Konusunu Oylayın.: Fetvâ Mecmualarında İş Ahlâkına Dair Fetvâlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Fetvâ Mecmualarında İş Ahlâkına Dair Fetvâlar
  1. 06.Eylül.2012, 19:51
    1
    Misafir

    Fetvâ Mecmualarında İş Ahlâkına Dair Fetvâlar

  2. 08.Eylül.2012, 03:34
    2
    Mucahid
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ağustos.2007
    Üye No: 2247
    Mesaj Sayısı: 503
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: Fetvâ Mecmualarında İş Ahlâkına Dair Fetvâlar




    FETVÂ MECMUALARINDA İŞ AHLÂKINA DAİR FETVÂLAR
    Dr. Emine ARSLAN*


    Fetvâ mecmuâlarının çoğu fıkıh kitaplarının sistematiğinde oluşturulmuştur. Yani fetvâlar, fıkhın temel konularına göre isimlendirilen kitâbbâb- fasıl başlıkları altına yerleştirilmiştir. Böylece belli konulardaki fetvâların tespiti daha kolay hale gelmektedir. Ticaretle ilgili fetvâlar mecmuâlarda "kitâbü’l-bey‘, kitâbü’l-kefâle, kitâbü’l-havâle, kitâbü’l-mudârebe, kitâbü’l-icârât, kitâbü’l-me‘zûn, kitâbü’l-müzâra‘a, kitâbü’r-rehn, kitâbü’ş-şirke, kitâbü’l-vekâle ve kitâbü’l-kerâhe" gibi bölümlerde bulunmaktadır. Bu başlıklar altında, taraflarda bulunması gereken niteliklerden akdin kuruluşuna, tazmin yükümlülüğünün kime ait olduğundan akdin hangi durumlarda feshedileceğine kadar pek çok konu işlenmektedir. Biz bu yazımızda daha ziyade ticarî muamelelerin iş ahlâkı boyutuna dair olan bazı fetvâlara yer vereceğiz.

    Yapılan iş akdinin şartlarına uymayan tarafın yükümlülüğü ve mağdur tarafın haklarına dair Behcetül’l-fetâvâ’da yer alan bir fetvâda, bir kişinin kumaşını boyaması için boyacıya verdiği ancak boyacının bu işlemi olması gereken nitelikte yapmadığı için malın sahibine, kumaşın boyanmamış halinin ücretini tazmin etmesi gerektiği belirtilerek tazmin sorumluluğuna dikkat çekilmektedir:

    “Zeyd şu kadar beyaz bezini boyacı olan Amr’a ücretle boyamak içün verdikten sonra Amr bezi kalb boyamakla bezlerin kıymetlerine noksan terettüb eylese Zeyd bezleri almayub beyâzan kıymetlerini Amr’a tazmine kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”1

    Akitlerde asıl olan anlaşma sırasında mutabakata varılan şartlardır. Ancak maruf olan hususlarda akitte sarâhat aranmaksızın örfün tayin ettiği şartlar geçerli kabul edilir. Bu örf aynı mahallî çevrede ticaret erbâbı arasında yaygın olan örftür. Bu meyanda Fetâvâ-yı Kâdıhân’da hizmet akdinin süresi hakkında yer alan açıklama şu şekildedir:

    “Bir adam kendisi için çalışmak üzere bir günlüğüne bir işçi tutsa, işçinin çalışacağı “gün”ün başı ve sonunun örfe göre belirleneceği söylenmiştir. Bu durumda örfe göre güneşin doğumundan ikindi vaktine kadar çalışılıyorsa işçi buna göre çalışır. Eğer örfte, güneşin doğumundan batımına kadar çalışılıyorsa bu dikkate alınır. Ancak örf müşterekse “gün” kelimesinin anlamı itibara alınarak, ücretli işçinin güneşin doğumundan batımına kadar çalışması gerekir.”2

    Alış veriş akdinin önemli unsurlarından biri tarafların doğru bilgilendirilmesidir. Bir ticaret malının alım satımı sırasında satıcının, alıcıyı ikna etmek için, “Bu malı şu fiyata aldım, onun için sana bu fiyata satıyorum" şeklinde açıklama yaptığı durumlarda yalan söyleyerek müşteriyi malın alış fiyatı hakkında kandırması câiz değildir. Osmanlı şeyhülislâmlarından Çivizâde Mehmed Muhyiddin Efendi, böyle davranan bir tüccarın günahkâr olduğunu belirttiği fetvâsında, “Zeyd-i tâcir bey‘ u şirâ ettiği metâ‘ı, aldığı şirâdan ziyâde bahâ tayin etmek âdeti olsa bu mertebe kizb ile bey‘ u şirâ eden Zeyd’e şer‘an ne lâzım gelir? el- Cevâb: Aldığından ziyâdeye aldım deyû kizb ederse âsim olur, tevbe ve istiğfâr lâzım olur”3 der.

