Konusunu Oylayın.: İslami vakitlerin tanımı ve hesaplanışı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslami vakitlerin tanımı ve hesaplanışı
  1. 10.Ağustos.2012, 02:51
    1
    Misafir

    İslami vakitlerin tanımı ve hesaplanışı

  2. 25.Ağustos.2012, 06:10
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Islami vakitlerin tanımı ve hesaplanışı




    VAKİTLER

    Bu bölümde, beş vakit namaza ait başlangıç ve bitiş vakitleriyle, mekruh addedilen vakitleri açıklamaya çalışacağız. Bunu yaparken de önce vaktin, ayet ve hadislerde ortaya konan tanımını verecek, sonra bu tanımdan yola çıkarak bazı kurallar oluşturacak ve bu kurallar ışığında vakitlerin astronomik yöntemlerle nasıl hesaplanabileceğini göstereceğiz. Ayrıca vaktin hesap yoluyla tayininde ortaya çıkan bazı güçlüklerden dem vuracak, bu bağlamda temkinlerden ve takvimler arasındaki farklılıklardan bahsedeceğiz. Son olarak da uç enlemlerdeki, yani kutuplara yakın bölgelerdeki vakitlerin durumunu irdeleyeceğiz.

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Müslümanlar üzerine farz olan günlük beş vakit namaza ait başlangıç ve bitiş vakitlerdir. Orucun başlangıcı ve iftara ait hükümler de yine bu vakitlere dayandırılmaktadır.


    Tanımlar

    Vakitlerin tanımları ile ilgili dayanaklar Kur'an ayetleri ve hadislerdir. Namaz vakitlerine Kur'ân-ı Kerim'de mücmel olarak işaret edilmiş
    [1]; bu vakitlerin ince bir şekilde tayini ise Efendimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetine bırakılmıştır. Vakitler Cebrâîl vasıtasıyla Peygamberimiz'e (sallallahu aleyhi vesellem) öğretilmiştir; Cebrâil (a.s.) gelerek namazı bir defa ilk vakitlerinde, bir defa da son vakitlerinde kıldırmak suretiyle namazın vakitlerini göstermiş ve “işte bu iki vakit arasında geçen süreler, namazların vakitleridir” demiştir. Hz. Peygamber de ashabına bu vakitleri fiilî ve sözlü olarak bildirmiştir[2]. Bir hadiste “Her namazın vaktinin başlangıcı ve sonu vardır; öğle namazının ilk vakti güneşin batıya meylettiği zamandır, sonu ise ikindi vaktinin girmesidir. İkindinin ilk vakti, vaktinin girdiği andır, sonu ise, güneşin sarardığı zamandır. Akşamın ilk vakti güneşin battığı zamandır, sonu da, şafağın kaybolmasıdır. Yatsının ilk vakti şafağın kaybolduğu andır, sonu ise gece yarısıdır. Sabah namazının ilk vakti fecrin zuhuru, sonu ise güneşin doğmasıdır.” buyurmuştur[3].
    Şimdi bu ve benzeri hadislerden yola çıkarak her bir namaz vaktine ait tanımları belirlemeye çalışacağız:

    Öğle Vakti
    :
    Hadise
    [3] göre öğle vakti, güneş tepe noktasını aşıp batıya meylettiği anda girmekte ve ikindi vaktine kadar devam etmektedir. Ayetle de sabit olan[4] öğle vaktinin başlangıcı hakkında ihtilaf yoktur. Öğle vakti, ikindiye kadar devam etmektedir.

    İkindi Vakti
    : Hadisten
    [3] anlaşılacağı üzere ikindi vaktinin başlangıcı, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) tarafından sözlü olarak açıkça belirtilmemiş, ancak fiilî olarak gösterilmiştir. Muhtelif hadislerde ikindinin, "her şeyin gölgesi kendisi kadar" olduğunda kılındığı rivayet edilmektedir. Bu durumu açıklama sadedinde bir rivayette ise, "öğle vakti adamın gölgesinin şirak (ayakkabı bağı) kadar olduğu ve ikindinin, adamın gölgesi şirak ile adamın boyunun misline ulaştığında kılındığı" belirtilmektedir[5]

