fâizci kişi de ekonomik hayatta zekât veren kimsenin zıddına bir fonksiyon icra eder. Bu sebepten dolayı, Allah (c.c.) insanlar için zulüm olan fâizi haram kıldı; onlara iyilik ve ihsan olan zekât vermeyi emretti8. Bunun için zekâtın yani şer’î vergilerin ekonomik hayatta önemli bir yeri vardır. Meselâ ziraî vergiler, hasat zamanında alınacağı için, mevsimlerle ilgilidir. Ticarî vergiler ve diğerleri ise, ay takvimine göre alınacağından ve dağılacağından, aylık ve mevsimlik krizler belki bunların yardımı ile ortadan kalkacaktır.

    Küçük müteşebbis ve fakir açısından fâiz, sermayenin azalıp eksilmesi; zekât ise artıp çoğalmasıdır. Çünkü fâiz, fakirin sermayesinden alınır; zekât ise fakire verilen bir şeydir; yani bir artıdır. Her halde sermayeyi artırmak, azaltmaktan daha hayırlı bir iştir. Peygamberimiz (s.a.v.), fâizin daha ziyade servetin azalmasına sebep olan bir şey olduğunu ifade etmek üzere9 şöyle buyurur: “Malının ekserisi ribaya dayanan hiç bir kimse yoktur ki, onun işinin neticesi azlık ve fakirliğe müncer olmasın".10 “Fâizci kişinin kazancı üzerinden kırk sene geçmeden onun kazandıkları muhakkak mahvolur”11.

    Fâiz, üretim için bizzat çalışmaya iştirak etmeyen bir insan topluluğunun meydana gelmesine sebep olur.12 Fâiz, insanları gerçekten çalışıp kazanmaktan ve üretimle meşgul olmaktan alıkoyar. Fâizden geliri olan kimseler, sıkıntılara katlanarak çalışıp istihsal yapmazlar. Böylece üstün kabiliyetli, üretim sahasında büyük iş sahibi olabilecek becerikli şahsiyetler, faaliyetten uzak kalmış olurlar.13 Bu sebeple fâiz, üretimde maliyetlerin yükselmesine ve dolayısıyla enflasyona sebep olur. Fâiz, yatırımları kısar, yatırımların kısılması gizli işsizliği doğurur, bu gizli işsizlik de ekonomik krizlere sebep olabilir.

    TÜKETİM YÖNÜNDEN

    Üretim ile tüketim, tasarruf ile yatırım, arz ile talep arasında bir eşitlik bulunduğu zaman ekonominin istikrarlıdengeli olduğundan bahsedilir.14 Ancak gayri meşru yollar, ekonominin bu dengesini bozarak, gelir, gelir dağılımı ve millî gelir üzerinde etki yaparak olumsuz yönde ve bunların eksilmesine sebep olurlar. Millî gelirin azalması konusunda fâiz de aynı şeyi yapar. Çünkü millî gelirdeki artış, îmara, nüfus artışlarına, refah ve yedek mal stoklarına kaydırılacağı yerde fâize aktarılır. Böylece adı geçen yerlerdeki harcamalardan zorunlu olarak kısıtlama yapılmış olur. Bu ise ekonomide bir aksaklık, yavaşlama ve millî gelirde bir azalma meydana getirir.

    Fâiz bir kabiliyete göre değil de, sadece daha evvelki sermaye birikimine göre verildiğinden, tesadüfen birisinin elinde biriken bir sermaye, şahsın kendi kabiliyeti, bir yarışma ve becerisi olmaksızın artarken, diğerlerinin sermayesi azalır. Böylece fâiz, yalnız kendi sahasında değil, diğer bütün ekonomik hayattaki azami marjinal fayda yani son birim yararı dengesini de ortadan kaldırır.

