Konusunu Oylayın.: Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?
  1. 28.Ağustos.2012, 17:52
    1
    Misafir

    Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?






    Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir? Mumsema Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?


  2. 28.Ağustos.2012, 17:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Eylül.2012, 17:18
    2
    Mucahid
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ağustos.2007
    Üye No: 2247
    Mesaj Sayısı: 503
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?




    BULAMADIm

    _______________

    Ali Şiası, Safevi Şiası ve Suriye katliamları
    İmam Hüseyin Allah için ve Adalet için ayaklandı, zalimlere ve onların rejimlerine asla sırt dayamadı. Onların asla taraftarı ve savunucusu olmadı. Bir zalim rejim uğruna İslam’ın ve ümmetin değerlerini asla ezip geçmedi.

    22 Mart 2012 Perşembe - 15:05



    Orhan Alp* / TİMETURK

    Geçen aylarda bir dost meclisinde uzun bir hasbihale dalmıştık. Meclisteki arkadaşlardan bazısı İran’ın Kum şehrinde ve Tahran üniversitesinden okumuş değerli arkadaşlardan oluşuyordu. Konu dönüp dolaşıp Suriye konusuna geldi. Gerçi şu son aylarda benim olduğum ortamda Suriye konusuna girilmemesi zaten abes sayılırdı. Her zaman olduğu gibi tahrik edici sorularla İran’ın Suriye konusunda aldığı tavrı ve Esed yönetimi olan ilişkilerini, İran’ı çok yakından tanıyan arkadaşlardan dinlemek istemiştim...

    Sorular ardından gelen cevapları sohbeti epey koyulaştırdı. Arkadaşların tümü, İran İslam Cumhuriyetinin tavrını eleştiriyor ve soğuk kanlı bir şekilde biz bu tavrın neden aldığını biliyoruz ama bunu Sünni dünyaya anlatmamız çok zor. Çünkü Sünni dünya İran’ı tanımıyor ve oradaki düşüncenin döndüğü ekseni anlaması şimdilik çok zor diyorlar. Uzun felsefik ve kelami konulardan sonra dostları daha anlaşılır bir şekilde konuşmaya davet ettim. Sonra aralarından biri değerli kardeşim Suriye’yi anlamak istiyorsan ““Safevi Şiası” ve “Ali Şiası” arasındaki farkı çok iyi anla. Bu seni hakiki neticeye götürecektir” dedi.

    Sohbet sonrası arkadışın berlirttiği konuyu araştırmaya koyuldum. Çok önemli verilere ulaştım. Safevi Şiası tıpkı Emevi Sünniliği gibi çıkarcı, milliyetçi, mezhepçi ve sulta yanlısıydı. Ali Şiası, 4 halife ve 4 İmam’ın yolunda olan Sünnilik ise her şeyde Allah rızasını gözeten, ümmetçi, mezhep yerine İslam’ı öncelikleyen ve zalimlere meydan okuyanlardı.

    Sonra “Ali Şiası ve Safevi Şiası” arasındaki farkı anlatan birçok alimin eserinin olduğunu gördüm. Bu konuda Seyyid Muhsin el-Emin el-Amili (Ö: 1954), Ayetullah Burucerdi (Ö: 1961), Seyyid Muhammed Ali eş-Şehristani (Ö: 1967), Ali Şeriati (Ö: 1977), Ayetullah Murtaza Mutahhari (Ş: 1979), Ayetullah Mahmud Talakani (Ö: 1979) ve Muhammed Hüseyin Fadlallah (Ö: 2010) birçok eser kaleme almıştı.

    Bütün bu alimler ve benzerleri Ali Şiası’nı Safevi Şiası’ndan ayırmak için çaba sarfetmişlerdi. Bu alimlerin ıslah çalışmalarının başında Ali Şiası’nın içine sızmış olan tarihsel hurafelerden arındırmak, sahabelere küfrü yasaklamak ve en önemlisi çıkarcı Fars milliyetçiliğini bu düşünceden beri tutmaktı. Üstad Ali Şeriati “Ali Şiası Safevi Şiası” ve üstad Mutahhari “Hamase-i Hüseynî / İmam Hüseyin ve Kerbela” bunun son güzel örnekleri sayılıyor.