    Buna göre ikindinin ilk vakti, her şeyin gölgesi, öğle vaktindeki gölgesinden kendi boyu kadar uzadığında girmektedir. Ancak Ebu Hanife'ye göre ikindi vakti, her şeyin gölgesi, öğle vaktindeki gölgesinden kendi boyunun iki misli kadar uzadığında girmektedir. İmâm-ı Âzam'ın bu konudaki delili ise Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) "Öğle vaktini, hava serinlediği zaman kılın. Çünkü öğle vaktindeki hararetin şiddeti, cehennemin hararetinin şiddetinden kaynaklanmıştır" hadisidir. İkindinin sonu ise yukarıdaki hadiste
    [3] "güneşin sarardığı zaman" olarak açıklanmıştır. Bunu, güneş sarardıktan sonra ikindiyi kılmanın mekruh olduğu şeklinde anlamalıyız; zira "Güneş batmadan önce ikindi vaktinden bir rekâta yetişen kimse ikindi namazına yetişmiştir" hadisine göre ikindinin vakti, güneş batıncaya kadar devam etmektedir

    .
    Akşam vakti: Hadise[3] göre güneşin batmasıyla başlar. Tepeler vs. engeller nedeniyle batı ufkunun görülememesi durumunda vaktin ne zaman gireceği konusu ise Efendimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisinde "doğudaki tepelerin kararması" ifadesiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Bu ifadeye göre akşam vaktinin girmesi için, yöredeki en yüksek mevkiden bakıldığında dahi güneşin batmış olması şarttır. Zira güneş batarken ışığı karşı tarafa, yani doğu tarafına yansır. Doğudaki tepelerden ışığın kaybolması ise, civarda güneşin batışının izlenebildiği en yüksek noktadan bakıldığında dahi güneşin tamamının ufkun altına inmesi demektir. Hadiste akşamın son vakti şafağın kaybolması, yani yatsı vaktinin girmesi olarak tanımlanmıştır. Ancak Cebrâil'in (a.s.) namaz vakitlerini öğrettiği her iki günde de akşam namazını tek bir vakitte kıldırmış olmasına dayanarak, akşam namazı vaktinin güneşin batmasıyla başlayan dar bir vakit olduğu İmam Maliki tarafından içtihad edilmiştir. "Akşam namazını yıldızların iç içe göründüğü zamana kadar tehir etmedikleri müddetçe ümmetim hayır (yahut fıtrat) üzerindedir" hadisi de akşam namazını geciktirmenin her halükarda mekruh olduğunu göstermektedir.

    Yatsı vakti: Hadise[3] göre şafağın kaybolmasıyla başlayıp, geceyarısı sona ermektedir. Bir rivayette ise yatsının son vaktinin "gecenin üçte biri geçince" olduğu bildirilmiştir. Ancak Ebu Katâde'nin rivayet ettiği bir hadiste "bir namazın vaktinin, diğer namazın vakti girinceye kadar devam ettiği" bildirilmektedir. Buna göre yatsı vakti, sabah namazı vakti girinceye kadar devam etmekle birlikte, gecenin üçte biri veya yarısından sonraya bırakmak mekruhtur.Şafağın kaybolması hadisesi konusunda ihtilaf mevcuttur. İmâm-ı Âzam şafağın, ufuktaki beyazlık (beyaz şafak) olduğunu ifade etmiş, diğer mezhep imamları ise şafağı ufuktaki kızıllık (kızıl şafak) olarak anlamışlardır. Güneşin batmasıyla önce ufukta bir kızıllık oluşmakta, ardından bu kızıllık solarak yerini beyazlığa bırakmaktadır. Buna göre, Ebu Hanife hazretlerinin esas aldığı yatsı vakti, ufuktaki beyazlığın (görülebilir aydınlık) tamamen kaybolduğu andır; bu ise diğer imamların esas aldığı yatsı vaktinden daha sonra oluşmaktadır. Sahabeler (r.a.) arasında da bu konuda görüş birliği olmadığını, örneğin Hz. Ali, Hz. Ömer ve oğlu ile Hz. İbni Abbas’ın kızıl şafağı esas aldığını; Hz. Ebubekir, Hz. Muaz bin Cebel, Hz. Enes, Hz. Ebu Hureyre ve Hz. Aişe’nin ise beyaz şafağa göre amel ettiklerini görüyoruz.

