Konusunu Oylayın.: İslamda Mantık ve Dua Hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamda Mantık ve Dua Hakkında
  1. 25.Ağustos.2012, 12:27
    1
    Misafir

    İslamda Mantık ve Dua Hakkında

  2. 26.Ağustos.2012, 01:36
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: İslamda Mantık ve Dua Hakkında




    İSLAMDA MANTIK VE DUA
    Yaratan, yaşatan,bağışlayan,merhamet eden Allah(C.C)’ın adıyla başlar; Peygamberimiz Hz. Muhammed ve diğer Peygamber kardeşlerine salat ve selam ederiz. İslamda hem dünya hem ahiret saadeti vardır. Bu nedenle emir ve yasakların hem bu dünyada hem ahirette yararı vardır. Fakat bu ibadetlerde ve yasaklarda sırf dünya yararı için yapılırsa ahirette faydası görülmez. Namaz spor niyetiyle kılınırsa bir sevabı olmaz , abdest sadece temizlik için yapılırsa sevap kazandırmaz. Oruç zayıflamak niyetiyle tutulursa sevabı olmaz.

    Allah (C.C)’ın emrettiği şeyler akla mantığa uygundur. Fakat bu emirler mantığa uygun olduğu için değilde Allah (C.C) Rızası için yapılmalıdır. Yani ibadetler faydaları için değilde Allah(C.C)’ın emri olduğu için yapılmalıdır. İslam akıl, mantık ve ilme çok değer verir. Özellikle iman esasları akıl ve ilim ile bilinir. Kişi Allah(C.C) ‘ın sıfatlarını, bir ilah oluşunu ve her şeye gücü yettiğini iman ederken çok iyi anlamalıdır. Yoksa iman eksik olur. Allah(C.C) ‘ı çoçuklarımızı tanır gibi tanımalı ve sanki O(C.C)’nu görür gibi olmalıyız. Böyle bir imandan sonra emir ve yasakları uzun boylu düşünmeye gerek duymadan kendi canımızdan, coçuklarımızdan , malımızdan çok sevdiğimiz Allah(C.C) ‘ın emirlerini yapmalı ve bu konuda hiçbir zorluğa takılmamalıyız.

    Mantık ilmine göre bir hükmün zıddının zıddı kendisidir. Mesela, düşmanımın düşmanı dostumdur deriz. Aklımıza sığıştırması zor olan bazı Allahın isim ve sıfatlarını bu yolla akla kolaylaştırabiliriz. Mesela Allahın ezeli olması yani bir başlangıcı olmaması ilk anda kavraması zordur. Çünkü bizler zaman ve mekanla sınırlı varlıklarız ve zamansızlık ve mekansızlık kavramını hemen anlamayabiliriz. Allahın ezeli olduğunu anlamak için bir an Onun ezeli olmadığını(haşa!) tasavvur edelim.Eğer onun Ezeli olmadığı fikrinin yanlışlığını ispatlarsak bu Onun ezeli olduğuna delildir. Onun ezeli olmadığı fikrinin yanlışlığı çok kolaylıkla aklen bulabileceğimiz bir hükümdür, akla gayet kolaydır.Evet gördüğümüz herşey sonradan olmuşsa , bunların elli bir zamanda yaratıldığı ve sonradan olmayan bir varlığa muhtaç oldukları kesindir. Üzerinden zaman geçen zamanla yıpranan bir varlık nasıl ilah olabilir. Taştan yontulan putlar , ömrü 10 milyar yıla varan yıldızlar ve üzerinden zaman geçen Allahın yarattığı herşey fanidir , ibadete layık değildir ve ilah olamazlar.

    Allah'ın varlığı bizim yani sonradan olan yaratıkların varlığından daha kesindir , mecburidir O Vacibül Vücud(Varlığı zorunlu olan)dır. Gözümüzle gördüğümüz dağların , taşların , ağaçların , yıldızların ve diğer varlıların kendi kendini yaratmadığına göre onun bir Yaratıcısı vardır. Ve Allah sadece "Ol!" demesiyle kolaylıkla yaratır.Eğer yaratma işinde bir zorluk duysaydı kainatı yaratmazdı , en küçüğü yaratmak ile en büyüğü yaratmak ona birdir , her şey ona kolaydır. Bazen küçük varlıklar , büyük bir varlıktan daha sanatlıdır. Karıncanın küçücük gözüne görme kabiliyeti veren kudret ile dev Yıldızları sapan taşı gibi döndüren kudret aynıdır.

    Tek bir Zatın bunca kainatı tek başına yaratması , başka hiç bir şeye ihtiyaç duymaması , bizim gibi diğer insanlara ve varlıklara ihtiyaç duyan insanın aklına sığmayabilir. Allah Sameddir , yani hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır. Eğer başka bir ilah olsaydı , elbette bir karışıklık çıkardı. Aynı ülkede iki sultan, ayni şehirde iki vali, ayni köyde iki muhtar olamaz.Aciz olan insanlarda durum böyleyse Sonsuz Kudret Sahibi olan Allah(C.C) elbette ortak kabul etmez şirk koşulmasını reddeder. O tekdir, Ondan başka ilah yoktur. Gücü, kuvveti,kudreti ilmi , güzelliği ve yaratması sonsuzdur. Herşey ona muhtaçtır, O hiç bir şeye ihtiyaç duymayan ve benzeri olmayandır ve doğmamış ve doğrulmamıştır, her şeyi ayakta tutan Kayyum olan odur, o dizginleri bıraksa her şey bir anda mahvolur. İtaat edenlere Cenneti ve asileri Cehenneme koyacak odur. O ölmez ebedidir, Cennet ve Cehennemi ebedi kılan odur.

    O hesapsız yaratan ve lütfedendir. O bize kafidir , sığınağımız odur. Hz. İbrahim(A.S) ve eşi Hz. Sare(r.a) yaşlı iken Hz. İshak(A.S) doğmuştur, Hz. Zekeriyya(A.S) yaşlı iken ona Hz. Yahya(A.S) 'yı vermiştir.Allah (C.C.) Hz. Meryem(r.a)'i Mescid-i Aksa'da Cennet nimetleriyle nimetlendirmiş, Hz. Zekeriyya(A.S) ne zaman mescitteki odasına girse Cennet meyveleri görmüştür. Hz. İsa(A.S) 'yı babasız Hz. Meryem(r.a)'e bahşeden odur. Öyleyse ona dua edelim ve bilelim ki O(C.C)’na herşey kolaydır, O’na imkansız bir şey yoktur. Ölümden başka her derdin devası vardır. Ölüm de Allaha kavuşamımız daha güzel bir diyara gitmemiz için bir kapıdır. Ve O kapı Allah’ın dilediği anda açılacaktır.

