Konusunu Oylayın.: Mücahid nefsiyle cihad edendir bu ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mücahid nefsiyle cihad edendir bu ne demektir?
  1. 01.Eylül.2012, 20:51
    1
    Misafir

    Mücahid nefsiyle cihad edendir bu ne demektir?






    Mücahid nefsiyle cihad edendir bu ne demektir? Mumsema "Mücahid nefsiyle cihad edendir."
    tirmizi,fedailu'l-cihad

    bu hadis sahihmidir


  2. 01.Eylül.2012, 20:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Eylül.2012, 01:12
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: "Mücahid nefsiyle cihad edendir" bu ne demektir?




    Nefis, benlikdir ve şeytandan daha kötü bir düşmandır.
    Nitekim şeytan, namaz kılmayandan dahi kaçtığı bilinmektedir. Çünkü "ben bir defa secde etmedim ömür boyu lanetlendim, sen hergün beş defa secde etmiyorsun. Korkarım senin yüzünden bana da bir zarar dokunur." diyerek o kişiden uzaklaşır. Şeytanın kötü yolda olanlarla pek işi olmaz, çünkü o kötü yolda olan kişi zaten haktan sapmış ve devamlı aşağılara düşmektedir. Bu yüzden şeytan, iyi yolda olanlarla, namaz kılanlarla, ibadet yapanlarla uğraşır. Nedenlerinden biri sapanla değil, sapmayanla uğraşmasıdır. Sapmayanı yoldan saptırırsa o zaman haz ve lezzet duyar.

    Nefis, daima bizimle beraber olan olan manevi bir letaifdir. Nefsin yeri, iki kaşın arasıdır. Nefis, insanların ilim, amel ve ahlaklarına göre değişiklik gösterir. Bu yüzden nefsin mertebelerini gözden geçirmek ve kendimizi düzeltmek gerekir..

    Nefis daima kötülüğü emreder. Bir iyilik yapmak ona ağır gelir. O yüzden yapacağımız en önemli şey, güzellikleri sergilemektir.

    Nefis, ibadetlerden rahatsız olur ve şetanın vesvesesiyle kişiyi o ibadeti yapmamasını sağlar ve elinden geldiğince oyalamaya, ibadeti yaptırmamaya çalışır.

    Eğer kişinin nefsi, ibadetlerden zevk alıyorsa, demekki bir ilerleme söz konusu olmaktadır. Ancak tam tersi ise, veya ibadetlerdeki edeplere hususlara dikkat edilmeden yapayımda nasıl olursa olsun, düşüncesi var ise, nefsin hakimiyeti daha fazladır..

    Nefsin hakimiyetini esir etmek, nefsi kötü şeylerden alıp güzel ve iyi şeylere yöneltmekle, her istediğini yapmamakla olur. Emirler nefisten değil, dinin uygun gördüğü şeylerden olmalıdır. Eğer bir işi yapıyorsak, ilkönce o işte Allah(cc)'ın rızası var mı yok mu diye araştırma yapmak lazım gelir. Daha sonra, dinde yeri var mı yok mu diye sormak, soruşturmak ve kendimizi rahatlatmak gerekir.

    İnsanların ahlaki yapıları dört kısımdır.
    1) Mutmain olmuş, saf ve temiz kalpli, edep ve dinde çok hassas olan ahlaki yapı. Bunlar Allah(cc)'ın hoşnut olduğu ve müjdesine nail olan çok kıymetli kimselerdir.
    2) Kötülük yapsa dahi, yaptığının kötü ve günah olduğunu bilir. Üzülür, kimi zaman tövbe eder, kimi zaman hataya, günaha devam eder. Bunlar, dönüş yapar iseler hızlıca kurtuluşa ererler.
    3) Yaptığı şeylerin haram mı helal mı olduğunu gözardı etmez. Allah(cc)'ın rızasını dikkate almaz ve olsunda, nasıl olursa olsun düşüncesi vardır. Bu kimseler dönüş yapsalar dahi düzelmeleri çok zordur.
    4) Kötülük yapmakla ve günah işlemekle birlikte, yaptığı şeyleri övünerek anlatan, başkalarını da saptırmaya çalışan kişilerdir. Örneğin içki haramdır, içkiyi içip oh be geçen falanca içkiden içtim, çok güzel tadı var veya şöyledir böyledir... gibi övücü şeyler ile yaptığı haramı anlatması, başkalarını özendirmesi gibi durumla iç-içedir. Bunların dönüş yapmaları ancak o kimse için hidayetin tecellisi gerekir. Aksi taktirde düzelmesi pek zordur.

