+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Dünyayı mı Âhireti mi İstiyor sunuz? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Dünyayı mı Âhireti mi İstiyor sunuz?






  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Cevap: Dünyayı mı Âhireti mi İstiyor sunuz?


    Reklam



    Cevap: DÜNYAYI MI İSTİYORSUNUZ
    YOKSA AHİRETİ Mİ?

    "Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü, refahını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim"

    BOLLUK VE ZİYNET İÇİNDE
    OLMAYACAK MIYIZ?

    İslam devleti kurulmuş, yıllardır çekilen sıkıntılar yerini feraha, mutluluğa bırakmaya başlamıştı. İslam devletinin sınırları her geçen gün genişliyor, insanlar kitleler halinde İslam'a koşuyorlardı. Arap yarım adasının tamamı İslam devletinin kontrolü altına geçmişti. Yapılan savaşlar kazanılmış, savaşlardan elde edilen ganimetler, müminlerin hayat standardını oldukça yükseltmişti. Diğer tarafta zekat memurları, İslam toprakları üzerine dağılmış, zekat olarak toplanan para ve ürünler, fakirlerin sıkıntılarına merhem olmuştu.
    Mekke devrinin tamamında, Medine devrinin ilk yıllarındaki durum ile bugünkü durum kıyas kabul edilmeyecek kadar farklılık arz ediyordu.

    O darlık günlerini Nu'mân İbnu Beşîr şöyle anlatıyor:

    "Hz. Ömer insanların nail oldukları dünyalıktan söz etti ve dedi ki: "Gerçekten ben Resûlullah'ın bütün gün açlıktan kıvrandığı halde, karnını doyurmaya adi bir hurma bile bulamadığını gördüm."(1)

    Süleymân İbnu Surad de şu haberi veriyor:
    "Resûlullah bize geldi ve bir yiyecek ikramına gücümüz yetmeksizin üç gece kaldık."(2)

    İşte peygamber ve arkadaşları böyle zor ve sıkıntılı zamanlar geçirmişlerdi.
    Herkes huzurlu, mutlu, bolluk içinde bir hayat sürerken, Peygamber hanımları için çok fazla değişen bir şey olmamıştı. Müslümanların iktisadi kalkınmaları meydana gelmiş, Medine'de yaşayan her ferdin, her ailenin hayat standardı gelişmiş, ama peygamber ve ailelerinin hayat standardında gözle görülür bir gelişme olmamıştı.

    Peygamber ve ailesinin sıkıntılı günlerini İbnu Abbâs Radıyallâhu Anhümâ anlatıyor:

    "Resûlullah ve ailesi üst üste bir çok gecelerini aç geçirirler ve akşam yemeği bulamazlardı. Ekmekleri çoğunlukla arpa ekmeği idi."(3)

    Nimetler bollaşıp, rızıklar genişlemişdi ama Resulullah'ın hanesinde değişen bir şey olmamıştı. Şimdi de Enes İbnu Mâlik radıyallahu Anh'a kulak verelim:

    "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm tekrar tekrar buyurdular ki:
    "Muhammed'in nefsini elinde tutan Zatı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Âli Muhammed'de hiçbir zaman akşamdan sabaha bir sa' miktarında ne zahire ne de kuru hurma bulunmuştur."(4)

    Bu vaziyette bulunan hanei saadet sakinleri durumlarını Resulullah'a arz etme kararını aldılar. Hayatımız yokluk içinde geçiyor. Yokluk ve sıkıntı yıllarında bütün müminlerle birlikte sabrettik, şimdi genişlik ve bolluk yılları geldi. Herkes bolluk içinde hayatını sürdürürken, bizler Peygamber eşleri olarak hanelerimizde yine sıkıntı çekmeye devam mı edeceğiz? Bizim de hakkımızdır, rahat yaşamak.

    Durum Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arz edilir. Bu durumu Elmalılı Hamdi Yazır şöyle anlatmaktadır:
    "Hanımları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den ziynet elbiseleri ve daha çok nafaka, yiyecek bedeli, geçimlik istemişlerdi."(5)

    PEYGAMBERDE OLMAYAN ŞEYİ
    ONDAN İSTEMEYİN

    O günlerden biriydi, Ebu Bekir Radıyallahu Anh Resulullah'ın yanına girmek için izin istedi. O sırada evin önünde kalabalık toplanmıştı. Ebu Bekir'e izin çıkmadı.
    O sırada Ömer geldi, o da izin istedi ona da verilmedi. Aradan kısa zaman geçti. Ebu Bekir ve Ömer'e birlikte izin verildi ve Resulullah'ın yanına girdiler. İçeri girdiklerinde Resulullah'ın hanımları oturmuş, Resulullah da oturmuş kimse konuşmuyordu. Ömer bu sahneyi değiştirmek, ortamı yumuşatmak için içinden "bir söz etsem de Resulullah'ı güldürsem" diye düşünürken o anda aklına geldi:

    "Ey Allah'ın Resulü görüyor musun, Zeyd'ın kızı (kendi hanımını kastederek) biraz önce benden nafaka istedi. Bende kafasını yardım."

    Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tebessüm etti ve ön dişleri görülünce kadar güldü. Sonra şöyle buyurdular:
    "İşte bunlarda benim çevremde oturmuş benden nafaka istiyorlar."
    Bunun üzerine Ebu Bekir ayağa kalkarak kızını dövmek istedi. Ebu Bekir'in bu davranışını gören Ömer de ayağa kalkarak oda kızını dövmeye niyetlendi. Her ikisi dedi ki:
    "Peygamberin sahip olmadığı şeyi ondan istiyorsunuz ha?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Bekir ve Ömer'i durdurdu. Peygamberin hanımları dediler ki:
    "Biz bu meclisten sonra bir daha Allah Resulünden yanında bulunmayan hiçbir şeyi istemeyeceğiz."(6)
    Bu hadise üzerine şu ayet–i kerime nazil oldu.
    "Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü, refahını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim."(7)
    Ayet açık bir ifade ile yapılacağı haber veriyordu. Resulullah'a eğer hanımları isteklerinde devam ederlerse, onları boşayacaktı. Bu Rabbinin kesin bir emriydi. Boşandıktan sonra, istediğiniz gibi, dünya nimetlerinden istifade edin, bolluk, bereket, süs ve ziynet içinde yaşarsınız.

    BEN ALLAH'I, PEYGAMBERİNİ VE
    AHİRET YURDUNU TERCİH EDİYORUM

    "Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü, refahını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim."
    Bu ayet inince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz hanımlarına bu ayet–i tebliğe başladı. İlk önce de Hazreti Aişe validemizden başladı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Aişe Radıyallahu Anha'ya şöyle dedi:
    "Kuşkusuz sana bir emir hatırlatıyor ve arzu ediyorum ki, anne ve babana danışmadan bu konuda acele etmezsin."
    Şurası bir gerçek ki Allah Resulü, Hazreti Aişe'ye anne ve babasının kendinden ayrılmasını emretmeyeceklerini biliyordu. Bunun üzerine Hazreti Aişe:

    "Ey Allah'ın elçisi! Nedir o emir?" deyince Resulullah ona bu ayeti okudu. Hazreti Aişe:
    "Anne ve babama bu konuda mı danışacağım? Hayır. Ben Allah'ı, Peygamberini ve Ahiret yurdunu tercih ediyorum."
    Ardından diğer hanımlar da Hazreti Aişe'nin tercihi doğrultusunda tercihlerini kullanmışlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem, eşlerinin kendisini ve ebedi nimeti, geçici olana tercih ettiklerinden dolayı Allah onlara lütuf da bulunmuş ve Resulullah'a başka biriyle evlenmesini haram kılarak daha sonra kaydedileceği şekilde şöyle buyrulmuştur:
    "Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helal değildir. Allah her şeyi gözetler."(8)
    Bu ayet–i kerimeden çıkaracağımız derslerin başında, müminlerin dünyaya mesafeli durmalarıdır. Onlar ki, Kainatın en şerefli insanına eş olarak, dünyada kimseye nasip olmayacak bir makama ulaştılar. Onlar bu makama ulaşınca, dünyanın gelip geçici güzelliklerine de uzak olmak zorundadırlar.

