Konusunu Oylayın.: Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler
  1. 26.Ağustos.2012, 15:26
    1
    Misafir

    Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler






    Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler Mumsema Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler


  2. 26.Ağustos.2012, 15:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 26.Ağustos.2012, 20:13
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler




    Din, ferdin, Halikına yani yaratanına karşı vazifesini bildiren ilahi bir kanundur. Dindar olan kimse, bu kanunun emir ve yasaklarını hiç münakaşa etmeden şek ve şüpheye düşmeden, bir fayda ve menfaat hatta mükafat beklemeden ifa ile mükelleftir. Aksi halde din ile faydacılık felsefesi birbirine karıştırılmış, daha doğrusu din bu felsefeye döndürülmüş olur. Esef edelim ki, zamanımızda bir çokları bu yola dökülmekte ve hata etmektedirler.

    Hata şuradadır: Fayda ve menfaat fikri zaman içinde pek çok değişen bir fikirdir.

    Dün faydalı olduğuna inanılan birşey, bugün faydasız olmakta, dün faydalı telâkki edilen bir şey bugün zararlı sayılmaktadır. Dini, her an değişen bu gibi fikir ye telakkilerden ayıran nokta, değişmez bir ilahi nizam olmasıdır.
    Bu böyle olmakla beraber, ALLAH Teâlâ, insanlara manasız ve faydasız da hiçbir teklifte bulunmaz. Zira “Alim ve Hakim” olan ALLAH, malayani ile iştigalden, meşgul olmaktan münezzehtir. ALLAH Teâlâ’nın her emrinde ve her yasağında mutlaka ameli bir hikmet ve insanlar için bir mana ve fayda mevcuttur. Şu kadar ki, insanlar bu ilahi hikmeti ancak akıl ve ilimlerinin inkişafı, gelişmesi nisbetinde anlayabilirler. Bunun delili: Bugün tıbbın menettiği alkolü ve domuz etini, kanunların menettiği kumarı, sosyalizmin afaroz ettiği faizi Kur’an-ı Kerim, bundan ondört asır evvel men etmiştir. İlim bu şeylerin hayat ve cemiyet için pek zararlı olduğunu ancak bugünkü inkişafı sayesinde ortaya koyabilmiştir.

    Meselemize bu yönden bakılırsa, zekât farizasında, bugünkü ilmin de şehadet ettiği gibi, derin hikmetler bulunduğu görülür. Çünkü: Zekât, ilahi bir emirdir. Her bir ilahi emirde ise bir çok hikmet ve faydalar bulunmaktadır. Binaenaleyh zekât, dini, ahlâki, içtimai, sıhhi bir çok faydaları ve meziyyetleri muhtevidir. Fakat biz, ibadeti şu veya bu yararından dolayı değil, ALLAH Teâlâ emrettiği için yaparız. Zaten ALLAH Teâlâ, her zaman yararımıza olan şeyleri yapmamızı emreder, zararımıza olan şeyleri yasaklar. Zekâtın farz kılınmasındaki dini, ahlâki, içtimai faydaları şöyle özetleyebiliriz:

    Zekâtın hikmetleri
    Zekât imanın ve dinde samimi olmanın delilidir. Zenginin vazifesi fakirin de hakkıdır. Zengin zekât vermek suretiyle hem mal borcunu ödeyecek, hem de fakirin yüzünü güldürecektir. Zekât vermeyen kimse, imanın hakikatine eremez.

    Zekât vermeyen kimse, ALLAH Teâlâ’nın, Resûlünün ve müminlerin sevgisini kazanamaz. Zekât vermeyen kimse mal ve servetin bereketini göremez. O halde Müslüman zekâtını verecektir. Vermeye mecburdur. Halk arasında methedilmek, kendine iyi insan dedirtmek için değil, ALLAH Teâlâ’nın emri olduğu ve ALLAH Teâlâ’nın rızası için vermeye mecburdur. Zekât verirken de fakiri küçük göremez. Ve verdiğini başa kakamaz. Zira zekât fakirin hakkıdır. Onun hakkını veriyorsun.

    Dinimizce zenginlik bir şeref ölçüsü olmadığı gibi, fakirlik de zillet ölçüsü değildir.
    Zekât, Müslümanlara mahsus, fevkalâde insanî bir vazifedir. Zekât verenler, ALLAH Teâlâ’nın sevgili, hayırlı kulları sayılmaya lâyıktır. Ne mutlu bu güzel vazifeyi yerine getirenlere. Zekâtın farz kılınmasının çeşitli hikmetleri vardır. Bunlar herkesçe anlaşılabilecek açıklıktadır. İşte bunlardan yalnız birkaç tanesi…1- Cenab-ı Hak, insanları farklı yeteneklerle donatmış, buna bağlı olarak servet dağılımında toplum zengin ve fakir olmak üzere iki sınıftan oluşmuştur.

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
    “ALLAH, rızık konusunda sizin bazınızı bazınızdan üstün kılmıştır.” (Nahl Sûresi: 71)

    Servet üstünlüğü bulunan zenginlerin bir kısım mallarını, yoksullara vermeleri farz kılınmıştır. Çünkü böyle bir zorlama olmaksızın zenginden yoksul kesime bu mal akışı sağlanamaz. İşte zekât farizası, gelir dağılımındaki bu farklı yapı karşısında en önemli bir tedbirdir. Zekât İslâm’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın gerçekleşmesini sağlar, servetlerin yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasını engeller.