    Yukarıda sıralanan ahlaki yapıların nefis ile de bağlantısı vardır. Bir kimse, nefsine emredemezse onun dediklerine olur-eyvallah derse, nefsini boynuna bindirip, onun esiri olursa, nefsini başına tac yaparda Allah(cc)'ın emir ve yasaklarına (şeriate) karşı çıkarsa veya dikkat etmezse, işte o kimse kötülüğe, harama, yasaklara, ateşe, cehenneme yakın olanlardır. Kötülüğe yaklaşmak, kötülüğe gitmektir. İyiliğe yaklaşmak ise, iyiliğe gitmektir.

    Her nefis kendini elinden geldiğince kontrol etmeli ve her istediğimizi değil, Allah(cc)'ın razı olduğu şeyleri yapmalıyız. Böylece sonsuz ve huzurlu bir yurtta mükafatın tadı çıkarılacaktır.

    Allah(cc), nefsine uyanlardan değil, dinine uyanlardan eylesin cümlemizi..

    NEFİS MERTEBELERİ

    Nefsin yedi sıfatı vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

    1- NEFS-İ EMMARE

    Azizim! Malum ola ki, nefsin mertebesi evvela emmaredir ki, onun ehli hayvan gibi, belki daha da kötüdür. Zira, o kimsenin ruh-u sultaniyesi, nefs-i emmaresine esir olmuştur ve bu halde kaldığı için çoğu imansız gider ve cehenneme yerleşirler. Zira nefs-i emmare bütün gücü ile kötülüğü emreder. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta buyuruyor: “Çünkü nefis gerçekten kötülüğü şiddetle emreder.”[1] Nefs-i emmare, bütün kafirlerin, münafıkların ve fasıkların nefisleridir ki, buna ruh-u hayvani adı verilmiştir.



    2- NEFS-İ LEVVAME

    Azizim! Malum ola ki, Cenab-ı Hakk’ın (CC) İlahi ihsanı yaver olursa, Mürşid-i Kamil’in himmeti ve kudsi kuvveti berekatı ile, ruh-u hayvaniyye, emmare sıfatından çıkarak, levvame sıfatına girer ki, bir derece ruh-u sultanın hükmü allında bulunur ve emirlerine boyun eğer. Fakat eline fırsat geçince dayanamaz, yine masiyyet işler. Bu nefis mertebesi hususunda Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyuruyor: “Yine kasem ederim pişmankâr nefse ki, (muhakkak öldükten sonra dirileceksiniz.)”[2]



    3- NEFS-İ MÜLHİME

    Azizim! Malum ola ki, sıfat-ı mülhimede bulunan salikin hali levvamede olan salikin hali gibi değildir. Yani, nefsine levm ederek, tevbe ve istiğfar ettiği günahını, fırsat geçince kendini tutamayarak bir daha işlemesi vuku bulmaz. Zira nefis bir derece daha ruh-u sultanın, hali ile hallenmiştir, artık salik tevbcsinde sabit olarak durur. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri: “Allah (CC) ona fücur ve takvasını ilham etti.”[3] Ayet-i Kerime’siyle bildirdiği için nefsi natıkasının adı nefsi mülhime olmuştur. Bu makamda salik, sırlara vakıf olduğundan esrar ile meşgul bulunduğu cihetle bunun üstünde olan kemalden mahcup kalmıştır. Bu makamın seyri Allah (CC) Hz.leri olduğu için salikin batınında imanın hakikati zuhur etmiş olmakla müşahedelerinde masiva kalmamıştır. Bu makamın alemi, ervahtır, salik arzu ettiğini görür ve tasarrufa bile kadir olur.



