Konusunu Oylayın.: İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi
  1. 14.Ağustos.2012, 02:54
    1
    Misafir

    İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi






    İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi Mumsema İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi


  2. 14.Ağustos.2012, 02:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi


    Benzer Konular

    - Ölüm Korkusu

    - Ölüm korkusu psikiyatrik tedavisi var mı?

    - Ölüm korkusu nedir?

    - Ölüm korkusu ve vesvese

    - Dünya Sevgisi ve Ölüm Korkusu

  3. 27.Ağustos.2012, 08:57
    2
    azra
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2008
    Üye No: 25614
    Mesaj Sayısı: 207
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi




    MÜFİT SELİM SARUHAN
    Dr., ANKARA Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ

    A. İslam Felsefesinde Ruh ve Ruh Sağlığı

    İslâm filozofları nefs kelimesini, çoğunlukla, ruh kelimesinin yerine kullanırlar. Ruh; hayat, dirilik, canlılık, nefes, hareket, rüzgâr, hava anlamlarına gelen bir kelime olarak kullanılmaktadır. Nefs kelimesi de yukarıdaki anlamları içermekle birlikte ayrıca bir şeyin özü, öz varlığı, zatı, esası anlamlarına gelmektedir. Nefs kelimesi, İslam düşüncesinde Insan ruhu, zıhnı ve kötü benlik anlamlarını içeren bir anlam çerçevesine sahiptir.

    Anahtar Kelimeler: İslamic Philosophy and Ethics, Soul, Sadness, Fear of Death, the Spiritual Physics, Healing, Tutkuları yenmek, nefsin kusurları; kışının kendi kusurlarını bilmesi; cinsel aşk; kendini beğenme; kıskançlık; öfke; yalan, camcılık; zararlı düşünce; üzüntü; hayasızlık; sarhoşluk; şehvet düşkünlüğü; taassup, kazanma ve harcama, dünyasal mertebeleri arayış; erdemli hayat; ölüm korkusu



    İslâm filozoflarında nefs hakkında genellikle şu ortak tanım yer almaktadır. “Nefs, bılkuvve hayat sahibi olan tabı cismin ilk kemalidir." Buna göre, nefs, bedenin olgunluğu anlamına gelmektedir. Nefsin kendini geliştirmek ve mükemmelleştirmek için bedene ihtiyacı vardır. Beden, nefsin bir aletidir.

    Plotınus’un Enneadlar’I, İslam filozoflarının görüşleri üzerinde etkili olmuştur. Buna göre, nefs, basit bir varlıktır, onun cevheri tıpkı Işığın güneşten fışkırması gibi yaratıcıda çıkar. Manevî ve ilahî bir cevherdir. Bedenden ayrı ve farklıdır. Ruh, bedenden ayrıldığı zaman, âlemdeki bilgileri kazanır ve tabiatüstü görme kuvvetine ulaşır. Bedenden ayrıldıktan sonra, akıllar âlemine gider. Ruh, uyumaz. Beden uykuda iken duyuları kullanmaz.

    İnsanın varlığı ve ölümü araştırmasının ve tartışmasının izleri İlkçağ felsefesine kadar uzanmaktadır. Varlık var mıdır? Varlığın türleri nelerdir? Ruhsal ve zihinsel varlıklar hakkında ne bilinebilir? Beden ve nefs arasındaki ilişki nedir, türünden sorular hep varlık felsefesi başlığı altında ele alına gelmiştir. Varlık anlaşılmaya çalışılırken, beden ve ruh ilişkisi bağlamında ölüm kavramı üzerinde de durulmuştur.

    Kındı (ö. 860)“Uyku ve Rüya Üzerine” adlı risalesinde de Plotınus’tan mülhem belirttiği üzere, ruh saflaştığı zaman, rüyada bedenlerinden ayrılmış olan öteki ruhlarla konuşabilir. Farabi,(ö.950) ruhun, bedenin olgunluğunu sağladığını ve ruhun olgunluğunu da sağlayan şeyin akıl olduğunu söyler. Insan, akılla insandır. Ibn Sına (ö.1037)'da, var olan her şey madde, ya da şekil olarak vardır. Ruh, şekil cinsindendir. Ruh içinde oturduğu beden için bir iç hareket ilkesidir. Bedenle birleşmeden önce ruhun ferdî varlığı düşünülemezse de bedenden ayrıldıktan sonra varlığı düşünülebilir. Nefis, bedenin ölümünden sonra varlığını sürdürür.