    Sabah namazı vakti: Hadiste[3] belirtildiğine göre sabah namazı vakti fecrin doğması ile başlayıp, güneşin doğması ile sona ermektedir. Fecrin ne zaman doğmuş kabul edileceği ise, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) tarafından "Fecr-i kâzib size mani olmasın, fecr-i sadık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için" hadisiyle[6]açıklanmıştır. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), fecr-i sadık'ı tarif sadedinde, "O, enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değil"[7] buyurmuştur. Buna göre, imsak zamanı gökyüzünün ufuk hizasında önce uzunlamasına bir aydınlık belirmektedir. Ufuğa dik şekilde oluşan ve kurt kuyruğuna da benzetilen bu ince ve zayıf aydınlık (fecr-i kâzib) bir müddet sonra yerini, enlemesine yayılarak genişleyen bir beyazlığa (fecr-i sadık) bırakmaktadır. Fecr-i kâzib olarak nitelendirilen hadisenin, fecirden önce tipik olarak müşahede edilen Zodyak ışıması olabileceği düşünülmüştür. Gezegenler arası boşluktaki toz zerrelerinin güneşi yansıtmasından kaynaklanan bu ışıma, hadiste tarif edildiği gibi fecr-i sadıktan az önce görülmekte, tabanı ufuğa dayalı, ucu ise güneş yörüngesini (ekliptik) gösterir bir piramide benzemektedir