  4. 09.Eylül.2012, 01:12
    2
    Editör



    Nefis, benlikdir ve şeytandan daha kötü bir düşmandır.
    Nitekim şeytan, namaz kılmayandan dahi kaçtığı bilinmektedir. Çünkü "ben bir defa secde etmedim ömür boyu lanetlendim, sen hergün beş defa secde etmiyorsun. Korkarım senin yüzünden bana da bir zarar dokunur." diyerek o kişiden uzaklaşır. Şeytanın kötü yolda olanlarla pek işi olmaz, çünkü o kötü yolda olan kişi zaten haktan sapmış ve devamlı aşağılara düşmektedir. Bu yüzden şeytan, iyi yolda olanlarla, namaz kılanlarla, ibadet yapanlarla uğraşır. Nedenlerinden biri sapanla değil, sapmayanla uğraşmasıdır. Sapmayanı yoldan saptırırsa o zaman haz ve lezzet duyar.

    Nefis, daima bizimle beraber olan olan manevi bir letaifdir. Nefsin yeri, iki kaşın arasıdır. Nefis, insanların ilim, amel ve ahlaklarına göre değişiklik gösterir. Bu yüzden nefsin mertebelerini gözden geçirmek ve kendimizi düzeltmek gerekir..

    Nefis daima kötülüğü emreder. Bir iyilik yapmak ona ağır gelir. O yüzden yapacağımız en önemli şey, güzellikleri sergilemektir.

    Nefis, ibadetlerden rahatsız olur ve şetanın vesvesesiyle kişiyi o ibadeti yapmamasını sağlar ve elinden geldiğince oyalamaya, ibadeti yaptırmamaya çalışır.

    Eğer kişinin nefsi, ibadetlerden zevk alıyorsa, demekki bir ilerleme söz konusu olmaktadır. Ancak tam tersi ise, veya ibadetlerdeki edeplere hususlara dikkat edilmeden yapayımda nasıl olursa olsun, düşüncesi var ise, nefsin hakimiyeti daha fazladır..

    Nefsin hakimiyetini esir etmek, nefsi kötü şeylerden alıp güzel ve iyi şeylere yöneltmekle, her istediğini yapmamakla olur. Emirler nefisten değil, dinin uygun gördüğü şeylerden olmalıdır. Eğer bir işi yapıyorsak, ilkönce o işte Allah(cc)'ın rızası var mı yok mu diye araştırma yapmak lazım gelir. Daha sonra, dinde yeri var mı yok mu diye sormak, soruşturmak ve kendimizi rahatlatmak gerekir.

    İnsanların ahlaki yapıları dört kısımdır.
    1) Mutmain olmuş, saf ve temiz kalpli, edep ve dinde çok hassas olan ahlaki yapı. Bunlar Allah(cc)'ın hoşnut olduğu ve müjdesine nail olan çok kıymetli kimselerdir.
    2) Kötülük yapsa dahi, yaptığının kötü ve günah olduğunu bilir. Üzülür, kimi zaman tövbe eder, kimi zaman hataya, günaha devam eder. Bunlar, dönüş yapar iseler hızlıca kurtuluşa ererler.
    3) Yaptığı şeylerin haram mı helal mı olduğunu gözardı etmez. Allah(cc)'ın rızasını dikkate almaz ve olsunda, nasıl olursa olsun düşüncesi vardır. Bu kimseler dönüş yapsalar dahi düzelmeleri çok zordur.
    4) Kötülük yapmakla ve günah işlemekle birlikte, yaptığı şeyleri övünerek anlatan, başkalarını da saptırmaya çalışan kişilerdir. Örneğin içki haramdır, içkiyi içip oh be geçen falanca içkiden içtim, çok güzel tadı var veya şöyledir böyledir... gibi övücü şeyler ile yaptığı haramı anlatması, başkalarını özendirmesi gibi durumla iç-içedir. Bunların dönüş yapmaları ancak o kimse için hidayetin tecellisi gerekir. Aksi taktirde düzelmesi pek zordur.

