Konusunu Oylayın.: İslâm İktisat Ahlâkı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslâm İktisat Ahlâkı
  1. 06.Eylül.2012, 19:50
    1
    Misafir

    İslâm İktisat Ahlâkı






    İslâm İktisat Ahlâkı Mumsema İslâm İktisat Ahlâkı


  2. 06.Eylül.2012, 19:50
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 10.Eylül.2012, 01:39
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: İslâm İktisat Ahlâkı




    İSLÂM İKTİSAT AHLÂKI

    Prof. Dr. Ahmet TABAKOĞLU*

    Giriş

    İslâm bir "zenginleşme" davası değil öncelikle bir kul hakkı ve ahlâk davasıdır. Başkalarını kendine tercih, merhamet, hürmet, hizmet, samimiyet ve tevâzu gibi kavram ve haller, ahlâkın esasını oluşturmuştur. Adalet ve eşitlik ancak ahlâkî duyguların toplumda yerleşmesiyle gerçekleşebilir. Merhametin olmadığı yerde eşitlikten de söz edilemez.

    İktisadın temelinde kültür, kültürün temelinde ahlâk vardır. O halde iktisat ahlâktan kaynaklanırsa belli bir kültürün izini taşıyabilir. Oysa, bilindiği gibi, günümüzde iktisadî tahlil ahlâk karşısında nötr (lâ-ahlâkî veya a-moral) olmak iddiasındadır. İktisat ahlâka dayanmadıkça insanlığa huzur getiremez. Ahlâka verilen öncelik ihtiraslarımızı frenleyecektir. Zira ihtiraslarımız bizi teknolojiye esir etmektedir. Oysa ahlâk bizi teknolojiye değil, teknolojiyi bize esir edecektir. İslâm iktisat düşüncesinin en önemli unsurlarını insan sevgisi, merhamet, adalet ve kul hakkı gibi ahlâkî ilkeler oluşturmaktadır. Kişinin toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutması bunun asgarî şartıdır.

    İSLÂM İKTİSAT AHLÂKI

    Hukukî kurallar, genellikle, bu ahlâkî kuralların gerisinde emniyet sübabı vazifesini görür. Meselâ, zarara uğrayan kimse, zarar verenden hakkını almalıdır. Bu bir hukuk kuralıdır. Fakat affetmesi daha hayırlıdır. Bu ise bir ahlâk kuralıdır. Kişinin kazandığının sahibi ve mâliki olmasını İslâm hukuku kabul etmiştir. Fakat bu mülkten diğer insanları da faydalandırması ahlâkî bir kuraldır. Hz. Peygamber, "Her ne kadar sana müftüler fetvâ verse de sen bir de kalbine danış" buyurmuştur.1

    Kul hakkı kavramını önemseyen ve adaletle ilişkilendiren sistemin dayanağı ahlâktır. Bu ahlâkın esası maddî varlığımızla birlikte ruhumuzu da kurtarmaktır. Bunun ilk şartı da günümüzün teknik merkezli dünyasını insan merkezli hale getirmektir. Kapitalist dünya sisteminin edilgen bir üyesi olan ve hâlâ "gelişmekte olan" Güney ülkeleri arasında yer alan İslâm ülkelerinin etken ve hakim olmalarının sırrı iktisadın da temelinde yer alan ahlâkın tekrar önemsenmesinde bulunmaktadır.

    A- Sosyal Adalet


    Adalet herkese insanca yaşama hakkının tanınmasıdır. Bunun ötesi emeğiyle orantılıdır. Yani kişinin emeği oranında istediklerini elde edebilmesi de adaletin gereğidir. Dinler zenginliği değil adaleti ve kul haklarını ikâmeyi hedef göstermişlerdir. Bu yüzden bütün dinlerin "toplumcu" olduğunu söylemek yanlış değildir. Yine -günümüz için düşünecek olursak- İslâmiyet’in de bu temel özelliğini göz ardı edip bencillik, ihtişam, israf ve şatafatlarına bu dini ortak etmek isteyenlerin doğruyu söylemediklerini vurgulamak gerekir. İslâm iktisadının topluma ilişkin hükümleri sosyal adalet olarak ifade edilebilir. Bu ilkeler ‘kul hakkı’nı temel alır. Yine İslâm'da zarar vermek ve zarara uğramak yoktur.2 Sosyal adaletin sağlanmasının temel şartı zengin daha zengin olurken fakirin daha fakir duruma düşürülmemesidir.

