Konusunu Oylayın.: Düşkün ve acınacak durumda olanlara acımak iyi değil derler bu doğru mu?

5 üzerinden 3.40 | Toplam : 5 kişi
Düşkün ve acınacak durumda olanlara acımak iyi değil derler bu doğru mu?
  1. 02.Eylül.2012, 14:11
    1
    Misafir

    Düşkün ve acınacak durumda olanlara acımak iyi değil derler bu doğru mu?






    Düşkün ve acınacak durumda olanlara acımak iyi değil derler bu doğru mu? Mumsema benim bi tanidigim,esrar,kumar ve icki dolu hayati olan bi insandi,,,uzun zamandirda kendisini gormuyordum,fakat gecenlerde gordugumde cok uzuldum,cunku beni tanimiyor kimseyi tanimiyor,tuvaletini bile bilmiyen biri olmus,cok uzuldum cok acidim,,,,megersem bi kac sene once alzheimer olmus,,,simdi sormak istiyorum,bu kisi,tamamen gunahsizmi oldu simdi,,?

    ve bir sorum daha olacak,acimak iyi degil derler,dogrumu,bende cok aciyan bi insanim,,,bana cevremden kizarlar bu kadar acima,iyi degildir diye,,,dogrumu?

    simdiden ALLAH razi olsun,,,


  2. 02.Eylül.2012, 14:11
    1
    231179 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    231179
    Misafir



    benim bi tanidigim,esrar,kumar ve icki dolu hayati olan bi insandi,,,uzun zamandirda kendisini gormuyordum,fakat gecenlerde gordugumde cok uzuldum,cunku beni tanimiyor kimseyi tanimiyor,tuvaletini bile bilmiyen biri olmus,cok uzuldum cok acidim,,,,megersem bi kac sene once alzheimer olmus,,,simdi sormak istiyorum,bu kisi,tamamen gunahsizmi oldu simdi,,?

    ve bir sorum daha olacak,acimak iyi degil derler,dogrumu,bende cok aciyan bi insanim,,,bana cevremden kizarlar bu kadar acima,iyi degildir diye,,,dogrumu?

    simdiden ALLAH razi olsun,,,


    Benzer Konular

    - Muhtaç durumda olanlara yardım etmek neden önemlidir ?

    - Zor durumda olanlara nasıl yardım edebiliriz

    - Uyurken elleri bacak arasına koyunca şeytan doğarmış derler bu ne kadar doğru?

    - Akşam Üstü Uyuma İyi değil derler, NEDEN ?

    - Bazıları genetik mühendisi olmak doğru değil diyorlar. Dedikleri gibi genetik mühendis olmak doğru d

  3. 02.Eylül.2012, 17:52
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Düşkün ve acınacak durumda olanlara acımak iyi değil derler bu doğru mu?





    ـ1ـ عن ابن عمرو بن العاص رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُما قال: ]قالَ رسولُ اللَّهِ #: الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ اللَّهُ تَعالى! ارحَمُوا مَنْ في ا‘رضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ الرَّحِمُ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ مَنْ وَصَلَهَا وَصَلَهُ اللَّهُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعَهُ اللَّهُ تَعالى[. أخرجه أبو داود إلى قوله من في السماء، والترمذي بتمامه.»الشِّجْنَة« بكسر الشين المعجمة وضمها بعدها جيم: القرابة المُشْتَبِكةُ كاشتباكَ الْعُروق
    .1. (1978)- Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." [Tirmizî, Birr 16, (1925); Ebû Dâvud, Edeb 66, (4941).]


    AÇIKLAMA:
    1-Hadis, merhametin ehemmiyetini tesbit sadedinde vârid olmuştur. Merhametli olanlar derken ifâdenin mutlak bırakılmış olması dikkat çekicidir. Yani "insanlara" veya "mü'minlere" veya "sâlihlere" veya "fakirlere" diye bir kayıt yoktur. Öyleyse bütün mahlûkâta karşı merhametli olmak mevzubahistir. Yani yeryüzünde bulunan sâlih, fâcir bütün insanlara, ehlîvahşî bütün hayvanlara karşı gösterilecek merhamet, Rahmân'ı yâni rahmetine nihayet olmayan Allah'ı memnun edecek bir davranıştır. Nitekim, İbnu Mes'ud'dan gelen bir rivâyette Resûlullah'ın لَنْ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَرْحَمُوا "Merhametli olmadıkça inanmış sayılmazsınız!" ihtarına, Ashâb'ın: "Ey Allah'ın Resûlü, hepimiz merhametliyiz" cevabı üzerine şu açıklamasına şâhid olmaktayız: "Burada birinizin arkadaşına karşı gösterdiği merhamet kastedilmiyor, insanlara ve hayvanlara karşı merhamet kastediliyor."


    Allah'ın merhametli olanlara rahmet etmesi, onlara ihsanını bol kılması, ziyâde ikramda bulunmasıdır, mağfiret etmesidir.
    Ancak şunun bilinmesi lâzımdır. Rahmet, Kitap ve Sünnet'le kayıtlıdır. Sünnete uymayan, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına ters düşecek olan merhamet ve acımaklıklar, burada övülen, teşvik edilen merhamet değildir. Sözgelimi Allah'ın hududuna giren yasakları işleyenlere merhamet ederek cezalarını vermemek, Allah'ın istediği merhamet değildir. Öyleyse hadd cezalarının tatbik ve icrası rahmete aykırı değildir.