    Yukarıda sıralanan ahlaki yapıların nefis ile de bağlantısı vardır. Bir kimse, nefsine emredemezse onun dediklerine olur-eyvallah derse, nefsini boynuna bindirip, onun esiri olursa, nefsini başına tac yaparda Allah(cc)'ın emir ve yasaklarına (şeriate) karşı çıkarsa veya dikkat etmezse, işte o kimse kötülüğe, harama, yasaklara, ateşe, cehenneme yakın olanlardır. Kötülüğe yaklaşmak, kötülüğe gitmektir. İyiliğe yaklaşmak ise, iyiliğe gitmektir.

    Her nefis kendini elinden geldiğince kontrol etmeli ve her istediğimizi değil, Allah(cc)'ın razı olduğu şeyleri yapmalıyız. Böylece sonsuz ve huzurlu bir yurtta mükafatın tadı çıkarılacaktır.

    Allah(cc), nefsine uyanlardan değil, dinine uyanlardan eylesin cümlemizi..

    NEFİS MERTEBELERİ

    Nefsin yedi sıfatı vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

    1- NEFS-İ EMMARE

    Azizim! Malum ola ki, nefsin mertebesi evvela emmaredir ki, onun ehli hayvan gibi, belki daha da kötüdür. Zira, o kimsenin ruh-u sultaniyesi, nefs-i emmaresine esir olmuştur ve bu halde kaldığı için çoğu imansız gider ve cehenneme yerleşirler. Zira nefs-i emmare bütün gücü ile kötülüğü emreder. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta buyuruyor: “Çünkü nefis gerçekten kötülüğü şiddetle emreder.”[1] Nefs-i emmare, bütün kafirlerin, münafıkların ve fasıkların nefisleridir ki, buna ruh-u hayvani adı verilmiştir.



    2- NEFS-İ LEVVAME

    Azizim! Malum ola ki, Cenab-ı Hakk’ın (CC) İlahi ihsanı yaver olursa, Mürşid-i Kamil’in himmeti ve kudsi kuvveti berekatı ile, ruh-u hayvaniyye, emmare sıfatından çıkarak, levvame sıfatına girer ki, bir derece ruh-u sultanın hükmü allında bulunur ve emirlerine boyun eğer. Fakat eline fırsat geçince dayanamaz, yine masiyyet işler. Bu nefis mertebesi hususunda Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyuruyor: “Yine kasem ederim pişmankâr nefse ki, (muhakkak öldükten sonra dirileceksiniz.)”[2]



    3- NEFS-İ MÜLHİME

    Azizim! Malum ola ki, sıfat-ı mülhimede bulunan salikin hali levvamede olan salikin hali gibi değildir. Yani, nefsine levm ederek, tevbe ve istiğfar ettiği günahını, fırsat geçince kendini tutamayarak bir daha işlemesi vuku bulmaz. Zira nefis bir derece daha ruh-u sultanın, hali ile hallenmiştir, artık salik tevbcsinde sabit olarak durur. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri: “Allah (CC) ona fücur ve takvasını ilham etti.”[3] Ayet-i Kerime’siyle bildirdiği için nefsi natıkasının adı nefsi mülhime olmuştur. Bu makamda salik, sırlara vakıf olduğundan esrar ile meşgul bulunduğu cihetle bunun üstünde olan kemalden mahcup kalmıştır. Bu makamın seyri Allah (CC) Hz.leri olduğu için salikin batınında imanın hakikati zuhur etmiş olmakla müşahedelerinde masiva kalmamıştır. Bu makamın alemi, ervahtır, salik arzu ettiğini görür ve tasarrufa bile kadir olur.