    Aslında Emevi Sünniliği ile 4 Halife ve 4 Mezheb İmam’ın ortaya koyduğu Sünnilik gibi Safevi Şiası ve Ali Şiası üzerinden çok durulmayı hakkediyor. Çünkü konuları iyi deştiğimizde Şiilik ve Sünnilik birçok noktada birbirine çok yaklaşmış oluyor. Mesela Hindistanlı Şii alim Hacı Mirza Hüseyin Nuri “Lü’lü ve Mercan” isimli kitabında feryat ettiği şu sözler üzerinde derin derin düşünmeyi hakketmiyor mu?; “Bugün Hz. Hüseyin (as)’in yasını tutmak gerekir. Asrımızda Hüseyin için geçmişte bulunmayan bir yas türü daha ortaya çıkmış. O da, Kerbela vakası hakkında uydurulan ve kimsenin önünü alamadığı, bunca yalanlardır. Fakat bu ağlamak, o günde onun aziz vücuduna indirilen kılıç ve mızrak darbeleri için değil onun hakkında uydurulan yalanlar içindir.”

    Kitabının önsözünde de şöyle yazıyor: “Hindistan’ın büyük alimlerinden biri bana mektup yazarak, Hindistan’da söylenen yalan mersiyelerden dolayı şikayet etmiş, bu yalanların önüne geçmek için bir şeyler yapmayı, bir kitap yazmayı benden rica etmişti.” Merhum Hacı Mirza Hüseyin sonra şöyle devam ediyor: “Hintli alim zannediyor ki, sadece Hindistan’a giden mersiye okuyanlar ve bazı hocalar gerçek olmayan şeyleri anlatıyorlar. Bilmiyorlar ki, su kaynağından bulanık. Yalan mersiyelerin merkezi, Kerbela, Necef, İran; yani Şii merkezlerinin tümüdür.”

    Yukarıdaki alıntıyı Üstad Mutahhari’nin Aşura ve Kerbela olayı hakkında tahrifleri anlattığı “İmam Hüseyin ve Kerbela” adlı kitabının 48 ve 49. sahifelerinden alıntıladık.

    Üstad Ali Şeriati de “Ali Şiası ve Safevi Şiası” arasındaki farkı kitabının son bölümünde çok bariz bir şekilde ortaya koyuyor. Şeriati, Safevî ruhaniliğini; üzerine Ali Şiası gömleği giydirilmiş fakat içi tamamıyla boşaltılmış bir "halkı pasifize etme politikası" olarak görür. Bu o kadar büyük bir ustalıkla yapılmıştır ki, halk inandığı şeyin Ali Şiası olduğunu sanmakta fakat uygulamada Safevî Şiasının istediklerini yapmaktadır. Bu minvalde "Kerbelâ" hadisesinden "Yas" günlerine, Zeyneb’i, Hüseyin'i, Fatımâ'yı sevmekten Ali'yi sevmeye her şey sembolleştirilmiştir. Aynı metot Şia İmamlarını algılamada da uygulanmış ve Şeriati'nin deyimiyle Safevî ruhaniliği "Halkın imamlara bağlantısında sevgiyi, bilginin yerine geçirmiştir." Çünkü bilmeden sevmek halkın dizginlerini ellerinde tutmalarını kolaylaştırmaktadır. Şeriati kitabında, Gulat Şiiliğe yani Aşırı Şia’ya ise neredeyse değinmiyor. Bunun sebebini "Gulat Şiiliğin kökeni cehalet olduğu için ilgilenmiyorum" şeklinde açıklıyor, Safevî Şiası'nın ise "bilinçlice ve âlimce yapılmış ve kökeni doğrudan doğruya zulüm olan Şiilikten" olmasından ötürü konuşulması/anlatılması gerektiğine inanıyor.