    Duada bir ibadet olduğu için sadece Allah Rızası için yapılmalıdır.Numan bin Beşir (r.a) anlatıyor:" Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) :"Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu ayeti okudular.(Mealen):" Rabbiniz :"Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yedirmeyenler alçalmış olarak cehennem gireceklerdir" buyurdu." (Gafir 60)(1)

    Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:" Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki:"Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var:" Ben Rabbime dua ettim kabul etmedi"Tirmizinin bir diğer rivayetinde şöyledir:" Allah'a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet , ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah taleb etmmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun."(2)

    Risale-i Nurda "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki her duaya cevab var! " diyenlere ikna edici şöyle bir cevab veriliyor:”
    Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem istenilen şeyin aynısını vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine göredir. Mesela: Hasta bir çocuk çağırır: "Ey Hekim! Bana bak." Hekim: "Buyur! Ne istersin?" der. Çocuk: "Şu ilacı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun iyiliği için ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Sonsuz Hikmet Sahibi olan Allah Teala Hazretleri hazır ve nâzır olduğu her halimizi gördüğü için, kulun duasına cevab verir. Allah hikmetine göre ya istediğini veya daha iyisini verir.

    Hem, dua bir kulluktur. Kulluğun meyvesi ahirettedir , ahiret içindir. Dünyaya bakan maksatlar ise, o çeşit dua ve ibadetin vakitleridir. O maksadlar, ibadetin gayesi olamaz. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet halis ve ihlaslı olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasılki güneşin batması, akşam namazının vaktidir. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki özel ibadetin vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani âyetleri olan Güneş ve Ayın örtülmesiyle Allahın kudretini apaçık ilan ettiğinden, Cenab-ı Hak kullarını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, Gök Bilimcilerin hesabıyla kesin olan Ay ve Güneş'in açılmaları için değildir. Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve belaların istilası ve zararlı şeylerin insana dokunması, bazı duaların özel vakitleridir ki; insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kudreti sonsuz olan Allah Teala'nın dergâhına iltica eder, sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belalar gitmezse denilmeyecek ki: "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki: " Duanın vakti bitmedi." Eğer Cenab-ı Hak belayı kaldırsa dua vakti biter. Demek dua, bir kulluktur.

    Kulluk ise, sadece Allah rızası için olmalı. Acizliğini gösterip, dua ile ona iltica etmeli ve sığınmalı. Ona sığınıp yalvardıktan emirlerine uyduktan sonra, bizim için Allahın vereceği hükme razı olmalıdır. Çünkü O bizi bizden iyi bilir, bizim için en hayırlısını verir. Bazen kötü bildiğimiz iş hayırlı, iyi bildiğimiz iş kötü olabilir. Allahdan bize gelen bela ve musibetlere karşı sabırla ve rıza ile karşılamalıdır. ”

    Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun kalbinin hatıralarını işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."(3)

    Dualar lisan ile olduğu gibi bizzat fiille bunlar tamamlanması gerekebilir.Tarlaya tohumu attıktan sonra bereket için dua etmek gibi . Bir kadın Peygamberimize devesinin uyuz olduğunu fakat dua ettiği halde iyileşmediğini söyleyine Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) "Duana katran kat!" demiştir.Uyuzun iyileşmesi için o zamanda katran kullanılırdı.
    Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:"Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki: "Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın."(4)

    Hz. Abdullah bin Mesud (r.a) anlatıyor:" Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem), Hz. Ebu Bekir(r.a), Hz. Ömer(r.a) beraber otururlarken ben namaz kılıyordum.(Namazı bitirip) oturunca , Allah'a sena ile zikretmeye başladım ve arkasından Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem)’a salat okuyarak devam ettim. Sonra kendim için duada bulundum.(Bu tarzımı beğenmiş olacak ki) Hz. Peygamber (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) : "İşte! İstediğin veriliyor. İşte! İstediğin veriliyor" dedi."(5)

    Fadale bin Ubeyd (r.a) anlatıyor:"Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) dua eden bir adamın , dua sırasında Hz.Peygamber(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem)'e salat ve selam okumadığını görmüştü.Hemen:"Bu kimse acele etti" buyurdu. Sonra adamı çağırıp: "Biriniz dua ederken , Allahu Tealaya hamdu sena ederek başlasın, sonra Hz. peygamber (S.A.V)'e salat okusun , sonra da dilediğini istesin"buyurdu."(6)

    İbni uyeyne de şöyle demiştir: "Kişiyi, kusurunun büyüklüğü(ümitsizliğe sevderek) dua etmesine mani olmamalıdır. zira, Cenab-ı Hakk, mahlukatının en kötüsü olan İblis'in bile duasına icabet etmiştir. Zira İblis"İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver!" dedi de Allah:" Sen, kendisine mühlet verilenlerdensin"(A'raf 14-15) diyerek duasını kabul etti". (7)

    Allah Teala şirk hariç her günahı bağışlar, mümin Allah’tan bağışlanma ümidi ile yaşar; Allah’tan ümidi ancak kafirler keser.Onun kapısı ümitsizlik kapısı değildir. Günahlarımız bağışladığı gibi çözümü bulunmaz dediğimiz dertlerimize ve belalara çözüm bulmak Allah için çok kolaydır.

    Allah(C.C) Teala Kuran-ı Kerim'de “ Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” diyor.Ebu Hureyre Hazretleri(r.a) anlatıyor:"Resulullah (S.A.V) buyurdular ki:" Allah Teala Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder." (8)Dua etmeyene Allah'ın gadap etmesi yani kızması bu hareketin tekebbür ve istiğnadan ileri gelmesi sebebiyledir. Kişi dua etmemekle sanki haşa "Benim Allah'a ihtiyacım yok!" demektedir.

