Konusunu Oylayın.: Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir?

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 4 kişi
Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir?
  1. 05.Eylül.2012, 16:57
    1
    Misafir

    Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir?






    Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir? Mumsema Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir?


  2. 05.Eylül.2012, 17:07
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Namazlardan sonra camide musafaha yapmanın hükmü nedir?




    Günlük hayatımızda davranışlarımızı gittikçe bozan Batı âdetleri, beşerî münasebetlerimize yabancı davranışlar getirmekte, materyalist görgü kâideleri sokmaktadır.

    Bunlara karşı millî birlik ruhunu kuvvetlendiren kendi âdet ve örfümüzü muhafaza edip, yabancı âdetlerin istilâsı içinde boğulmama titizliği artık bir vazife hâlini almış bulunmaktadır.

    Bize şahsiyet veren kuvvetli ve sağlam âdetlerimizden biri, “Önce selâm, sonra kelâm” hadîsi gereğince, karşılaştığımız kimseye önce selâm vermek, sonra da musafaha etmektir.

    Aslında, bizde selâm sadece bir söze başlama vasıtası olmakla kalmaz, aynı zamanda muhatabımıza dua mânasını da ihtiva eder. Karşılaştığımız bir dostumuza önce selâm vermekle ona dua etmiş, Allah’ın kazâdan, belâdan sâlim kılmasını niyaz etmiş oluruz.

    Bu hâliyle selâm, aynı zamanda bir ibâdet mahiyetini de arz eder ki, selâmlaşma dışındaki yabancı örflerde böyle bir kudsî mâna asla bahis mevzuu olmaz.

    Bundan sonra, samimiyet derecemize göre yapacağımız musafahanın da ayrı bir kudsî değeri vardır. Nitekim hadîste, İki Müslüman karşı karşıya gelince el tutuşup musafaha ederlerse sararmış yaprakların dallarından döküldüğü gibi günahlarının döküleceğine işaret edilmiştir.

    Demek ki, selâm gibi musafaha da ibâdet kudsiyetini ihtiva eden yüce bir görgü kaidemizdir.

    Bizim bu gibi âdetlerimiz, kendiliğimizden ihdas ettiğimiz basit alışkanlıklar değildir. Müslümanların âdetlerinin hepsinin de temelinde “Edille” vardır. Yâni şer’î delil mevcuttur. Bu delile dayanarak onları benimsemiş, hayatımıza yerleştirmişizdir. Bu bakımdan delilde olmayan yabancı âdet ve alışkanlıklar bizim hayatımıza giremez, istilâ edip tesiri altına alamaz. Hattâ selâm ve musafaha âdetimiz bile olmayacak yerlerde icraya kalkılırsa buna dahi cevaz vermez, örfümüzün karıştırılmasına razı olmayız. Nitekim okuyucumun sorduğu namazdan sonra musafaha etme âdeti dahi böyledir.

    Bâzı muhitlerde namaz kılan cemaat, kalkıp dağılacakları anda sıraya giriyor, cami içinde musafaha ediyorlarmış. Bu sıraya girmeyenler ise ayıplanıyor, sünnetten neden yüz çevirdikleri soruluyormuş...

    Hemen ifade edelim ki, cami içinde namazı müteâkip sıraya girip de yapılacak bir sünnet musafaha âdeti yoktur. Böyle musafahanın “bid’at” olduğu yolunda hükümler vardır. İmam-ı Nevevî’nin bazı eserlerinde bu musafahanın kendi zamanında sabah ve ikindi namazından sonra başladığı, daha sonraları da bütün namazlardan sonra yapılmaya devam edildiği kaydı vardır.

    “Şemsü’r-Remli” fetvâsında ise: "Bu bir bid’attır. Ancak yapılmasında bir sakınca yoktur." denmektedir.

    Bilhassa ehl-i tarik zatların devam ettirdiği bu âdetin asılda bulunmayıp sonradan ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Belki de üzerinde durmayıp geçmek gerekebilecek bir mes’eledir. Ancak, Bağdad’da neşredilen (Et-Terbiyetü’l-İslâm)’ın 27 Mayıs 1979 sayısında şu hükme varıldığı da hatırdan uzak tutulmamalıdır: Mecmûa’nın hükmü:

    "En faziletli olanı cami içindeki bu musafahanın terk edilmesidir. Hele imamlar için... çünkü cemaat imamlardaki hâli zarurî zanneder. Şurası da var ki, İbn-i Âbidin’de bazı cuma ve bayramlarda âdet etmeden yapılan musafahanın mübah olduğuna işaret edilmektedir."