    2-Göktekilerden maksad meleklerdir. Çünkü onlar, mü'minlere istiğfar ederler. Âyet-i kerîme'de: "Arşı taşıyan ve etrafında bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler. O'na îman edenler, mü' minler için de: "Rabbimiz senin ilim ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır, tevbe edip senin yolunda gidenlere mağfiret et, bağışla, onları cehennem azâbından koru!" diyerek mağfiret taleb ederler" (Mü'min 7) buyrulmuştur.

    Âyette görüldüğü üzere, meleklerin rahmeti, mü'minler için "rahmet ve mağfiret taleb etmeleri"dir.


    3-Hadiste ayrıca öncelikle akraba, arkadaş, komşu, tanış olmak üzere insanlar arasındaki merhamet bağını ifâde için kullanılan Rahîm'e de temas edilmektedir: اَلرَّحِمُ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ buyurulmaktadır. Türkçe karşılık bulmakta zorluk çekilen bu tarifi "Rahmân'dan bir bağdır" diye anlaşılması kolay bir cümleye döktük. Sicne, aslında ağaçlarda, diğerleriyle kenetlenmiş damara veya vadilerdeki ince yola denir. Hadiste, insanlar ve yakınları arasındaki beşerîmânevî bağlara Cenâb-ı Hakk'ın ne kadar ehemmiyet verdiğini, husûsen Râhmân vasfıyla Rahîm'in nasıl yakın bir ilgi ve alâka içinde bulunduğu ifâde edilmektedir. Hadis, sanki Rahîm, Rahmân'dan ayrılmadır, Rahmân'ın bir parçasıdır mânasında bir tefhim ile onun ehemmiyetini belirtmeye çalışmıştır. Kısa tercümede böylesi bir tesbîti uygun bulmadık. Ancak şunu söyleyebiliriz: Hadis, Rahîm kelimesinin Rahmân kelimesiyle aynı kökten geldiğini belirtmiş, bu müşterekliğin de, Rahîm'in ehemmiyetini kavramada yardımcı olabileceğini dikkat çekmiştir. Nitekim bir başka hadiste şöyle buyrulmuştur.


    اَنَا الرَّحْمَنُ خَلَقْتُ الرَّحِمَ وَشَقَقْتُ لَهَا اِسْماً مِنْ اسْمِى
    "(Rabbim buyurdu ki "Ben Rahmân'ım, rahîm'i yarattım. O'na kendi ismimden bir isim verdim."
    Rahîm kelimesi, dilimizde daha ziyâde rahm olarak telaffuz edilir. En ziyâde sıla-i rahm tâbirinde, çokça kullanırız. Sıla-i rahm, hakkı verilmesi, muhafaza edilmesi gereken her çeşit akrabalık bağı, komşuluk bağı, akradaşlık bağı, insaniyet bağı gibi beşerî bağları ifâde eder. Şu halde hadis bu bağın, rahmet eseri olarak insanlar arasına konmuş, rahmetle kenetlenmş şekilde irtibatlı olan bir bağ bulunduğunu, dolayısıyla rahmet'in asıl sahibi Rahmân'la bağlı olduğunu ifâde ediyor. Resûlullah'ın buradaki beyanına göre, gereğini yerine getirerek bu bağı koruyan, Allah'ın rahmetiyle irtibatını koruyor demektir; gereğini îfâ etmeyerek, bu sıla-i rahm'i (rahm bağı'nı) koparan da Allah'ın rahmetinden kopmuş olmaktadır.
    ـ2ـ وعن جرير رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللَّه #: َ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ َ يَرْحَمُ النَّاسَ[. أخرجه الشيخان والترمذي


    .2. (1979)- Hz. Cerîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." [Buhârî, Tevhîd 2, Edeb 27; Müslim, Fedâil 66, (2319); Tirmizî, Birr 16, (1923).]
    ـ3ـ وفي أخرى ‘بى داود والترمذي عن أبى هريرة رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ: ]قال رَسُولُ اللَّهِ #: َ تُنْزَعُ الرَّحْمَةُ إَّ مِنْ شَقِىٍّ[


    .3. (1980)- Ebû Dâvud ve Tirmizî'de Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh)' den gelen bir diğer rivâyette Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Merhamet, ancak şakî'nin (ebedî hüsrâna uğrayanın) kalbinden çıkarılabilir." [Tirmizî, Birr 16, (1924); Ebû Dâvud, Edeb 66, (4942).]

    AÇIKLAMA:

    Burada, Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) mahlûkata karşı merhamet ve şefkat hissini ancak, şakî kimsenin kaybedeceğini ifade buyuruyor. Şakî, ebedi hüsrana uğrayan, uhrevî saadetini kaybedendir. Kesin bir üslûpla: "Şakî" hükmü ancak imandan mahrum olan kimse hakkında verilebileceğine göre, burada şakî ile küfre düşen kimse kastedilmiş olmalıdır. Tîbî merhum hadisi açıklama sadedinde der ki: "Çünkü mahlûkata karşı merhamet, kalbin bir rikkatidir. Kalbteki rikkat îmanın alâmetidir. Öyleyse kim bu rikkatten nasipsiz ise şakî'dir."