    Hz. Enes(r.a) anlatıyor:" Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki:" Sizden biriniz dua edince"Ya Rabb! Dilersen beni affet!Ya Rabb dilersen bana rahmet et!" demesin. Bilakis , azimle(kesin bir üslubla) istesin.zira Allah Teala Hazretleri'ni kimse icbar edemez."(9)
    "Dilersen" tabiri , mecbur edilmesi mümkün olan kimseler hakkında kullanılması münasiptir ve nezaket ifade eder. Cenab-ı Hakk ise bundan münezehtir. Hiçbir şey ona zor değildir. "dilersen affet" gibi meşiete(dilemeye) alakalı ifadelerde taleb edilen şey ve talepde bulunulan Zat hakkında bir nevi istiğna manası mevcuttur. Yani (haşa!)"Benim için önemli değil ister affet ister affetme!" demektirki bu büyük bir küstahlık ve kusurdur."Dilersen beni affet!" yerine "Ya Rabb! Beni affet!" denmelidir. "Dilersen bana şifa ver!" yerine "Ya Rabbi bana şifa ver!" denmelidir.

    Bu hadislerden anlaşıldığı gibi çokca dua etmeli, dua ederken emir kipinde istemeli ve dua edilen Zatın bu duayı kabul etmeye ve gerçekleştirmeye Kadir olduğu unutulmamalıdır. Önce onu kendi isim ve sıfatlarıyla sena etmeli ve övmelidir. Mesela "Ya Rabbi! Senin kudretine sınır yoktur , kainatı "Ol" emriyle yarattığın gibi bizim istediğmizi de kolaylıkla verirsin!. Bizim tek sığınağımız ve dayanağımız sensin! Sen tertemiz ve Mukaddessin! Senin ortağın ve benzerin yoktur! Sen hiç bir şeye muhtaç değilsin herşey sana Muhtaçtır! Sen eş ve çocuk edinmekten munezzehsin! Ebedi olan sensin, bizler faniyiz!Tüm kainatı ayakta tuttuğun gibi bizleride yaşatan ve rızıklandıran , hasta olduğumuzda şifa veren, belaya uğradığımızda bu belayı kaldıran yanlız Sensin! Eğer tüm kainat bir araya gelse senin vereceğin bir belayı üzerimizden kaldıramaz! Ve yine tüm kainat bir araya gelse Senin vereceğin iyilik ve güzelliği , şifayı geri çeviremez! Ölümümüz ve yaşamımız Senin elindedir!".

    Daha sonra Peygamberimize Salavat okumalıdır. Daha sonra istediğimizi söylemeli duayı bitirirken tekrar Salavat okumalıdır. Peygamberimize Salavat en makbul duadır ve iki makbul dua arasındaki duada makbuldur. Bundan sonra Fatiha suresini Amin! ile bitirmelidir. Çünkü Amin denilmeyen dua eksiktir. Amin! Kelimesi "Evet Rabbim bana istediğimi ver, bu söylediklerimin hepsi doğrudur!" anlamına gelir.

    Kendimiz için değilde, başka insanlar için istediğimiz şeyler daha çok kabul edilir ve duanın bir aynını Melekler o kişi için isterler. Mesela "Ya Rabbi!Şu kardeşime veya arkadaşımın üzerindeki belayı kaldır!" Denilince Melekler o kişi için Allah'a" Rabbimiz ! Sende bu dua eden kişinin üzerindeki belayı kaldır" derler.

    Peygamberimize Salavat hem dua , hem Allaha ve Peygamberlere ve Ashabına ve Ev halkına(Aline) bir dua, övgü ve onlara sevgi ve muhabbettir. Kişinin durumuna ve istediği şeye göre okuyabileceği bir çok salavat vardır. Mesela :" Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin Tıbbil Kulubi ve Devaiha ve afiyetil ebdani ve şifaiha ve Nuril ebsari ve ziyaiha ve ala alihi ve Sahbihi ve Sellim" (Bu duayı ve salavatı doğru okumak için Arapça yazılışına bakınız.)
    Bu salavatın anlamı" Allahım Efendimiz Hz Muhammed'e onun Arkadaşlarına ve Ev Halkına Salat ve Selam et! O Kalblerin Tabibi(Doktoru) ve Devası, Bedenlerin şifa ve afiyeti, gözlerin nuru ve ziyasısır." Bu salavat ile felç hastaları dahi iyileşmişlerdir. Bu hem Peygamberimize salavat hemde duadır. Kişinin aradığı makul her isteğe göre bir salavat vardır.Peygamberimiz kendine salavat okuyanlara Ahirette şefaat edecektir.

    Allahın kitabı ve Peygamberimizin Sünneti asırlara ve farklı toplumlara göre değişmeyen hakikatlardir. Oruç, namaz , örtünme gibi Kuranı Kerimin tüm hükümleri Asırların değişmesiyle değişmez. Peygamberimiz hem Kuran’ın fiili olarak yaşanmasını göstermiş , hem de Allah’ın razı olduğu ve sünnet dediğimiz faydalı işleri ve ibadetleri bizlere öğretmiş , Kuran ayetlerini açıklamıştır. Kuranı Kerim’de bir çok ayette namaz emredilmiş ve övülmüş fakat nasıl kılınacağı söylenmemiştir. Eğer Kuran-ı Kerim herşeyi açıklasaydı, çok sayfalı olur ve insanlar Kuran-ı Kerimden gereği gibi istifade edemezlerdi. Namazın kılınışını ve abdest alınışını Hz. Cebrail Aleyhisselam ayrıca göstermiş Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) ile beraber abdest alıp , namaz kılmışlardır.

    "O(Hz. Muhammed) sadece kendine emredileni yapar" ayetinin işaret ettiği gibi , onun sünnetleri Allahın ona öğrettiği ve yaşam için en güzel , ahlak için en güzel ve ibadetin en güzel bir hayat tarzıdır. Yiyip içmemizden, uyumamızdan, insanlarla konuşmaktan, namazı en güzel şekilde kılmaktan tutun da hayatın her alanına kadar onun sünneti vardır. Sünnete uymayana azarlama yoktur ; fakat uygulanmasında çok büyük faideler vardır. Şu andaki dört hak mezheb olan Hanefi, Şafii,Maliki ve Hanbeli mezhebleri Peygamberimizin hayatı ve sünnetinden alınmış , "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisince, temelde aynı olmakla birlikte bazı farklı yorumlar yapılmış ve fetvalar verilmiştir. Hiç bir mezheb imamı Kuran ve sünnette kesinliği belli olan alanlarda yorum yapmamış, bu temel tüm hak mezheblerde aynı kalmıştır. Mezheb imamları yorum ve fetvalarını Kuran ve Sünnetten almış ve onlara dayanarak yorum yapmış ve fetva vermiştir, kendi istek ve arzularına göre yorum yapmamışlardır.