    Şimdi tüm anlattıklarımı ideal politik ve real politik arasında sıkışan İran İslam Cumhuriyeti’nin politikalarına vurun. O zaman birçok şey size daha açık görünecektir. Bugün İran dışında rehbere biat etmiş olan birçok kişi dahi vicdanen ve Hüseyni mektebin onlara öğrettikleri doğrultusunda Suriye halkının yanında yer alması gerektiğini hissetmesine rağmen tartışılmaz biat kültürü onları bundan alı koymaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikası özü itibariyle ideal politiktir ve anayasası da bu eksendedir. Fakat, İran’ın Hama Katliamı, Çeçenistan savaşı, Irak ve Afganistan işgali, Ermenistan ile ilişkileri ve Sünni bölgelerde Şiilik çalışmalarını yoğunlaştırması İran’ın gerektiğinde reel politik çerçevesinden “ulusal çıkar”larını da önceliklediğini ortaya koyuyor.

    Hele İran’ın tüm Arap dünyasındaki ayaklanmaları desteklemesine rağmen Suriye’deki Müslümanlara yıllardır kan kusturan zalim Esed yönetimine destek vermesi Fas’tan Endonezya’ya ümmetin tüm evlatlarını şoke etti. Bu yetmezmiş gibi Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın “Suriye’de kimse öldürülmüyor bunlar sadece birer oyun demesi” tüm ümmetin bağrında İran’a ve Hizbullah’a sevgisini alıp götürdü. Geçen yıllarda evine Nasrallah’ın resimlerini asanlar, şimdilerde resimler çöplere atıyor.

    Suriye konusunda ulusal çıkarını öncelikleyen İran, her ne kadar Hamas Suriye’nin yanında ve Suriye İhvan’ı Mısır İhvan’ından farklı yalanlarına başvursa da çok iyi biliyor ki, Esed rejimi çok yakında çökecek ve ümmet Suriye’de akan kanların hesabını bir bir soracaktır.

    Özetle söylemek istediğim şu, Safevi Şiası’nın Ali Şiası’na galip gelmesini önlemeliyiz. Safevi Şiası çıkarcıdır, ulusalcıdır ve zalim sultaların yanında yer alır. Ali Şiası ve İmam Hüseyin’in taraftarı olmak ise Allah’a dayanır, ümmetçidir ve zalim sultanlara asla sırt dayanmaz.

    Unutmayın ki, İmam Hüseyin Allah için ve Adalet için ayaklandı, zalimlere ve onların rejimlerine asla sırt dayamadı. Onların asla taraftarı ve savunucusu olmadı. Bir zalim rejim uğruna İslam’ın ve ümmetin değerlerini asla ezip geçmedi. Ali Şiası ve gerçek Sünnilik bir insan kanı dökülmesin diye zalim rejimleri feda eder… Sahte Sünnilik Yezidin yaptıklarını içtihad hatası olarak tevil eder, sahte Şiilik de Esedin yaptıklarını hattı direniş diye tevil eder. Her iki tevilin de kapısı zalime desteğe çıkar... Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Velâ udvâne illâ ale'z-zâlimîn / Sadece zalime düşmanlık vardır.'

    O halde hadin gelin, Ali Şiası’nı çıkarcı, mezhebçi ve ulusalcı Safevi Şiası’nı alt etmesi için destek verelim….


    *Araştırmacı - Yazar. İslami ilimler üzerine araştırma yapan bir vakıfta kelam ve mantık üzerine araştırmalar yapmaktadır.


  4. 08.Eylül.2012, 17:18
    2
    Devamlı Üye



    BULAMADIm

    _______________

    Ali Şiası, Safevi Şiası ve Suriye katliamları
    İmam Hüseyin Allah için ve Adalet için ayaklandı, zalimlere ve onların rejimlerine asla sırt dayamadı. Onların asla taraftarı ve savunucusu olmadı. Bir zalim rejim uğruna İslam’ın ve ümmetin değerlerini asla ezip geçmedi.