    Ticarette bir işlem yapabilmek için kanunen hak sahibi olmak kazancın helâl olması için her zaman yeterli değildir. Bilakis işin din boyutunda da helâl olması gerekmektedir. Şeyhülİslâm Çatalcalı Ali Efendi verdiği bir fetvâda müşterek malda ortaklarının izni olmaksızın kendi adına kazanç sağlayıcı tasarrufta bulunan kişinin kazancının kazâen olmasa da diyâneten, yani Allah katında kendisine helâl olmadığını belirtmektedir:

    “Zeyd karındaşları Amr ve Bekir ile ale’l-iştirâk mâlik olduğu katırı Amr ve Bekir’in izinlerinsiz bir müddet îcâr idüb ücretini alsa Amr ve Bekir 'ücret-i merkûmeden hissemizi ver' diyu Zeyd’e cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar, lâkin Zeyd’e dahî tayyib olmaz.”4

    Bir konuda akit yapıldıktan sonra haksız olarak taleplerde bulunulamaz. Bu sebeple, vadeli olarak yapılan bir alışverişte anlaşma yapılıp mal teslim edildikten sonra ödeme zamanı geldiğinde mal, satış anındaki fiyatına göre çok değer kazanırsa, satıcı malın ödeme zamanındaki fiyatını alıcıdan talep edemez. Böyle bir isteğin yerine getirilmesi vadeli alım satımlarda garar, yani bilinmezlik unsurunu ve haksız kazancı ortaya çıkarır ki bu da İslâm hukukunda kabul edilemez bir durumdur. Bu bağlamda vadeli olarak buğday alım satımı hakkında Netîcetü’l-fetâvâ’da yer alan bir fetvâ şu şekildedir:

    Zeyd şu kadar keyl buğdayını her keyli birer kuruşa olmak üzere Amr’a ecel-i ma‘lûm ile bey‘ ve teslîm, Amr dahî istihlâk ettikten sonra ecel hulûlünde buğdayın keyli ikişer kuruşa bey‘ olunur olsa, halen Amr semen-i müsemmâyı Zeyd’e verir iken Zeyd râzı olmayub 'hâlen buğdayın keyli ikişer kuruşa bey‘ olunmağla sen dahî her keyli mukabelesinde ikişer kuruş ver yâhud ol kadar keyl buğdayı ver' diyû Amr’a cebre kâdir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.” 5

    İvazlı akitlerde olduğu gibi karz akdinde de borcun, borç alındığı zamanki değerine uygun olarak ödenmesi gerekir. Bu konuda borçlunun alacaklı tarafından mağdur edilmesi câiz değildir. Ödeme araçlarının tedâvülden kalkması durumunda değeri şartlara göre en az değişen enstrümanlar üzerinden ödemenin yapılması talep edilebilir, haksız olarak daha fazla kazanç sağlanamaz. Çatalcalı Ali Efendi, değeri düşük akçe râyiç iken borç veren kişinin, bu paranın harcanmasından sonra, ödeme zamanı geldiğinde, düşük akçenin tedâvülden kalkıp daha değerli olan ceyyid akçenin kullanıma girmesi sebebiyle borçludan düşük akçe miktarında ceyyid akçe talep edemeyeceğini belirtir. Ali Efendi, yapılması gerekenin düşük değerli akçenin altın üzerinden kıymetine göre borcun ödenmesi olduğunu söyler.

    “Zuyûf akçe râyic iken Zeyd, Amr’dan şu kadar zuyûf akçe karz alub mesârifine sarf ettikten sonra zuyûf akçe kâsid olsa Zeyd ol akçenin yevm-i kabzda altundan kıymetini Amr’a verirken Amr almayub zuyûf adedince ceyyid akçe almağa kâdir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.”6

    Ticârî işlemlerde taraflar anlaşmanın şartlarını yerine getirip mal ve ücret teslim edildikten sonra malda meydana gelen noksanlıklar akdin sıhhatine tabi olarak tesir etmez ve haksız olarak alıcının, zararını tazmin ettirmek için satıcıya müracaat hakkı yoktur.