  5. 09.Eylül.2012, 01:12
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: "Mücahid nefsiyle cihad edendir" bu ne demektir?

    4- NEFS-İ MUTMAİNNE

    Azizim! Malum ola ki, sıfat-ı mutmainnede bulunan zevatın halleri şöyle olur: Bunlar, artık tereddütlerden ve iç kuruntulardan kurtulmuşlardır. Ve teslim-i külli ile teslim olmuşlardır. Yani kendilerine kalb itminanı mülk olmuş, zahiren ve batınen işittiği şeyleri tereddüt etmeden kabul etmeye başlamışlardır ki, bunlar üzerine öylesine bir sebat ile sabit olur. Sıfat-ı mutmainne ile sıfatlanan zevat ne vakit murakabeye otursalar, tecelli ihsan olunur. Bu zevata “veli” adı verilir. Bu mertebede olanlara Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel Beyan’ında şöyle hitap etmektedir: “Sonra Allah (CC) mü’min kimseye şöyle buyurur: ‘(Ey imanda sebat gösteren, Allah’ı (CC) anmakla huzura kavuşan) itaatkâr nefis. Dön Rabbine (CC), (cennette sana hazırladığı nimetlere) Sen O’ndan (CC) (sana verdiklerinden ötürü) razı, O da (CC) senden (imanın sebebiyle) razı olarak Haydi gir (salih) kullarımın içine... Gir cennetime.”[4] buyurur. Onun için bütün Ehlullah, sıfat-ı mutmainneye ayak basınca, hakikatta erginlik çağına ermiş olurlar. Bundan sonra salik, Ehlullah kıdemine ayak basar ki, artık tarikatte de erginlik çağına ermiştir. O zaman salik, Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Ayet-i Kerime’sinin muhatabı olur: “Ancak Allah’ı (CC) zikirle kalbler mutmain olur.”[5] Ayet-i Kerimedeki aşka ve muhabbete nail olur, Zikrullah ile gönlü rahat eder, kalbi mutmain olur.



    5- NEFS-İ RADİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, nefs-i radiyye sıfatında olan bu zatlar, yine bu hal ile bazan ilerler, bazan da gerilerler ve böylece zikrine ve fikrine devam ve sebat ederlerse, Cenab-ı Hakk’tan (CC) kendilerine teveccüh eden her şeye rıza-i külli ile razı olurlar ve onlar için keder ile sürur müsavi olur. Çünkü Yüce Allah (CC) Hz.leri onları Mucizel Beyan’ında müjdelemiştir: “Rabbine razı ve marzi olarak dön.”[6]

    Hitab-ı Sübhanisiyle muhatab olmak sırrına ermişlerdir ve seyr-i süluk edenler bu makamın ne olduğunu bilmişlerdir. Bu makam seyr-i Fillahtır. Bu makam dördüncü makamın fevkindedir. Bu bakımdan “sıfat-ı radiyye” ve “radiyye” adı verilmiştir. Nefisleri sıfat-ı radiyye ile sıfatlanan zatların gerileme halleri anlatıldığı gibi olur. İlerleme halleri ise sıfat-ı merdiyye olur. Alameti şudur ki, kendisinin devam ve sebatı, mürşidinin hüsn-ü teveccühü ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) lütuf ve keremiyle kendisine isabet eden şeylerin hepsine razı olurlar. Her şeyin Hakk (CC) Hz.leri’nden geldiğini bilirler, eza ve cefalara daima sabırlı olurlar. Allah (CC) Hz.leri’nin vermiş olduğu belalara tahammül gösterirler ve: “O’ndan (CC) gelen her şey güzeldir. Lütfu da hoş, kahrı da hoş.” derler, “Eyvallah! Hoş geldi, safa geldi!” derler, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri'nden gelenleri öpüp başlarının üstüne koyarlar.