    MÜBADELE YÖNÜNDEN

    Ekonomide mübadele, taraflardan birinin daha az ihtiyaç duyduğu şeyleri verip daha fazla arzu ettiği şeyleri almasıdır, diye tarif edilir.15 İslâm hukukçuları ise mübadeleyi (el-bey' alış verişi) iki tarafın, kendi rızaları ile talep edilen bir malı yine talep edilen bir mal ile değiştirmeleridir, şeklinde tarif ederler.16

    Mübadelede taraflar, kendi ihtiyaçları olan malı elde ettikleri için, her iki taraf kazanmış olur.17 Alıcı için istifade, satıcıdan almış olduğu mal üzerinden doğar; satıcının istifadesi ise, o mala harcadığı emek ve onu elde edip satıcıya arz etmek için sarf ettiği zekâ, beceri ve zamandan doğmaktadır. Fâizde ise veren ve alan açısından böyle bir karşılıklı faydalanma meydana gelmez ve böyle bir şey olmaz.18

    Mübadele alanında her türlü alış verişlerde ve ticarî akitlerde fâiz alıp vermek, gayr-i meşrudur. Fâizin meşru sayıldığı bir toplumda parası olmayanlar, fâizcilerin kendilerini sömürdüğünü gördükçe, sadece onlara düşman olmakla kalmazlar; doğrudan doğruya toplum düzenine düşman olurlar ve onu yıkmaya çalışırlar. Fâizin meşru sayıldığı bir yerde kimse kimseye fâizsiz borç vermez hale gelir. Fâizli ve teminatlı borç verme zorluğu dolayısıyla, toplumda sermaye akımı, tedavül hızı yavaşlar, bu yüzden de işsizlik ve krizler baş gösterebilir.

    Ticarî muameleler, üretici, tüketici ve tüccar arasında cereyan eden bir hadisedir.19 Fâiz ise, yalnız iki kişi arasında geçen bir olaydır. Birincisinde tüccar, üretici ile tüketiciyi buluşturma gibi bir hizmet yaparken ikincisinde yani fâizli muamelede ise böyle bir olay söz konusu değildir.

    Ticaret ile fâiz gerçekten ters bir işlem gerçekleştirmiş olurlar. Zira ticarette malın değeri artar, fâizde ise zimmet (ödenmesi gereken borç paranın miktarı) artar.

    Fâizli bir düzende iktisadî dengenin kurulması çok zordur. Bir taraftan ücret, fiyat ve kiralar durmadan artarken, diğer taraftan da borçlar sürekli olarak artmaya devam eder. Böylece kararsız bir denge ortaya çıkar. İşte bu suretle bey'in (mübadele ve ticaretin) hiçbir zaman fâize benzemediği görülmektedir.20

    Netice olarak, İslâm hukukunda haram kılınan fâiz muamelesini yani her türlü gayri meşru kazancı, ekonomik olarak incelemeye tabi tuttuğumuz zaman bunların, İslâm hukuku sistematiği içersinde düşünüldüğünde, gayri ahlâkî olduğu gibi, aynı zamanda ekonominin fayda ilkesine de ters düştükleri görülmektedir. Hatta fayda ilkesi değil, bütün sisteme zarar verdiği açık bir gerçek olarak ortaya çıkar. Onun için enflasyonsuz bir ortamda yüzde kaç olarak alınırsa alınsın bu fâizdir ve haramdır. Aslında ekonomik bünye biyolojik bünyeye benzediğinden girdilerle çıktılar arasından bir denge olacağından karşılıksız olan her şey tehlike çanlarının çalması demektir. İşte bu yüzden insan bedeni için kanser ne ise ekonomik bünye için fâiz odur, diyebiliriz.

    Fâizle zekât üretim açısından zıt şeyler olup ekonomik hayatta birisi yani zekât müspet rol oynarken diğeri yani fâiz ise menfi bir etki yapar. Zekât ile diğer vergiler, toplanıp ve dağılma zamanı ve yeri bakımından farklılık arz etmeleri sebebiyle, aylık ve mevsimlik krizlerin muhtemelen ortadan kalkmasına yardımcı olabilirler.

    İşte bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere fâiz, ekonomik sistemi durdurucu ve üretimi kısıtlayıcı bir rol oynarken; zekât ise çalıştırıcı ve kamçılayıcı bir etki yaptığı açıkça görülmektedir. Fâiz üretimde maliyet fiyatlarının yükselmesine, dolayısıyla enflasyona sebep olurken, mudarebe şirketine dayanan herhangi bir üretim ünitesi daha rasyonel çalışabilir. Fâiz birçok faydaları olan iç ve dış ticareti de engelleyebilir, döviz krizlerine sebep olabilir ve dış pazarlardaki ticarî itibarı düşürebilir. Böylece haksız iktisap adı verilen İslâm hukukundaki gayr-i meşru gelirlerin ve özellikle fâizin ekonomik yönden de birçok zararlara yol açtığı görülmektedir.
    *Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