    Şârihler, kişinin şefkat ve merhamet duyacağı şeyler arasında kendi nefsini de zikrederler ve en başta kendi nefsinin yer aldığını, diğerlerinden önce nefsine merhamet etmesi gerektiğini belirtirler. "Hattâ derler, şu âyete göre başkalarına götereceği şefkat ve merhamet de kendisine râci olmaktadır: إنْ اَحْسَنْتُمْ
    اَحْسَنْتُمْ نْفُسِكُمْ "İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş otursunuz" (İsrâ 7).

    Bu hususta mütemmim bir açıklama müteakip hadisin şerhinde kaydedilecektir.

    ـ4ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قال: ]قَبَّلَ رسُولُ اللَّهِ # الْحَسَنَ ابْنَ عَلىٍّ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُما وَعِنْدَهُ ا‘قْرَعُ بْنُ حَابِسٍ. فَقَالَ ا‘قْرَعُ: إنَّ لِى عَشْرَةً مِنَ الْوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أحَداً! فَنَظَرَ إلَيْهِ رسولُ اللَّهِ # ثُمَّ قال: مَنْ َ يَرْحَمُ َيُرْحَمُ[. أخرجه الخمسة إ النسائى.وزاد رزين: أوَ أمْلِكُ إنْ كانَ اللَّهُ نَزَعَ مِنْكُمْ الرَّحْمَةَ

    .4. (1981)- Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) (bir gün), Hasan İbnu Ali (radıyallâhu anhümâ)'yı öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra' İbnu Hâbis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve "Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ona bakıp:


    "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu." [Buhârî, Edeb 18, Müslim, Fedâil 65, (2318); Tirmizî, Birr 12, (1912); Ebû Dâvud, Edeb 156, (5218).]


    Rezîn ilâve etti: "[Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) şunu da söyledi:] "Allah siz(in kalbiniz)den merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?"

    AÇIKLAMA:

    1- Rezîn'in ilâvesine yakın merfu ibâreyi ihtiva eden rivâyet Sahiheyn'de mevcuttur. [Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fedâil 64, (2317).]

    2- İbnu Ebî Cemre hadisle ilgili gelecek yorumu yapar: "Bu hadiste şu mâna muhtemeldir: Herhangi iyilik şekillerinden biriyle başkasına iyilik yapmayan kimseye hiç sevap hâsıl olmayacaktır." Tıpkı şu âyette ifâde edildiği gibi: هَلْ جَزَاءُ اِحْسَانِ إَّ ا“حْسَانُ "İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?" (Rahmân 60). Bu durumda hadisten murad şu olabilir: "Kimde dünyada iken imanın merhameti yoksa, ona âhirette rahmet edilmez," yahut: "Kim Allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçmak sûretiyle nefsine merhamet etmezse, Allah da ona rahmet etmez, çünkü Allah nezdinde ona verilmiş bir vaad, bir garanti mevcut değildir." Bu durumda tercümede zikri geçen merhamet"ten maksad amel'dir, "rahmet"ten murad da amel'in karşılığı olan mükâfaat'tır.(12) Öyleyse

    ______________
    (12) Hadisin arapça metninde merhâmet kelimesi yoktur, her ikisi de rahmet etmek mânasına يَر حم diye geçer.
    mâna şu olur: "Sadece amel-i sâlih işleyen sevaba mazhar olur." Mamafih, "merhamet"ten maksad sadaka, "rahmet"ten maksad da belâ olması mümkündür; bu durumda mânâ: "Belâ'dan ancak sadaka verenler selâmette kalır" olur. Veya "İçerisinde ezâ şâibesi olmayan bir merhametle merhamet etmeyen kimseye mutlaka merhamet edilmez," veya: "Allah rahmet gözüyle sadece kalbinde merhamet bulunanlara bakar, sâlih amel işlemiş olsa bile." İbnu Ebî Cemre ilâveten der ki: "Kişiye düşen, nefsini bu ihtimallerin hepsiyle tartmasıdır. Birinden müsbet netice alamazsa hemen Allah'a iltica edip yardımını talep etmelidir."


    3- Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) çocukları sevmeye teşvik ettiği gibi, çocukları sevmemeyi kalp katılığının, merhametsizliğin bir alâmeti, Allah'ın rahmetinden mahrum kalmanın bir sebebi olarak ifâde etmiştir. Çocuk terbiyesinde onların sevilmesi mühim bir yer tutar. Bu hususla ilgili geniş tahlîli daha önce sunduğumuz için burada tekrar etmeyeceğiz.

    Prof.Dr. İbrahim Canan'ın "Kütüb-i Sitte Muhtasarı ve Şerhi" isimli eserden




    -------------------------------

    Acıma duygusu insana ait özelliklerdendir.İnsanın insana acıması,şefkat göstermesi ve yardım etmesi ne güzel davranıştır.İnsan tek başına yetip yaşayamaz.Toplumsal bir varlıktır. Bir ana çocuğunun şefkat dolu kucağında özenle büyütmeye ve yetiştirmeye çalışır.Bir doktor hastaları iyileştirmek ve sağlığa kavuşturmak için koşar.Bir çiftçi toprağını eker.Çıkan mahsule bakar,nihayet tahıl elde eder.Bütün bunları geçimini sağlamak ve topuma yararlı olmak için yapar.Hasılı toplum içinde bir iş tutan herkes,Bir açıdan başkalarına yardım ediyor demektir.İnsan insana muhtaç olduğuna göre herkesin başkalarının hakkına saygılı olması,ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşması ve başkalarına şefkatli davranması toplumun mutluluğunu arttırır.

