Konusunu Oylayın.: Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ?
  1. 21.Ağustos.2012, 16:20
    1
    Misafir

    Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ?






    Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ? Mumsema bir insan varki tövbe etmiş,bir insan varki tövbeeden insanı günahkar olrak görüyor diğer insanlara kötülüyor bunun akıbeti ne olur


  2. 22.Ağustos.2012, 17:46
    2
    Misafir

    Cevap: Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ?




    Tabiki yakışmaz o durumda sizde olabilirdiniz.


  3. 22.Ağustos.2012, 17:46
    2
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Tabiki yakışmaz o durumda sizde olabilirdiniz.


  4. 23.Ağustos.2012, 03:51
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Tövbe eden birkişiyi günahından dolayı kötülemek müslümana yakışır mı ?

    “Mü’minler arasında hayâsızlığın şuyû bulmasını (yayılmasını) arzu edenlere,
    işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı bir azap vardır…”
    (en-Nûr, 19)

    Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:

    “Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter. Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa,
    Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hattâ evinin içinde bile olsa onu ayıbıyla rezil eder.” (İbn-i Mâce, Hudûd, 5)


    “Kim bir kardeşini (tevbe ettiği) günâhı sebebiyle ayıplarsa, o günâhı işlemeden ölmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 53/2505)
    Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ayıp örtmenin fazîletini beyân ederek şöyle buyurmuştur:

    “Kim bir mü’minin ayıbını örterse, sanki diri diri toprağa gömülmüş bir kız çocuğunu kabrinden çıkararak diriltmiş gibi olur.”
    (Ahmed, IV, 153, 158; Ebû Dâvûd, Edeb, 38/4891)

    “Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan hâlleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar.”
    (Hâkim, I, 506/1307; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, III, 395)

    İnsanların şahsî, âilevî ve diğer gizli hâllerini araştırmak, ayıplarını ortaya çıkarmaya çalışmak, onların rûhen ve ahlâken daha da bozulmasına, hattâ mânen helâkine sebep olabilir.[141]

    Kusurları araştırılıp ortaya çıkarılan kişiler, artık ayıplarının herkes tarafından bilindiğini düşündükçe yavaş yavaş utanma duy*gusunu kaybederler. Hayâsını yitiren bir insan ise, artık her şeyi yapabilir. Bir de insanlar, kendi haklarında kötü niyetler beslendiğini hissettiklerinde, çok menfî aksülamellerde bulunurlar. Nefret, kin ve intikam hisleriyle dolarlar. Bütün bunların, fert ve topluma büyük zararı dokunur.
    İnsan, başkalarının ayıbıyla uğraşmaktansa, kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şu tavsiyede bulunur:
    “Arkadaşının ayıplarını söylemek istediğinde, hemen kendi ayıplarını hatırla!” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 328)

    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın hikmet dolu nasihatlerinden biri şöyledir:

    “Sizden biri, kardeşinin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki koca kütüğü unutur.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 592)
    Diğer taraftan bir kişi, hasbe’l-beşer işlediği bir hatâyı kesinlikle açığa vurmamalı, onu örtme yoluna gitmelidir. Zîrâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

    “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü hâlde, sabahleyin kalkıp; «–Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım.» demesi, açık günahlardandır. Oysa, Rabbi geceleyin onun kötülüğünü örtmüştü. Fakat o, sabaha çıktığında Allâh’ın örttüğünü açığa vuruyor.”(Buhârî, Edeb, 60; Müslim, Zühd, 52)

    Kişinin işlediği günâhı bir mârifetmiş gibi anlatması, kötülüğün yayılması mânâsına gelir. Cenâb-ı Hak ise kötülüğün şuyû bulmasını isteyenleri büyük bir azap ile tehdit etmektedir. Buna mukâbil, dünyada işlediği bir günâhı hayâ ederek gizleyen kişiyi, Cenâb-ı Hakk’ın kıyâmet gününde rüsvâ etmemesi ümîd edilir.


    Velhâsıl, bâzı insanlar, ibâdet ve tâate îtinâ gösterdikleri hâlde, Cenâb-ı Hakk’ın mühim bir sıfatı olan
    “Settâru’l-uyûb”, yâni ayıpları örtücülük ve kusurları affedicilik hasletine lâkayd kalıyorlar. Bu sebeple de mânevî yönden tam istenildiği gibi terakkî edemiyorlar. Hâlbuki bağışlamak ve kusur örtmek, güzel ahlâkın en mühimlerinden biridir. Allah Teâlâ, biz kullarının sayısız kusur ve hatâlarını örtüp affettiği gibi, biz de affedici olmalıyız. Zîrâ gönüllerinde Allah Teâlâ’nın muhabbetini taşıyanlar, affetmeyi de severler. Allâh’ın kullarını çokça affedelim ki, bizler de ilâhî affa lâyık hâle gelelim.alıntı...