    DİPNOTLAR
    1. İbn Teymiyye Ahmed b. Abdü'l-Halim b. Teymiyye, (v. 728/1327), es-Siyâsetü'ş-Şer'iyye Fî Islâhı'r Râî ve'r-Râıyye, (Talik: Muhammed Abdullah), Bağdat-T.Y. s. 159.
    2. Nisa 4/ 29.
    3. Serahsî, Mebsût, XII, 108.
    4. Serahsî, Mebsût, XII, 109.
    5. er-Rûm (30), 39.
    6. el-Bakara (2), 276.
    7. Bkz. İbn Kesîr, Ebû'l-fidâ İsmâîl b. Ömer el-Kureşî ed-Dımaşkî (v. 774 h.) Tefsîru'l-Kur'ânı'l-Azîm, Mısır-T.Y., I, 328; el-Beyzâvî, el-Kâzî Abdullah b. Ömer, (v. 685/1286), Envâru't-tenzil ve Esrâru't-te'vîl, Beyrut-T.Y., I, 268; Yazır Elmalılı Muhammed Hamdi (v. 1942), Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul-1935, I, 969.
    8. İbnü'l Kayyim Muhammed b. Ebû Bekr, (v. 751/1350), İ'lâmü'l-Muvakkıîn an Rabbi'l-Alemin, Kahire-1388-1968, II, 154, 155.
    9. Kureşî Enver îkbâl, Fâiz Nazariyesi ve İslâm, (çev: Salih Tuğ), İstanbul-1966, s. 57.
    10. İbn Mâce Ebû Abdillah Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî (207/820-275/888)', es-Sünen, II, 765, No: 2279.
    11. Ez-Zebîdî Zeynü'd Dîn Ahmed b. Abdü'l-Latîf (v. 893/1487) Tecrîd-i Sarih Tercümesi (çev: Ahmed Naim, Kamil Miras), Ankara-1961-1972, VI, 386.
    12. Ebû Zehra, Muhammed, İslam'da Sosyal Dayanışma, (çev: Ethem Ruhi Fığlalı, Osman Eskicioğlu), îstanbul-1969, s. 85.
    13. Yazır, a.g.e., I, 966, 967; Tecrîd-i Sarih, VI. 390.
    14. Bkz. Feridun Ergin, İktisat, s. 137; Ak İktisat Ans. I, 205; Yüksel Ülken, Fiyat Teorisi, I, 27.
    15. Kuyucak, a.g.e., s. 335.
    16. El-Kâsânî, a.g.e., V, 133; Kureşî, a.g.e., s. 95.
    17. Kuyucak, a.g.e., s. 335; Kureşî, a.g.e., s. 95.
    18. Kureşî, a.g.e., s. 95.
    19. Mahmûd Ebu's-Suûd. Hutûtun Reisiyyetün fi'l İktisadi'l-İslami, s. 25.
    20. El-Mevdûdî, er-Ribâ, s. 82.


  4. 08.Eylül.2012, 03:36
    2
    Devamlı Üye



    İSLÂM HUKUKUNDA FAİZ YOLUYLA ELDE EDİLEN GELİRLERİN EKONOMİK YÖNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
    Prof. Dr. Osman ESKİCİOĞLU*


    Haksız iktisap veya gayr-i meşru gelir demek, meşru olmayan, yani İslâm’ın tasvip etmediği bir yolla sağlanan kazanç demektir. Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde fâiz, hırsızlık, gasp, kumar ve rüşvet gibi yollardan kazanç sağlamak gayr-i meşru kabul edilmiştir. Âyet ve hadislerde malı batıl yolla yemek, fâiz alıp vermek ve kumar oynamak gibi fiillerin yasaklanmasından maksat, adaleti gerçekleştirmek ve zulmü önlemektir1. Biz, bu makalemizde gayri meşru kazanç yollarından biri olan fâizi ekonomik yönden değerlendirip toplum’da ve ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları ve iş ahlâkı açısından topluma verdiği zararları araştırmaya çalışacağız.