    22 Mart 2012 Perşembe - 15:05



    Orhan Alp* / TİMETURK

    Geçen aylarda bir dost meclisinde uzun bir hasbihale dalmıştık. Meclisteki arkadaşlardan bazısı İran’ın Kum şehrinde ve Tahran üniversitesinden okumuş değerli arkadaşlardan oluşuyordu. Konu dönüp dolaşıp Suriye konusuna geldi. Gerçi şu son aylarda benim olduğum ortamda Suriye konusuna girilmemesi zaten abes sayılırdı. Her zaman olduğu gibi tahrik edici sorularla İran’ın Suriye konusunda aldığı tavrı ve Esed yönetimi olan ilişkilerini, İran’ı çok yakından tanıyan arkadaşlardan dinlemek istemiştim...

    Sorular ardından gelen cevapları sohbeti epey koyulaştırdı. Arkadaşların tümü, İran İslam Cumhuriyetinin tavrını eleştiriyor ve soğuk kanlı bir şekilde biz bu tavrın neden aldığını biliyoruz ama bunu Sünni dünyaya anlatmamız çok zor. Çünkü Sünni dünya İran’ı tanımıyor ve oradaki düşüncenin döndüğü ekseni anlaması şimdilik çok zor diyorlar. Uzun felsefik ve kelami konulardan sonra dostları daha anlaşılır bir şekilde konuşmaya davet ettim. Sonra aralarından biri değerli kardeşim Suriye’yi anlamak istiyorsan ““Safevi Şiası” ve “Ali Şiası” arasındaki farkı çok iyi anla. Bu seni hakiki neticeye götürecektir” dedi.

    Sohbet sonrası arkadışın berlirttiği konuyu araştırmaya koyuldum. Çok önemli verilere ulaştım. Safevi Şiası tıpkı Emevi Sünniliği gibi çıkarcı, milliyetçi, mezhepçi ve sulta yanlısıydı. Ali Şiası, 4 halife ve 4 İmam’ın yolunda olan Sünnilik ise her şeyde Allah rızasını gözeten, ümmetçi, mezhep yerine İslam’ı öncelikleyen ve zalimlere meydan okuyanlardı.

    Sonra “Ali Şiası ve Safevi Şiası” arasındaki farkı anlatan birçok alimin eserinin olduğunu gördüm. Bu konuda Seyyid Muhsin el-Emin el-Amili (Ö: 1954), Ayetullah Burucerdi (Ö: 1961), Seyyid Muhammed Ali eş-Şehristani (Ö: 1967), Ali Şeriati (Ö: 1977), Ayetullah Murtaza Mutahhari (Ş: 1979), Ayetullah Mahmud Talakani (Ö: 1979) ve Muhammed Hüseyin Fadlallah (Ö: 2010) birçok eser kaleme almıştı.

    Bütün bu alimler ve benzerleri Ali Şiası’nı Safevi Şiası’ndan ayırmak için çaba sarfetmişlerdi. Bu alimlerin ıslah çalışmalarının başında Ali Şiası’nın içine sızmış olan tarihsel hurafelerden arındırmak, sahabelere küfrü yasaklamak ve en önemlisi çıkarcı Fars milliyetçiliğini bu düşünceden beri tutmaktı. Üstad Ali Şeriati “Ali Şiası Safevi Şiası” ve üstad Mutahhari “Hamase-i Hüseynî / İmam Hüseyin ve Kerbela” bunun son güzel örnekleri sayılıyor.