    6- NEFS-İ MERDİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, radiyye halleri, bir zatta alışkanlık haline gelir. Allah (CC) Hz.leri’nin korkusunda ve kendisini küçük tutmakta devam ve sebat üzere bulunursa, ihsan buyurulan imtihanlar neticesinde sadakat mührü ile mühürlenerek öyle bir derece verilir ki, kendisine bir masumiyyet hil’ati giydirilir. Bu makamda olanlara hilafet-i kübra elbisesi giydirilir ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Kudsi Hadis’inin sırrına mazhar olur: “Onun işiten kulağı olurum, gören gözü olurum, konuşan lisanı olurum, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle yürür.”[7]

    Bu mertebede olanların aralarında korku ve düşmanlık kalmamış, birbirlerine alışmış ve birbirleriyle Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için sevişmişlerdir. Bunlar birbirlerinden emin ve razı olduklarından bu makama da “sıfat-ı merdiyye” adı verilmiştir. Alameti, sıfat-ı merdiyye ehlinin ilerlemelerinde gösterilen haller, o kimsede alışkanlık haline gelmiş ve her zaman böylece zuhur etmeye başlamıştır. O zaman, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri o kimseye vekil tayin olunan Kiramen Katibiyn meleklerinin ellerinden, o zatın amel defterini alır, gelmiş geçmiş küçük büyük zelleye varıncaya kadar bütün kusurlarını affeder ve masumiyyet hil’atini giydirerek, Kiramen Katibiyn meleklerine buyurur ki: “Ey Meleklerim! Bunca zamandır sizleri bu kulumun hizmetine tayin etmiştim. Şimdi ben bu kulumdan razıyım. Sizler razımısınız?” Onlar da şahitlik ederler ve: “Ya Rab! Bizler, bu kuluna hizmet edeliden beri zerre kadar rızana aykırı bir halde bulunmadı. Bizleri üzüp bizlere eziyet etmedi. Bizler de kendisinden kat kat razıyız.” derler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “(Şunu da bilin ki) Allah (CC) dilemeyince siz (hayır ve şerri) dileyemezsiniz. Çünkü Allah (CC) alimdir, her şeyi bilir. Hakimdir, hikmet sahibidir. Dilediği kimseyi rahmeti içine kor. Zalimlere ise acıklı bir azab hazırlamıştır.”[8]



    7- NEFS-İ SAFIYYE

    Azizim! Malum ola ki, ruh-u hayvanın kendisine mahsus olan yaratılışı sıfat-ı emmare ve ruh-u sultanın kendisine mahsus olan yaratılışı sıfat-ı safiyyedir. Ruh-u hayvan, Cenab-ı Hakk’ın (CC) ihsanı, mürşidin himmeti ve ruh-u sultanın rağbet göstermesiyle kendi sıfatı olan emmarelikten geçer. Yani başlangıcından bu hale gelinceye kadar, hayvanlık sıfatlarından arta kalan eserler de tamamen mahvolur ve ruh-u sultanın kendisine mahsus olan sıfat-ı insaniyye ile sıfatlanır. Bu makamda olan salik, Cenab-ı Hakk’ın şu Ayet-i Kerime’sinin muhatabı olur: “O’nun (CC) vechinden başka her şey helak olucudur.”[9] Ayet-i Kerime’sinin sırrını seyr ile müşahade eder. İşte bu büyük ihsana malik olan zatlara “insan-ı kamil” denilir. Sözün kısası, sıfat-ı safiyye ile sıfatlanan zatların nefisleri, ruh-u sultana döner. Nefs-i hayvaniyetten eser kalmaz. Bu bahtiyar insanlar tasavvuf (tarikat) yolunda çalışarak nefs-i hayvaniden tamamiyle kurtularak sıfat-ı insaniyye ile muttasıf olurlar.[10