    B- Âdil Gelir Dağılımı

    Özel mülkiyetin yaygınlaştırılması, belli ellerde toplanmasının önlenmesi ile âdil gelir dağılımı "İslâm iktisadı"nın en önemli hedeflerinden biridir: "(Servet) içinizden sadece zenginler arasında dolaşan bir iktidar vesilesi olmasın”3. Âdil gelir dağılımını sağlamak fakirliği ortadan kaldırmaktır. Hayatın idamesi için insanların ihtiyaçlarını giderebilmeleri gerekir; o da bunu sağlamak ister. İslâm'ın üst gelir gruplarını değil, alt gelir gruplarını teşvik eden ve iktisadî faaliyete sokan bir iktisadî sistem getirdiğini biliyoruz. Böylece daha üretim safhasının başlangıcında bölüşüm meselesi de büyük ölçüde halledilmiş olur. Gelir ve servet dağılımının âdil olmadığı bir toplumda ve dünyada kardeşlikten bahsedilemez. Dünyada aslında yerel olmaktan çok global bir sömürü söz konusudur. Şüphesiz ki, kardeşini4 kendine tercihte ileri gitme Müslümanlıkta ileri gitmedir: "(Müslümanlar) kendileri fakirlik ve ihtiyaç içerisinde olsalar bile (diğer kardeşlerini) kendilerine tercih ederler." (Haşr, 59/9). Sosyal barışın sağlanması ve korunması, gelir bölüşümünün adaletsiz olduğu bir ülkede mümkün değildir. Böyle bir ülkede toplumsal huzursuzluğun olması kaçınılmazdır.

    İslâm'ın, iktisadı ahlâka bağlama yönündeki temel tavrı fiyat konusunda da geçerlidir. Burada alıcı ve satıcılara, müsamahalı olmaları yönünde bir davranış öğütlenir: "Satarken cömert ve müsamahakâr hareket eden, alacağını isterken cömert ve müsamahakâr olan bir kula Allah merhamet eder".5 Buna göre pazarlık sürecinin sertlikten uzaklaşması amaçlanır. Talep cephesinin düşük fiyat verme, arz cephesinin yüksek fiyat isteme eğilimi yumuşayarak arz ve talebin esneklik kazanması ve fiyat istikrarının kolaylaşması düşünülür.

    C- Ticaret Ahlâkı

    İslâm'ın insandan istediği temel özellik, güvenilir olmaktır. Bunun için, Hz. Peygamber risalet ve nübüvvetten önce de Araplarca 'el-emîn' (güvenilir) olarak biliniyordu. Yine Hz. Peygamber bu özelliğini tâcir olarak da göstermişti. Hz. Peygamber doğru tüccarın peygamberler ve sıddıklarla birlikte haşrolacaklarını buyururken, ticaretin çok ciddi sorumluluk isteyen bir meslek olduğunu vurguluyordu.

    Ticaret üretimi de arttırmaktadır. Üretim, geçimlik olmaktan çıkıp pazar genişledikçe büyümektedir. Hz. Peygamber'in "Rızkın onda dokuzu ticarettedir"6 hadisi ticarî faaliyetlerin üretimi de kat kat arttırdığına işaret etmektedir. Esnaf ve sanayicilik ahlâkî esaslara bağlanmalıdır. Esnaf ve sanayi odaları sadece teşkilatın çıkarlarını gütmemeli, ahlâkî bir denetim özelliğini de taşımalıdır. İnsanları bütün ömürlerini sadece kazanç peşinde koşmaktan kurtarmak, onların insanlıklarını ön plana çıkarmak gerekir. Yani ahlâk konusunu tüketicinin korunması ile sınırlı tutmamak gerekiyor.

    1- Kanaat ve Şükür

    İslâm iktisat düşüncesinde kanaat büyük yer tutar. İhtirasın tam tersi olan kanaat, girişimin verimliliğini ve kişinin iç huzurunu sağlar. Üstelik üreticinin tüketicilerle, ferdin toplumla barış içinde olmasının da sebebidir. Hz. Peygamber gerçek zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bildirmiştir.7 "Müslüman olup da ancak yetebilecek kadar rızıklandırılan kimse kurtulmuştur. Allah verdiği şeyle onu tatmin etmiş, kanaat sahibi kılmıştır."8 Günümüzde yaşanan finans krizi Batı'nın imkânların ötesinde tüketim hırsından kaynaklanmıştır.

    Şükür, yapılan iyiliğin kıymetini bilmek ve bunu iyiliği yapana göstermektir. Bunun mukabili küfrân-ı nimet yani nankörlüktür. Şükür Allah'a teşekkür etmek ve nimetin kaynağının Allah olduğunu bilmektir. Şükür nimeti fazlalaştırır. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmuştur: "Eğer şükrederseniz nimetimi arttırırım".9

    2-Sabır ve Tevekkül

    Müslümanlara sabretmeleri emredilmiştir. Sabır, imanın, ibadetin, ilim ve hikmetin ve bütün faziletlerin başıdır. Kötü huyların da kaynağı sabırsızlıktır. Her başarının, her faziletin anası sabırdır. Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden başkalarının hüsranda olduğu bildirilmiştir (el-Asır, 104). Sabır, sıkıntıları oluruna bırakmak demek olmadığı gibi elden bir şey gelmediği için sessiz kalmak da değildir. Aksine büyük bir irade işidir. Zira Hz. Peygamber, "Sabır, hadisenin sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda gösterilen tahammüldür",10 buyurmuştur.