    Öğle Vakti:
    Öğle vakti, tanımı gereği güneşin batıya yönelmesi ile başlamaktadır. Günün ilk yarısında doğu tarafında bulunan güneş, günün ikinci yarısında batı tarafına geçer. Günün tam ortasında ise güneş merkezi, üzerinde bulunduğumuz meridyene dik konuma gelir (başucu=zenit konumu); yani bulunduğumuz noktada kuzey/güney yönünde uzanan yere dik itibari düzlem güneşin merkeziyle çakışır. Bu esnada güneş, (ekvator kuşağı hariç olmak üzere) kuzey yarımkürede tam güneyi ve güney yarımkürede tam kuzeyi gösterir (bkz. Şekil 2). Güneşin en yüksekte olduğu bu vakitte (zeval vakti) namaz kılmak yasaklandığından, öğle vaktinin girmesi, yani güneşin batıya meyletmiş sayılması için en azından, güneş bu meridyen düzlemini terk edinceye kadar beklenmesi gerekmektedir. Bu süre zarfında meridyen hattı, güneş merkezinden güneş yuvarlağının kenarına ulaşıp dışına çıkar. Güneş yuvarlağının dünyadan görünen yarıçapının gökyüzünde kapladığı açı yaklaşık 0,27° olduğuna ve güneş 1 dereceyi 4 dakikada kat ettiğine göre (bir gün=1440 dakika / 360 derece), güneşin merkezinden kenarına bir yarıçap kadar hareket etmesi ve başucu dışına çıkması için 1 dakikadan biraz fazla bir zamanın geçmesi gerekir. Bu nedenle öğle vaktinin hesaplanması için zeval vaktine 2 dakika ilave edilmelidir.
    Zeval vaktinde güneşin o gün için en yüksek noktaya ulaştığını belirtmiştik. Bu durumda zeval vaktindeki Güneş Dikey Açısı, o günün en yüksek açısı olmaktadır. Zeval Dikey Açısı olarak adlandırılan bu açı, ikindi vaktinin hesabında kullanılmaktadır. Zeval vaktinde güneşin en yüksekte bulunması, bu vakitte gölgelerin de en kısa olması anlamına gelmektedir. Zeval anındaki gölgenin uzunluğuna Zeval Gölgesi(fey-i zeval) denir. Zeval Gölgesi de ikindi gölgesinin hesabında kullanılır:
    İkindi Vakti:
    İkindinin vakti, hadiste ifade edildiği üzere, bir cismin gölgesinin, ikindi gölgesi olarak tanımlanan uzunluğa erişmesiyle başlamaktadır. İkindi gölgesinin ne olduğu konusunda ise, Tanımlar bölümünde açıklandığı üzere mezhepler arasında farklılık mevcuttur. Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleri ile, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre bir cismin İkindi Gölgesi, o cismin Zeval Gölgesi uzunluğuna cismin kendi uzunluğunun eklenmesi ile bulunur. Yani 1 m.lik bir sopanın gölgesi zeval vaktinde 0,5 m. ise, sopanın gölgesi 0,5 m. + 1 m. = 1,5 m.ye ulaştığında ikindi vakti girmiş olur. Bu vakte Asr-ı Evvel denir. İmam Ebu Hanife'ye göre ise ikindi gölgesi, o cismin Zeval Gölgesi uzunluğuna cismin kendi uzunluğunun iki katının eklenmesi ile bulunur. Yani örneğimizdeki sopanın gölgesi, 0,5 m. + 2 m. = 2,5 m. olduğunda İmam Ebu Hanife'ye göre ikindi vakti girmiş olur. Bu vakte ise Asr-ı Sani adı verilir. Zeval, Asr-ı Evvel ve Asr-ı Sani gölgelerinin oluşumu
    Akşam ve Güneş Vakitleri:
    Akşam vaktinin girmesi için güneşin tamamen batması lâzım geldiğini hadislerden anlıyoruz. Bu ise, güneşin üst ucunun, ufuk çizgisinin altına inmesi ile mümkün olur. Güneş merkezinin ufuk hizasında olduğu an, zahiri Güneş Dikey Açısının 0° olduğu andır. Üst ucunun ufuk çizgisine gelmesi için ise merkezinin güneş yarıçapı kadar, yani 0.27° alçalması gerekir. Ancak burada hesaba katılması gereken başka bir husus vardır ki o da atmosferin güneş ışınlarını kırma özelliğidir:
    Atmosferi oluşturan moleküllerin boyutu, görünür ışığın dalga boyundan çok daha küçük olduğundan, güneş ışınları atmosferden geçerken kırınıma uğrar. Literatürde Rayleigh kırınımı (saçınımı) olarak bilinen bu hadise, atmosfere giren güneş ışınlarının yönünün değişmesine sebep olmaktadır. Bu değişimde ışığın hareket istikameti, az yoğun katmandan daha yoğun katmana doğru olmaktadır; yani boşluktan gelen ışık, gittikçe daha yoğunlaşan bir gaz tabakası içinde hareket ettikçe içeri (yeryüzüne) doğru kırılmakta ve dikey açısı artmaktadır. Bu da güneşin, gerçekte bulunduğu yerden daha yukarıda görülmesine sebep olur. Yani güneşin gerçekteki (astronomik) yüksekliği (gerçek Güneş Dikey Açısı), dünyadan görülen yüksekliğinden (zahiri Güneş Dikey Açısı) daha azdır. Aradaki fark, Kırılma Açısı olarak bilinir:

    Kırılma Açısı = zahiri Güneş Dikey Açısı - gerçek Güneş Dikey Açısı
    Yeryüzünden yukarı doğru çıkıldıkça (yani irtifa kazandıkça) atmosferin yoğunluğu sürekli olarak azalmakla ve takriben 100 km.den sonra pratik olarak etkisi kalmamaktadır. Buna göre atmosferin belli bir fiziki kalınlığı olduğundan bahsedilebilir. Kırılma miktarının da ışığın atmosferde kat ettiği yola, yani atmosferin kalınlığına bağlı olduğuna dayanarak, güneş ışınlarının sabit oranda kırıldığı ve böylece Kırılma Açısının da sabit olduğu düşünülebilir. Ancak, ayetlerini gonca gibi içi içe sarmalayan yüce Yaratıcı, burada da bize bir sürpriz hazırlamıştır:

    Dünya yuvarlak olduğundan, onu saran atmosfer de küre biçimindedir. Güneş ufka doğru alçaldıkça, yani Güneş Dikey Açısı azaldıkça güneş ışınlarının atmosfer içinde kat ettiği mesafe de artmaktadır

    Yatsı ve imsak vakitleri:
    Hadise göre yatsı vaktinin tanımı, şafağın kaybolması, imsak vaktininki ise hakiki fecrin zuhurudur. Fecrin/şafağın oluşması ise, tamamen atmosfere ve onun ışığı kırma özelliğine dayanmaktadır. Eğer atmosfer olmasaydı, güneş battığı anda etraf kapkaranlık olacak ve alacakaranlık oluşmayacak, böylelikle yatsı ve imsak vakitlerinden söz edemeyecektik. Peki ışığın kırılması, alacakaranlığın oluşumuna nasıl sebebiyet vermektedir?