    Bazı kişiler katı yürekli olurlar.Etrafındaki dostlarını ve komşularını kırarlar.Hatta kendi aileleri içinde geçimsizlik çıkarırlar.Hastaya acımazlar,düşküne yardım yapmazlar,istediklerine kötülük yapmaktan sakınmazlar.Böyle olanlar ne bu dünyada ne de ahirette huzur bulamazlar.Nitekim yüce Allah bu gibi insanlar hakkında Kur’an’ da şöyle buyurmuştur:”Zalimler için samimim dost ve sözü dinlenir şefaatçi yoktur.” “Zulmedenler için dost ve yardımcı bulunmaz.”

    Sevgili Peygamberimiz daima zulmün ve haksızlığın karşısına çıkmıştır.Nitekim kendisine karşı katı yürekli,sert ve haksız davrananlarla mücadele etmekten yılmamıştır.Bizlere de şu kıymetli sözleri bırakmıştır: “Haksızlık etmekten sakınınız,çünkü haksızlık kıyamet gününde karanlıktır.”
    Gerçek Müslüman,ince ruhlu,ahlaklı ve güvenilir kişidir.Böyle bir insan kimseyi incitmek istemez.Kavga çıkarmasını sevmez,başkalarına kötülük etmeyi de düşünmez.Nitekim Peygamberimiz iyi Müslümanlar hakkında şöyle söylemiştir:”Müslüman; eline,ve diline Müslümanların güvendiği kimsedir.”

    Bir milletin her ferdinin güvenilir,çalışkan ve yardımsever olduğunu düşünelim.Elbette ki o milletin kalkınması,dayanışması ve mutluluğu daha güçlü olur.Ama bir milletin fertleri kendi yurttaşlarını sevmezse ,onlara gereğinde acımazsa ve yardım etmezse neticede bunun zararı herkese dokunur.Bu konuda peygamberimiz şu hadisiyle bize ışık tutmuştur:”İman edenler,birbirlerini sevmekte,birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir organı hasta olursa öteki organlarda bu yüzden hastalık ve huzursuzluğa tutulur.”

    İyi bir mü’min her şeyden önce kendi çocuklarına ve ailesine şefkatli davranmalıdır.İnsan sertlikle yaptıramadığı şeyleri,çok kez yumuşaklık ve tatlı sözlerle yaptırabilir.Nitekim atalarımız “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” demişlerdir.Çocukların bir kusurunu görünce onları dövenlere veya alçaltıcı sözlerle azarlayanlarına rastlanır.Bu davranışlar meseleyi çözmekte huzursuzluğu artırır.Hem de çocuğun ruhsal yapısında çöküntüler yapabilir.Bu davranışlar yerine ikna yolunu seçmek daha iyi sonuç verebilir.Adamın biri peygamberimize çocuklarını hiç öpmediğini söylemiş .Peygamberimizde :”Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” karşılığını vermiştir.Ayrıca sevgili Peygamberimiz bu konuda şu hadisleri söylemiş :”Çocuklarınıza iyi muamelede bulununuz.”. “Allah çocuğunun iyi yetişmesine yardım eden babaya yardım eder.
    ”
    Dinimizde kadınlara karşıda şefkatli ve merhametli davranılması salık verilmiştir.Bakınız bu konuda Peygamberimiz neler buyurmuştur:”Mü’minlerin inanca en olgunu,ahlaken en iyi olanlarıdır ve mü’minlerin hayırlı olanları da kadınlarına karşı hayır işleyenlerdir.”
    Ana ve babaya karşı merhametli ve saygılı davranmakta dinimizde çok sevaptır.Sahabeden biri Hz. Peygamber’e en üstün iyilik nedir diye sormuş,O da “Ana ve babana olan iyiliktir cevabını vermiş.

    Şüphesiz ki yetimlere,düşkünlere ve yoksullara acımanın ve yardım etmenin de büyük sevapları vardır.Nitekim yüce Tanrı bu konu da şöyle buyurmuştur:”Mü’minlere kanatlarını ger,alçak gönüllü ve şefkatli ol”. Şu kadar var ki toplumumuzda şefkat ve acımayı kötüye kullanan dilencilerde çoktur.Özürsüz dilenciliği sanat haline getirenler vardır.Bu konuda da sevgili Peygamberimiz bize ışık tutan şu hadisleri dikkati çekicidir:”Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma yiyecek ile savılan kimse,sadaka verilecek kişi değildir.Gerçekten yoksul kişi dilenmeyen,namuslu ve ince ruhlu kimsedir.” “Urganınızı alıp dağdan sırtınızda odun getirerek geçiminizi sağlamanız,dilencilik yapmanızdan daha hayırlıdır.”