    Aslında Emevi Sünniliği ile 4 Halife ve 4 Mezheb İmam’ın ortaya koyduğu Sünnilik gibi Safevi Şiası ve Ali Şiası üzerinden çok durulmayı hakkediyor. Çünkü konuları iyi deştiğimizde Şiilik ve Sünnilik birçok noktada birbirine çok yaklaşmış oluyor. Mesela Hindistanlı Şii alim Hacı Mirza Hüseyin Nuri “Lü’lü ve Mercan” isimli kitabında feryat ettiği şu sözler üzerinde derin derin düşünmeyi hakketmiyor mu?; “Bugün Hz. Hüseyin (as)’in yasını tutmak gerekir. Asrımızda Hüseyin için geçmişte bulunmayan bir yas türü daha ortaya çıkmış. O da, Kerbela vakası hakkında uydurulan ve kimsenin önünü alamadığı, bunca yalanlardır. Fakat bu ağlamak, o günde onun aziz vücuduna indirilen kılıç ve mızrak darbeleri için değil onun hakkında uydurulan yalanlar içindir.”

    Kitabının önsözünde de şöyle yazıyor: “Hindistan’ın büyük alimlerinden biri bana mektup yazarak, Hindistan’da söylenen yalan mersiyelerden dolayı şikayet etmiş, bu yalanların önüne geçmek için bir şeyler yapmayı, bir kitap yazmayı benden rica etmişti.” Merhum Hacı Mirza Hüseyin sonra şöyle devam ediyor: “Hintli alim zannediyor ki, sadece Hindistan’a giden mersiye okuyanlar ve bazı hocalar gerçek olmayan şeyleri anlatıyorlar. Bilmiyorlar ki, su kaynağından bulanık. Yalan mersiyelerin merkezi, Kerbela, Necef, İran; yani Şii merkezlerinin tümüdür.”

    Yukarıdaki alıntıyı Üstad Mutahhari’nin Aşura ve Kerbela olayı hakkında tahrifleri anlattığı “İmam Hüseyin ve Kerbela” adlı kitabının 48 ve 49. sahifelerinden alıntıladık.

    Üstad Ali Şeriati de “Ali Şiası ve Safevi Şiası” arasındaki farkı kitabının son bölümünde çok bariz bir şekilde ortaya koyuyor. Şeriati, Safevî ruhaniliğini; üzerine Ali Şiası gömleği giydirilmiş fakat içi tamamıyla boşaltılmış bir "halkı pasifize etme politikası" olarak görür. Bu o kadar büyük bir ustalıkla yapılmıştır ki, halk inandığı şeyin Ali Şiası olduğunu sanmakta fakat uygulamada Safevî Şiasının istediklerini yapmaktadır. Bu minvalde "Kerbelâ" hadisesinden "Yas" günlerine, Zeyneb’i, Hüseyin'i, Fatımâ'yı sevmekten Ali'yi sevmeye her şey sembolleştirilmiştir. Aynı metot Şia İmamlarını algılamada da uygulanmış ve Şeriati'nin deyimiyle Safevî ruhaniliği "Halkın imamlara bağlantısında sevgiyi, bilginin yerine geçirmiştir." Çünkü bilmeden sevmek halkın dizginlerini ellerinde tutmalarını kolaylaştırmaktadır. Şeriati kitabında, Gulat Şiiliğe yani Aşırı Şia’ya ise neredeyse değinmiyor. Bunun sebebini "Gulat Şiiliğin kökeni cehalet olduğu için ilgilenmiyorum" şeklinde açıklıyor, Safevî Şiası'nın ise "bilinçlice ve âlimce yapılmış ve kökeni doğrudan doğruya zulüm olan Şiilikten" olmasından ötürü konuşulması/anlatılması gerektiğine inanıyor.

    Şimdi tüm anlattıklarımı ideal politik ve real politik arasında sıkışan İran İslam Cumhuriyeti’nin politikalarına vurun. O zaman birçok şey size daha açık görünecektir. Bugün İran dışında rehbere biat etmiş olan birçok kişi dahi vicdanen ve Hüseyni mektebin onlara öğrettikleri doğrultusunda Suriye halkının yanında yer alması gerektiğini hissetmesine rağmen tartışılmaz biat kültürü onları bundan alı koymaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikası özü itibariyle ideal politiktir ve anayasası da bu eksendedir. Fakat, İran’ın Hama Katliamı, Çeçenistan savaşı, Irak ve Afganistan işgali, Ermenistan ile ilişkileri ve Sünni bölgelerde Şiilik çalışmalarını yoğunlaştırması İran’ın gerektiğinde reel politik çerçevesinden “ulusal çıkar”larını da önceliklediğini ortaya koyuyor.

