Konusunu Oylayın.: Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali
  1. 25.Ağustos.2012, 12:28
    1
    Misafir

    Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali






    Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali Mumsema Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali


  2. 25.Ağustos.2012, 12:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 26.Ağustos.2012, 00:39
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Mantık İlminin Tarihçesi ve İslâm Âlemine İntikali




    Mantık ilmi, düşünme esnasında insanı hata yapmaktan koruyan kurallar ve ölçülerden bahseden bir ilimdir. Bu ilim, gerek düşünme sırasında gerekse düşünceleri ifade sırasında ölçülü ve mutedil olmak için gerekli kuralları ve kalıpları verir. Bunun içindir ki, kendisine formel/sûrî mantık denir. Mantık, bir şeyi tanımak ve bir şey hakkında hüküm vermek ve bir şeyi ispatlamak için yapılan bütün zihinsel faaliyetleri kontrol eder. Bunun için tarif, hüküm ve kıyas başlıkları altında tamamen saf aklî esaslara dayalı bir sistem ortaya koyar.
    Mantık uygulanan bir sistem olarak insanlık tarihi kadar köklü bir sanattır. Mantıkçıların deyişiyle “insan düşünen canlı”dır. İlk insandan itibaren bütün düşünme faaliyetleri sırasında adı konulmamış da olsa mantıkî sistem ana hatlarıyla uygulanmış ve fikirde tutarlılık devamlı hedeflenmiştir. Bu sebeple kaide ve sistemi açısından mantığın tarihinin insanlık ve düşünme tarihi kadar eski olduğunu söyleyebiliriz. Ama mantık ilminin diğer ilimlerden ayrılarak müstakil bir sistem olarak incelenmesi ve kitaplara aktarılıp tedvin edilmesinin yunan felsefî incelemelerine dayandığı bilinir. En azından şu an mevcut verilere göre bu böyledir. Yunan filozoflarından önce diğer felsefî ilimlerde olduğu gibi bu ilmin temelini teşkil eden ana malzemeler gündeme gelmiş, konuşulmuş ve hatta tartışılmıştır. Bir ilmin tedvini için doğal olarak o ilmin başlıca konularının ve incelediği sorunsalların diğer konu ve sorunsallardan temayüz edip konuşulması ve tartışılması zaruridir. Mantık da böyledir; gerek Mısır’da, gerekse Mezopotamya ve Uzakdoğu medeniyetlerindeki felsefi, düşünsel ve ilmi faaliyetler diğer felsefi ilimlerde olduğu gibi mantığın da yunan medeniyetinde doğup gelişmesine gerekli zemini hazırlamıştır.
    Mantık ilk defa Yunan filozofu Aristo tarafından kitaplara derc edilmiştir. Bazı mantık tarihçileri, mantık ilminin sofizme karşı bir müdafaa ve toplumu bilinçlendirme amacına bağlı olarak tedvin edildiğini belirtir. Aristo, Yunan toplumunda yerleşik siyasî, sosyal ve kültürel ortama tepki sonucu ortaya çıkan sofistlerin mevcut düşünsel sistemi kelime ve akıl oyunlarıyla tevhin etmesi üzerine sonraları kavramların tarifi, içlem ve kaplamı, hükümlerin kipleri, bir fikrin ispat ve reddinin tutarlılık şartlarını kalıpsal olarak ele alma zorunluluğu hissettiği bildirilmiştir.
    Aristo felsefî ilimlerde zihinsel yanlışlardan korunmak için bir araç olarak tasarladığı mantık sistemini daha sonra Organon diye isimlendirilen altı kitabında ele almıştır.
    Bu altı kitapta
    1-) Kategoriler, (Mekulat-ı Aşere)
    2-) Peri-ermaniyas (İbare, Külliler ve Önermeler,),
    3-) Birinci Analitikler (Tahlilü’l-Kıyas),
    4-) İkinci Analitikler (Burhan)
    5-) Topikler (Cedel),
    6-) Sofistika (sofistik deliller- muğalata) olmak üzere mantığın temel konuları yer almaktadır.