    Su bazı insanlar için şifa , bazıları için zehir(bazı hastalıklarda) olabilir. Fakat hava olmadan insanlar yaşayamaz.Allahın dini İslamın temeli her zaman uygulanırken temelde olmayan Kuran Ve Sünnette kesin olarak yer almayan bazı konularda Asırlara ve farklı millet ve mizaçlara göre değişik yorumlar makul sayılmıştır. Mesela daha çok şehirlerde yaşayan kişilerden oluşan "Hanefi" mezhebince kadına temas abdesti bozmazken kan akması abdesti bozar diye yorumlanmış ; daha çok dağlık ve köy ahalisinden oluşan Şafii Mezhebine göre , kan akması abdesti bozmazken kadına temas abdesti bozar şeklinde yorumlanmıştır. Köy ve dağlık ahalide vücudun kanaması daha çok(tikenli bitkiler, çalışma şartları) olduğundan bu hüküm onlar için bir rahmettir.

    Yaşam(Fıkıh) alanında dört hak mezheb(Hanefi,Şafii, Maliki,Hanbeli) olduğu gibi inanma ve itikad alanında da iki hak mezheb var. Bunlar Maturidi ve Eşari Mezhebleridir. Bunlar akaid denilen inanç ve itikad alanında yorumlar yapmıştır ve aralarında çok az fark vardır.
    Bu iki itikadi mezheb daha çok imanın 6 esası ve diğer imanla ilgili konularla ilgilenmişlerdir. Peygamberimiz ümmetini 73 fırkaya ayrılacağını 72 fırkanın cehennem ve dalalet yolunda birinin ise kurtuluşa ereceğini belirtmiştir. Onlar bu iki itikadi mezhebden birine ve 4 hak mezhebden birine uyanlar Dosdoğru Yol(Sırat-ı Müstakim)dadır. Bunlara "Ehli Sünnet vel Cemaat" (Sünnet ve Cemaat üzerine olanlar)denir.Dosdoğru yoldan maksat Kuran ve Sünnet üzere yaşayıp aşırılıklardan uzak "Orta ve Doğru Yol"da olanlardır.

    Peygamberimizden sonraki dönemde Yunan Felsefesinin tercüme edilmesiyle Mutezile mezhebi doğdu. Bu mezhebin en önemli ozelliği her şeyin akıl ve mantığa dayandırmasıdır ve hak iki itikadi mezhebden uzak batıl ve aşırı bir mezhebdir. İbadetleri akla ve mantığa uygun olduğu için yapılmalı , akla ve mantığa uygun ne varsa haşa Allah(C.C) onu emretmelidir şeklinde düşünüyorlardı.

    Mutezile’ye göre ibadeti yaparken tüm şartlarına uymalı eğer uygun olursa bu ibadet Allah(C.C) tarafindan mutlaka kabul edilmelidir deniyordu. Mutezilenin bu hükmü inananlar için kaldırılması çok ağır bir yüktür, çünkü kim tam olarak bir ibadetin tüm hükümlerine uyarak ibadet edebilir, buna ancak Peygamberler ve Salih kullar yapabilir birde Allah bu ibadeti mutlaka kabul etmelidir diyerek Allah'a saygısızlık yapmışlardır.Ehli Sünnet inanışına göre ise bizler her şeyi tam yapmak isteyip yapamasak bile ibadeti Allah(C.C) kabul eder. Eksiğimiz olsa bile onu kabul edebilir.

    Mutezileye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ; çünkü iman eden büyük günah işleyemez diyor. Bu hükümde insanlara büyük bir yük yüklemiştir. Ehli Sünnet (Sünni) e göre ise nefis ve şeytan gibi büyük düşmanlar olduğu için büyük günah işlense bile günahkar olunur ama mümin dinden çıkmaz.


  3. 26.Ağustos.2012, 01:36
    2
    Hadimul Müslimin



    İSLAMDA MANTIK VE DUA
    Yaratan, yaşatan,bağışlayan,merhamet eden Allah(C.C)’ın adıyla başlar; Peygamberimiz Hz. Muhammed ve diğer Peygamber kardeşlerine salat ve selam ederiz. İslamda hem dünya hem ahiret saadeti vardır. Bu nedenle emir ve yasakların hem bu dünyada hem ahirette yararı vardır. Fakat bu ibadetlerde ve yasaklarda sırf dünya yararı için yapılırsa ahirette faydası görülmez. Namaz spor niyetiyle kılınırsa bir sevabı olmaz , abdest sadece temizlik için yapılırsa sevap kazandırmaz. Oruç zayıflamak niyetiyle tutulursa sevabı olmaz.

    Allah (C.C)’ın emrettiği şeyler akla mantığa uygundur. Fakat bu emirler mantığa uygun olduğu için değilde Allah (C.C) Rızası için yapılmalıdır. Yani ibadetler faydaları için değilde Allah(C.C)’ın emri olduğu için yapılmalıdır. İslam akıl, mantık ve ilme çok değer verir. Özellikle iman esasları akıl ve ilim ile bilinir. Kişi Allah(C.C) ‘ın sıfatlarını, bir ilah oluşunu ve her şeye gücü yettiğini iman ederken çok iyi anlamalıdır. Yoksa iman eksik olur. Allah(C.C) ‘ı çoçuklarımızı tanır gibi tanımalı ve sanki O(C.C)’nu görür gibi olmalıyız. Böyle bir imandan sonra emir ve yasakları uzun boylu düşünmeye gerek duymadan kendi canımızdan, coçuklarımızdan , malımızdan çok sevdiğimiz Allah(C.C) ‘ın emirlerini yapmalı ve bu konuda hiçbir zorluğa takılmamalıyız.

    Mantık ilmine göre bir hükmün zıddının zıddı kendisidir. Mesela, düşmanımın düşmanı dostumdur deriz. Aklımıza sığıştırması zor olan bazı Allahın isim ve sıfatlarını bu yolla akla kolaylaştırabiliriz. Mesela Allahın ezeli olması yani bir başlangıcı olmaması ilk anda kavraması zordur. Çünkü bizler zaman ve mekanla sınırlı varlıklarız ve zamansızlık ve mekansızlık kavramını hemen anlamayabiliriz. Allahın ezeli olduğunu anlamak için bir an Onun ezeli olmadığını(haşa!) tasavvur edelim.Eğer onun Ezeli olmadığı fikrinin yanlışlığını ispatlarsak bu Onun ezeli olduğuna delildir. Onun ezeli olmadığı fikrinin yanlışlığı çok kolaylıkla aklen bulabileceğimiz bir hükümdür, akla gayet kolaydır.Evet gördüğümüz herşey sonradan olmuşsa , bunların elli bir zamanda yaratıldığı ve sonradan olmayan bir varlığa muhtaç oldukları kesindir. Üzerinden zaman geçen zamanla yıpranan bir varlık nasıl ilah olabilir. Taştan yontulan putlar , ömrü 10 milyar yıla varan yıldızlar ve üzerinden zaman geçen Allahın yarattığı herşey fanidir , ibadete layık değildir ve ilah olamazlar.