    Ibn Sına, Aksâmu’l-Ulûmı’l-Aklıyye eserinde Tıp ilmini Tabiat, başlığı altında kaydederken Psikoloji, Tabiat Felsefesinin temel kısmını oluşturur, Tıp ilmi ise tabiat felsefesinin yan dallarındandır. İslam geleneğinde, Tıp ilminin beden tıbbi ve ruhsal tIp olarak ayırımı Platon’a kadar dayamaktadır. Buna göre, beden tıbbi, fizik ve fizyolojik hatalıklardan korunmayı ve bu hastalıkların üstesinden gelinmeyi hedeflerken, ruhsal tıp ise insanın ahlâkî, manevî, psikolojik sorunlarını ve çözümünü ele alan İslam ahlakı ile ilişkili olan bir disiplindir.

    Farabi, Fusulü’l Medenı’de; “Beden için sağlık ve hastalık olduğu gibi, ruh(en-nefs) içinde sağlık ve hastalık vardır.” görüşünü ifadelendirmektedir. Ebu Bekır Razı’nın et-Tıbbu’r-Ruhanî adlı eseri, bizlere ruhsal tıp kitaplarının içeriğinin ne olduğu hususunda fikir vermektedir. Ele alınan başlıca konular şunlardır: Tutkuları yenmek, nefsin kusurları; kışının kendi kusurlarını bilmesi; cinsel aşk; kendini beğenme; kıskançlık; öfke; yalan, camcılık; zararlı düşünce; üzüntü; hayasızlık; sarhoşluk; şehvet düşkünlüğü; taassup, kazanma ve harcama, dünyasal mertebeleri arayış; erdemli hayat; ölüm korkusu

    B. Ölüm Korkusuna Akılcı ve Sezgici Yaklaşımlar
    İster filozof olsun ister mutasavvıf olsun, İslam düşünürlerinin ölüm korkusunun sebepleri olarak belirlediği hususlar ve bunları ortadan kaldırmaya yönelik açıklamaları hayli ılgınıdır. Kındı, Ebu Bekır Razı, Ibn Mıskeveyh ve Ibn Sına bu konudaki eserleriyle ön plana çıkan filozoflardır. Mevlana ve Yunus Emre ise mutasavvıf düşünürler olarak, eserlerinde, ölümsüzlük arzusu aşılayarak ölüm korkusunu gidermeye yönelmişlerdir.

    İslam filozofları, ölüm korkusunu ve sebeplerini temel eserlerinin içinde inceledikleri gibi, bu konuda müstakil eserlerde yazmışlardır. Ölüm korkusunun sebeplerini tüm ihtimalleriyle kuşatarak belirlemeye çalışan filozoflar, tespit ettikleri korkuların etkenlerini geçersiz kılmaya örneklerle yönelmişlerdir.

    Yaşadıkları çağlar ve sonrası için, felsefeyi, pratiğe dönüştürme amacının neticesi olarak, insanların ruh sağlığını korumayı kendilerine ilke edinmişlerdir.

    Felsefeyi ölüme hazırlık olarak gören İslam filozoflarının ölümün gerçek mahiyetini insanlara anlatmamaları zaten düşünülemez. Felsefenin ölüme hazırlık olarak görülmesi düşüncesi ölümün bir son olarak algılanmadığını göstermekte, ölümün, yeni bir imkân ve açılım olduğunu vurgulamaktadır.

    İslam filozofları, sadece ölüm korkusunu doğuran bir dizi sebep tespit etmekle kalmamış, bu korkuların giderilmesine yönelik açıklamalar da getirmişlerdir. Bu tespitler, onların güçlü bir gözlem ve tasnif yönünü ortaya koymaktadır. Filozofların korkunun ortadan kaldırılmasına yönelik açıklamalarında ortak nokta, çözümü akıl ve düşünce gücünü kullanmada bulmalarıdır. Filozofların açıklamaları görüleceği üzere, insanları, önce korkunun sebepleri üzerinde düşünmeye davet etmek ardından da korkuya etken olan sebeplerin akılcı bir yaklaşımla giderilmeye çalışılmasıdır. Filozoflar, korkunun giderileceği yeri zıhın olarak belirlemişlerdir. Öte yandan Mevlana ve Yunus Emre gibi keşfi ve sezgiyi ilke edinen İslam düşünürleri, ölüm korkusunun giderilmesinin temeline, manevi anlamda bir ölümsüzlük inancını koymuşlardır.