    Bu kadar açık meselelerde bile cebrî uygulamalara gidildiğine Netîcetü’l-fetâvâ’da kahve alım satımıyla ilgili bir fetvâ örnek niteliğindedir.

    “Zeyd şu kadar vukiyye kuru kahvesini Amr’a semen-i malûma bey‘ ve teslîm ve kabz-ı semen ettikten sonra havaya hararet ârıza olmağla kahveye vezn cihetinden noksan târî olmağla semen-i müsemmânın şu kadarını bana reddeyle diyû Zeyd’e cebre kadir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.” 7

    Fıkıhta satım akdinde muğlaklığın bulunmaması ve iki tarafın da rızasının varlığı asıldır. Bu sebeple mal görülmeden alım satım işlemi yapıldıysa, alıcı malı görünce beğenmediği takdirde akdi feshedebilir. Buna "görme muhayyerliği" denir. Âmâ kimseler için ise görme, malın vasıflarının kendisine anlatılması ile gerçekleşir. Bu hakkın kullanılması engellenemez. Netîcetü’lfetâvâ’da bu konu hakkındaki bir fetvâ şu şekildedir:

    “Zeyd-i âmâ Amr’ın mülk menzilini kendûye vasf olunmadan iştirâ eylese Zeyd, menzil-i mezbûr vasf olundukta beğenmeyicek hıyâr-ı ru’yet ile bey‘i feshe kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”8

    Satım akdinde yer alan muhayyerlik haklarından bir diğeri de "ayıp muhayyerliği"dir. Satıştan önce var olduğu tespit edilen ayıp sebebiyle müşteri malı iade edebilir. Ancak malın bir kısmının tüketildiği, geri kalan kısmında ise ayb-ı kadîmi, yani almadan önce var olan bir aybı olduğu ortaya çıktığı takdirde müşterinin hakkının ne olduğu konusunda Fetâvâyı Feyziyye’de yer alan bir fetvâ açıklayıcı niteliktedir. Buna göre tüketilen kısmın ücreti verilerek geri kalan satıcıya iade edilir:

    “Zeyd şu kadar kantar palamudunu Amr’a semen-i ma‘lûma bey‘ ve teslîm idüb, Amr palamudun bir mikdarını istihlâk ettikten sonra palamudun bâkîsinin reddini îcâb eder ayb-ı kadîmi olduğu şer‘an sâbit olsa Amr palamudun bâkîsini hıyâr-ı ayb ile semeninden hissesiyle Zeyd’e redde kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”9

    İş dünyasında haksız kazanç yollarından biri de tekel oluşturulmasıdır. Bu, hizmet üretiminde, mal alım satımında başkasına imkân tanımama gibi hususlarda gerçekleşebilir. Mal alım ve satımında tekel oluşturulmasının câiz olmadığına misâl olmak üzere mecmualarda yer alan iki fetvâ şu şekildedir:

    “Zeyd bir metâını dilediği kimselere bey‘ etmek istedikte bazı kimse 'ol metâın bey‘i bize mahsustur, âhara bey‘a râzı olmazız bize bey‘ eyle' diyû Zeyde cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar.”10

    “Keserci tâifesinden Zeyd murâd ettiği kimselerden teymur [demir] iştirâ etmek istedikde bazı kimseler, âhardan iştirâ ettiğine râzı olmazız bizden iştirâ eyle' diyû Zeyde cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar.”11

    Bu yazımızda tarafların hak ve yükümlülüklerine dair az da olsa ipucu verildiğini düşünerek bu kadar örnekle iktifa edeceğiz. Oysa fetvâ mecmualarında, iktisadî konularda yukarıda ele aldığımız meselelerden başka pek çok mevzuda fetvâ bulunmaktadır. İslâm iktisat düşüncesi hakkında daha fazla bilgi almak isteyenlerin söz konusu eserlerin ilgili bölümlerine müracaat etmeleri gerekmektedir.
    *Vaiz, İstanbul Müftülüğü


    DİPNOTLAR
    1. Behcetül’l-fetâvâ, s. 476-477.
    2. Kâdıhân, el-Fetâvâ, II, 325.
    3. Boyabâdî, Mecmûatü’l-fetâvâ, Süleymaniye Şehid Ali Paşa, nr. 1067, vr. 415b’den naklen Aydın, Ahmet, Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi’nin Fıkhî Görüşleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006, s. 203.
    4. Fetâvâ-yı Ali Efendi, I, 196.
    5. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 249.
    6. Fetâvâ-yı Ali Efendi, I, 330.
    7. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 227.
    8. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 257.
    9. Fetâvâ-yı Feyziyye, s. 259.
    10. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 229.
    11. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 230.