    Allah'ın varlığı bizim yani sonradan olan yaratıkların varlığından daha kesindir , mecburidir O Vacibül Vücud(Varlığı zorunlu olan)dır. Gözümüzle gördüğümüz dağların , taşların , ağaçların , yıldızların ve diğer varlıların kendi kendini yaratmadığına göre onun bir Yaratıcısı vardır. Ve Allah sadece "Ol!" demesiyle kolaylıkla yaratır.Eğer yaratma işinde bir zorluk duysaydı kainatı yaratmazdı , en küçüğü yaratmak ile en büyüğü yaratmak ona birdir , her şey ona kolaydır. Bazen küçük varlıklar , büyük bir varlıktan daha sanatlıdır. Karıncanın küçücük gözüne görme kabiliyeti veren kudret ile dev Yıldızları sapan taşı gibi döndüren kudret aynıdır.

    Tek bir Zatın bunca kainatı tek başına yaratması , başka hiç bir şeye ihtiyaç duymaması , bizim gibi diğer insanlara ve varlıklara ihtiyaç duyan insanın aklına sığmayabilir. Allah Sameddir , yani hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır. Eğer başka bir ilah olsaydı , elbette bir karışıklık çıkardı. Aynı ülkede iki sultan, ayni şehirde iki vali, ayni köyde iki muhtar olamaz.Aciz olan insanlarda durum böyleyse Sonsuz Kudret Sahibi olan Allah(C.C) elbette ortak kabul etmez şirk koşulmasını reddeder. O tekdir, Ondan başka ilah yoktur. Gücü, kuvveti,kudreti ilmi , güzelliği ve yaratması sonsuzdur. Herşey ona muhtaçtır, O hiç bir şeye ihtiyaç duymayan ve benzeri olmayandır ve doğmamış ve doğrulmamıştır, her şeyi ayakta tutan Kayyum olan odur, o dizginleri bıraksa her şey bir anda mahvolur. İtaat edenlere Cenneti ve asileri Cehenneme koyacak odur. O ölmez ebedidir, Cennet ve Cehennemi ebedi kılan odur.

    O hesapsız yaratan ve lütfedendir. O bize kafidir , sığınağımız odur. Hz. İbrahim(A.S) ve eşi Hz. Sare(r.a) yaşlı iken Hz. İshak(A.S) doğmuştur, Hz. Zekeriyya(A.S) yaşlı iken ona Hz. Yahya(A.S) 'yı vermiştir.Allah (C.C.) Hz. Meryem(r.a)'i Mescid-i Aksa'da Cennet nimetleriyle nimetlendirmiş, Hz. Zekeriyya(A.S) ne zaman mescitteki odasına girse Cennet meyveleri görmüştür. Hz. İsa(A.S) 'yı babasız Hz. Meryem(r.a)'e bahşeden odur. Öyleyse ona dua edelim ve bilelim ki O(C.C)’na herşey kolaydır, O’na imkansız bir şey yoktur. Ölümden başka her derdin devası vardır. Ölüm de Allaha kavuşamımız daha güzel bir diyara gitmemiz için bir kapıdır. Ve O kapı Allah’ın dilediği anda açılacaktır.

    Duada bir ibadet olduğu için sadece Allah Rızası için yapılmalıdır.Numan bin Beşir (r.a) anlatıyor:" Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) :"Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu ayeti okudular.(Mealen):" Rabbiniz :"Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yedirmeyenler alçalmış olarak cehennem gireceklerdir" buyurdu." (Gafir 60)(1)

    Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:" Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki:"Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var:" Ben Rabbime dua ettim kabul etmedi"Tirmizinin bir diğer rivayetinde şöyledir:" Allah'a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet , ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah taleb etmmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun."(2)

    Risale-i Nurda "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki her duaya cevab var! " diyenlere ikna edici şöyle bir cevab veriliyor:”
    Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem istenilen şeyin aynısını vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine göredir. Mesela: Hasta bir çocuk çağırır: "Ey Hekim! Bana bak." Hekim: "Buyur! Ne istersin?" der. Çocuk: "Şu ilacı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun iyiliği için ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Sonsuz Hikmet Sahibi olan Allah Teala Hazretleri hazır ve nâzır olduğu her halimizi gördüğü için, kulun duasına cevab verir. Allah hikmetine göre ya istediğini veya daha iyisini verir.

    Hem, dua bir kulluktur. Kulluğun meyvesi ahirettedir , ahiret içindir. Dünyaya bakan maksatlar ise, o çeşit dua ve ibadetin vakitleridir. O maksadlar, ibadetin gayesi olamaz. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet halis ve ihlaslı olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasılki güneşin batması, akşam namazının vaktidir. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki özel ibadetin vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani âyetleri olan Güneş ve Ayın örtülmesiyle Allahın kudretini apaçık ilan ettiğinden, Cenab-ı Hak kullarını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, Gök Bilimcilerin hesabıyla kesin olan Ay ve Güneş'in açılmaları için değildir. Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve belaların istilası ve zararlı şeylerin insana dokunması, bazı duaların özel vakitleridir ki; insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kudreti sonsuz olan Allah Teala'nın dergâhına iltica eder, sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belalar gitmezse denilmeyecek ki: "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki: " Duanın vakti bitmedi." Eğer Cenab-ı Hak belayı kaldırsa dua vakti biter. Demek dua, bir kulluktur.