    Mehmet Talu



  4. 26.Ağustos.2012, 20:13
    2
    Silent and lonely rains



    Din, ferdin, Halikına yani yaratanına karşı vazifesini bildiren ilahi bir kanundur. Dindar olan kimse, bu kanunun emir ve yasaklarını hiç münakaşa etmeden şek ve şüpheye düşmeden, bir fayda ve menfaat hatta mükafat beklemeden ifa ile mükelleftir. Aksi halde din ile faydacılık felsefesi birbirine karıştırılmış, daha doğrusu din bu felsefeye döndürülmüş olur. Esef edelim ki, zamanımızda bir çokları bu yola dökülmekte ve hata etmektedirler.

    Hata şuradadır: Fayda ve menfaat fikri zaman içinde pek çok değişen bir fikirdir.

    Dün faydalı olduğuna inanılan birşey, bugün faydasız olmakta, dün faydalı telâkki edilen bir şey bugün zararlı sayılmaktadır. Dini, her an değişen bu gibi fikir ye telakkilerden ayıran nokta, değişmez bir ilahi nizam olmasıdır.
    Bu böyle olmakla beraber, ALLAH Teâlâ, insanlara manasız ve faydasız da hiçbir teklifte bulunmaz. Zira “Alim ve Hakim” olan ALLAH, malayani ile iştigalden, meşgul olmaktan münezzehtir. ALLAH Teâlâ’nın her emrinde ve her yasağında mutlaka ameli bir hikmet ve insanlar için bir mana ve fayda mevcuttur. Şu kadar ki, insanlar bu ilahi hikmeti ancak akıl ve ilimlerinin inkişafı, gelişmesi nisbetinde anlayabilirler. Bunun delili: Bugün tıbbın menettiği alkolü ve domuz etini, kanunların menettiği kumarı, sosyalizmin afaroz ettiği faizi Kur’an-ı Kerim, bundan ondört asır evvel men etmiştir. İlim bu şeylerin hayat ve cemiyet için pek zararlı olduğunu ancak bugünkü inkişafı sayesinde ortaya koyabilmiştir.

    Meselemize bu yönden bakılırsa, zekât farizasında, bugünkü ilmin de şehadet ettiği gibi, derin hikmetler bulunduğu görülür. Çünkü: Zekât, ilahi bir emirdir. Her bir ilahi emirde ise bir çok hikmet ve faydalar bulunmaktadır. Binaenaleyh zekât, dini, ahlâki, içtimai, sıhhi bir çok faydaları ve meziyyetleri muhtevidir. Fakat biz, ibadeti şu veya bu yararından dolayı değil, ALLAH Teâlâ emrettiği için yaparız. Zaten ALLAH Teâlâ, her zaman yararımıza olan şeyleri yapmamızı emreder, zararımıza olan şeyleri yasaklar. Zekâtın farz kılınmasındaki dini, ahlâki, içtimai faydaları şöyle özetleyebiliriz:

    Zekâtın hikmetleri
    Zekât imanın ve dinde samimi olmanın delilidir. Zenginin vazifesi fakirin de hakkıdır. Zengin zekât vermek suretiyle hem mal borcunu ödeyecek, hem de fakirin yüzünü güldürecektir. Zekât vermeyen kimse, imanın hakikatine eremez.

    Zekât vermeyen kimse, ALLAH Teâlâ’nın, Resûlünün ve müminlerin sevgisini kazanamaz. Zekât vermeyen kimse mal ve servetin bereketini göremez. O halde Müslüman zekâtını verecektir. Vermeye mecburdur. Halk arasında methedilmek, kendine iyi insan dedirtmek için değil, ALLAH Teâlâ’nın emri olduğu ve ALLAH Teâlâ’nın rızası için vermeye mecburdur. Zekât verirken de fakiri küçük göremez. Ve verdiğini başa kakamaz. Zira zekât fakirin hakkıdır. Onun hakkını veriyorsun.

    Dinimizce zenginlik bir şeref ölçüsü olmadığı gibi, fakirlik de zillet ölçüsü değildir.
    Zekât, Müslümanlara mahsus, fevkalâde insanî bir vazifedir. Zekât verenler, ALLAH Teâlâ’nın sevgili, hayırlı kulları sayılmaya lâyıktır. Ne mutlu bu güzel vazifeyi yerine getirenlere. Zekâtın farz kılınmasının çeşitli hikmetleri vardır. Bunlar herkesçe anlaşılabilecek açıklıktadır. İşte bunlardan yalnız birkaç tanesi…1- Cenab-ı Hak, insanları farklı yeteneklerle donatmış, buna bağlı olarak servet dağılımında toplum zengin ve fakir olmak üzere iki sınıftan oluşmuştur.

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
    “ALLAH, rızık konusunda sizin bazınızı bazınızdan üstün kılmıştır.” (Nahl Sûresi: 71)

    Servet üstünlüğü bulunan zenginlerin bir kısım mallarını, yoksullara vermeleri farz kılınmıştır. Çünkü böyle bir zorlama olmaksızın zenginden yoksul kesime bu mal akışı sağlanamaz. İşte zekât farizası, gelir dağılımındaki bu farklı yapı karşısında en önemli bir tedbirdir. Zekât İslâm’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın gerçekleşmesini sağlar, servetlerin yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasını engeller.

    Mehmet Talu






+ Yorum Gönder