  3. 08.Eylül.2012, 03:34
    2
    Devamlı Üye



    FETVÂ MECMUALARINDA İŞ AHLÂKINA DAİR FETVÂLAR
    Dr. Emine ARSLAN*


    Fetvâ mecmuâlarının çoğu fıkıh kitaplarının sistematiğinde oluşturulmuştur. Yani fetvâlar, fıkhın temel konularına göre isimlendirilen kitâbbâb- fasıl başlıkları altına yerleştirilmiştir. Böylece belli konulardaki fetvâların tespiti daha kolay hale gelmektedir. Ticaretle ilgili fetvâlar mecmuâlarda "kitâbü’l-bey‘, kitâbü’l-kefâle, kitâbü’l-havâle, kitâbü’l-mudârebe, kitâbü’l-icârât, kitâbü’l-me‘zûn, kitâbü’l-müzâra‘a, kitâbü’r-rehn, kitâbü’ş-şirke, kitâbü’l-vekâle ve kitâbü’l-kerâhe" gibi bölümlerde bulunmaktadır. Bu başlıklar altında, taraflarda bulunması gereken niteliklerden akdin kuruluşuna, tazmin yükümlülüğünün kime ait olduğundan akdin hangi durumlarda feshedileceğine kadar pek çok konu işlenmektedir. Biz bu yazımızda daha ziyade ticarî muamelelerin iş ahlâkı boyutuna dair olan bazı fetvâlara yer vereceğiz.

    Yapılan iş akdinin şartlarına uymayan tarafın yükümlülüğü ve mağdur tarafın haklarına dair Behcetül’l-fetâvâ’da yer alan bir fetvâda, bir kişinin kumaşını boyaması için boyacıya verdiği ancak boyacının bu işlemi olması gereken nitelikte yapmadığı için malın sahibine, kumaşın boyanmamış halinin ücretini tazmin etmesi gerektiği belirtilerek tazmin sorumluluğuna dikkat çekilmektedir:

    “Zeyd şu kadar beyaz bezini boyacı olan Amr’a ücretle boyamak içün verdikten sonra Amr bezi kalb boyamakla bezlerin kıymetlerine noksan terettüb eylese Zeyd bezleri almayub beyâzan kıymetlerini Amr’a tazmine kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”1

    Akitlerde asıl olan anlaşma sırasında mutabakata varılan şartlardır. Ancak maruf olan hususlarda akitte sarâhat aranmaksızın örfün tayin ettiği şartlar geçerli kabul edilir. Bu örf aynı mahallî çevrede ticaret erbâbı arasında yaygın olan örftür. Bu meyanda Fetâvâ-yı Kâdıhân’da hizmet akdinin süresi hakkında yer alan açıklama şu şekildedir:

    “Bir adam kendisi için çalışmak üzere bir günlüğüne bir işçi tutsa, işçinin çalışacağı “gün”ün başı ve sonunun örfe göre belirleneceği söylenmiştir. Bu durumda örfe göre güneşin doğumundan ikindi vaktine kadar çalışılıyorsa işçi buna göre çalışır. Eğer örfte, güneşin doğumundan batımına kadar çalışılıyorsa bu dikkate alınır. Ancak örf müşterekse “gün” kelimesinin anlamı itibara alınarak, ücretli işçinin güneşin doğumundan batımına kadar çalışması gerekir.”2

    Alış veriş akdinin önemli unsurlarından biri tarafların doğru bilgilendirilmesidir. Bir ticaret malının alım satımı sırasında satıcının, alıcıyı ikna etmek için, “Bu malı şu fiyata aldım, onun için sana bu fiyata satıyorum" şeklinde açıklama yaptığı durumlarda yalan söyleyerek müşteriyi malın alış fiyatı hakkında kandırması câiz değildir. Osmanlı şeyhülislâmlarından Çivizâde Mehmed Muhyiddin Efendi, böyle davranan bir tüccarın günahkâr olduğunu belirttiği fetvâsında, “Zeyd-i tâcir bey‘ u şirâ ettiği metâ‘ı, aldığı şirâdan ziyâde bahâ tayin etmek âdeti olsa bu mertebe kizb ile bey‘ u şirâ eden Zeyd’e şer‘an ne lâzım gelir? el- Cevâb: Aldığından ziyâdeye aldım deyû kizb ederse âsim olur, tevbe ve istiğfâr lâzım olur”3 der.