    Daha sonraki yüzyıllarda Organon şarihleri bu altı kitaba Aristo’nun
    7-) Retorik (Hatabet)
    Poetika
    9-) Forfiryus’un İsagoci/Medhal (külliyat-ı hamse)sini ekleyerek temel mantık kitaplarını dokuza tamamlamışlardır. Bu sayı ayrıca mantıkta incelenen dokuz ana bölümü de temsil etmektedir.
    İslam mantıkçıları, mantık kitaplarına Aristo’nun kategorilerini almaz, onlar doğrudan lafız/isagoci/külliyatla başlarlar. Daha sonraki İslam mantıkçıları buna delalet konularını da eklemişlerdir.
    İslam dünyasının bir ilim olarak mantıkla karşılaşması diğer yabancı ilimler gibi Abbasiler dönemindeki tercüme faaliyetlerine dayanır. Özellikle Beytü’l-Hikme’de yapılan geniş çaplı tercüme faaliyetleriyle birlikte felsefe, mantık, tıp, fizik, matematik ve diğer ulum-i dahîle/yabancı ilimler Arapçaya tercüme edilerek İslam âlemine intikal ettirilmiştir. Aristo’nun ilk mantık kitaplarını tercüme edenler hicrî ikinci yüzyılın sonu ile üçüncü yüzyılların başlarında yaşamış İbn Mukaffa, Huneyn bin İshak, Ebu Osman ed-Dimeşkî, el-Kindî’dir.
    Daha sonra mantığı bir bütün olarak ele alan, sistematize eden, şerh ve tadilde bulunan İslam mantıkçıların başında, hicrî dördüncü yüzyılda yaşamış Farabî ile hicrî beşinci yüzyılın başlarında yaşamış ve onun takipçilerinden İbn Sînâ gelir.
    Farabî ağırlıklı olarak Aristo mantığına bağlı kaldığı mantık incelemelerinde mantığı şu dokuz bölümde ele almıştır.
    1. el-Medhal (isagoci)
    2. el-Makûlât (kategoriler)
    3. el-İbare (peri-ermaniyas)
    4. el-Kıyas (analitika el-ula)
    5. el-Burhan (analitika es-saniye)
    6. el-Cedel (diyalektik, topikler)
    7. Kitabü’l-Hikme (sofistika)
    8. el-Hıtabe (retorika)
    9. eş-Şi’r (poetika)
    Filozofların dışındaki çevrelerden İbn Hazm, kelamcılardan Gazzalî mantıkla ciddi ciddi uğraşmış ve bu konuda eserler kaleme almış kimselerdir. İbn Hazm’ın el-Hudud’ü, Gazzali’nin Miyar’ı, el-Mihakk’ı önemli mantık kaynaklarındandır. Gazzali’nin el-Kıstasü’l-Müstakim’i onun mantığın kıyas bölümünü Kur’ân’la temellendirme çalışmasından ibarettir. O bu çalışmasında kıyastaki ispat sistemi için Kur’ân’dan bol bol örnekler getirir. Gazzali’den sonra Razi, İbn Rüşd, Ebheri, Kazvini, Urmevi, Kutbeddin Şirazi, Taftazani, Cürcani, Gelenbevi sonraki dönemlerin büyük mantıkçılarındandır.
    İsimlerini zikrettiğimiz bu mantıkçıların telif ettiği eserler arasından özellikle Ebheri’nin İsagoci’siyle, Kazvini’nin Şemsiye’si kısa ve tertipli olması bakımından hayli revaç bulmuştur. Bu iki kitap öteden beri başlangıç ve orta düzeyde mantık eğitimi için münasip görülmüştür. İleri düzeyde mantık eğitimi için Urmevi’nin Metali isimli kitabı tercih edilmiş ve bu kitap hakkında çok miktarda şerh ve haşiye kaleme alınmıştır. Osmanlılarda özellikle Kul Ahmed haşiyesiyle birlikte Molla Fenarî’nin İsagoci şerhi ile daha sonraları Gelenbevî’nin Burhan’ı medrese müfredatında önemli yer işgal etmiştir.