    Tevekkül, Allah'a güvenmek, bir sonuca ulaşmak için gerekli tedbirleri aldıktan ve şartları eksiksiz bir şekilde hazırladıktan, sebeplere başvurduktan sonra o sonucun elde edilmesini Allah'tan beklemek, insanların güçlerinin yetişmediği şeyleri Allah Teâlâ'ya bırakıp ümitsizlik ve üzüntüden uzak olmalarıdır. Kul tedbirini alır, sebeplere başvurur, fakat sonucu tedbire ve sebebe bağlamaz, Allah'tan bilir. Tevekkül konusunda Kur'an'da; "Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter" (Talâk, 65/3) buyrulmuştur.

    3- Rızık ve İhtiyaç

    İnsan ihtiraslarına boyun eğip maddî eğilimlerine teslim olmamalı ve gayesini unutmamalıdır. İktisadî faaliyetler insanları "Allah'ı anmaktan, namazlarını kılmaktan, zekâtlarını vermekten alıkoymamalıdır".11 Zira dünya nimetleri insan için imtihan sebebidir. Rızık, yenilen, içilen ve sarfedilen şeydir. Canlılar rızıkla hayatlarını sürdürürler. Her canlının yaşayabilmesi için gerekli rızkını takdir edip veren Allah Teâlâ'dır. Kur'an'da bu hususta şöyle buyrulur: "Hiç bir canlı hariç olmamak üzere hepsinin rızıklarını Allah verir”.12

    İslâm iktisadının hedeflerinin başında, zenginliğe değil, temiz kalbe ulaşmak gelir. Zenginlik bir güç, itibar ve iktidar vesilesi olmamalıdır sadece hizmet ve infak vesilesi olmalıdır, ancak böylece zenginlik temiz kalbe ulaşmayı sağlayan bir araç olabilir. Zenginlik bireysel bir olay değil toplumsal bir olaydır. Bireysel yetenekler ancak toplumsal talep varsa zenginlikler oluşturabilir. Bu yüzden zenginliğin toplumla paylaşılması esas olmalıdır. Yine bu ilke iktisadî güçlenmenin belli bir zümrenin değil; bütün toplumun görevi olduğunu gösterir. Burada sosyal adalet adeta bir finansman unsuru olarak uygulanmıştır.

    D- İş Ahlâkı

    İş (veya çalışma) ahlâkı, ahlâk kurallarının hayata geçirildiği en önemli alandır ve iş hayatında ortaya çıkan meselelerde kendini gösterir. İş ahlâkı işverenlerle işgörenlerin ahlâkı demektir. Yani hem çalışanların hem de çalıştıranların uymak durumunda oldukları ahlâka işaret etmektedir. Çalışma iktisadı da ahlâka dayanmalıdır. İşçi ahlâkının temeli işini iyi yapması, girişimci ahlâkının temeli ise işçinin hakkını vermesidir. Oysa günümüzün tüketicinin korunması, asgarî ücret ve gelir dağılımı gibi konuları incelediğimizde iş ahlâkının çok gerilerde olduğunu görebiliriz.

    1- Emek

    İslâm iktisadı emeği en yüce değer olarak görür, kanaati ön planda tutar, servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılmasını sağlar, sosyal refahı gerçekleştirmeyi amaçlar. Böylece ekonomimiz emeği en yüce değer olarak gören ve üretimle ticareti ibadet haline getiren bir anlayışa dayanırsa ahlâk temeli üzerine yükselebilecektir. Bugün iş ahlâkından ayrılmış olan bir iktisadî hayat kapitalist medeniyetin temelidir. Sermaye sahipleri insanların emeğiyle kendilerine saltanatlar kuruyorlar. Emeğin aşağılanması büyük sermaye ve servetin, sınıf farklarının ve bütün zorbalıkların kaynağıdır. İnsanın kendi emeğiyle hayatını sürdürmek istememesi kadar emeğin hakkının verilmemesi de ahlâksızlıktır.

    Emeksiz kazanç asgarî seviyede tutulmaya çalışılmıştır. Ribânın yasaklanışının temel sebebi bu olmalıdır. Belirtilen istisnalar dışında, emek-kazanç dengesinin bozulması karşısında büyük bir duyarlılık gösterilir. Haramlık şüphesi bulunmayan kazanç, el emeğinin ürünü olan kazançtır. Bugün emeğiyle geçinenlerin gelirleri azalıyor. Zengin daha zengin fakir daha fakir hale geliyor. Küreselleşme ile dünya ekonomisinde üretimin payı azalıyor, finans sektörünün payı artıyor. Bir başka deyişle üretim fakir ülkelere bırakılıyor, ileri kapitalist ülkeler ise finans sistemine sahip olup dünyanın geri kalan kısmını kontrol ediyorlar.