    Demek âdet etmemek ve ısrarda bulunmamak kaydıyla bâzan yapılabilir.

    Ahmed ŞAHİN



  3. 05.Eylül.2012, 17:07
    2
    Silent and lonely rains



    Günlük hayatımızda davranışlarımızı gittikçe bozan Batı âdetleri, beşerî münasebetlerimize yabancı davranışlar getirmekte, materyalist görgü kâideleri sokmaktadır.

    Bunlara karşı millî birlik ruhunu kuvvetlendiren kendi âdet ve örfümüzü muhafaza edip, yabancı âdetlerin istilâsı içinde boğulmama titizliği artık bir vazife hâlini almış bulunmaktadır.

    Bize şahsiyet veren kuvvetli ve sağlam âdetlerimizden biri, “Önce selâm, sonra kelâm” hadîsi gereğince, karşılaştığımız kimseye önce selâm vermek, sonra da musafaha etmektir.

    Aslında, bizde selâm sadece bir söze başlama vasıtası olmakla kalmaz, aynı zamanda muhatabımıza dua mânasını da ihtiva eder. Karşılaştığımız bir dostumuza önce selâm vermekle ona dua etmiş, Allah’ın kazâdan, belâdan sâlim kılmasını niyaz etmiş oluruz.

    Bu hâliyle selâm, aynı zamanda bir ibâdet mahiyetini de arz eder ki, selâmlaşma dışındaki yabancı örflerde böyle bir kudsî mâna asla bahis mevzuu olmaz.

    Bundan sonra, samimiyet derecemize göre yapacağımız musafahanın da ayrı bir kudsî değeri vardır. Nitekim hadîste, İki Müslüman karşı karşıya gelince el tutuşup musafaha ederlerse sararmış yaprakların dallarından döküldüğü gibi günahlarının döküleceğine işaret edilmiştir.

    Demek ki, selâm gibi musafaha da ibâdet kudsiyetini ihtiva eden yüce bir görgü kaidemizdir.

    Bizim bu gibi âdetlerimiz, kendiliğimizden ihdas ettiğimiz basit alışkanlıklar değildir. Müslümanların âdetlerinin hepsinin de temelinde “Edille” vardır. Yâni şer’î delil mevcuttur. Bu delile dayanarak onları benimsemiş, hayatımıza yerleştirmişizdir. Bu bakımdan delilde olmayan yabancı âdet ve alışkanlıklar bizim hayatımıza giremez, istilâ edip tesiri altına alamaz. Hattâ selâm ve musafaha âdetimiz bile olmayacak yerlerde icraya kalkılırsa buna dahi cevaz vermez, örfümüzün karıştırılmasına razı olmayız. Nitekim okuyucumun sorduğu namazdan sonra musafaha etme âdeti dahi böyledir.

    Bâzı muhitlerde namaz kılan cemaat, kalkıp dağılacakları anda sıraya giriyor, cami içinde musafaha ediyorlarmış. Bu sıraya girmeyenler ise ayıplanıyor, sünnetten neden yüz çevirdikleri soruluyormuş...

    Hemen ifade edelim ki, cami içinde namazı müteâkip sıraya girip de yapılacak bir sünnet musafaha âdeti yoktur. Böyle musafahanın “bid’at” olduğu yolunda hükümler vardır. İmam-ı Nevevî’nin bazı eserlerinde bu musafahanın kendi zamanında sabah ve ikindi namazından sonra başladığı, daha sonraları da bütün namazlardan sonra yapılmaya devam edildiği kaydı vardır.

    “Şemsü’r-Remli” fetvâsında ise: "Bu bir bid’attır. Ancak yapılmasında bir sakınca yoktur." denmektedir.

    Bilhassa ehl-i tarik zatların devam ettirdiği bu âdetin asılda bulunmayıp sonradan ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Belki de üzerinde durmayıp geçmek gerekebilecek bir mes’eledir. Ancak, Bağdad’da neşredilen (Et-Terbiyetü’l-İslâm)’ın 27 Mayıs 1979 sayısında şu hükme varıldığı da hatırdan uzak tutulmamalıdır: Mecmûa’nın hükmü:

    "En faziletli olanı cami içindeki bu musafahanın terk edilmesidir. Hele imamlar için... çünkü cemaat imamlardaki hâli zarurî zanneder. Şurası da var ki, İbn-i Âbidin’de bazı cuma ve bayramlarda âdet etmeden yapılan musafahanın mübah olduğuna işaret edilmektedir."

    Demek âdet etmemek ve ısrarda bulunmamak kaydıyla bâzan yapılabilir.

    Ahmed ŞAHİN






+ Yorum Gönder