    Mü’minler yalnız insanlara değil,faydalı hayvanlara da acımalıdırlar .Hayvanlara sıkıntı vermekten hoşlanan insanlara sık sık rastlanır.Kimi insanlar kuşların yuvasını bozarlar.Civcivleri kimsesiz bırakırlar.Kimi insanlarda komşularına kızıp tarlasına giren hayvanın çeşitli organlarını keserler.Hatta bazı kimseler bu yüzden aç susuz hayvanları günlerce hapsederler.Bazı kişilerde arzularına uymayan zavallı hayvanları kıyasıya döverler.Horozu horozla çarpıştıran,deveyi deveyle güreştiren ve boğaları işkence ile öldüren insanlara da rastlanır.Bütün bu davranışların dinimizde yeri yoktur.Sevgili Peygamberimizde aç susuz bir kediyi ölüme terk eden bir kadının cehenneme gittiğini haber vermiş.Peygamberimiz zamanında zamanın da müminlerden bazıları bir karınca yuvasını yakmışlar.Tanrı’nın Elçisi bunu görünce üzülmüş ve şöyle söylemiş:”Ateşle ancak yüce Allah azap verir.”
    Faydalı hayvanlara iyi davranılmasını sevabı hakkında şu olay da bize ders verici niteliktedir.:Peygamberimiz zamanında adamı biri çok susamış.rastladığı bir kuyuya inerek susuzluğunu gidermiş.Kuyudan çıkınca susuzluktan bir köpeğin orayı burayı yaladığını görmüş.Çok zahmetli olmasına rağmen kuyuya tekrar inmiş.Ayakkabısına su doldurarak ağzında taşıyarak kuyudan çıkmış ve köpeğe su vermiş.Peygamberimiz bu hareketin yüce Tanrı’yı memnun ettiğini ve onun günahlarının bağışlandığını haber vermiş.

    Demek oluyor ki dinimizde şefkat ve acımanın değeri çok büyüktür .İyi bir Müslüman insanlara karşı şefkatli,merhametli ve duygulu olmalıdır.Ayrıca faydalı hayvanları da korumaya çalışmalıdır

    Agah Çubukçu



  4. 02.Eylül.2012, 17:52
    2
    Silent and lonely rains




    ـ1ـ عن ابن عمرو بن العاص رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُما قال: ]قالَ رسولُ اللَّهِ #: الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ اللَّهُ تَعالى! ارحَمُوا مَنْ في ا‘رضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ الرَّحِمُ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ مَنْ وَصَلَهَا وَصَلَهُ اللَّهُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعَهُ اللَّهُ تَعالى[. أخرجه أبو داود إلى قوله من في السماء، والترمذي بتمامه.»الشِّجْنَة« بكسر الشين المعجمة وضمها بعدها جيم: القرابة المُشْتَبِكةُ كاشتباكَ الْعُروق
    .1. (1978)- Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." [Tirmizî, Birr 16, (1925); Ebû Dâvud, Edeb 66, (4941).]


    AÇIKLAMA:
    1-Hadis, merhametin ehemmiyetini tesbit sadedinde vârid olmuştur. Merhametli olanlar derken ifâdenin mutlak bırakılmış olması dikkat çekicidir. Yani "insanlara" veya "mü'minlere" veya "sâlihlere" veya "fakirlere" diye bir kayıt yoktur. Öyleyse bütün mahlûkâta karşı merhametli olmak mevzubahistir. Yani yeryüzünde bulunan sâlih, fâcir bütün insanlara, ehlîvahşî bütün hayvanlara karşı gösterilecek merhamet, Rahmân'ı yâni rahmetine nihayet olmayan Allah'ı memnun edecek bir davranıştır. Nitekim, İbnu Mes'ud'dan gelen bir rivâyette Resûlullah'ın لَنْ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَرْحَمُوا "Merhametli olmadıkça inanmış sayılmazsınız!" ihtarına, Ashâb'ın: "Ey Allah'ın Resûlü, hepimiz merhametliyiz" cevabı üzerine şu açıklamasına şâhid olmaktayız: "Burada birinizin arkadaşına karşı gösterdiği merhamet kastedilmiyor, insanlara ve hayvanlara karşı merhamet kastediliyor."


    Allah'ın merhametli olanlara rahmet etmesi, onlara ihsanını bol kılması, ziyâde ikramda bulunmasıdır, mağfiret etmesidir.
    Ancak şunun bilinmesi lâzımdır. Rahmet, Kitap ve Sünnet'le kayıtlıdır. Sünnete uymayan, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına ters düşecek olan merhamet ve acımaklıklar, burada övülen, teşvik edilen merhamet değildir. Sözgelimi Allah'ın hududuna giren yasakları işleyenlere merhamet ederek cezalarını vermemek, Allah'ın istediği merhamet değildir. Öyleyse hadd cezalarının tatbik ve icrası rahmete aykırı değildir.


    2-Göktekilerden maksad meleklerdir. Çünkü onlar, mü'minlere istiğfar ederler. Âyet-i kerîme'de: "Arşı taşıyan ve etrafında bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler. O'na îman edenler, mü' minler için de: "Rabbimiz senin ilim ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır, tevbe edip senin yolunda gidenlere mağfiret et, bağışla, onları cehennem azâbından koru!" diyerek mağfiret taleb ederler" (Mü'min 7) buyrulmuştur.

    Âyette görüldüğü üzere, meleklerin rahmeti, mü'minler için "rahmet ve mağfiret taleb etmeleri"dir.