    2- Mülkiyet

    Mülkün asıl sahibi Allah'tır ve Allah'ın kullarına bağışladığı mülk onların sınanmalarına yönelik emanettir: "Biliniz ki mallarınız da çocuklarınız da ancak birer imtihan vasıtasıdır. Asıl büyük mükâfat ise şüphesiz Allah katındadır". 13 Özel mülkiyet bu imtihan esprisi çerçevesinde toplumsal görev niteliği olan bir haktır. Helâl yollardan elde edilen mülkiyeti gasp ve hırsızlıktan korumak, bu suretle helâl olmayan kazançlara mani olmak emeğe olan saygının bir ifadesidir. Yine bu sebepten meşru mülkiyet korunmuştur ve onu müdafaa hakkı verilmiştir ve Peygamberimiz "Malının önünde öldürülen kimse şehittir" buyurmuştur.14 İslâm'da özel mülkiyetin çerçevesini toplum çıkarları çizmektedir. Toplumun menfaati gerektirdiği zaman özel mülkiyete müdahale edilebilir. Mülkiyet olgusu bir yönden insan şahsiyetiyle ilgilidir. Mülkiyet insan şahsiyetinin gereği ise mülkiyete hürmet insana hürmetten başka bir şey değildir.

    3- İşsizlik

    Günümüz ekonomilerinin temel sorunu ahlâkî sefaletlerin en önemli kaynağı olan ve emek israfından başka bir şey olmayan işsizlik sorunudur. Çoğunluğunu İslâm ülkelerinin oluşturduğu az gelişmiş (daha doğru bir deyişle az kapitalistleşmiş) ülkeler ise daha da kötü durumdadırlar. Enflasyondan daha çok göze çarpan ve sıkıntı kaynağı bir problem olan işsizlik sanayi kapitalizminin bir ürünüdür. Kitlesel üretimin bir sonucu kitlesel tüketim, bir diğer sonucu da kitlesel işsizliktir. Bir başka deyişle işsizlik, en önemli kaynak ve emek israfıdır. Batı'da kitlesel üretimin bir sonucu olarak daha fazla arttırılamayan talep, malların satılamamasına, fabrikaların kapanmasına dolayısıyla işsizliğin artmasına yol açmaktadır.

    Sonuç

    İslâm’ın sömürüye, sömürgeciliğe imkân tanımayan; adaletsizliğe, ferdiyetçiliğe, riba, kumar ve spekülatif işlemlere karşı olan sistemi kapitalizme geçiş imkanı vermemiştir. Bununla birlikte, iç dinamizmini kaybederek kurumlarını yenileyememiş ve durağanlaşmıştır. Günümüzde ihtişam ile sefalet, aşırı beslenmeden kaynaklanan ölümlerle açlıktan ölümler barınıyor. Silahlanmaya ve başkalarını tahribe yönelen kaynakların çok az bir kısmı bile açlık sorununu ortadan kaldırabilir. Gerçekten kapitalist sistem kendisini "tehlikeye" atmıştır. Bütün bunlar insanca bir hayat tarzı özlemini ve yeni bir uygarlığı gündeme getiriyor. Günümüzde "kul hakkı" kavramını esas alan geleneksel ekonominin varolduğunu söylemek zordur. Bu yüzden gelir dağılımını olumlu yönde etkilemeyen kurumların teorisini yapmaktan çok, insanca bir hayat tarzı ve yeni bir medeniyet ile ilgili sorunlar ele alınmalıdır.

    *Marmara Üniversitesi, İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi


    DİPNOTLAR
    1. Ahmed b. Hanbel, I, 194. Yine "Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir." İbn Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2.
    2. "Başkalarına zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.": İbn Mâce, Ahkâm, 17; Malik, Akdiye, 31; İbn Hanbel, V, 327 hadis-i şerifi ve bundan çıkarılan diğer hukuk kaidelerinden birkaçı: "Zarar kadim olmaz" Mecelle: 7, "Zarar izale olunur" Mec. 20, "Zarar-ı âmmı def' içün zarâr-ı hâs ihtiyar olunur" Mec. 26, "Zarar-ı eşedd, zarar-ı ehaff ile izale olunur" Mec. 27 vs. nitekim Hz. Peygamber ikt⒠ettiği tuz madeninin bulunduğu bir toprağı, ferdî mülkiyet altında olmasının kamuya zarar vereceği gerekçesiyle geri almıştı: Ebû Dâvûd, Harâc, 3064.
    3. el-Haşr, 59/7.
    4. "Müslüman Müslümanın kardeşidir... Kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir...": Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
    5. Buhârî, Büyû’, 16; Ayrıca bkz. İbn Mâce, Ticârât 28.
    6. Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, 3, 244; Gazzâlî, İhya, II, 64.
    7. "Zenginlik mal mülk çokluğundan değildir. Zenginlik gönül zenginliğidir": Buhârî, Rikak, 15; Müslim, Zekât, 120; Tirmizi, Zühd, 40; İbn Mâce, Zühd 9.
    8. Müslim, Zekât, 125; Tirmizi, Zühd, 35; İbn Hanbel, II, 8.
    9. İbrahim, 14/7.
    10. Buhârî, Cenâiz, B. 32.
    11. en-Nûr, 24/38.
    12. Hûd, 11/6.
    13. el-Enfâl, 8/28 ve Âli İmran, 3/186; el-Kehf, 18/7.
    14. Buharî, Mezâlim, 33.