    Rayleigh etkisi, yani atmosferin güneş ışınlarını kırma özelliği, ışığın rengine yani dalga boyuna bağlı olarak değişim göstermektedir. Birbirine ters orantılı bu bağıntı sonucu, görece daha düşük dalga boyuna sahip olan mavi ışınlar, kırmızı ışınlardan daha fazla kırılıma uğrarlar. Güneşten gelen kırmızı ışınların yaklaşık %5’i, atmosferden geçerken kırılmakta ve gözümüze ulaşamadan saçınmaktadır. Mavi ışınlarda ise bu rakam %20 civarına kadar yükselir. Güneşten bize gelen mavi ışınların daha fazla kırılması, güneş istikametinden dışa doğru bükülmelerine yol açar ve güneşin bize ulaşan huzmesindeki renk tayfında daha az mavi bulunmasına sebep olur. Bizim gökyüzündeki güneşi sarımsı beyaz görmemiz bu sebeptendir; yoksa güneşin atmosfer dışından gözlenen rengi "günışığı" flüoresan ampullerin rengi gibi donuk beyazdır. Güneş huzmesinden dışarı sevk olunan mavi ışınlar ise atmosfer tarafından yansıtılarak bize gökyüzünün mavi rengini verir. Evet, Rabbimiz, atmosfere ışığı kırma özelliği vererek hem güneşin rengini "ısıtmış", hem de gökyüzümüzü renklendirip şenlendirmiş ve kapkara olmaktan kurtarmıştır


    daha fazlası için tıklayınız>>>


    VAKİTLER

    Namaz Vakitleri
    Mekruh Vakitler

    Temkinler

    Uç Enlemler

    KIBLE


    Kıble Açısı

    Yön Tayini

    HİCRİ TAKVİM


    Kameri Ayın Başlangıcı

    Ay Hareketi ve Kavuşum

    Yeniayın Görülebilme Kriterleri

    SONUÇ

    KAYNAKÇA










  3. 25.Ağustos.2012, 06:10
    2
    Silent and lonely rains



    VAKİTLER

    Bu bölümde, beş vakit namaza ait başlangıç ve bitiş vakitleriyle, mekruh addedilen vakitleri açıklamaya çalışacağız. Bunu yaparken de önce vaktin, ayet ve hadislerde ortaya konan tanımını verecek, sonra bu tanımdan yola çıkarak bazı kurallar oluşturacak ve bu kurallar ışığında vakitlerin astronomik yöntemlerle nasıl hesaplanabileceğini göstereceğiz. Ayrıca vaktin hesap yoluyla tayininde ortaya çıkan bazı güçlüklerden dem vuracak, bu bağlamda temkinlerden ve takvimler arasındaki farklılıklardan bahsedeceğiz. Son olarak da uç enlemlerdeki, yani kutuplara yakın bölgelerdeki vakitlerin durumunu irdeleyeceğiz.

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Müslümanlar üzerine farz olan günlük beş vakit namaza ait başlangıç ve bitiş vakitlerdir. Orucun başlangıcı ve iftara ait hükümler de yine bu vakitlere dayandırılmaktadır.