    Osmanlı’da Tanzimat’tan sonra Ahmet Cevdet paşa’nın Miyar-i Sedad’ı gibi kaleme alınan klasik mantık kitaplarına karşılık Avrupa’da aydınlanmayla birlikte mantık ve felsefe tartışmaları üzerine yeni tarzda yazılmış mantık kitapları da tercüme edilmeye başlanmıştır. İtalyan mantıkçısı Gallupi’nin kitabı, Miftahu’l-Funun adıyla tercüme edilmiştir. Bacon ve Deskartes’in mantık ve özellikle kıyas eleştirilerinin temelde etkili olduğu yeni mantık anlayışında metod ön plana çıkmakta ve bilim felsefesi denebilecek yeni alan mantığa eklenmektedir. Nitekim yeni Osmanlı mantıkçılarından Ali Sedad’ın Mizanü’l-Ukûl fil Mantık vel-Usûl ile İzmirli’nin Felsefe Dersleri’nde mündemiç olan mantık ve Fenn-i Menahiç bu anlayışa göre yazılmıştır. Daha sonra doğa ve matematik bilimlerinin gelişimiyle birlikte daha detaylı ve daha net bir dile sahip yeni mantık arayışları muvacehesinde Bernard Russell ile Whitehead (Wayted)’in öncülüğünü yaptığı lojistik mantık/sembolik mantık/modern mantık ön plana çıkmıştır. Yetmişli yıllardan itibaren “modern mantık” adıyla memleketimizde bu mantığın eğitimi verilmektedir.
    Mantık ilmini tahsil etmenin hükmü
    Mantık ilmi felsefeye giriş kabul edildiğinden önceleri İslam aleminde şiddetli bir tepkiyle karşılanmıştır. Felsefeye gösterilen tepki, bu ilmin araç ve mukaddimesi işlevi gören mantık ilmine de yansımış ve özellikle muhaddisler tarafından tenkit edilip tahsilinin haram olduğu ileri sürülmüştür. Bunlardan İbn Salah, İbn Teymiyye ve Suyutî’nin mantık eleştirileri pek meşhurdur. Fakat mantığa karşı sergilenen bu olumsuz tutum İslam dünyasının genelinde etkili olamamıştır. Asıl İslam âleminde mantık ilmine karşı Gazzalî’nin fikri kabul görmüş ve mantık ilminin meşruiyeti şöyle dursun tahsilinin farz-ı kifaye olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Nitekim Gazzali el-Mustasfa’nın başında mantık bilmeyenin ilmine itimat edilemeyeceğini belirtmiş ve mantığın “ilimlerin ilmi” olduğunu iddia etmiştir.
    Mantık ilminin tahsilinin hükmü bir tarafa bugün klasik İslamî ilimlerin ve özellikle bunlar arasından kelam ve usul-i fıkıh ilimlerinin dili mantıkî ölçülere göre dizayn edilmiştir. Tarifler, taksimler, ispat ve redler hep mantık sistematiğine göre yapılmış ve mantık bu hususlarda umumî bir kriter kabul edilmiştir. Bu sebeple klasik İslamî metinleri sıhhatli biçimde anlamak için iyi derecede mantık bilgisi gereklidir, desek abartmış olmayız.
    Mantık kelimesinin tahlili ve bu ilmin mantık ismini almasının sebebi
    Mantık, nutk kökünden gelir ve genel ifadeyle konuşmak anlamına gelir. Bugün Türkçe’de de nutuk çekmek derken kelimeyi aynı manada kullanırız. Nitekim Yunanca mantık ilmine kullanılan “logos” kelimesinin bir anlamı da “söz”dür.
    Bu ilmin mantık ismini almasının sebepleri izah edilirken genelde nutk kelimesinin batın ve zahir olmak üzere iki manaya geldiği belirtilir. Nutk-i batın, düşünmek; nutk-i zahir konuşmak demektir. Mantık ilmi getirdiği ölçülerle insanın hem düşünmesini hem de konuşmasını düzenler, ölçülü hale getirir. İşte insan nutkuna katkısından dolayı bu ilme mantık ismi verildiği yönündeki görüş genel kabul görmüştür.