  4. 10.Eylül.2012, 01:39
    2
    Özel Üye



    İSLÂM İKTİSAT AHLÂKI

    Prof. Dr. Ahmet TABAKOĞLU*

    Giriş

    İslâm bir "zenginleşme" davası değil öncelikle bir kul hakkı ve ahlâk davasıdır. Başkalarını kendine tercih, merhamet, hürmet, hizmet, samimiyet ve tevâzu gibi kavram ve haller, ahlâkın esasını oluşturmuştur. Adalet ve eşitlik ancak ahlâkî duyguların toplumda yerleşmesiyle gerçekleşebilir. Merhametin olmadığı yerde eşitlikten de söz edilemez.

    İktisadın temelinde kültür, kültürün temelinde ahlâk vardır. O halde iktisat ahlâktan kaynaklanırsa belli bir kültürün izini taşıyabilir. Oysa, bilindiği gibi, günümüzde iktisadî tahlil ahlâk karşısında nötr (lâ-ahlâkî veya a-moral) olmak iddiasındadır. İktisat ahlâka dayanmadıkça insanlığa huzur getiremez. Ahlâka verilen öncelik ihtiraslarımızı frenleyecektir. Zira ihtiraslarımız bizi teknolojiye esir etmektedir. Oysa ahlâk bizi teknolojiye değil, teknolojiyi bize esir edecektir. İslâm iktisat düşüncesinin en önemli unsurlarını insan sevgisi, merhamet, adalet ve kul hakkı gibi ahlâkî ilkeler oluşturmaktadır. Kişinin toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutması bunun asgarî şartıdır.

    İSLÂM İKTİSAT AHLÂKI

    Hukukî kurallar, genellikle, bu ahlâkî kuralların gerisinde emniyet sübabı vazifesini görür. Meselâ, zarara uğrayan kimse, zarar verenden hakkını almalıdır. Bu bir hukuk kuralıdır. Fakat affetmesi daha hayırlıdır. Bu ise bir ahlâk kuralıdır. Kişinin kazandığının sahibi ve mâliki olmasını İslâm hukuku kabul etmiştir. Fakat bu mülkten diğer insanları da faydalandırması ahlâkî bir kuraldır. Hz. Peygamber, "Her ne kadar sana müftüler fetvâ verse de sen bir de kalbine danış" buyurmuştur.1

    Kul hakkı kavramını önemseyen ve adaletle ilişkilendiren sistemin dayanağı ahlâktır. Bu ahlâkın esası maddî varlığımızla birlikte ruhumuzu da kurtarmaktır. Bunun ilk şartı da günümüzün teknik merkezli dünyasını insan merkezli hale getirmektir. Kapitalist dünya sisteminin edilgen bir üyesi olan ve hâlâ "gelişmekte olan" Güney ülkeleri arasında yer alan İslâm ülkelerinin etken ve hakim olmalarının sırrı iktisadın da temelinde yer alan ahlâkın tekrar önemsenmesinde bulunmaktadır.

    A- Sosyal Adalet


    Adalet herkese insanca yaşama hakkının tanınmasıdır. Bunun ötesi emeğiyle orantılıdır. Yani kişinin emeği oranında istediklerini elde edebilmesi de adaletin gereğidir. Dinler zenginliği değil adaleti ve kul haklarını ikâmeyi hedef göstermişlerdir. Bu yüzden bütün dinlerin "toplumcu" olduğunu söylemek yanlış değildir. Yine -günümüz için düşünecek olursak- İslâmiyet’in de bu temel özelliğini göz ardı edip bencillik, ihtişam, israf ve şatafatlarına bu dini ortak etmek isteyenlerin doğruyu söylemediklerini vurgulamak gerekir. İslâm iktisadının topluma ilişkin hükümleri sosyal adalet olarak ifade edilebilir. Bu ilkeler ‘kul hakkı’nı temel alır. Yine İslâm'da zarar vermek ve zarara uğramak yoktur.2 Sosyal adaletin sağlanmasının temel şartı zengin daha zengin olurken fakirin daha fakir duruma düşürülmemesidir.