    3-Hadiste ayrıca öncelikle akraba, arkadaş, komşu, tanış olmak üzere insanlar arasındaki merhamet bağını ifâde için kullanılan Rahîm'e de temas edilmektedir: اَلرَّحِمُ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ buyurulmaktadır. Türkçe karşılık bulmakta zorluk çekilen bu tarifi "Rahmân'dan bir bağdır" diye anlaşılması kolay bir cümleye döktük. Sicne, aslında ağaçlarda, diğerleriyle kenetlenmiş damara veya vadilerdeki ince yola denir. Hadiste, insanlar ve yakınları arasındaki beşerîmânevî bağlara Cenâb-ı Hakk'ın ne kadar ehemmiyet verdiğini, husûsen Râhmân vasfıyla Rahîm'in nasıl yakın bir ilgi ve alâka içinde bulunduğu ifâde edilmektedir. Hadis, sanki Rahîm, Rahmân'dan ayrılmadır, Rahmân'ın bir parçasıdır mânasında bir tefhim ile onun ehemmiyetini belirtmeye çalışmıştır. Kısa tercümede böylesi bir tesbîti uygun bulmadık. Ancak şunu söyleyebiliriz: Hadis, Rahîm kelimesinin Rahmân kelimesiyle aynı kökten geldiğini belirtmiş, bu müşterekliğin de, Rahîm'in ehemmiyetini kavramada yardımcı olabileceğini dikkat çekmiştir. Nitekim bir başka hadiste şöyle buyrulmuştur.


    اَنَا الرَّحْمَنُ خَلَقْتُ الرَّحِمَ وَشَقَقْتُ لَهَا اِسْماً مِنْ اسْمِى
    "(Rabbim buyurdu ki "Ben Rahmân'ım, rahîm'i yarattım. O'na kendi ismimden bir isim verdim."
    Rahîm kelimesi, dilimizde daha ziyâde rahm olarak telaffuz edilir. En ziyâde sıla-i rahm tâbirinde, çokça kullanırız. Sıla-i rahm, hakkı verilmesi, muhafaza edilmesi gereken her çeşit akrabalık bağı, komşuluk bağı, akradaşlık bağı, insaniyet bağı gibi beşerî bağları ifâde eder. Şu halde hadis bu bağın, rahmet eseri olarak insanlar arasına konmuş, rahmetle kenetlenmş şekilde irtibatlı olan bir bağ bulunduğunu, dolayısıyla rahmet'in asıl sahibi Rahmân'la bağlı olduğunu ifâde ediyor. Resûlullah'ın buradaki beyanına göre, gereğini yerine getirerek bu bağı koruyan, Allah'ın rahmetiyle irtibatını koruyor demektir; gereğini îfâ etmeyerek, bu sıla-i rahm'i (rahm bağı'nı) koparan da Allah'ın rahmetinden kopmuş olmaktadır.
    ـ2ـ وعن جرير رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللَّه #: َ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ َ يَرْحَمُ النَّاسَ[. أخرجه الشيخان والترمذي


    .2. (1979)- Hz. Cerîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." [Buhârî, Tevhîd 2, Edeb 27; Müslim, Fedâil 66, (2319); Tirmizî, Birr 16, (1923).]
    ـ3ـ وفي أخرى ‘بى داود والترمذي عن أبى هريرة رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ: ]قال رَسُولُ اللَّهِ #: َ تُنْزَعُ الرَّحْمَةُ إَّ مِنْ شَقِىٍّ[


    .3. (1980)- Ebû Dâvud ve Tirmizî'de Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh)' den gelen bir diğer rivâyette Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Merhamet, ancak şakî'nin (ebedî hüsrâna uğrayanın) kalbinden çıkarılabilir." [Tirmizî, Birr 16, (1924); Ebû Dâvud, Edeb 66, (4942).]

    AÇIKLAMA:

    Burada, Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) mahlûkata karşı merhamet ve şefkat hissini ancak, şakî kimsenin kaybedeceğini ifade buyuruyor. Şakî, ebedi hüsrana uğrayan, uhrevî saadetini kaybedendir. Kesin bir üslûpla: "Şakî" hükmü ancak imandan mahrum olan kimse hakkında verilebileceğine göre, burada şakî ile küfre düşen kimse kastedilmiş olmalıdır. Tîbî merhum hadisi açıklama sadedinde der ki: "Çünkü mahlûkata karşı merhamet, kalbin bir rikkatidir. Kalbteki rikkat îmanın alâmetidir. Öyleyse kim bu rikkatten nasipsiz ise şakî'dir."

    Şârihler, kişinin şefkat ve merhamet duyacağı şeyler arasında kendi nefsini de zikrederler ve en başta kendi nefsinin yer aldığını, diğerlerinden önce nefsine merhamet etmesi gerektiğini belirtirler. "Hattâ derler, şu âyete göre başkalarına götereceği şefkat ve merhamet de kendisine râci olmaktadır: إنْ اَحْسَنْتُمْ
    اَحْسَنْتُمْ نْفُسِكُمْ "İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş otursunuz" (İsrâ 7).

    Bu hususta mütemmim bir açıklama müteakip hadisin şerhinde kaydedilecektir.

    ـ4ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قال: ]قَبَّلَ رسُولُ اللَّهِ # الْحَسَنَ ابْنَ عَلىٍّ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُما وَعِنْدَهُ ا‘قْرَعُ بْنُ حَابِسٍ. فَقَالَ ا‘قْرَعُ: إنَّ لِى عَشْرَةً مِنَ الْوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أحَداً! فَنَظَرَ إلَيْهِ رسولُ اللَّهِ # ثُمَّ قال: مَنْ َ يَرْحَمُ َيُرْحَمُ[. أخرجه الخمسة إ النسائى.وزاد رزين: أوَ أمْلِكُ إنْ كانَ اللَّهُ نَزَعَ مِنْكُمْ الرَّحْمَةَ

    .4. (1981)- Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) (bir gün), Hasan İbnu Ali (radıyallâhu anhümâ)'yı öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra' İbnu Hâbis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve "Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ona bakıp:


    "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu." [Buhârî, Edeb 18, Müslim, Fedâil 65, (2318); Tirmizî, Birr 12, (1912); Ebû Dâvud, Edeb 156, (5218).]