    Mantık ilminin faydası konusunda Ebu Hayyan et-Tevhidî’nin el-İmta ve’l-Müanese isimli eserinde zikrettiği Ebu Said Seyrafî ile ilk mantık mütercimlerinden Metta bin Yunus arasında Mantık’ın hedefi hakkındaki tartışma manidardır. Bu tartışmada Metta bin Yunus mantığın, kelamla/konuşmayla ilgili bir araç olduğunu ve bu araç vasıtasıyla doğru sözün yanlış sözden ayırt edildiğini, sahih mana ile fasit mananın temyiz edildiğini söyler.
    alıntı



  4. 26.Ağustos.2012, 00:39
    2
    Silent and lonely rains



    Mantık ilmi, düşünme esnasında insanı hata yapmaktan koruyan kurallar ve ölçülerden bahseden bir ilimdir. Bu ilim, gerek düşünme sırasında gerekse düşünceleri ifade sırasında ölçülü ve mutedil olmak için gerekli kuralları ve kalıpları verir. Bunun içindir ki, kendisine formel/sûrî mantık denir. Mantık, bir şeyi tanımak ve bir şey hakkında hüküm vermek ve bir şeyi ispatlamak için yapılan bütün zihinsel faaliyetleri kontrol eder. Bunun için tarif, hüküm ve kıyas başlıkları altında tamamen saf aklî esaslara dayalı bir sistem ortaya koyar.
    Mantık uygulanan bir sistem olarak insanlık tarihi kadar köklü bir sanattır. Mantıkçıların deyişiyle “insan düşünen canlı”dır. İlk insandan itibaren bütün düşünme faaliyetleri sırasında adı konulmamış da olsa mantıkî sistem ana hatlarıyla uygulanmış ve fikirde tutarlılık devamlı hedeflenmiştir. Bu sebeple kaide ve sistemi açısından mantığın tarihinin insanlık ve düşünme tarihi kadar eski olduğunu söyleyebiliriz. Ama mantık ilminin diğer ilimlerden ayrılarak müstakil bir sistem olarak incelenmesi ve kitaplara aktarılıp tedvin edilmesinin yunan felsefî incelemelerine dayandığı bilinir. En azından şu an mevcut verilere göre bu böyledir. Yunan filozoflarından önce diğer felsefî ilimlerde olduğu gibi bu ilmin temelini teşkil eden ana malzemeler gündeme gelmiş, konuşulmuş ve hatta tartışılmıştır. Bir ilmin tedvini için doğal olarak o ilmin başlıca konularının ve incelediği sorunsalların diğer konu ve sorunsallardan temayüz edip konuşulması ve tartışılması zaruridir. Mantık da böyledir; gerek Mısır’da, gerekse Mezopotamya ve Uzakdoğu medeniyetlerindeki felsefi, düşünsel ve ilmi faaliyetler diğer felsefi ilimlerde olduğu gibi mantığın da yunan medeniyetinde doğup gelişmesine gerekli zemini hazırlamıştır.
    Mantık ilk defa Yunan filozofu Aristo tarafından kitaplara derc edilmiştir. Bazı mantık tarihçileri, mantık ilminin sofizme karşı bir müdafaa ve toplumu bilinçlendirme amacına bağlı olarak tedvin edildiğini belirtir. Aristo, Yunan toplumunda yerleşik siyasî, sosyal ve kültürel ortama tepki sonucu ortaya çıkan sofistlerin mevcut düşünsel sistemi kelime ve akıl oyunlarıyla tevhin etmesi üzerine sonraları kavramların tarifi, içlem ve kaplamı, hükümlerin kipleri, bir fikrin ispat ve reddinin tutarlılık şartlarını kalıpsal olarak ele alma zorunluluğu hissettiği bildirilmiştir.
    Aristo felsefî ilimlerde zihinsel yanlışlardan korunmak için bir araç olarak tasarladığı mantık sistemini daha sonra Organon diye isimlendirilen altı kitabında ele almıştır.
    Bu altı kitapta
    1-) Kategoriler, (Mekulat-ı Aşere)
    2-) Peri-ermaniyas (İbare, Külliler ve Önermeler,),
    3-) Birinci Analitikler (Tahlilü’l-Kıyas),
    4-) İkinci Analitikler (Burhan)
    5-) Topikler (Cedel),
    6-) Sofistika (sofistik deliller- muğalata) olmak üzere mantığın temel konuları yer almaktadır.
    Daha sonraki yüzyıllarda Organon şarihleri bu altı kitaba Aristo’nun
    7-) Retorik (Hatabet)
    Poetika
    9-) Forfiryus’un İsagoci/Medhal (külliyat-ı hamse)sini ekleyerek temel mantık kitaplarını dokuza tamamlamışlardır. Bu sayı ayrıca mantıkta incelenen dokuz ana bölümü de temsil etmektedir.