    Hele İran’ın tüm Arap dünyasındaki ayaklanmaları desteklemesine rağmen Suriye’deki Müslümanlara yıllardır kan kusturan zalim Esed yönetimine destek vermesi Fas’tan Endonezya’ya ümmetin tüm evlatlarını şoke etti. Bu yetmezmiş gibi Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın “Suriye’de kimse öldürülmüyor bunlar sadece birer oyun demesi” tüm ümmetin bağrında İran’a ve Hizbullah’a sevgisini alıp götürdü. Geçen yıllarda evine Nasrallah’ın resimlerini asanlar, şimdilerde resimler çöplere atıyor.

    Suriye konusunda ulusal çıkarını öncelikleyen İran, her ne kadar Hamas Suriye’nin yanında ve Suriye İhvan’ı Mısır İhvan’ından farklı yalanlarına başvursa da çok iyi biliyor ki, Esed rejimi çok yakında çökecek ve ümmet Suriye’de akan kanların hesabını bir bir soracaktır.

    Özetle söylemek istediğim şu, Safevi Şiası’nın Ali Şiası’na galip gelmesini önlemeliyiz. Safevi Şiası çıkarcıdır, ulusalcıdır ve zalim sultaların yanında yer alır. Ali Şiası ve İmam Hüseyin’in taraftarı olmak ise Allah’a dayanır, ümmetçidir ve zalim sultanlara asla sırt dayanmaz.

    Unutmayın ki, İmam Hüseyin Allah için ve Adalet için ayaklandı, zalimlere ve onların rejimlerine asla sırt dayamadı. Onların asla taraftarı ve savunucusu olmadı. Bir zalim rejim uğruna İslam’ın ve ümmetin değerlerini asla ezip geçmedi. Ali Şiası ve gerçek Sünnilik bir insan kanı dökülmesin diye zalim rejimleri feda eder… Sahte Sünnilik Yezidin yaptıklarını içtihad hatası olarak tevil eder, sahte Şiilik de Esedin yaptıklarını hattı direniş diye tevil eder. Her iki tevilin de kapısı zalime desteğe çıkar... Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Velâ udvâne illâ ale'z-zâlimîn / Sadece zalime düşmanlık vardır.'

    O halde hadin gelin, Ali Şiası’nı çıkarcı, mezhebçi ve ulusalcı Safevi Şiası’nı alt etmesi için destek verelim….


    *Araştırmacı - Yazar. İslami ilimler üzerine araştırma yapan bir vakıfta kelam ve mantık üzerine araştırmalar yapmaktadır.


  5. 08.Eylül.2012, 17:49
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Safevi şiası Kimlerdir? inançları nedir?

    Şiilik daha temelinde siyasi hedefler güden bir harekettir.Temel iddiaları Hz. Ali’nin ilk halife olması gerektiği dir.
    Günümüz Şii’lerinin çoğu bu inançtadır. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra İslam aleminde büyük çalkantılar yaşanmıştır. Şam valisi Hz. Muaviye , Hz.Osman’ın katilleri bulunana kadar Hz. Aliye biat etmeyeceğini söyler. Muaviye Hz. Osman’ın mensup bulunduğu Ümeyye oğulları soyundandır. Mesele bir nevi kan davası ve kabileler arası üstünlük mücadelesine dönüşmüştür.Gelişen olaylar zinciri sonucunda, müslümanlar arasında Cemel ve Sıffin savaşları olur. Bu savaşlarda binlerce masum müslüman hayatını kaybeder.