  5. 23.Ağustos.2012, 03:51
    3
    Silent and lonely rains
    “Mü’minler arasında hayâsızlığın şuyû bulmasını (yayılmasını) arzu edenlere,
    işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı bir azap vardır…”
    (en-Nûr, 19)

    Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:

    “Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter. Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa,
    Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hattâ evinin içinde bile olsa onu ayıbıyla rezil eder.” (İbn-i Mâce, Hudûd, 5)


    “Kim bir kardeşini (tevbe ettiği) günâhı sebebiyle ayıplarsa, o günâhı işlemeden ölmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 53/2505)
    Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ayıp örtmenin fazîletini beyân ederek şöyle buyurmuştur:

    “Kim bir mü’minin ayıbını örterse, sanki diri diri toprağa gömülmüş bir kız çocuğunu kabrinden çıkararak diriltmiş gibi olur.”
    (Ahmed, IV, 153, 158; Ebû Dâvûd, Edeb, 38/4891)

    “Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan hâlleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar.”
    (Hâkim, I, 506/1307; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, III, 395)

    İnsanların şahsî, âilevî ve diğer gizli hâllerini araştırmak, ayıplarını ortaya çıkarmaya çalışmak, onların rûhen ve ahlâken daha da bozulmasına, hattâ mânen helâkine sebep olabilir.[141]

    Kusurları araştırılıp ortaya çıkarılan kişiler, artık ayıplarının herkes tarafından bilindiğini düşündükçe yavaş yavaş utanma duy*gusunu kaybederler. Hayâsını yitiren bir insan ise, artık her şeyi yapabilir. Bir de insanlar, kendi haklarında kötü niyetler beslendiğini hissettiklerinde, çok menfî aksülamellerde bulunurlar. Nefret, kin ve intikam hisleriyle dolarlar. Bütün bunların, fert ve topluma büyük zararı dokunur.
    İnsan, başkalarının ayıbıyla uğraşmaktansa, kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şu tavsiyede bulunur:
    “Arkadaşının ayıplarını söylemek istediğinde, hemen kendi ayıplarını hatırla!” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 328)

    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın hikmet dolu nasihatlerinden biri şöyledir:

    “Sizden biri, kardeşinin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki koca kütüğü unutur.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 592)
    Diğer taraftan bir kişi, hasbe’l-beşer işlediği bir hatâyı kesinlikle açığa vurmamalı, onu örtme yoluna gitmelidir. Zîrâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

    “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü hâlde, sabahleyin kalkıp; «–Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım.» demesi, açık günahlardandır. Oysa, Rabbi geceleyin onun kötülüğünü örtmüştü. Fakat o, sabaha çıktığında Allâh’ın örttüğünü açığa vuruyor.”(Buhârî, Edeb, 60; Müslim, Zühd, 52)

    Kişinin işlediği günâhı bir mârifetmiş gibi anlatması, kötülüğün yayılması mânâsına gelir. Cenâb-ı Hak ise kötülüğün şuyû bulmasını isteyenleri büyük bir azap ile tehdit etmektedir. Buna mukâbil, dünyada işlediği bir günâhı hayâ ederek gizleyen kişiyi, Cenâb-ı Hakk’ın kıyâmet gününde rüsvâ etmemesi ümîd edilir.


    Velhâsıl, bâzı insanlar, ibâdet ve tâate îtinâ gösterdikleri hâlde, Cenâb-ı Hakk’ın mühim bir sıfatı olan
    “Settâru’l-uyûb”, yâni ayıpları örtücülük ve kusurları affedicilik hasletine lâkayd kalıyorlar. Bu sebeple de mânevî yönden tam istenildiği gibi terakkî edemiyorlar. Hâlbuki bağışlamak ve kusur örtmek, güzel ahlâkın en mühimlerinden biridir. Allah Teâlâ, biz kullarının sayısız kusur ve hatâlarını örtüp affettiği gibi, biz de affedici olmalıyız. Zîrâ gönüllerinde Allah Teâlâ’nın muhabbetini taşıyanlar, affetmeyi de severler. Allâh’ın kullarını çokça affedelim ki, bizler de ilâhî affa lâyık hâle gelelim.alıntı...






+ Yorum Gönder