    Rezîn ilâve etti: "[Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) şunu da söyledi:] "Allah siz(in kalbiniz)den merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?"

    AÇIKLAMA:

    1- Rezîn'in ilâvesine yakın merfu ibâreyi ihtiva eden rivâyet Sahiheyn'de mevcuttur. [Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fedâil 64, (2317).]

    2- İbnu Ebî Cemre hadisle ilgili gelecek yorumu yapar: "Bu hadiste şu mâna muhtemeldir: Herhangi iyilik şekillerinden biriyle başkasına iyilik yapmayan kimseye hiç sevap hâsıl olmayacaktır." Tıpkı şu âyette ifâde edildiği gibi: هَلْ جَزَاءُ اِحْسَانِ إَّ ا“حْسَانُ "İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?" (Rahmân 60). Bu durumda hadisten murad şu olabilir: "Kimde dünyada iken imanın merhameti yoksa, ona âhirette rahmet edilmez," yahut: "Kim Allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçmak sûretiyle nefsine merhamet etmezse, Allah da ona rahmet etmez, çünkü Allah nezdinde ona verilmiş bir vaad, bir garanti mevcut değildir." Bu durumda tercümede zikri geçen merhamet"ten maksad amel'dir, "rahmet"ten murad da amel'in karşılığı olan mükâfaat'tır.(12) Öyleyse

    ______________
    (12) Hadisin arapça metninde merhâmet kelimesi yoktur, her ikisi de rahmet etmek mânasına يَر حم diye geçer.
    mâna şu olur: "Sadece amel-i sâlih işleyen sevaba mazhar olur." Mamafih, "merhamet"ten maksad sadaka, "rahmet"ten maksad da belâ olması mümkündür; bu durumda mânâ: "Belâ'dan ancak sadaka verenler selâmette kalır" olur. Veya "İçerisinde ezâ şâibesi olmayan bir merhametle merhamet etmeyen kimseye mutlaka merhamet edilmez," veya: "Allah rahmet gözüyle sadece kalbinde merhamet bulunanlara bakar, sâlih amel işlemiş olsa bile." İbnu Ebî Cemre ilâveten der ki: "Kişiye düşen, nefsini bu ihtimallerin hepsiyle tartmasıdır. Birinden müsbet netice alamazsa hemen Allah'a iltica edip yardımını talep etmelidir."


    3- Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) çocukları sevmeye teşvik ettiği gibi, çocukları sevmemeyi kalp katılığının, merhametsizliğin bir alâmeti, Allah'ın rahmetinden mahrum kalmanın bir sebebi olarak ifâde etmiştir. Çocuk terbiyesinde onların sevilmesi mühim bir yer tutar. Bu hususla ilgili geniş tahlîli daha önce sunduğumuz için burada tekrar etmeyeceğiz.

    Prof.Dr. İbrahim Canan'ın "Kütüb-i Sitte Muhtasarı ve Şerhi" isimli eserden




    -------------------------------

    Acıma duygusu insana ait özelliklerdendir.İnsanın insana acıması,şefkat göstermesi ve yardım etmesi ne güzel davranıştır.İnsan tek başına yetip yaşayamaz.Toplumsal bir varlıktır. Bir ana çocuğunun şefkat dolu kucağında özenle büyütmeye ve yetiştirmeye çalışır.Bir doktor hastaları iyileştirmek ve sağlığa kavuşturmak için koşar.Bir çiftçi toprağını eker.Çıkan mahsule bakar,nihayet tahıl elde eder.Bütün bunları geçimini sağlamak ve topuma yararlı olmak için yapar.Hasılı toplum içinde bir iş tutan herkes,Bir açıdan başkalarına yardım ediyor demektir.İnsan insana muhtaç olduğuna göre herkesin başkalarının hakkına saygılı olması,ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşması ve başkalarına şefkatli davranması toplumun mutluluğunu arttırır.

    Bazı kişiler katı yürekli olurlar.Etrafındaki dostlarını ve komşularını kırarlar.Hatta kendi aileleri içinde geçimsizlik çıkarırlar.Hastaya acımazlar,düşküne yardım yapmazlar,istediklerine kötülük yapmaktan sakınmazlar.Böyle olanlar ne bu dünyada ne de ahirette huzur bulamazlar.Nitekim yüce Allah bu gibi insanlar hakkında Kur’an’ da şöyle buyurmuştur:”Zalimler için samimim dost ve sözü dinlenir şefaatçi yoktur.” “Zulmedenler için dost ve yardımcı bulunmaz.”

    Sevgili Peygamberimiz daima zulmün ve haksızlığın karşısına çıkmıştır.Nitekim kendisine karşı katı yürekli,sert ve haksız davrananlarla mücadele etmekten yılmamıştır.Bizlere de şu kıymetli sözleri bırakmıştır: “Haksızlık etmekten sakınınız,çünkü haksızlık kıyamet gününde karanlıktır.”
    Gerçek Müslüman,ince ruhlu,ahlaklı ve güvenilir kişidir.Böyle bir insan kimseyi incitmek istemez.Kavga çıkarmasını sevmez,başkalarına kötülük etmeyi de düşünmez.Nitekim Peygamberimiz iyi Müslümanlar hakkında şöyle söylemiştir:”Müslüman; eline,ve diline Müslümanların güvendiği kimsedir.”