    ÜRETİM YÖNÜNDEN

    İslâm hukukçularından Serahsî, Mebsût adlı eserinde Kitabü'l-Büyu' bölümünde “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin.” 2 âyetini yorumlarken meşru alış-verişlere el-bey', gayri meşru alış-verişlere ise er-riba-fâiz denildiğini ifade etmek üzere “Şeriatta ticaret, helâl olan bey' ile haram olan riba-fâiz olmak üzere iki kısma ayrılır”, demiştir3. Buna göre İslâm’da haram olan tüm alış-veriş muameleleri, hep fâizdir; başka bir ifade ile fâiz denilen şey, tüm haksız iktisaba ve gayri ahlâkî kazanca verilen bir addır

    Çünkü fâiz karşılığı bulunmayan fazlalık diye tarif edilmiştir.4

    Böylece fâiz, karşılığı bulunmayan bir fazlalık olarak tarif edilince sanki biyolojik bünyedeki kanser arızasını hatıra getirmektedir. Çünkü kanser biyolojik bünyede hücrelerin kural dinlemeden artıp çoğalmasından başka bir şey değildir. Zira fâiz dengeleri bozma ve zararlı olma bakımından ekonomik bünye için ne ise kanser de biyolojik bünye için odur diyebiliriz.

    Kur'ân-ı Kerîm’de “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz fâiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekât ise, işte bunu verenler, onu kat kat artıranlardır” 5, “Allah fâizin bereketini giderir, sadakaları (verilen malları) ise artırır”6 buyrularak, burada fâiz ile zekâtın zıt, ayrı şeyler olduğuna, fâizin üretime ters yönde bir etki yaptığına işaret edilmiştir. Çünkü fâiz, malın bereketini giderir, üretim yapacak kaynakları bitirir, sonunda sermayelerin batmasına sebep olur7.

    Bu âyetlerde Allah (c.c), fâizi sadakanın (zekâtın) zıddı olarak tavsif buyurmuştur. Fâizci kişi de ekonomik hayatta zekât veren kimsenin zıddına bir fonksiyon icra eder. Bu sebepten dolayı, Allah (c.c.) insanlar için zulüm olan fâizi haram kıldı; onlara iyilik ve ihsan olan zekât vermeyi emretti8. Bunun için zekâtın yani şer’î vergilerin ekonomik hayatta önemli bir yeri vardır. Meselâ ziraî vergiler, hasat zamanında alınacağı için, mevsimlerle ilgilidir. Ticarî vergiler ve diğerleri ise, ay takvimine göre alınacağından ve dağılacağından, aylık ve mevsimlik krizler belki bunların yardımı ile ortadan kalkacaktır.

    Küçük müteşebbis ve fakir açısından fâiz, sermayenin azalıp eksilmesi; zekât ise artıp çoğalmasıdır. Çünkü fâiz, fakirin sermayesinden alınır; zekât ise fakire verilen bir şeydir; yani bir artıdır. Her halde sermayeyi artırmak, azaltmaktan daha hayırlı bir iştir. Peygamberimiz (s.a.v.), fâizin daha ziyade servetin azalmasına sebep olan bir şey olduğunu ifade etmek üzere9 şöyle buyurur: “Malının ekserisi ribaya dayanan hiç bir kimse yoktur ki, onun işinin neticesi azlık ve fakirliğe müncer olmasın".10 “Fâizci kişinin kazancı üzerinden kırk sene geçmeden onun kazandıkları muhakkak mahvolur”11.

    Fâiz, üretim için bizzat çalışmaya iştirak etmeyen bir insan topluluğunun meydana gelmesine sebep olur.12 Fâiz, insanları gerçekten çalışıp kazanmaktan ve üretimle meşgul olmaktan alıkoyar. Fâizden geliri olan kimseler, sıkıntılara katlanarak çalışıp istihsal yapmazlar. Böylece üstün kabiliyetli, üretim sahasında büyük iş sahibi olabilecek becerikli şahsiyetler, faaliyetten uzak kalmış olurlar.13 Bu sebeple fâiz, üretimde maliyetlerin yükselmesine ve dolayısıyla enflasyona sebep olur. Fâiz, yatırımları kısar, yatırımların kısılması gizli işsizliği doğurur, bu gizli işsizlik de ekonomik krizlere sebep olabilir.

    TÜKETİM YÖNÜNDEN

    Üretim ile tüketim, tasarruf ile yatırım, arz ile talep arasında bir eşitlik bulunduğu zaman ekonominin istikrarlıdengeli olduğundan bahsedilir.14 Ancak gayri meşru yollar, ekonominin bu dengesini bozarak, gelir, gelir dağılımı ve millî gelir üzerinde etki yaparak olumsuz yönde ve bunların eksilmesine sebep olurlar. Millî gelirin azalması konusunda fâiz de aynı şeyi yapar. Çünkü millî gelirdeki artış, îmara, nüfus artışlarına, refah ve yedek mal stoklarına kaydırılacağı yerde fâize aktarılır. Böylece adı geçen yerlerdeki harcamalardan zorunlu olarak kısıtlama yapılmış olur. Bu ise ekonomide bir aksaklık, yavaşlama ve millî gelirde bir azalma meydana getirir.