    Sizler için maseçtiğimiz bu makalenin bir kısmını makale hakkında ön bilginiz olması ve dikkatinizi çekmesi için burada yayınlamaktayız. makalenin orjinaline buradan ulaşabilir ve ihtiyaç duyar iseniz gerekli kurumlardan izin alarak kullanabilirsiniz.

    İslâm Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi


  4. 27.Ağustos.2012, 08:57
    2
    Devamlı Üye



    MÜFİT SELİM SARUHAN
    Dr., ANKARA Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ

    A. İslam Felsefesinde Ruh ve Ruh Sağlığı

    İslâm filozofları nefs kelimesini, çoğunlukla, ruh kelimesinin yerine kullanırlar. Ruh; hayat, dirilik, canlılık, nefes, hareket, rüzgâr, hava anlamlarına gelen bir kelime olarak kullanılmaktadır. Nefs kelimesi de yukarıdaki anlamları içermekle birlikte ayrıca bir şeyin özü, öz varlığı, zatı, esası anlamlarına gelmektedir. Nefs kelimesi, İslam düşüncesinde Insan ruhu, zıhnı ve kötü benlik anlamlarını içeren bir anlam çerçevesine sahiptir.

    Anahtar Kelimeler: İslamic Philosophy and Ethics, Soul, Sadness, Fear of Death, the Spiritual Physics, Healing, Tutkuları yenmek, nefsin kusurları; kışının kendi kusurlarını bilmesi; cinsel aşk; kendini beğenme; kıskançlık; öfke; yalan, camcılık; zararlı düşünce; üzüntü; hayasızlık; sarhoşluk; şehvet düşkünlüğü; taassup, kazanma ve harcama, dünyasal mertebeleri arayış; erdemli hayat; ölüm korkusu



    İslâm filozoflarında nefs hakkında genellikle şu ortak tanım yer almaktadır. “Nefs, bılkuvve hayat sahibi olan tabı cismin ilk kemalidir." Buna göre, nefs, bedenin olgunluğu anlamına gelmektedir. Nefsin kendini geliştirmek ve mükemmelleştirmek için bedene ihtiyacı vardır. Beden, nefsin bir aletidir.

    Plotınus’un Enneadlar’I, İslam filozoflarının görüşleri üzerinde etkili olmuştur. Buna göre, nefs, basit bir varlıktır, onun cevheri tıpkı Işığın güneşten fışkırması gibi yaratıcıda çıkar. Manevî ve ilahî bir cevherdir. Bedenden ayrı ve farklıdır. Ruh, bedenden ayrıldığı zaman, âlemdeki bilgileri kazanır ve tabiatüstü görme kuvvetine ulaşır. Bedenden ayrıldıktan sonra, akıllar âlemine gider. Ruh, uyumaz. Beden uykuda iken duyuları kullanmaz.

    İnsanın varlığı ve ölümü araştırmasının ve tartışmasının izleri İlkçağ felsefesine kadar uzanmaktadır. Varlık var mıdır? Varlığın türleri nelerdir? Ruhsal ve zihinsel varlıklar hakkında ne bilinebilir? Beden ve nefs arasındaki ilişki nedir, türünden sorular hep varlık felsefesi başlığı altında ele alına gelmiştir. Varlık anlaşılmaya çalışılırken, beden ve ruh ilişkisi bağlamında ölüm kavramı üzerinde de durulmuştur.

    Kındı (ö. 860)“Uyku ve Rüya Üzerine” adlı risalesinde de Plotınus’tan mülhem belirttiği üzere, ruh saflaştığı zaman, rüyada bedenlerinden ayrılmış olan öteki ruhlarla konuşabilir. Farabi,(ö.950) ruhun, bedenin olgunluğunu sağladığını ve ruhun olgunluğunu da sağlayan şeyin akıl olduğunu söyler. Insan, akılla insandır. Ibn Sına (ö.1037)'da, var olan her şey madde, ya da şekil olarak vardır. Ruh, şekil cinsindendir. Ruh içinde oturduğu beden için bir iç hareket ilkesidir. Bedenle birleşmeden önce ruhun ferdî varlığı düşünülemezse de bedenden ayrıldıktan sonra varlığı düşünülebilir. Nefis, bedenin ölümünden sonra varlığını sürdürür.