    İslam mantıkçıları, mantık kitaplarına Aristo’nun kategorilerini almaz, onlar doğrudan lafız/isagoci/külliyatla başlarlar. Daha sonraki İslam mantıkçıları buna delalet konularını da eklemişlerdir.
    İslam dünyasının bir ilim olarak mantıkla karşılaşması diğer yabancı ilimler gibi Abbasiler dönemindeki tercüme faaliyetlerine dayanır. Özellikle Beytü’l-Hikme’de yapılan geniş çaplı tercüme faaliyetleriyle birlikte felsefe, mantık, tıp, fizik, matematik ve diğer ulum-i dahîle/yabancı ilimler Arapçaya tercüme edilerek İslam âlemine intikal ettirilmiştir. Aristo’nun ilk mantık kitaplarını tercüme edenler hicrî ikinci yüzyılın sonu ile üçüncü yüzyılların başlarında yaşamış İbn Mukaffa, Huneyn bin İshak, Ebu Osman ed-Dimeşkî, el-Kindî’dir.
    Daha sonra mantığı bir bütün olarak ele alan, sistematize eden, şerh ve tadilde bulunan İslam mantıkçıların başında, hicrî dördüncü yüzyılda yaşamış Farabî ile hicrî beşinci yüzyılın başlarında yaşamış ve onun takipçilerinden İbn Sînâ gelir.
    Farabî ağırlıklı olarak Aristo mantığına bağlı kaldığı mantık incelemelerinde mantığı şu dokuz bölümde ele almıştır.
    1. el-Medhal (isagoci)
    2. el-Makûlât (kategoriler)
    3. el-İbare (peri-ermaniyas)
    4. el-Kıyas (analitika el-ula)
    5. el-Burhan (analitika es-saniye)
    6. el-Cedel (diyalektik, topikler)
    7. Kitabü’l-Hikme (sofistika)
    8. el-Hıtabe (retorika)
    9. eş-Şi’r (poetika)
    Filozofların dışındaki çevrelerden İbn Hazm, kelamcılardan Gazzalî mantıkla ciddi ciddi uğraşmış ve bu konuda eserler kaleme almış kimselerdir. İbn Hazm’ın el-Hudud’ü, Gazzali’nin Miyar’ı, el-Mihakk’ı önemli mantık kaynaklarındandır. Gazzali’nin el-Kıstasü’l-Müstakim’i onun mantığın kıyas bölümünü Kur’ân’la temellendirme çalışmasından ibarettir. O bu çalışmasında kıyastaki ispat sistemi için Kur’ân’dan bol bol örnekler getirir. Gazzali’den sonra Razi, İbn Rüşd, Ebheri, Kazvini, Urmevi, Kutbeddin Şirazi, Taftazani, Cürcani, Gelenbevi sonraki dönemlerin büyük mantıkçılarındandır.
    İsimlerini zikrettiğimiz bu mantıkçıların telif ettiği eserler arasından özellikle Ebheri’nin İsagoci’siyle, Kazvini’nin Şemsiye’si kısa ve tertipli olması bakımından hayli revaç bulmuştur. Bu iki kitap öteden beri başlangıç ve orta düzeyde mantık eğitimi için münasip görülmüştür. İleri düzeyde mantık eğitimi için Urmevi’nin Metali isimli kitabı tercih edilmiş ve bu kitap hakkında çok miktarda şerh ve haşiye kaleme alınmıştır. Osmanlılarda özellikle Kul Ahmed haşiyesiyle birlikte Molla Fenarî’nin İsagoci şerhi ile daha sonraları Gelenbevî’nin Burhan’ı medrese müfredatında önemli yer işgal etmiştir.