  6. 09.Eylül.2012, 01:12
    3
    Editör
    4- NEFS-İ MUTMAİNNE

    Azizim! Malum ola ki, sıfat-ı mutmainnede bulunan zevatın halleri şöyle olur: Bunlar, artık tereddütlerden ve iç kuruntulardan kurtulmuşlardır. Ve teslim-i külli ile teslim olmuşlardır. Yani kendilerine kalb itminanı mülk olmuş, zahiren ve batınen işittiği şeyleri tereddüt etmeden kabul etmeye başlamışlardır ki, bunlar üzerine öylesine bir sebat ile sabit olur. Sıfat-ı mutmainne ile sıfatlanan zevat ne vakit murakabeye otursalar, tecelli ihsan olunur. Bu zevata “veli” adı verilir. Bu mertebede olanlara Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel Beyan’ında şöyle hitap etmektedir: “Sonra Allah (CC) mü’min kimseye şöyle buyurur: ‘(Ey imanda sebat gösteren, Allah’ı (CC) anmakla huzura kavuşan) itaatkâr nefis. Dön Rabbine (CC), (cennette sana hazırladığı nimetlere) Sen O’ndan (CC) (sana verdiklerinden ötürü) razı, O da (CC) senden (imanın sebebiyle) razı olarak Haydi gir (salih) kullarımın içine... Gir cennetime.”[4] buyurur. Onun için bütün Ehlullah, sıfat-ı mutmainneye ayak basınca, hakikatta erginlik çağına ermiş olurlar. Bundan sonra salik, Ehlullah kıdemine ayak basar ki, artık tarikatte de erginlik çağına ermiştir. O zaman salik, Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Ayet-i Kerime’sinin muhatabı olur: “Ancak Allah’ı (CC) zikirle kalbler mutmain olur.”[5] Ayet-i Kerimedeki aşka ve muhabbete nail olur, Zikrullah ile gönlü rahat eder, kalbi mutmain olur.



    5- NEFS-İ RADİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, nefs-i radiyye sıfatında olan bu zatlar, yine bu hal ile bazan ilerler, bazan da gerilerler ve böylece zikrine ve fikrine devam ve sebat ederlerse, Cenab-ı Hakk’tan (CC) kendilerine teveccüh eden her şeye rıza-i külli ile razı olurlar ve onlar için keder ile sürur müsavi olur. Çünkü Yüce Allah (CC) Hz.leri onları Mucizel Beyan’ında müjdelemiştir: “Rabbine razı ve marzi olarak dön.”[6]

    Hitab-ı Sübhanisiyle muhatab olmak sırrına ermişlerdir ve seyr-i süluk edenler bu makamın ne olduğunu bilmişlerdir. Bu makam seyr-i Fillahtır. Bu makam dördüncü makamın fevkindedir. Bu bakımdan “sıfat-ı radiyye” ve “radiyye” adı verilmiştir. Nefisleri sıfat-ı radiyye ile sıfatlanan zatların gerileme halleri anlatıldığı gibi olur. İlerleme halleri ise sıfat-ı merdiyye olur. Alameti şudur ki, kendisinin devam ve sebatı, mürşidinin hüsn-ü teveccühü ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) lütuf ve keremiyle kendisine isabet eden şeylerin hepsine razı olurlar. Her şeyin Hakk (CC) Hz.leri’nden geldiğini bilirler, eza ve cefalara daima sabırlı olurlar. Allah (CC) Hz.leri’nin vermiş olduğu belalara tahammül gösterirler ve: “O’ndan (CC) gelen her şey güzeldir. Lütfu da hoş, kahrı da hoş.” derler, “Eyvallah! Hoş geldi, safa geldi!” derler, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri'nden gelenleri öpüp başlarının üstüne koyarlar.