    Tanımlar

    Vakitlerin tanımları ile ilgili dayanaklar Kur'an ayetleri ve hadislerdir. Namaz vakitlerine Kur'ân-ı Kerim'de mücmel olarak işaret edilmiş
    [1]; bu vakitlerin ince bir şekilde tayini ise Efendimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetine bırakılmıştır. Vakitler Cebrâîl vasıtasıyla Peygamberimiz'e (sallallahu aleyhi vesellem) öğretilmiştir; Cebrâil (a.s.) gelerek namazı bir defa ilk vakitlerinde, bir defa da son vakitlerinde kıldırmak suretiyle namazın vakitlerini göstermiş ve “işte bu iki vakit arasında geçen süreler, namazların vakitleridir” demiştir. Hz. Peygamber de ashabına bu vakitleri fiilî ve sözlü olarak bildirmiştir[2]. Bir hadiste “Her namazın vaktinin başlangıcı ve sonu vardır; öğle namazının ilk vakti güneşin batıya meylettiği zamandır, sonu ise ikindi vaktinin girmesidir. İkindinin ilk vakti, vaktinin girdiği andır, sonu ise, güneşin sarardığı zamandır. Akşamın ilk vakti güneşin battığı zamandır, sonu da, şafağın kaybolmasıdır. Yatsının ilk vakti şafağın kaybolduğu andır, sonu ise gece yarısıdır. Sabah namazının ilk vakti fecrin zuhuru, sonu ise güneşin doğmasıdır.” buyurmuştur[3].
    Şimdi bu ve benzeri hadislerden yola çıkarak her bir namaz vaktine ait tanımları belirlemeye çalışacağız:

    Öğle Vakti
    :
    Hadise
    [3] göre öğle vakti, güneş tepe noktasını aşıp batıya meylettiği anda girmekte ve ikindi vaktine kadar devam etmektedir. Ayetle de sabit olan[4] öğle vaktinin başlangıcı hakkında ihtilaf yoktur. Öğle vakti, ikindiye kadar devam etmektedir.

    İkindi Vakti
    : Hadisten
    [3] anlaşılacağı üzere ikindi vaktinin başlangıcı, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) tarafından sözlü olarak açıkça belirtilmemiş, ancak fiilî olarak gösterilmiştir. Muhtelif hadislerde ikindinin, "her şeyin gölgesi kendisi kadar" olduğunda kılındığı rivayet edilmektedir. Bu durumu açıklama sadedinde bir rivayette ise, "öğle vakti adamın gölgesinin şirak (ayakkabı bağı) kadar olduğu ve ikindinin, adamın gölgesi şirak ile adamın boyunun misline ulaştığında kılındığı" belirtilmektedir[5]

    Buna göre ikindinin ilk vakti, her şeyin gölgesi, öğle vaktindeki gölgesinden kendi boyu kadar uzadığında girmektedir. Ancak Ebu Hanife'ye göre ikindi vakti, her şeyin gölgesi, öğle vaktindeki gölgesinden kendi boyunun iki misli kadar uzadığında girmektedir. İmâm-ı Âzam'ın bu konudaki delili ise Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) "Öğle vaktini, hava serinlediği zaman kılın. Çünkü öğle vaktindeki hararetin şiddeti, cehennemin hararetinin şiddetinden kaynaklanmıştır" hadisidir. İkindinin sonu ise yukarıdaki hadiste
    [3] "güneşin sarardığı zaman" olarak açıklanmıştır. Bunu, güneş sarardıktan sonra ikindiyi kılmanın mekruh olduğu şeklinde anlamalıyız; zira "Güneş batmadan önce ikindi vaktinden bir rekâta yetişen kimse ikindi namazına yetişmiştir" hadisine göre ikindinin vakti, güneş batıncaya kadar devam etmektedir

    .
    Akşam vakti: Hadise[3] göre güneşin batmasıyla başlar. Tepeler vs. engeller nedeniyle batı ufkunun görülememesi durumunda vaktin ne zaman gireceği konusu ise Efendimiz'in (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisinde "doğudaki tepelerin kararması" ifadesiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Bu ifadeye göre akşam vaktinin girmesi için, yöredeki en yüksek mevkiden bakıldığında dahi güneşin batmış olması şarttır. Zira güneş batarken ışığı karşı tarafa, yani doğu tarafına yansır. Doğudaki tepelerden ışığın kaybolması ise, civarda güneşin batışının izlenebildiği en yüksek noktadan bakıldığında dahi güneşin tamamının ufkun altına inmesi demektir. Hadiste akşamın son vakti şafağın kaybolması, yani yatsı vaktinin girmesi olarak tanımlanmıştır. Ancak Cebrâil'in (a.s.) namaz vakitlerini öğrettiği her iki günde de akşam namazını tek bir vakitte kıldırmış olmasına dayanarak, akşam namazı vaktinin güneşin batmasıyla başlayan dar bir vakit olduğu İmam Maliki tarafından içtihad edilmiştir. "Akşam namazını yıldızların iç içe göründüğü zamana kadar tehir etmedikleri müddetçe ümmetim hayır (yahut fıtrat) üzerindedir" hadisi de akşam namazını geciktirmenin her halükarda mekruh olduğunu göstermektedir.