    Ibn Sına, Aksâmu’l-Ulûmı’l-Aklıyye eserinde Tıp ilmini Tabiat, başlığı altında kaydederken Psikoloji, Tabiat Felsefesinin temel kısmını oluşturur, Tıp ilmi ise tabiat felsefesinin yan dallarındandır. İslam geleneğinde, Tıp ilminin beden tıbbi ve ruhsal tIp olarak ayırımı Platon’a kadar dayamaktadır. Buna göre, beden tıbbi, fizik ve fizyolojik hatalıklardan korunmayı ve bu hastalıkların üstesinden gelinmeyi hedeflerken, ruhsal tıp ise insanın ahlâkî, manevî, psikolojik sorunlarını ve çözümünü ele alan İslam ahlakı ile ilişkili olan bir disiplindir.

    Farabi, Fusulü’l Medenı’de; “Beden için sağlık ve hastalık olduğu gibi, ruh(en-nefs) içinde sağlık ve hastalık vardır.” görüşünü ifadelendirmektedir. Ebu Bekır Razı’nın et-Tıbbu’r-Ruhanî adlı eseri, bizlere ruhsal tıp kitaplarının içeriğinin ne olduğu hususunda fikir vermektedir. Ele alınan başlıca konular şunlardır: Tutkuları yenmek, nefsin kusurları; kışının kendi kusurlarını bilmesi; cinsel aşk; kendini beğenme; kıskançlık; öfke; yalan, camcılık; zararlı düşünce; üzüntü; hayasızlık; sarhoşluk; şehvet düşkünlüğü; taassup, kazanma ve harcama, dünyasal mertebeleri arayış; erdemli hayat; ölüm korkusu

    B. Ölüm Korkusuna Akılcı ve Sezgici Yaklaşımlar
    İster filozof olsun ister mutasavvıf olsun, İslam düşünürlerinin ölüm korkusunun sebepleri olarak belirlediği hususlar ve bunları ortadan kaldırmaya yönelik açıklamaları hayli ılgınıdır. Kındı, Ebu Bekır Razı, Ibn Mıskeveyh ve Ibn Sına bu konudaki eserleriyle ön plana çıkan filozoflardır. Mevlana ve Yunus Emre ise mutasavvıf düşünürler olarak, eserlerinde, ölümsüzlük arzusu aşılayarak ölüm korkusunu gidermeye yönelmişlerdir.

    İslam filozofları, ölüm korkusunu ve sebeplerini temel eserlerinin içinde inceledikleri gibi, bu konuda müstakil eserlerde yazmışlardır. Ölüm korkusunun sebeplerini tüm ihtimalleriyle kuşatarak belirlemeye çalışan filozoflar, tespit ettikleri korkuların etkenlerini geçersiz kılmaya örneklerle yönelmişlerdir.

    Yaşadıkları çağlar ve sonrası için, felsefeyi, pratiğe dönüştürme amacının neticesi olarak, insanların ruh sağlığını korumayı kendilerine ilke edinmişlerdir.

    Felsefeyi ölüme hazırlık olarak gören İslam filozoflarının ölümün gerçek mahiyetini insanlara anlatmamaları zaten düşünülemez. Felsefenin ölüme hazırlık olarak görülmesi düşüncesi ölümün bir son olarak algılanmadığını göstermekte, ölümün, yeni bir imkân ve açılım olduğunu vurgulamaktadır.

    İslam filozofları, sadece ölüm korkusunu doğuran bir dizi sebep tespit etmekle kalmamış, bu korkuların giderilmesine yönelik açıklamalar da getirmişlerdir. Bu tespitler, onların güçlü bir gözlem ve tasnif yönünü ortaya koymaktadır. Filozofların korkunun ortadan kaldırılmasına yönelik açıklamalarında ortak nokta, çözümü akıl ve düşünce gücünü kullanmada bulmalarıdır. Filozofların açıklamaları görüleceği üzere, insanları, önce korkunun sebepleri üzerinde düşünmeye davet etmek ardından da korkuya etken olan sebeplerin akılcı bir yaklaşımla giderilmeye çalışılmasıdır. Filozoflar, korkunun giderileceği yeri zıhın olarak belirlemişlerdir. Öte yandan Mevlana ve Yunus Emre gibi keşfi ve sezgiyi ilke edinen İslam düşünürleri, ölüm korkusunun giderilmesinin temeline, manevi anlamda bir ölümsüzlük inancını koymuşlardır.

    Sizler için maseçtiğimiz bu makalenin bir kısmını makale hakkında ön bilginiz olması ve dikkatinizi çekmesi için burada yayınlamaktayız. makalenin orjinaline buradan ulaşabilir ve ihtiyaç duyar iseniz gerekli kurumlardan izin alarak kullanabilirsiniz.

    İslâm Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi





+ Yorum Gönder