    PEYGAMBER YAHUDİ VE
    HIRİSTIYANLAR GİBİ YAŞAMADI

    Onlar zaruri ihtiyaçlarının dışında, dünyadan bir talepleri yoktu. O tarihlerde Resulullah'ın yanında dokuz kadın bulunuyordu. Hz. Enes Radıyallâhu Anh anlatıyor:

    "Resûlullah'a arpa ekmeği ile kokusu değişmiş erimiş yağ getirmiştim. Bir seferinde şöyle söylediğini işittim:
    "Muhammed ailesinde dokuz kadın bulunduğu bir zamanda, ne bir sa' hurma, ne de bir sa' hububat gecelememiştir."(9)

    Resulullah'ın hanesinde yaşanan sıkıntıları Hz. Âişe Radıyallâhu Anhâ anlatıyor:

    "Bazı aylar olurdu, hiç ateş yakmazdık, yiyip içtiğimiz sadece hurma ve su olurdu. Ancak, bize bir parçacık et getirilirse o hâriç."(10)

    Resulullah ve onun hanımları biz müminler için ne kadar güzel örnektir. Onların yaşantılarını Ebû Hüreyre Radıyallâhu Anh şöyle anlatıyor:
    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle dua ederdi:

    "Allah'ım, Âl–i Muhammed'in rızkını belini doğrultacak kadar ver (bir diğer rivâyette) "yetecek kadar ver."(11)

    Bu ayet–i kerimenin bize verdiği mesaja gelince Resulullah'ın yolunu bize göstermektedir.
    Müminlerin, özelliklede İslam'ı temsile soyunan zevatın özelikle uyması gereken bir haberle karşı karşıyayız.
    Peygamber varisliğine soyunan zevatın, lüks ve israftan kaçınmaları gerekir. Çağın modern imkanlarını kullanmak için çeşitli bahaneler uydurmak boşuna gayretten ibarettir.

    Çağın en lüks ve modern donanımları ile donatılmış lüks villalarda, israf içinde oturanların Resulullah'ın yolundan gidiyoruz demelerinden daha abes ne olabilir?
    Hele hele birde bunu Yahudi ve Hıristiyanlar oturuyor da biz niye oturmayalım, diyenlerin vay haline…


    ŞİİR
    şehid hızır ali muratoğlu

    EMANETİ EHLİNE VERMEK

    Kur'an-ı Kerim’de:
    "Gerçekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hüküm vermenizi emreder."(4/58) buyruluyor.

    Dili konuşan herkes pervasız konuşuyor
    Ölçüsüz konuşmadan kargaşa oluşuyor

    Kalem eline alan, bilir bilmez yazıyor
    Çözülmüyor olaylar, belki daha azıyor

    Konuşan ve yazanlar düşünmeli mutlaka
    Hitap ettiğin toplum sonra atmasın takla

    Arkadaş! Söz dinle söz, her şey denmez, yazılmaz
    Karanlık emellerle hiçbir yere varılmaz

    Şeffaf olmak var iken, karanlığı arama
    Helâl yollar var iken ne işin var harama

    Zulmetme, yalan deme, aldatma, yanlış tartma
    Her kötülük sendeyken, kendini iyi sanma

    Rüşvet alma ve verme, bunlara güzel deme
    Kendin çıkarın için bir diğerini ezme

    "İnsan Hakları" bu mu? Karşıdakini ezmek
    Hak-hukuk'un üstünde çizmeleriyle gezmek

    Ormanda yaşayanlar hak-hukuku bilmezler
    Onların yaşamları bahsimize girmezler

    Biz insan oğluyuz biz, edep lazımdır bize
    Söyleyişimiz ona, onun için girdik söze

    Gücün yetmeyen yükün altına ne girersin
    Kendin yetmiyor gibi ahaliyi ezersin

    Ne güzel söylemişler söyleyenler şu sözü;
    "Emaneti ehline ver" işte bu, sözün özü.

    Dipnotlar:
    1– Müslim, Zühd 36, (2978)

    2– Kütüb–i Sitte Muhtasarı Tercümesi ve Şerhi", İbrahim Canan, Akçağ Yayınları Cilt 17, sh.576, 4149–7264
    3– Tirmizî, Zühd 38, (2361)
    4–"Kütüb–i Sitte Muhtasarı Tercümesi ve Şerhi", İbrahim Canan, Akçağ Yayınları Cilt 17, sh.576, 4147–7262
    5– Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Sadeleştirenler: İsmail Karaçam, Emin Işık, Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel, Azim Dağıtım, c.6, s.308
    6– İbn Kesir, "Hadislerle Kur'an–ı Kerim Tefsiri", terc. Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul 1993, c.12, s.6516
    7– Ahzab;33/28
    8– Ahzap;33/52; İsmail Hakkı Bursevî, "Ruhu'l–Beyan Tefsiri", terc. İlmi Heyet, Abdullah Öz, Ali Rıza Temel… Damla Yayınevi, İstanbul, c.6, s.440



  3. ebediyyetyolcusu
    Emekli
    Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi, 20)

+ Yorum Gönder