    B- Âdil Gelir Dağılımı

    Özel mülkiyetin yaygınlaştırılması, belli ellerde toplanmasının önlenmesi ile âdil gelir dağılımı "İslâm iktisadı"nın en önemli hedeflerinden biridir: "(Servet) içinizden sadece zenginler arasında dolaşan bir iktidar vesilesi olmasın”3. Âdil gelir dağılımını sağlamak fakirliği ortadan kaldırmaktır. Hayatın idamesi için insanların ihtiyaçlarını giderebilmeleri gerekir; o da bunu sağlamak ister. İslâm'ın üst gelir gruplarını değil, alt gelir gruplarını teşvik eden ve iktisadî faaliyete sokan bir iktisadî sistem getirdiğini biliyoruz. Böylece daha üretim safhasının başlangıcında bölüşüm meselesi de büyük ölçüde halledilmiş olur. Gelir ve servet dağılımının âdil olmadığı bir toplumda ve dünyada kardeşlikten bahsedilemez. Dünyada aslında yerel olmaktan çok global bir sömürü söz konusudur. Şüphesiz ki, kardeşini4 kendine tercihte ileri gitme Müslümanlıkta ileri gitmedir: "(Müslümanlar) kendileri fakirlik ve ihtiyaç içerisinde olsalar bile (diğer kardeşlerini) kendilerine tercih ederler." (Haşr, 59/9). Sosyal barışın sağlanması ve korunması, gelir bölüşümünün adaletsiz olduğu bir ülkede mümkün değildir. Böyle bir ülkede toplumsal huzursuzluğun olması kaçınılmazdır.

    İslâm'ın, iktisadı ahlâka bağlama yönündeki temel tavrı fiyat konusunda da geçerlidir. Burada alıcı ve satıcılara, müsamahalı olmaları yönünde bir davranış öğütlenir: "Satarken cömert ve müsamahakâr hareket eden, alacağını isterken cömert ve müsamahakâr olan bir kula Allah merhamet eder".5 Buna göre pazarlık sürecinin sertlikten uzaklaşması amaçlanır. Talep cephesinin düşük fiyat verme, arz cephesinin yüksek fiyat isteme eğilimi yumuşayarak arz ve talebin esneklik kazanması ve fiyat istikrarının kolaylaşması düşünülür.

    C- Ticaret Ahlâkı

    İslâm'ın insandan istediği temel özellik, güvenilir olmaktır. Bunun için, Hz. Peygamber risalet ve nübüvvetten önce de Araplarca 'el-emîn' (güvenilir) olarak biliniyordu. Yine Hz. Peygamber bu özelliğini tâcir olarak da göstermişti. Hz. Peygamber doğru tüccarın peygamberler ve sıddıklarla birlikte haşrolacaklarını buyururken, ticaretin çok ciddi sorumluluk isteyen bir meslek olduğunu vurguluyordu.

    Ticaret üretimi de arttırmaktadır. Üretim, geçimlik olmaktan çıkıp pazar genişledikçe büyümektedir. Hz. Peygamber'in "Rızkın onda dokuzu ticarettedir"6 hadisi ticarî faaliyetlerin üretimi de kat kat arttırdığına işaret etmektedir. Esnaf ve sanayicilik ahlâkî esaslara bağlanmalıdır. Esnaf ve sanayi odaları sadece teşkilatın çıkarlarını gütmemeli, ahlâkî bir denetim özelliğini de taşımalıdır. İnsanları bütün ömürlerini sadece kazanç peşinde koşmaktan kurtarmak, onların insanlıklarını ön plana çıkarmak gerekir. Yani ahlâk konusunu tüketicinin korunması ile sınırlı tutmamak gerekiyor.

    1- Kanaat ve Şükür

    İslâm iktisat düşüncesinde kanaat büyük yer tutar. İhtirasın tam tersi olan kanaat, girişimin verimliliğini ve kişinin iç huzurunu sağlar. Üstelik üreticinin tüketicilerle, ferdin toplumla barış içinde olmasının da sebebidir. Hz. Peygamber gerçek zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bildirmiştir.7 "Müslüman olup da ancak yetebilecek kadar rızıklandırılan kimse kurtulmuştur. Allah verdiği şeyle onu tatmin etmiş, kanaat sahibi kılmıştır."8 Günümüzde yaşanan finans krizi Batı'nın imkânların ötesinde tüketim hırsından kaynaklanmıştır.

    Şükür, yapılan iyiliğin kıymetini bilmek ve bunu iyiliği yapana göstermektir. Bunun mukabili küfrân-ı nimet yani nankörlüktür. Şükür Allah'a teşekkür etmek ve nimetin kaynağının Allah olduğunu bilmektir. Şükür nimeti fazlalaştırır. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmuştur: "Eğer şükrederseniz nimetimi arttırırım".9

    2-Sabır ve Tevekkül

    Müslümanlara sabretmeleri emredilmiştir. Sabır, imanın, ibadetin, ilim ve hikmetin ve bütün faziletlerin başıdır. Kötü huyların da kaynağı sabırsızlıktır. Her başarının, her faziletin anası sabırdır. Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden başkalarının hüsranda olduğu bildirilmiştir (el-Asır, 104). Sabır, sıkıntıları oluruna bırakmak demek olmadığı gibi elden bir şey gelmediği için sessiz kalmak da değildir. Aksine büyük bir irade işidir. Zira Hz. Peygamber, "Sabır, hadisenin sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda gösterilen tahammüldür",10 buyurmuştur.