    Kulluk ise, sadece Allah rızası için olmalı. Acizliğini gösterip, dua ile ona iltica etmeli ve sığınmalı. Ona sığınıp yalvardıktan emirlerine uyduktan sonra, bizim için Allahın vereceği hükme razı olmalıdır. Çünkü O bizi bizden iyi bilir, bizim için en hayırlısını verir. Bazen kötü bildiğimiz iş hayırlı, iyi bildiğimiz iş kötü olabilir. Allahdan bize gelen bela ve musibetlere karşı sabırla ve rıza ile karşılamalıdır. ”

    Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun kalbinin hatıralarını işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."(3)

    Dualar lisan ile olduğu gibi bizzat fiille bunlar tamamlanması gerekebilir.Tarlaya tohumu attıktan sonra bereket için dua etmek gibi . Bir kadın Peygamberimize devesinin uyuz olduğunu fakat dua ettiği halde iyileşmediğini söyleyine Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) "Duana katran kat!" demiştir.Uyuzun iyileşmesi için o zamanda katran kullanılırdı.
    Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:"Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki: "Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın."(4)

    Hz. Abdullah bin Mesud (r.a) anlatıyor:" Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem), Hz. Ebu Bekir(r.a), Hz. Ömer(r.a) beraber otururlarken ben namaz kılıyordum.(Namazı bitirip) oturunca , Allah'a sena ile zikretmeye başladım ve arkasından Resulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem)’a salat okuyarak devam ettim. Sonra kendim için duada bulundum.(Bu tarzımı beğenmiş olacak ki) Hz. Peygamber (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) : "İşte! İstediğin veriliyor. İşte! İstediğin veriliyor" dedi."(5)

    Fadale bin Ubeyd (r.a) anlatıyor:"Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) dua eden bir adamın , dua sırasında Hz.Peygamber(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem)'e salat ve selam okumadığını görmüştü.Hemen:"Bu kimse acele etti" buyurdu. Sonra adamı çağırıp: "Biriniz dua ederken , Allahu Tealaya hamdu sena ederek başlasın, sonra Hz. peygamber (S.A.V)'e salat okusun , sonra da dilediğini istesin"buyurdu."(6)

    İbni uyeyne de şöyle demiştir: "Kişiyi, kusurunun büyüklüğü(ümitsizliğe sevderek) dua etmesine mani olmamalıdır. zira, Cenab-ı Hakk, mahlukatının en kötüsü olan İblis'in bile duasına icabet etmiştir. Zira İblis"İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver!" dedi de Allah:" Sen, kendisine mühlet verilenlerdensin"(A'raf 14-15) diyerek duasını kabul etti". (7)

    Allah Teala şirk hariç her günahı bağışlar, mümin Allah’tan bağışlanma ümidi ile yaşar; Allah’tan ümidi ancak kafirler keser.Onun kapısı ümitsizlik kapısı değildir. Günahlarımız bağışladığı gibi çözümü bulunmaz dediğimiz dertlerimize ve belalara çözüm bulmak Allah için çok kolaydır.

    Allah(C.C) Teala Kuran-ı Kerim'de “ Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” diyor.Ebu Hureyre Hazretleri(r.a) anlatıyor:"Resulullah (S.A.V) buyurdular ki:" Allah Teala Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder." (8)Dua etmeyene Allah'ın gadap etmesi yani kızması bu hareketin tekebbür ve istiğnadan ileri gelmesi sebebiyledir. Kişi dua etmemekle sanki haşa "Benim Allah'a ihtiyacım yok!" demektedir.

    Hz. Enes(r.a) anlatıyor:" Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki:" Sizden biriniz dua edince"Ya Rabb! Dilersen beni affet!Ya Rabb dilersen bana rahmet et!" demesin. Bilakis , azimle(kesin bir üslubla) istesin.zira Allah Teala Hazretleri'ni kimse icbar edemez."(9)
    "Dilersen" tabiri , mecbur edilmesi mümkün olan kimseler hakkında kullanılması münasiptir ve nezaket ifade eder. Cenab-ı Hakk ise bundan münezehtir. Hiçbir şey ona zor değildir. "dilersen affet" gibi meşiete(dilemeye) alakalı ifadelerde taleb edilen şey ve talepde bulunulan Zat hakkında bir nevi istiğna manası mevcuttur. Yani (haşa!)"Benim için önemli değil ister affet ister affetme!" demektirki bu büyük bir küstahlık ve kusurdur."Dilersen beni affet!" yerine "Ya Rabb! Beni affet!" denmelidir. "Dilersen bana şifa ver!" yerine "Ya Rabbi bana şifa ver!" denmelidir.

    Bu hadislerden anlaşıldığı gibi çokca dua etmeli, dua ederken emir kipinde istemeli ve dua edilen Zatın bu duayı kabul etmeye ve gerçekleştirmeye Kadir olduğu unutulmamalıdır. Önce onu kendi isim ve sıfatlarıyla sena etmeli ve övmelidir. Mesela "Ya Rabbi! Senin kudretine sınır yoktur , kainatı "Ol" emriyle yarattığın gibi bizim istediğmizi de kolaylıkla verirsin!. Bizim tek sığınağımız ve dayanağımız sensin! Sen tertemiz ve Mukaddessin! Senin ortağın ve benzerin yoktur! Sen hiç bir şeye muhtaç değilsin herşey sana Muhtaçtır! Sen eş ve çocuk edinmekten munezzehsin! Ebedi olan sensin, bizler faniyiz!Tüm kainatı ayakta tuttuğun gibi bizleride yaşatan ve rızıklandıran , hasta olduğumuzda şifa veren, belaya uğradığımızda bu belayı kaldıran yanlız Sensin! Eğer tüm kainat bir araya gelse senin vereceğin bir belayı üzerimizden kaldıramaz! Ve yine tüm kainat bir araya gelse Senin vereceğin iyilik ve güzelliği , şifayı geri çeviremez! Ölümümüz ve yaşamımız Senin elindedir!".

    Daha sonra Peygamberimize Salavat okumalıdır. Daha sonra istediğimizi söylemeli duayı bitirirken tekrar Salavat okumalıdır. Peygamberimize Salavat en makbul duadır ve iki makbul dua arasındaki duada makbuldur. Bundan sonra Fatiha suresini Amin! ile bitirmelidir. Çünkü Amin denilmeyen dua eksiktir. Amin! Kelimesi "Evet Rabbim bana istediğimi ver, bu söylediklerimin hepsi doğrudur!" anlamına gelir.

    Kendimiz için değilde, başka insanlar için istediğimiz şeyler daha çok kabul edilir ve duanın bir aynını Melekler o kişi için isterler. Mesela "Ya Rabbi!Şu kardeşime veya arkadaşımın üzerindeki belayı kaldır!" Denilince Melekler o kişi için Allah'a" Rabbimiz ! Sende bu dua eden kişinin üzerindeki belayı kaldır" derler.