    İşte bu çalkantılar, fitneler içinde Hz. Ali yanında yer alanlara, "taraftar" anlamında "şii" denilmiştir. Fakat daha sonra şiilik yeni bir boyut kazanarak, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrı müstakil bir fırka, hatta fırkalar görünümünü kazanmıştır. Bu fırkalardan bir kısmı Hz. Alinin nübüvvetine, hatta ilahlığına kadar işi götürmüşlerdir. Bunlara ğulat-ı şia denir.Buna rağmen ilk dönem şii’leri Hz. Ebu Bekir,Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın halifeliklerini reddetmiş değillerdir.Bu iddia daha sonra ortaya çıkmış ve özellikle Safeviler ile ayrılıklar yine siyasi maksatlarla derinleştirilmiştir.

    Zeydiye, şii fırkalarının en ılımlısıdır
    .Bunlar Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini söylemekle beraber, diğer üç halifenin hilafetini reddetmezler. "Efdal varken mefdulün imameti caizdir" derler. Ehl-i sünnete en yakın şii fırkası olan Zeydiye, günümüzde Yemende devam etmektedir. Ehl-i Beyt meselesine gelince Ömer Nasuhi Bilmen bu meseledeki çarpıklığa "Şiiler, Hz.Peygamberin hanımlarını dahi hesaba almayarak, Ehl-i Beytin Hz. Peygamberin kendisiyle, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma dan ibaret olduğunda ısrar etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. "Selman Bendendir, ehl-i beytimdendir" hadisiyle özel intisapla Selman-ı Farisi bile Ehl-i Beytten sayıldığı halde, Peygamberin hanımlarının Ehl-i Beytten hariç sayılması ne garip tir."demekle dikkat çekmiştir. Şiilik ile ehli sünnet arasında ayrılıkların derinleşmesine hatta düşmanlığın meydana çıkmasına gelince… Bir görüşe göre bu ayrılıklar özellikle aslında kökeni

    Sünni olan ve Osmanlı Devletini ekarte ederek Anadolu yu ele geçirmek üzere Şiiliğin gücünü arkasına almak için Şiiliği benimseyen Safevi Hanedanı tarafından bilinçli şekilde körüklenmiştir
    . Bir çok merasim ve dini uygulamalar Şiiliğe Safevilerle girdi.Şişlemeler,zincirle dövmeler, Kilitlenmeler, Kılıçlamalar, İşkenceler vs Safeviler öncesinde bu tür uygulamalar Şiilikte yoktu. Bunlar özellikle Sünnilikle (Sünnilik Osmanlının resmi mezhebidir.) Şiiliğin ortak yönü kalmasın, çatışmalar ,düşmanlıklar ve savaşlar ortaya çıksın diye Hıristiyan tarikatlerden devşirilmiştir. Ayrıca Hıristiyan dünyasındaki ruhban sınıfına benzer bir ruhani sınıf da oluşturulmuştur.Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş, hem Sünnilikten uzaklaşılmış hem de Osmanlı düşmanı Haçlı Hıristiyan dünyasına yakınlaşılmıştır.Ayinler esnasında giyilen siyah pelerinler peder giysisine benzemektedir. Bütün bunlara rağmen İslam aleminde ,bir Allah’a ,bir peygambere ,bir kitaba inanan insanların arasında siyaseten veya maddeten paylaşılamayan hiçbir şey olmaması,zaten çoğunlukta olan ortaklıkların ön plana çıkması ve sırat-ı mustakim de birleşilmesi dileğiyle…

    Tarkan Suçıkar



  6. 08.Eylül.2012, 17:49
    3
    Silent and lonely rains
    Şiilik daha temelinde siyasi hedefler güden bir harekettir.Temel iddiaları Hz. Ali’nin ilk halife olması gerektiği dir.
    Günümüz Şii’lerinin çoğu bu inançtadır. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra İslam aleminde büyük çalkantılar yaşanmıştır. Şam valisi Hz. Muaviye , Hz.Osman’ın katilleri bulunana kadar Hz. Aliye biat etmeyeceğini söyler. Muaviye Hz. Osman’ın mensup bulunduğu Ümeyye oğulları soyundandır. Mesele bir nevi kan davası ve kabileler arası üstünlük mücadelesine dönüşmüştür.Gelişen olaylar zinciri sonucunda, müslümanlar arasında Cemel ve Sıffin savaşları olur. Bu savaşlarda binlerce masum müslüman hayatını kaybeder.