    Yatsı vakti: Hadise[3] göre şafağın kaybolmasıyla başlayıp, geceyarısı sona ermektedir. Bir rivayette ise yatsının son vaktinin "gecenin üçte biri geçince" olduğu bildirilmiştir. Ancak Ebu Katâde'nin rivayet ettiği bir hadiste "bir namazın vaktinin, diğer namazın vakti girinceye kadar devam ettiği" bildirilmektedir. Buna göre yatsı vakti, sabah namazı vakti girinceye kadar devam etmekle birlikte, gecenin üçte biri veya yarısından sonraya bırakmak mekruhtur.Şafağın kaybolması hadisesi konusunda ihtilaf mevcuttur. İmâm-ı Âzam şafağın, ufuktaki beyazlık (beyaz şafak) olduğunu ifade etmiş, diğer mezhep imamları ise şafağı ufuktaki kızıllık (kızıl şafak) olarak anlamışlardır. Güneşin batmasıyla önce ufukta bir kızıllık oluşmakta, ardından bu kızıllık solarak yerini beyazlığa bırakmaktadır. Buna göre, Ebu Hanife hazretlerinin esas aldığı yatsı vakti, ufuktaki beyazlığın (görülebilir aydınlık) tamamen kaybolduğu andır; bu ise diğer imamların esas aldığı yatsı vaktinden daha sonra oluşmaktadır. Sahabeler (r.a.) arasında da bu konuda görüş birliği olmadığını, örneğin Hz. Ali, Hz. Ömer ve oğlu ile Hz. İbni Abbas’ın kızıl şafağı esas aldığını; Hz. Ebubekir, Hz. Muaz bin Cebel, Hz. Enes, Hz. Ebu Hureyre ve Hz. Aişe’nin ise beyaz şafağa göre amel ettiklerini görüyoruz.

    Sabah namazı vakti: Hadiste[3] belirtildiğine göre sabah namazı vakti fecrin doğması ile başlayıp, güneşin doğması ile sona ermektedir. Fecrin ne zaman doğmuş kabul edileceği ise, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) tarafından "Fecr-i kâzib size mani olmasın, fecr-i sadık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için" hadisiyle[6]açıklanmıştır. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), fecr-i sadık'ı tarif sadedinde, "O, enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değil"[7] buyurmuştur. Buna göre, imsak zamanı gökyüzünün ufuk hizasında önce uzunlamasına bir aydınlık belirmektedir. Ufuğa dik şekilde oluşan ve kurt kuyruğuna da benzetilen bu ince ve zayıf aydınlık (fecr-i kâzib) bir müddet sonra yerini, enlemesine yayılarak genişleyen bir beyazlığa (fecr-i sadık) bırakmaktadır. Fecr-i kâzib olarak nitelendirilen hadisenin, fecirden önce tipik olarak müşahede edilen Zodyak ışıması olabileceği düşünülmüştür. Gezegenler arası boşluktaki toz zerrelerinin güneşi yansıtmasından kaynaklanan bu ışıma, hadiste tarif edildiği gibi fecr-i sadıktan az önce görülmekte, tabanı ufuğa dayalı, ucu ise güneş yörüngesini (ekliptik) gösterir bir piramide benzemektedir