    Bir milletin her ferdinin güvenilir,çalışkan ve yardımsever olduğunu düşünelim.Elbette ki o milletin kalkınması,dayanışması ve mutluluğu daha güçlü olur.Ama bir milletin fertleri kendi yurttaşlarını sevmezse ,onlara gereğinde acımazsa ve yardım etmezse neticede bunun zararı herkese dokunur.Bu konuda peygamberimiz şu hadisiyle bize ışık tutmuştur:”İman edenler,birbirlerini sevmekte,birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir organı hasta olursa öteki organlarda bu yüzden hastalık ve huzursuzluğa tutulur.”

    İyi bir mü’min her şeyden önce kendi çocuklarına ve ailesine şefkatli davranmalıdır.İnsan sertlikle yaptıramadığı şeyleri,çok kez yumuşaklık ve tatlı sözlerle yaptırabilir.Nitekim atalarımız “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” demişlerdir.Çocukların bir kusurunu görünce onları dövenlere veya alçaltıcı sözlerle azarlayanlarına rastlanır.Bu davranışlar meseleyi çözmekte huzursuzluğu artırır.Hem de çocuğun ruhsal yapısında çöküntüler yapabilir.Bu davranışlar yerine ikna yolunu seçmek daha iyi sonuç verebilir.Adamın biri peygamberimize çocuklarını hiç öpmediğini söylemiş .Peygamberimizde :”Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” karşılığını vermiştir.Ayrıca sevgili Peygamberimiz bu konuda şu hadisleri söylemiş :”Çocuklarınıza iyi muamelede bulununuz.”. “Allah çocuğunun iyi yetişmesine yardım eden babaya yardım eder.
    ”
    Dinimizde kadınlara karşıda şefkatli ve merhametli davranılması salık verilmiştir.Bakınız bu konuda Peygamberimiz neler buyurmuştur:”Mü’minlerin inanca en olgunu,ahlaken en iyi olanlarıdır ve mü’minlerin hayırlı olanları da kadınlarına karşı hayır işleyenlerdir.”
    Ana ve babaya karşı merhametli ve saygılı davranmakta dinimizde çok sevaptır.Sahabeden biri Hz. Peygamber’e en üstün iyilik nedir diye sormuş,O da “Ana ve babana olan iyiliktir cevabını vermiş.

    Şüphesiz ki yetimlere,düşkünlere ve yoksullara acımanın ve yardım etmenin de büyük sevapları vardır.Nitekim yüce Tanrı bu konu da şöyle buyurmuştur:”Mü’minlere kanatlarını ger,alçak gönüllü ve şefkatli ol”. Şu kadar var ki toplumumuzda şefkat ve acımayı kötüye kullanan dilencilerde çoktur.Özürsüz dilenciliği sanat haline getirenler vardır.Bu konuda da sevgili Peygamberimiz bize ışık tutan şu hadisleri dikkati çekicidir:”Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma yiyecek ile savılan kimse,sadaka verilecek kişi değildir.Gerçekten yoksul kişi dilenmeyen,namuslu ve ince ruhlu kimsedir.” “Urganınızı alıp dağdan sırtınızda odun getirerek geçiminizi sağlamanız,dilencilik yapmanızdan daha hayırlıdır.”

    Mü’minler yalnız insanlara değil,faydalı hayvanlara da acımalıdırlar .Hayvanlara sıkıntı vermekten hoşlanan insanlara sık sık rastlanır.Kimi insanlar kuşların yuvasını bozarlar.Civcivleri kimsesiz bırakırlar.Kimi insanlarda komşularına kızıp tarlasına giren hayvanın çeşitli organlarını keserler.Hatta bazı kimseler bu yüzden aç susuz hayvanları günlerce hapsederler.Bazı kişilerde arzularına uymayan zavallı hayvanları kıyasıya döverler.Horozu horozla çarpıştıran,deveyi deveyle güreştiren ve boğaları işkence ile öldüren insanlara da rastlanır.Bütün bu davranışların dinimizde yeri yoktur.Sevgili Peygamberimizde aç susuz bir kediyi ölüme terk eden bir kadının cehenneme gittiğini haber vermiş.Peygamberimiz zamanında zamanın da müminlerden bazıları bir karınca yuvasını yakmışlar.Tanrı’nın Elçisi bunu görünce üzülmüş ve şöyle söylemiş:”Ateşle ancak yüce Allah azap verir.”
    Faydalı hayvanlara iyi davranılmasını sevabı hakkında şu olay da bize ders verici niteliktedir.:Peygamberimiz zamanında adamı biri çok susamış.rastladığı bir kuyuya inerek susuzluğunu gidermiş.Kuyudan çıkınca susuzluktan bir köpeğin orayı burayı yaladığını görmüş.Çok zahmetli olmasına rağmen kuyuya tekrar inmiş.Ayakkabısına su doldurarak ağzında taşıyarak kuyudan çıkmış ve köpeğe su vermiş.Peygamberimiz bu hareketin yüce Tanrı’yı memnun ettiğini ve onun günahlarının bağışlandığını haber vermiş.

    Demek oluyor ki dinimizde şefkat ve acımanın değeri çok büyüktür .İyi bir Müslüman insanlara karşı şefkatli,merhametli ve duygulu olmalıdır.Ayrıca faydalı hayvanları da korumaya çalışmalıdır

    Agah Çubukçu






+ Yorum Gönder