    Ticarette bir işlem yapabilmek için kanunen hak sahibi olmak kazancın helâl olması için her zaman yeterli değildir. Bilakis işin din boyutunda da helâl olması gerekmektedir. Şeyhülİslâm Çatalcalı Ali Efendi verdiği bir fetvâda müşterek malda ortaklarının izni olmaksızın kendi adına kazanç sağlayıcı tasarrufta bulunan kişinin kazancının kazâen olmasa da diyâneten, yani Allah katında kendisine helâl olmadığını belirtmektedir:

    “Zeyd karındaşları Amr ve Bekir ile ale’l-iştirâk mâlik olduğu katırı Amr ve Bekir’in izinlerinsiz bir müddet îcâr idüb ücretini alsa Amr ve Bekir 'ücret-i merkûmeden hissemizi ver' diyu Zeyd’e cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar, lâkin Zeyd’e dahî tayyib olmaz.”4

    Bir konuda akit yapıldıktan sonra haksız olarak taleplerde bulunulamaz. Bu sebeple, vadeli olarak yapılan bir alışverişte anlaşma yapılıp mal teslim edildikten sonra ödeme zamanı geldiğinde mal, satış anındaki fiyatına göre çok değer kazanırsa, satıcı malın ödeme zamanındaki fiyatını alıcıdan talep edemez. Böyle bir isteğin yerine getirilmesi vadeli alım satımlarda garar, yani bilinmezlik unsurunu ve haksız kazancı ortaya çıkarır ki bu da İslâm hukukunda kabul edilemez bir durumdur. Bu bağlamda vadeli olarak buğday alım satımı hakkında Netîcetü’l-fetâvâ’da yer alan bir fetvâ şu şekildedir:

    Zeyd şu kadar keyl buğdayını her keyli birer kuruşa olmak üzere Amr’a ecel-i ma‘lûm ile bey‘ ve teslîm, Amr dahî istihlâk ettikten sonra ecel hulûlünde buğdayın keyli ikişer kuruşa bey‘ olunur olsa, halen Amr semen-i müsemmâyı Zeyd’e verir iken Zeyd râzı olmayub 'hâlen buğdayın keyli ikişer kuruşa bey‘ olunmağla sen dahî her keyli mukabelesinde ikişer kuruş ver yâhud ol kadar keyl buğdayı ver' diyû Amr’a cebre kâdir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.” 5

    İvazlı akitlerde olduğu gibi karz akdinde de borcun, borç alındığı zamanki değerine uygun olarak ödenmesi gerekir. Bu konuda borçlunun alacaklı tarafından mağdur edilmesi câiz değildir. Ödeme araçlarının tedâvülden kalkması durumunda değeri şartlara göre en az değişen enstrümanlar üzerinden ödemenin yapılması talep edilebilir, haksız olarak daha fazla kazanç sağlanamaz. Çatalcalı Ali Efendi, değeri düşük akçe râyiç iken borç veren kişinin, bu paranın harcanmasından sonra, ödeme zamanı geldiğinde, düşük akçenin tedâvülden kalkıp daha değerli olan ceyyid akçenin kullanıma girmesi sebebiyle borçludan düşük akçe miktarında ceyyid akçe talep edemeyeceğini belirtir. Ali Efendi, yapılması gerekenin düşük değerli akçenin altın üzerinden kıymetine göre borcun ödenmesi olduğunu söyler.

    “Zuyûf akçe râyic iken Zeyd, Amr’dan şu kadar zuyûf akçe karz alub mesârifine sarf ettikten sonra zuyûf akçe kâsid olsa Zeyd ol akçenin yevm-i kabzda altundan kıymetini Amr’a verirken Amr almayub zuyûf adedince ceyyid akçe almağa kâdir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.”6

    Ticârî işlemlerde taraflar anlaşmanın şartlarını yerine getirip mal ve ücret teslim edildikten sonra malda meydana gelen noksanlıklar akdin sıhhatine tabi olarak tesir etmez ve haksız olarak alıcının, zararını tazmin ettirmek için satıcıya müracaat hakkı yoktur.

    Bu kadar açık meselelerde bile cebrî uygulamalara gidildiğine Netîcetü’l-fetâvâ’da kahve alım satımıyla ilgili bir fetvâ örnek niteliğindedir.