    Tevekkül, Allah'a güvenmek, bir sonuca ulaşmak için gerekli tedbirleri aldıktan ve şartları eksiksiz bir şekilde hazırladıktan, sebeplere başvurduktan sonra o sonucun elde edilmesini Allah'tan beklemek, insanların güçlerinin yetişmediği şeyleri Allah Teâlâ'ya bırakıp ümitsizlik ve üzüntüden uzak olmalarıdır. Kul tedbirini alır, sebeplere başvurur, fakat sonucu tedbire ve sebebe bağlamaz, Allah'tan bilir. Tevekkül konusunda Kur'an'da; "Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter" (Talâk, 65/3) buyrulmuştur.

    3- Rızık ve İhtiyaç

    İnsan ihtiraslarına boyun eğip maddî eğilimlerine teslim olmamalı ve gayesini unutmamalıdır. İktisadî faaliyetler insanları "Allah'ı anmaktan, namazlarını kılmaktan, zekâtlarını vermekten alıkoymamalıdır".11 Zira dünya nimetleri insan için imtihan sebebidir. Rızık, yenilen, içilen ve sarfedilen şeydir. Canlılar rızıkla hayatlarını sürdürürler. Her canlının yaşayabilmesi için gerekli rızkını takdir edip veren Allah Teâlâ'dır. Kur'an'da bu hususta şöyle buyrulur: "Hiç bir canlı hariç olmamak üzere hepsinin rızıklarını Allah verir”.12

    İslâm iktisadının hedeflerinin başında, zenginliğe değil, temiz kalbe ulaşmak gelir. Zenginlik bir güç, itibar ve iktidar vesilesi olmamalıdır sadece hizmet ve infak vesilesi olmalıdır, ancak böylece zenginlik temiz kalbe ulaşmayı sağlayan bir araç olabilir. Zenginlik bireysel bir olay değil toplumsal bir olaydır. Bireysel yetenekler ancak toplumsal talep varsa zenginlikler oluşturabilir. Bu yüzden zenginliğin toplumla paylaşılması esas olmalıdır. Yine bu ilke iktisadî güçlenmenin belli bir zümrenin değil; bütün toplumun görevi olduğunu gösterir. Burada sosyal adalet adeta bir finansman unsuru olarak uygulanmıştır.

    D- İş Ahlâkı

    İş (veya çalışma) ahlâkı, ahlâk kurallarının hayata geçirildiği en önemli alandır ve iş hayatında ortaya çıkan meselelerde kendini gösterir. İş ahlâkı işverenlerle işgörenlerin ahlâkı demektir. Yani hem çalışanların hem de çalıştıranların uymak durumunda oldukları ahlâka işaret etmektedir. Çalışma iktisadı da ahlâka dayanmalıdır. İşçi ahlâkının temeli işini iyi yapması, girişimci ahlâkının temeli ise işçinin hakkını vermesidir. Oysa günümüzün tüketicinin korunması, asgarî ücret ve gelir dağılımı gibi konuları incelediğimizde iş ahlâkının çok gerilerde olduğunu görebiliriz.

    1- Emek

    İslâm iktisadı emeği en yüce değer olarak görür, kanaati ön planda tutar, servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılmasını sağlar, sosyal refahı gerçekleştirmeyi amaçlar. Böylece ekonomimiz emeği en yüce değer olarak gören ve üretimle ticareti ibadet haline getiren bir anlayışa dayanırsa ahlâk temeli üzerine yükselebilecektir. Bugün iş ahlâkından ayrılmış olan bir iktisadî hayat kapitalist medeniyetin temelidir. Sermaye sahipleri insanların emeğiyle kendilerine saltanatlar kuruyorlar. Emeğin aşağılanması büyük sermaye ve servetin, sınıf farklarının ve bütün zorbalıkların kaynağıdır. İnsanın kendi emeğiyle hayatını sürdürmek istememesi kadar emeğin hakkının verilmemesi de ahlâksızlıktır.

    Emeksiz kazanç asgarî seviyede tutulmaya çalışılmıştır. Ribânın yasaklanışının temel sebebi bu olmalıdır. Belirtilen istisnalar dışında, emek-kazanç dengesinin bozulması karşısında büyük bir duyarlılık gösterilir. Haramlık şüphesi bulunmayan kazanç, el emeğinin ürünü olan kazançtır. Bugün emeğiyle geçinenlerin gelirleri azalıyor. Zengin daha zengin fakir daha fakir hale geliyor. Küreselleşme ile dünya ekonomisinde üretimin payı azalıyor, finans sektörünün payı artıyor. Bir başka deyişle üretim fakir ülkelere bırakılıyor, ileri kapitalist ülkeler ise finans sistemine sahip olup dünyanın geri kalan kısmını kontrol ediyorlar.