    Fâiz bir kabiliyete göre değil de, sadece daha evvelki sermaye birikimine göre verildiğinden, tesadüfen birisinin elinde biriken bir sermaye, şahsın kendi kabiliyeti, bir yarışma ve becerisi olmaksızın artarken, diğerlerinin sermayesi azalır. Böylece fâiz, yalnız kendi sahasında değil, diğer bütün ekonomik hayattaki azami marjinal fayda yani son birim yararı dengesini de ortadan kaldırır.

    MÜBADELE YÖNÜNDEN

    Ekonomide mübadele, taraflardan birinin daha az ihtiyaç duyduğu şeyleri verip daha fazla arzu ettiği şeyleri almasıdır, diye tarif edilir.15 İslâm hukukçuları ise mübadeleyi (el-bey' alış verişi) iki tarafın, kendi rızaları ile talep edilen bir malı yine talep edilen bir mal ile değiştirmeleridir, şeklinde tarif ederler.16

    Mübadelede taraflar, kendi ihtiyaçları olan malı elde ettikleri için, her iki taraf kazanmış olur.17 Alıcı için istifade, satıcıdan almış olduğu mal üzerinden doğar; satıcının istifadesi ise, o mala harcadığı emek ve onu elde edip satıcıya arz etmek için sarf ettiği zekâ, beceri ve zamandan doğmaktadır. Fâizde ise veren ve alan açısından böyle bir karşılıklı faydalanma meydana gelmez ve böyle bir şey olmaz.18

    Mübadele alanında her türlü alış verişlerde ve ticarî akitlerde fâiz alıp vermek, gayr-i meşrudur. Fâizin meşru sayıldığı bir toplumda parası olmayanlar, fâizcilerin kendilerini sömürdüğünü gördükçe, sadece onlara düşman olmakla kalmazlar; doğrudan doğruya toplum düzenine düşman olurlar ve onu yıkmaya çalışırlar. Fâizin meşru sayıldığı bir yerde kimse kimseye fâizsiz borç vermez hale gelir. Fâizli ve teminatlı borç verme zorluğu dolayısıyla, toplumda sermaye akımı, tedavül hızı yavaşlar, bu yüzden de işsizlik ve krizler baş gösterebilir.

    Ticarî muameleler, üretici, tüketici ve tüccar arasında cereyan eden bir hadisedir.19 Fâiz ise, yalnız iki kişi arasında geçen bir olaydır. Birincisinde tüccar, üretici ile tüketiciyi buluşturma gibi bir hizmet yaparken ikincisinde yani fâizli muamelede ise böyle bir olay söz konusu değildir.

    Ticaret ile fâiz gerçekten ters bir işlem gerçekleştirmiş olurlar. Zira ticarette malın değeri artar, fâizde ise zimmet (ödenmesi gereken borç paranın miktarı) artar.

    Fâizli bir düzende iktisadî dengenin kurulması çok zordur. Bir taraftan ücret, fiyat ve kiralar durmadan artarken, diğer taraftan da borçlar sürekli olarak artmaya devam eder. Böylece kararsız bir denge ortaya çıkar. İşte bu suretle bey'in (mübadele ve ticaretin) hiçbir zaman fâize benzemediği görülmektedir.20

    Netice olarak, İslâm hukukunda haram kılınan fâiz muamelesini yani her türlü gayri meşru kazancı, ekonomik olarak incelemeye tabi tuttuğumuz zaman bunların, İslâm hukuku sistematiği içersinde düşünüldüğünde, gayri ahlâkî olduğu gibi, aynı zamanda ekonominin fayda ilkesine de ters düştükleri görülmektedir. Hatta fayda ilkesi değil, bütün sisteme zarar verdiği açık bir gerçek olarak ortaya çıkar. Onun için enflasyonsuz bir ortamda yüzde kaç olarak alınırsa alınsın bu fâizdir ve haramdır. Aslında ekonomik bünye biyolojik bünyeye benzediğinden girdilerle çıktılar arasından bir denge olacağından karşılıksız olan her şey tehlike çanlarının çalması demektir. İşte bu yüzden insan bedeni için kanser ne ise ekonomik bünye için fâiz odur, diyebiliriz.