    İşte bu çalkantılar, fitneler içinde Hz. Ali yanında yer alanlara, "taraftar" anlamında "şii" denilmiştir. Fakat daha sonra şiilik yeni bir boyut kazanarak, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrı müstakil bir fırka, hatta fırkalar görünümünü kazanmıştır. Bu fırkalardan bir kısmı Hz. Alinin nübüvvetine, hatta ilahlığına kadar işi götürmüşlerdir. Bunlara ğulat-ı şia denir.Buna rağmen ilk dönem şii’leri Hz. Ebu Bekir,Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın halifeliklerini reddetmiş değillerdir.Bu iddia daha sonra ortaya çıkmış ve özellikle Safeviler ile ayrılıklar yine siyasi maksatlarla derinleştirilmiştir.

    Zeydiye, şii fırkalarının en ılımlısıdır
    .Bunlar Hz. Alinin ilk halife olması gerektiğini söylemekle beraber, diğer üç halifenin hilafetini reddetmezler. "Efdal varken mefdulün imameti caizdir" derler. Ehl-i sünnete en yakın şii fırkası olan Zeydiye, günümüzde Yemende devam etmektedir. Ehl-i Beyt meselesine gelince Ömer Nasuhi Bilmen bu meseledeki çarpıklığa "Şiiler, Hz.Peygamberin hanımlarını dahi hesaba almayarak, Ehl-i Beytin Hz. Peygamberin kendisiyle, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma dan ibaret olduğunda ısrar etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. "Selman Bendendir, ehl-i beytimdendir" hadisiyle özel intisapla Selman-ı Farisi bile Ehl-i Beytten sayıldığı halde, Peygamberin hanımlarının Ehl-i Beytten hariç sayılması ne garip tir."demekle dikkat çekmiştir. Şiilik ile ehli sünnet arasında ayrılıkların derinleşmesine hatta düşmanlığın meydana çıkmasına gelince… Bir görüşe göre bu ayrılıklar özellikle aslında kökeni

    Sünni olan ve Osmanlı Devletini ekarte ederek Anadolu yu ele geçirmek üzere Şiiliğin gücünü arkasına almak için Şiiliği benimseyen Safevi Hanedanı tarafından bilinçli şekilde körüklenmiştir
    . Bir çok merasim ve dini uygulamalar Şiiliğe Safevilerle girdi.Şişlemeler,zincirle dövmeler, Kilitlenmeler, Kılıçlamalar, İşkenceler vs Safeviler öncesinde bu tür uygulamalar Şiilikte yoktu. Bunlar özellikle Sünnilikle (Sünnilik Osmanlının resmi mezhebidir.) Şiiliğin ortak yönü kalmasın, çatışmalar ,düşmanlıklar ve savaşlar ortaya çıksın diye Hıristiyan tarikatlerden devşirilmiştir. Ayrıca Hıristiyan dünyasındaki ruhban sınıfına benzer bir ruhani sınıf da oluşturulmuştur.Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş, hem Sünnilikten uzaklaşılmış hem de Osmanlı düşmanı Haçlı Hıristiyan dünyasına yakınlaşılmıştır.Ayinler esnasında giyilen siyah pelerinler peder giysisine benzemektedir. Bütün bunlara rağmen İslam aleminde ,bir Allah’a ,bir peygambere ,bir kitaba inanan insanların arasında siyaseten veya maddeten paylaşılamayan hiçbir şey olmaması,zaten çoğunlukta olan ortaklıkların ön plana çıkması ve sırat-ı mustakim de birleşilmesi dileğiyle…

    Tarkan Suçıkar






+ Yorum Gönder