    Osmanlı’da Tanzimat’tan sonra Ahmet Cevdet paşa’nın Miyar-i Sedad’ı gibi kaleme alınan klasik mantık kitaplarına karşılık Avrupa’da aydınlanmayla birlikte mantık ve felsefe tartışmaları üzerine yeni tarzda yazılmış mantık kitapları da tercüme edilmeye başlanmıştır. İtalyan mantıkçısı Gallupi’nin kitabı, Miftahu’l-Funun adıyla tercüme edilmiştir. Bacon ve Deskartes’in mantık ve özellikle kıyas eleştirilerinin temelde etkili olduğu yeni mantık anlayışında metod ön plana çıkmakta ve bilim felsefesi denebilecek yeni alan mantığa eklenmektedir. Nitekim yeni Osmanlı mantıkçılarından Ali Sedad’ın Mizanü’l-Ukûl fil Mantık vel-Usûl ile İzmirli’nin Felsefe Dersleri’nde mündemiç olan mantık ve Fenn-i Menahiç bu anlayışa göre yazılmıştır. Daha sonra doğa ve matematik bilimlerinin gelişimiyle birlikte daha detaylı ve daha net bir dile sahip yeni mantık arayışları muvacehesinde Bernard Russell ile Whitehead (Wayted)’in öncülüğünü yaptığı lojistik mantık/sembolik mantık/modern mantık ön plana çıkmıştır. Yetmişli yıllardan itibaren “modern mantık” adıyla memleketimizde bu mantığın eğitimi verilmektedir.
    Mantık ilmini tahsil etmenin hükmü
    Mantık ilmi felsefeye giriş kabul edildiğinden önceleri İslam aleminde şiddetli bir tepkiyle karşılanmıştır. Felsefeye gösterilen tepki, bu ilmin araç ve mukaddimesi işlevi gören mantık ilmine de yansımış ve özellikle muhaddisler tarafından tenkit edilip tahsilinin haram olduğu ileri sürülmüştür. Bunlardan İbn Salah, İbn Teymiyye ve Suyutî’nin mantık eleştirileri pek meşhurdur. Fakat mantığa karşı sergilenen bu olumsuz tutum İslam dünyasının genelinde etkili olamamıştır. Asıl İslam âleminde mantık ilmine karşı Gazzalî’nin fikri kabul görmüş ve mantık ilminin meşruiyeti şöyle dursun tahsilinin farz-ı kifaye olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Nitekim Gazzali el-Mustasfa’nın başında mantık bilmeyenin ilmine itimat edilemeyeceğini belirtmiş ve mantığın “ilimlerin ilmi” olduğunu iddia etmiştir.
    Mantık ilminin tahsilinin hükmü bir tarafa bugün klasik İslamî ilimlerin ve özellikle bunlar arasından kelam ve usul-i fıkıh ilimlerinin dili mantıkî ölçülere göre dizayn edilmiştir. Tarifler, taksimler, ispat ve redler hep mantık sistematiğine göre yapılmış ve mantık bu hususlarda umumî bir kriter kabul edilmiştir. Bu sebeple klasik İslamî metinleri sıhhatli biçimde anlamak için iyi derecede mantık bilgisi gereklidir, desek abartmış olmayız.
    Mantık kelimesinin tahlili ve bu ilmin mantık ismini almasının sebebi
    Mantık, nutk kökünden gelir ve genel ifadeyle konuşmak anlamına gelir. Bugün Türkçe’de de nutuk çekmek derken kelimeyi aynı manada kullanırız. Nitekim Yunanca mantık ilmine kullanılan “logos” kelimesinin bir anlamı da “söz”dür.
    Bu ilmin mantık ismini almasının sebepleri izah edilirken genelde nutk kelimesinin batın ve zahir olmak üzere iki manaya geldiği belirtilir. Nutk-i batın, düşünmek; nutk-i zahir konuşmak demektir. Mantık ilmi getirdiği ölçülerle insanın hem düşünmesini hem de konuşmasını düzenler, ölçülü hale getirir. İşte insan nutkuna katkısından dolayı bu ilme mantık ismi verildiği yönündeki görüş genel kabul görmüştür.
    Mantık ilminin faydası konusunda Ebu Hayyan et-Tevhidî’nin el-İmta ve’l-Müanese isimli eserinde zikrettiği Ebu Said Seyrafî ile ilk mantık mütercimlerinden Metta bin Yunus arasında Mantık’ın hedefi hakkındaki tartışma manidardır. Bu tartışmada Metta bin Yunus mantığın, kelamla/konuşmayla ilgili bir araç olduğunu ve bu araç vasıtasıyla doğru sözün yanlış sözden ayırt edildiğini, sahih mana ile fasit mananın temyiz edildiğini söyler.
    alıntı






+ Yorum Gönder