    Fâizle zekât üretim açısından zıt şeyler olup ekonomik hayatta birisi yani zekât müspet rol oynarken diğeri yani fâiz ise menfi bir etki yapar. Zekât ile diğer vergiler, toplanıp ve dağılma zamanı ve yeri bakımından farklılık arz etmeleri sebebiyle, aylık ve mevsimlik krizlerin muhtemelen ortadan kalkmasına yardımcı olabilirler.

    İşte bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere fâiz, ekonomik sistemi durdurucu ve üretimi kısıtlayıcı bir rol oynarken; zekât ise çalıştırıcı ve kamçılayıcı bir etki yaptığı açıkça görülmektedir. Fâiz üretimde maliyet fiyatlarının yükselmesine, dolayısıyla enflasyona sebep olurken, mudarebe şirketine dayanan herhangi bir üretim ünitesi daha rasyonel çalışabilir. Fâiz birçok faydaları olan iç ve dış ticareti de engelleyebilir, döviz krizlerine sebep olabilir ve dış pazarlardaki ticarî itibarı düşürebilir. Böylece haksız iktisap adı verilen İslâm hukukundaki gayr-i meşru gelirlerin ve özellikle fâizin ekonomik yönden de birçok zararlara yol açtığı görülmektedir.
    *Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


    DİPNOTLAR
    1. İbn Teymiyye Ahmed b. Abdü'l-Halim b. Teymiyye, (v. 728/1327), es-Siyâsetü'ş-Şer'iyye Fî Islâhı'r Râî ve'r-Râıyye, (Talik: Muhammed Abdullah), Bağdat-T.Y. s. 159.
    2. Nisa 4/ 29.
    3. Serahsî, Mebsût, XII, 108.
    4. Serahsî, Mebsût, XII, 109.
    5. er-Rûm (30), 39.
    6. el-Bakara (2), 276.
    7. Bkz. İbn Kesîr, Ebû'l-fidâ İsmâîl b. Ömer el-Kureşî ed-Dımaşkî (v. 774 h.) Tefsîru'l-Kur'ânı'l-Azîm, Mısır-T.Y., I, 328; el-Beyzâvî, el-Kâzî Abdullah b. Ömer, (v. 685/1286), Envâru't-tenzil ve Esrâru't-te'vîl, Beyrut-T.Y., I, 268; Yazır Elmalılı Muhammed Hamdi (v. 1942), Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul-1935, I, 969.
    8. İbnü'l Kayyim Muhammed b. Ebû Bekr, (v. 751/1350), İ'lâmü'l-Muvakkıîn an Rabbi'l-Alemin, Kahire-1388-1968, II, 154, 155.
    9. Kureşî Enver îkbâl, Fâiz Nazariyesi ve İslâm, (çev: Salih Tuğ), İstanbul-1966, s. 57.
    10. İbn Mâce Ebû Abdillah Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî (207/820-275/888)', es-Sünen, II, 765, No: 2279.
    11. Ez-Zebîdî Zeynü'd Dîn Ahmed b. Abdü'l-Latîf (v. 893/1487) Tecrîd-i Sarih Tercümesi (çev: Ahmed Naim, Kamil Miras), Ankara-1961-1972, VI, 386.
    12. Ebû Zehra, Muhammed, İslam'da Sosyal Dayanışma, (çev: Ethem Ruhi Fığlalı, Osman Eskicioğlu), îstanbul-1969, s. 85.
    13. Yazır, a.g.e., I, 966, 967; Tecrîd-i Sarih, VI. 390.
    14. Bkz. Feridun Ergin, İktisat, s. 137; Ak İktisat Ans. I, 205; Yüksel Ülken, Fiyat Teorisi, I, 27.
    15. Kuyucak, a.g.e., s. 335.
    16. El-Kâsânî, a.g.e., V, 133; Kureşî, a.g.e., s. 95.
    17. Kuyucak, a.g.e., s. 335; Kureşî, a.g.e., s. 95.
    18. Kureşî, a.g.e., s. 95.
    19. Mahmûd Ebu's-Suûd. Hutûtun Reisiyyetün fi'l İktisadi'l-İslami, s. 25.
    20. El-Mevdûdî, er-Ribâ, s. 82.





+ Yorum Gönder