    2- Mülkiyet

    Mülkün asıl sahibi Allah'tır ve Allah'ın kullarına bağışladığı mülk onların sınanmalarına yönelik emanettir: "Biliniz ki mallarınız da çocuklarınız da ancak birer imtihan vasıtasıdır. Asıl büyük mükâfat ise şüphesiz Allah katındadır". 13 Özel mülkiyet bu imtihan esprisi çerçevesinde toplumsal görev niteliği olan bir haktır. Helâl yollardan elde edilen mülkiyeti gasp ve hırsızlıktan korumak, bu suretle helâl olmayan kazançlara mani olmak emeğe olan saygının bir ifadesidir. Yine bu sebepten meşru mülkiyet korunmuştur ve onu müdafaa hakkı verilmiştir ve Peygamberimiz "Malının önünde öldürülen kimse şehittir" buyurmuştur.14 İslâm'da özel mülkiyetin çerçevesini toplum çıkarları çizmektedir. Toplumun menfaati gerektirdiği zaman özel mülkiyete müdahale edilebilir. Mülkiyet olgusu bir yönden insan şahsiyetiyle ilgilidir. Mülkiyet insan şahsiyetinin gereği ise mülkiyete hürmet insana hürmetten başka bir şey değildir.

    3- İşsizlik

    Günümüz ekonomilerinin temel sorunu ahlâkî sefaletlerin en önemli kaynağı olan ve emek israfından başka bir şey olmayan işsizlik sorunudur. Çoğunluğunu İslâm ülkelerinin oluşturduğu az gelişmiş (daha doğru bir deyişle az kapitalistleşmiş) ülkeler ise daha da kötü durumdadırlar. Enflasyondan daha çok göze çarpan ve sıkıntı kaynağı bir problem olan işsizlik sanayi kapitalizminin bir ürünüdür. Kitlesel üretimin bir sonucu kitlesel tüketim, bir diğer sonucu da kitlesel işsizliktir. Bir başka deyişle işsizlik, en önemli kaynak ve emek israfıdır. Batı'da kitlesel üretimin bir sonucu olarak daha fazla arttırılamayan talep, malların satılamamasına, fabrikaların kapanmasına dolayısıyla işsizliğin artmasına yol açmaktadır.

    Sonuç

    İslâm’ın sömürüye, sömürgeciliğe imkân tanımayan; adaletsizliğe, ferdiyetçiliğe, riba, kumar ve spekülatif işlemlere karşı olan sistemi kapitalizme geçiş imkanı vermemiştir. Bununla birlikte, iç dinamizmini kaybederek kurumlarını yenileyememiş ve durağanlaşmıştır. Günümüzde ihtişam ile sefalet, aşırı beslenmeden kaynaklanan ölümlerle açlıktan ölümler barınıyor. Silahlanmaya ve başkalarını tahribe yönelen kaynakların çok az bir kısmı bile açlık sorununu ortadan kaldırabilir. Gerçekten kapitalist sistem kendisini "tehlikeye" atmıştır. Bütün bunlar insanca bir hayat tarzı özlemini ve yeni bir uygarlığı gündeme getiriyor. Günümüzde "kul hakkı" kavramını esas alan geleneksel ekonominin varolduğunu söylemek zordur. Bu yüzden gelir dağılımını olumlu yönde etkilemeyen kurumların teorisini yapmaktan çok, insanca bir hayat tarzı ve yeni bir medeniyet ile ilgili sorunlar ele alınmalıdır.

    *Marmara Üniversitesi, İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi


    DİPNOTLAR
    1. Ahmed b. Hanbel, I, 194. Yine "Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir." İbn Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2.
    2. "Başkalarına zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.": İbn Mâce, Ahkâm, 17; Malik, Akdiye, 31; İbn Hanbel, V, 327 hadis-i şerifi ve bundan çıkarılan diğer hukuk kaidelerinden birkaçı: "Zarar kadim olmaz" Mecelle: 7, "Zarar izale olunur" Mec. 20, "Zarar-ı âmmı def' içün zarâr-ı hâs ihtiyar olunur" Mec. 26, "Zarar-ı eşedd, zarar-ı ehaff ile izale olunur" Mec. 27 vs. nitekim Hz. Peygamber ikt⒠ettiği tuz madeninin bulunduğu bir toprağı, ferdî mülkiyet altında olmasının kamuya zarar vereceği gerekçesiyle geri almıştı: Ebû Dâvûd, Harâc, 3064.
    3. el-Haşr, 59/7.
    4. "Müslüman Müslümanın kardeşidir... Kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir...": Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
    5. Buhârî, Büyû’, 16; Ayrıca bkz. İbn Mâce, Ticârât 28.
    6. Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, 3, 244; Gazzâlî, İhya, II, 64.
    7. "Zenginlik mal mülk çokluğundan değildir. Zenginlik gönül zenginliğidir": Buhârî, Rikak, 15; Müslim, Zekât, 120; Tirmizi, Zühd, 40; İbn Mâce, Zühd 9.
    8. Müslim, Zekât, 125; Tirmizi, Zühd, 35; İbn Hanbel, II, 8.
    9. İbrahim, 14/7.
    10. Buhârî, Cenâiz, B. 32.
    11. en-Nûr, 24/38.
    12. Hûd, 11/6.
    13. el-Enfâl, 8/28 ve Âli İmran, 3/186; el-Kehf, 18/7.
    14. Buharî, Mezâlim, 33.





+ Yorum Gönder