    “Zeyd şu kadar vukiyye kuru kahvesini Amr’a semen-i malûma bey‘ ve teslîm ve kabz-ı semen ettikten sonra havaya hararet ârıza olmağla kahveye vezn cihetinden noksan târî olmağla semen-i müsemmânın şu kadarını bana reddeyle diyû Zeyd’e cebre kadir olur mu? el-Cevâb: Olmaz.” 7

    Fıkıhta satım akdinde muğlaklığın bulunmaması ve iki tarafın da rızasının varlığı asıldır. Bu sebeple mal görülmeden alım satım işlemi yapıldıysa, alıcı malı görünce beğenmediği takdirde akdi feshedebilir. Buna "görme muhayyerliği" denir. Âmâ kimseler için ise görme, malın vasıflarının kendisine anlatılması ile gerçekleşir. Bu hakkın kullanılması engellenemez. Netîcetü’lfetâvâ’da bu konu hakkındaki bir fetvâ şu şekildedir:

    “Zeyd-i âmâ Amr’ın mülk menzilini kendûye vasf olunmadan iştirâ eylese Zeyd, menzil-i mezbûr vasf olundukta beğenmeyicek hıyâr-ı ru’yet ile bey‘i feshe kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”8

    Satım akdinde yer alan muhayyerlik haklarından bir diğeri de "ayıp muhayyerliği"dir. Satıştan önce var olduğu tespit edilen ayıp sebebiyle müşteri malı iade edebilir. Ancak malın bir kısmının tüketildiği, geri kalan kısmında ise ayb-ı kadîmi, yani almadan önce var olan bir aybı olduğu ortaya çıktığı takdirde müşterinin hakkının ne olduğu konusunda Fetâvâyı Feyziyye’de yer alan bir fetvâ açıklayıcı niteliktedir. Buna göre tüketilen kısmın ücreti verilerek geri kalan satıcıya iade edilir:

    “Zeyd şu kadar kantar palamudunu Amr’a semen-i ma‘lûma bey‘ ve teslîm idüb, Amr palamudun bir mikdarını istihlâk ettikten sonra palamudun bâkîsinin reddini îcâb eder ayb-ı kadîmi olduğu şer‘an sâbit olsa Amr palamudun bâkîsini hıyâr-ı ayb ile semeninden hissesiyle Zeyd’e redde kâdir olur mu? el-Cevâb: Olur.”9

    İş dünyasında haksız kazanç yollarından biri de tekel oluşturulmasıdır. Bu, hizmet üretiminde, mal alım satımında başkasına imkân tanımama gibi hususlarda gerçekleşebilir. Mal alım ve satımında tekel oluşturulmasının câiz olmadığına misâl olmak üzere mecmualarda yer alan iki fetvâ şu şekildedir:

    “Zeyd bir metâını dilediği kimselere bey‘ etmek istedikte bazı kimse 'ol metâın bey‘i bize mahsustur, âhara bey‘a râzı olmazız bize bey‘ eyle' diyû Zeyde cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar.”10

    “Keserci tâifesinden Zeyd murâd ettiği kimselerden teymur [demir] iştirâ etmek istedikde bazı kimseler, âhardan iştirâ ettiğine râzı olmazız bizden iştirâ eyle' diyû Zeyde cebre kâdir olurlar mı? el-Cevâb: Olmazlar.”11

    Bu yazımızda tarafların hak ve yükümlülüklerine dair az da olsa ipucu verildiğini düşünerek bu kadar örnekle iktifa edeceğiz. Oysa fetvâ mecmualarında, iktisadî konularda yukarıda ele aldığımız meselelerden başka pek çok mevzuda fetvâ bulunmaktadır. İslâm iktisat düşüncesi hakkında daha fazla bilgi almak isteyenlerin söz konusu eserlerin ilgili bölümlerine müracaat etmeleri gerekmektedir.
    *Vaiz, İstanbul Müftülüğü


    DİPNOTLAR
    1. Behcetül’l-fetâvâ, s. 476-477.
    2. Kâdıhân, el-Fetâvâ, II, 325.
    3. Boyabâdî, Mecmûatü’l-fetâvâ, Süleymaniye Şehid Ali Paşa, nr. 1067, vr. 415b’den naklen Aydın, Ahmet, Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi’nin Fıkhî Görüşleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006, s. 203.
    4. Fetâvâ-yı Ali Efendi, I, 196.
    5. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 249.
    6. Fetâvâ-yı Ali Efendi, I, 330.
    7. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 227.
    8. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 257.
    9. Fetâvâ-yı Feyziyye, s. 259.
    10. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 229.
    11. Netîcetü’l-fetâvâ, s. 230.





+ Yorum Gönder