    Peygamberimize Salavat hem dua , hem Allaha ve Peygamberlere ve Ashabına ve Ev halkına(Aline) bir dua, övgü ve onlara sevgi ve muhabbettir. Kişinin durumuna ve istediği şeye göre okuyabileceği bir çok salavat vardır. Mesela :" Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin Tıbbil Kulubi ve Devaiha ve afiyetil ebdani ve şifaiha ve Nuril ebsari ve ziyaiha ve ala alihi ve Sahbihi ve Sellim" (Bu duayı ve salavatı doğru okumak için Arapça yazılışına bakınız.)
    Bu salavatın anlamı" Allahım Efendimiz Hz Muhammed'e onun Arkadaşlarına ve Ev Halkına Salat ve Selam et! O Kalblerin Tabibi(Doktoru) ve Devası, Bedenlerin şifa ve afiyeti, gözlerin nuru ve ziyasısır." Bu salavat ile felç hastaları dahi iyileşmişlerdir. Bu hem Peygamberimize salavat hemde duadır. Kişinin aradığı makul her isteğe göre bir salavat vardır.Peygamberimiz kendine salavat okuyanlara Ahirette şefaat edecektir.

    Allahın kitabı ve Peygamberimizin Sünneti asırlara ve farklı toplumlara göre değişmeyen hakikatlardir. Oruç, namaz , örtünme gibi Kuranı Kerimin tüm hükümleri Asırların değişmesiyle değişmez. Peygamberimiz hem Kuran’ın fiili olarak yaşanmasını göstermiş , hem de Allah’ın razı olduğu ve sünnet dediğimiz faydalı işleri ve ibadetleri bizlere öğretmiş , Kuran ayetlerini açıklamıştır. Kuranı Kerim’de bir çok ayette namaz emredilmiş ve övülmüş fakat nasıl kılınacağı söylenmemiştir. Eğer Kuran-ı Kerim herşeyi açıklasaydı, çok sayfalı olur ve insanlar Kuran-ı Kerimden gereği gibi istifade edemezlerdi. Namazın kılınışını ve abdest alınışını Hz. Cebrail Aleyhisselam ayrıca göstermiş Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem) ile beraber abdest alıp , namaz kılmışlardır.

    "O(Hz. Muhammed) sadece kendine emredileni yapar" ayetinin işaret ettiği gibi , onun sünnetleri Allahın ona öğrettiği ve yaşam için en güzel , ahlak için en güzel ve ibadetin en güzel bir hayat tarzıdır. Yiyip içmemizden, uyumamızdan, insanlarla konuşmaktan, namazı en güzel şekilde kılmaktan tutun da hayatın her alanına kadar onun sünneti vardır. Sünnete uymayana azarlama yoktur ; fakat uygulanmasında çok büyük faideler vardır. Şu andaki dört hak mezheb olan Hanefi, Şafii,Maliki ve Hanbeli mezhebleri Peygamberimizin hayatı ve sünnetinden alınmış , "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisince, temelde aynı olmakla birlikte bazı farklı yorumlar yapılmış ve fetvalar verilmiştir. Hiç bir mezheb imamı Kuran ve sünnette kesinliği belli olan alanlarda yorum yapmamış, bu temel tüm hak mezheblerde aynı kalmıştır. Mezheb imamları yorum ve fetvalarını Kuran ve Sünnetten almış ve onlara dayanarak yorum yapmış ve fetva vermiştir, kendi istek ve arzularına göre yorum yapmamışlardır.

    Su bazı insanlar için şifa , bazıları için zehir(bazı hastalıklarda) olabilir. Fakat hava olmadan insanlar yaşayamaz.Allahın dini İslamın temeli her zaman uygulanırken temelde olmayan Kuran Ve Sünnette kesin olarak yer almayan bazı konularda Asırlara ve farklı millet ve mizaçlara göre değişik yorumlar makul sayılmıştır. Mesela daha çok şehirlerde yaşayan kişilerden oluşan "Hanefi" mezhebince kadına temas abdesti bozmazken kan akması abdesti bozar diye yorumlanmış ; daha çok dağlık ve köy ahalisinden oluşan Şafii Mezhebine göre , kan akması abdesti bozmazken kadına temas abdesti bozar şeklinde yorumlanmıştır. Köy ve dağlık ahalide vücudun kanaması daha çok(tikenli bitkiler, çalışma şartları) olduğundan bu hüküm onlar için bir rahmettir.

    Yaşam(Fıkıh) alanında dört hak mezheb(Hanefi,Şafii, Maliki,Hanbeli) olduğu gibi inanma ve itikad alanında da iki hak mezheb var. Bunlar Maturidi ve Eşari Mezhebleridir. Bunlar akaid denilen inanç ve itikad alanında yorumlar yapmıştır ve aralarında çok az fark vardır.
    Bu iki itikadi mezheb daha çok imanın 6 esası ve diğer imanla ilgili konularla ilgilenmişlerdir. Peygamberimiz ümmetini 73 fırkaya ayrılacağını 72 fırkanın cehennem ve dalalet yolunda birinin ise kurtuluşa ereceğini belirtmiştir. Onlar bu iki itikadi mezhebden birine ve 4 hak mezhebden birine uyanlar Dosdoğru Yol(Sırat-ı Müstakim)dadır. Bunlara "Ehli Sünnet vel Cemaat" (Sünnet ve Cemaat üzerine olanlar)denir.Dosdoğru yoldan maksat Kuran ve Sünnet üzere yaşayıp aşırılıklardan uzak "Orta ve Doğru Yol"da olanlardır.

    Peygamberimizden sonraki dönemde Yunan Felsefesinin tercüme edilmesiyle Mutezile mezhebi doğdu. Bu mezhebin en önemli ozelliği her şeyin akıl ve mantığa dayandırmasıdır ve hak iki itikadi mezhebden uzak batıl ve aşırı bir mezhebdir. İbadetleri akla ve mantığa uygun olduğu için yapılmalı , akla ve mantığa uygun ne varsa haşa Allah(C.C) onu emretmelidir şeklinde düşünüyorlardı.

    Mutezile’ye göre ibadeti yaparken tüm şartlarına uymalı eğer uygun olursa bu ibadet Allah(C.C) tarafindan mutlaka kabul edilmelidir deniyordu. Mutezilenin bu hükmü inananlar için kaldırılması çok ağır bir yüktür, çünkü kim tam olarak bir ibadetin tüm hükümlerine uyarak ibadet edebilir, buna ancak Peygamberler ve Salih kullar yapabilir birde Allah bu ibadeti mutlaka kabul etmelidir diyerek Allah'a saygısızlık yapmışlardır.Ehli Sünnet inanışına göre ise bizler her şeyi tam yapmak isteyip yapamasak bile ibadeti Allah(C.C) kabul eder. Eksiğimiz olsa bile onu kabul edebilir.