    6- NEFS-İ MERDİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, radiyye halleri, bir zatta alışkanlık haline gelir. Allah (CC) Hz.leri’nin korkusunda ve kendisini küçük tutmakta devam ve sebat üzere bulunursa, ihsan buyurulan imtihanlar neticesinde sadakat mührü ile mühürlenerek öyle bir derece verilir ki, kendisine bir masumiyyet hil’ati giydirilir. Bu makamda olanlara hilafet-i kübra elbisesi giydirilir ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Kudsi Hadis’inin sırrına mazhar olur: “Onun işiten kulağı olurum, gören gözü olurum, konuşan lisanı olurum, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle yürür.”[7]

    Bu mertebede olanların aralarında korku ve düşmanlık kalmamış, birbirlerine alışmış ve birbirleriyle Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için sevişmişlerdir. Bunlar birbirlerinden emin ve razı olduklarından bu makama da “sıfat-ı merdiyye” adı verilmiştir. Alameti, sıfat-ı merdiyye ehlinin ilerlemelerinde gösterilen haller, o kimsede alışkanlık haline gelmiş ve her zaman böylece zuhur etmeye başlamıştır. O zaman, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri o kimseye vekil tayin olunan Kiramen Katibiyn meleklerinin ellerinden, o zatın amel defterini alır, gelmiş geçmiş küçük büyük zelleye varıncaya kadar bütün kusurlarını affeder ve masumiyyet hil’atini giydirerek, Kiramen Katibiyn meleklerine buyurur ki: “Ey Meleklerim! Bunca zamandır sizleri bu kulumun hizmetine tayin etmiştim. Şimdi ben bu kulumdan razıyım. Sizler razımısınız?” Onlar da şahitlik ederler ve: “Ya Rab! Bizler, bu kuluna hizmet edeliden beri zerre kadar rızana aykırı bir halde bulunmadı. Bizleri üzüp bizlere eziyet etmedi. Bizler de kendisinden kat kat razıyız.” derler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “(Şunu da bilin ki) Allah (CC) dilemeyince siz (hayır ve şerri) dileyemezsiniz. Çünkü Allah (CC) alimdir, her şeyi bilir. Hakimdir, hikmet sahibidir. Dilediği kimseyi rahmeti içine kor. Zalimlere ise acıklı bir azab hazırlamıştır.”[8]



    7- NEFS-İ SAFIYYE

    Azizim! Malum ola ki, ruh-u hayvanın kendisine mahsus olan yaratılışı sıfat-ı emmare ve ruh-u sultanın kendisine mahsus olan yaratılışı sıfat-ı safiyyedir. Ruh-u hayvan, Cenab-ı Hakk’ın (CC) ihsanı, mürşidin himmeti ve ruh-u sultanın rağbet göstermesiyle kendi sıfatı olan emmarelikten geçer. Yani başlangıcından bu hale gelinceye kadar, hayvanlık sıfatlarından arta kalan eserler de tamamen mahvolur ve ruh-u sultanın kendisine mahsus olan sıfat-ı insaniyye ile sıfatlanır. Bu makamda olan salik, Cenab-ı Hakk’ın şu Ayet-i Kerime’sinin muhatabı olur: “O’nun (CC) vechinden başka her şey helak olucudur.”[9] Ayet-i Kerime’sinin sırrını seyr ile müşahade eder. İşte bu büyük ihsana malik olan zatlara “insan-ı kamil” denilir. Sözün kısası, sıfat-ı safiyye ile sıfatlanan zatların nefisleri, ruh-u sultana döner. Nefs-i hayvaniyetten eser kalmaz. Bu bahtiyar insanlar tasavvuf (tarikat) yolunda çalışarak nefs-i hayvaniden tamamiyle kurtularak sıfat-ı insaniyye ile muttasıf olurlar.[10








+ Yorum Gönder