    Mutezileye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ; çünkü iman eden büyük günah işleyemez diyor. Bu hükümde insanlara büyük bir yük yüklemiştir. Ehli Sünnet (Sünni) e göre ise nefis ve şeytan gibi büyük düşmanlar olduğu için büyük günah işlense bile günahkar olunur ama mümin dinden çıkmaz.


  4. 26.Ağustos.2012, 01:37
    3
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: İslamda Mantık ve Dua Hakkında

    Peygamberimiz ve Ashabı sırf Allah(C.C) emri olduğu için ibadetleri yapıyordu; bu asırda bir çok insanda olan menfaat duygusundan çok uzaktaydılar. Allah yolunda canlarını vermeyi bile yeterli görmüyorlardı. Uhud savaşında sancaktar olan Hz. Mus’ab bin Umeyr(r.a) şehid olurken yüzünü toprağa dönmüştü. Peygamberimiz savaştan sonra şehidleri gezerken "Mus’ab neden yüzünü döndü biliyormusunuz?" dedi. “Ben şehid oluyorum acaba ben şehid olduktan sonra Resule bir şey yaparlarsa ben ne hesap veririm! diye utancından yüzünü sakladı.” Mekkenin en zenginlerinden olan Hz.Mus’ab(r.a) şehit olduğunda kefeni yoktu ve vücudunun bir kısmı ot ile örtülmüştü.

    Abdullah b. Revaha(r.a), Akabe'de Hz. Peygambere biat eden Bedirde ve Uhudda savaşan, Hudeybiye ve Hayber gazalarında bulunan ve nihayet Mutede şehadet şerefine nail olan mücahit bir sahabiydi. Resullulahın "Şüphesiz kardeşiniz boş ve batıl söz söylemez"övgüsüne mazhar olan güçlü bir şairdi. Abdullah b. Revaha(r.a) , bir Cuma günü mescide gelirken, içeride konuşmakta olan Allah Resülü'nün sesini duyar; bir ara Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem), cemaate "Oturun!" diye seslenir. Dışarıda mescide gelmekte olan Abdullah bin Revaha , bu sözü duyar duymaz bulunduğu yere çömelir, nereye oturduğuna aldırmadan yere oturur. Allah Resulü, daha sonra bu durumu öğrenince pek memnun olur ve Abdullah b. Revaha'ya"Allah(C.C) , Allah'a ve Resülüne olan itaatini artırsın!" diye dua eder.(10) Allah Peygamberimizden , Peygamber kardeşlerinden ve Ashablarından Razı olsun. Amin!

    Kaynaklar:

    ( 1). Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt,Duanın Fazileti ve Vakti, Sayfa 491
    (2)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Müteferrik Hadisler,Sayfa 523
    (3). Risale-i Nur , Sözler , Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas
    (4) Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Fazileti,Sayfa 502
    (5)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti,Sayfa 514
    (6)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti, sayfa 511
    (7)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti, sayfa 518
    (8)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt,Müteferrik Hadisler,Sayfa 526
    (9)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan,Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti,Sayfa 517
    (10) İman Esasları, Peygamber Sevgisi, Zübeyr Tekin ,Rehber Yayınları, Dokuzuncu Bölüm-Sevgiliye İtaat, Sayfa 111


  5. 26.Ağustos.2012, 01:37
    3
    Hadimul Müslimin
    Peygamberimiz ve Ashabı sırf Allah(C.C) emri olduğu için ibadetleri yapıyordu; bu asırda bir çok insanda olan menfaat duygusundan çok uzaktaydılar. Allah yolunda canlarını vermeyi bile yeterli görmüyorlardı. Uhud savaşında sancaktar olan Hz. Mus’ab bin Umeyr(r.a) şehid olurken yüzünü toprağa dönmüştü. Peygamberimiz savaştan sonra şehidleri gezerken "Mus’ab neden yüzünü döndü biliyormusunuz?" dedi. “Ben şehid oluyorum acaba ben şehid olduktan sonra Resule bir şey yaparlarsa ben ne hesap veririm! diye utancından yüzünü sakladı.” Mekkenin en zenginlerinden olan Hz.Mus’ab(r.a) şehit olduğunda kefeni yoktu ve vücudunun bir kısmı ot ile örtülmüştü.

    Abdullah b. Revaha(r.a), Akabe'de Hz. Peygambere biat eden Bedirde ve Uhudda savaşan, Hudeybiye ve Hayber gazalarında bulunan ve nihayet Mutede şehadet şerefine nail olan mücahit bir sahabiydi. Resullulahın "Şüphesiz kardeşiniz boş ve batıl söz söylemez"övgüsüne mazhar olan güçlü bir şairdi. Abdullah b. Revaha(r.a) , bir Cuma günü mescide gelirken, içeride konuşmakta olan Allah Resülü'nün sesini duyar; bir ara Resulullah (Sallalahu Aleyhi Ve Sellem), cemaate "Oturun!" diye seslenir. Dışarıda mescide gelmekte olan Abdullah bin Revaha , bu sözü duyar duymaz bulunduğu yere çömelir, nereye oturduğuna aldırmadan yere oturur. Allah Resulü, daha sonra bu durumu öğrenince pek memnun olur ve Abdullah b. Revaha'ya"Allah(C.C) , Allah'a ve Resülüne olan itaatini artırsın!" diye dua eder.(10) Allah Peygamberimizden , Peygamber kardeşlerinden ve Ashablarından Razı olsun. Amin!

    Kaynaklar:

    ( 1). Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt,Duanın Fazileti ve Vakti, Sayfa 491
    (2)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Müteferrik Hadisler,Sayfa 523
    (3). Risale-i Nur , Sözler , Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas
    (4) Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Fazileti,Sayfa 502
    (5)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti,Sayfa 514
    (6)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti, sayfa 511
    (7)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti, sayfa 518
    (8)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları,5.Cilt,Müteferrik Hadisler,Sayfa 526
    (9)Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi Prof. İbrahim Canan,Akçağ Yayınları,5.Cilt, Duanın Keyfiyeti,Sayfa 517
    (10) İman Esasları, Peygamber Sevgisi, Zübeyr Tekin ,Rehber Yayınları, Dokuzuncu Bölüm-Sevgiliye İtaat, Sayfa 111





+ Yorum Gönder