    Öğle Vakti:
    Öğle vakti, tanımı gereği güneşin batıya yönelmesi ile başlamaktadır. Günün ilk yarısında doğu tarafında bulunan güneş, günün ikinci yarısında batı tarafına geçer. Günün tam ortasında ise güneş merkezi, üzerinde bulunduğumuz meridyene dik konuma gelir (başucu=zenit konumu); yani bulunduğumuz noktada kuzey/güney yönünde uzanan yere dik itibari düzlem güneşin merkeziyle çakışır. Bu esnada güneş, (ekvator kuşağı hariç olmak üzere) kuzey yarımkürede tam güneyi ve güney yarımkürede tam kuzeyi gösterir (bkz. Şekil 2). Güneşin en yüksekte olduğu bu vakitte (zeval vakti) namaz kılmak yasaklandığından, öğle vaktinin girmesi, yani güneşin batıya meyletmiş sayılması için en azından, güneş bu meridyen düzlemini terk edinceye kadar beklenmesi gerekmektedir. Bu süre zarfında meridyen hattı, güneş merkezinden güneş yuvarlağının kenarına ulaşıp dışına çıkar. Güneş yuvarlağının dünyadan görünen yarıçapının gökyüzünde kapladığı açı yaklaşık 0,27° olduğuna ve güneş 1 dereceyi 4 dakikada kat ettiğine göre (bir gün=1440 dakika / 360 derece), güneşin merkezinden kenarına bir yarıçap kadar hareket etmesi ve başucu dışına çıkması için 1 dakikadan biraz fazla bir zamanın geçmesi gerekir. Bu nedenle öğle vaktinin hesaplanması için zeval vaktine 2 dakika ilave edilmelidir.
    Zeval vaktinde güneşin o gün için en yüksek noktaya ulaştığını belirtmiştik. Bu durumda zeval vaktindeki Güneş Dikey Açısı, o günün en yüksek açısı olmaktadır. Zeval Dikey Açısı olarak adlandırılan bu açı, ikindi vaktinin hesabında kullanılmaktadır. Zeval vaktinde güneşin en yüksekte bulunması, bu vakitte gölgelerin de en kısa olması anlamına gelmektedir. Zeval anındaki gölgenin uzunluğuna Zeval Gölgesi(fey-i zeval) denir. Zeval Gölgesi de ikindi gölgesinin hesabında kullanılır:
    İkindi Vakti:
    İkindinin vakti, hadiste ifade edildiği üzere, bir cismin gölgesinin, ikindi gölgesi olarak tanımlanan uzunluğa erişmesiyle başlamaktadır. İkindi gölgesinin ne olduğu konusunda ise, Tanımlar bölümünde açıklandığı üzere mezhepler arasında farklılık mevcuttur. Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleri ile, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre bir cismin İkindi Gölgesi, o cismin Zeval Gölgesi uzunluğuna cismin kendi uzunluğunun eklenmesi ile bulunur. Yani 1 m.lik bir sopanın gölgesi zeval vaktinde 0,5 m. ise, sopanın gölgesi 0,5 m. + 1 m. = 1,5 m.ye ulaştığında ikindi vakti girmiş olur. Bu vakte Asr-ı Evvel denir. İmam Ebu Hanife'ye göre ise ikindi gölgesi, o cismin Zeval Gölgesi uzunluğuna cismin kendi uzunluğunun iki katının eklenmesi ile bulunur. Yani örneğimizdeki sopanın gölgesi, 0,5 m. + 2 m. = 2,5 m. olduğunda İmam Ebu Hanife'ye göre ikindi vakti girmiş olur. Bu vakte ise Asr-ı Sani adı verilir. Zeval, Asr-ı Evvel ve Asr-ı Sani gölgelerinin oluşumu
    Akşam ve Güneş Vakitleri:
    Akşam vaktinin girmesi için güneşin tamamen batması lâzım geldiğini hadislerden anlıyoruz. Bu ise, güneşin üst ucunun, ufuk çizgisinin altına inmesi ile mümkün olur. Güneş merkezinin ufuk hizasında olduğu an, zahiri Güneş Dikey Açısının 0° olduğu andır. Üst ucunun ufuk çizgisine gelmesi için ise merkezinin güneş yarıçapı kadar, yani 0.27° alçalması gerekir. Ancak burada hesaba katılması gereken başka bir husus vardır ki o da atmosferin güneş ışınlarını kırma özelliğidir:
    Atmosferi oluşturan moleküllerin boyutu, görünür ışığın dalga boyundan çok daha küçük olduğundan, güneş ışınları atmosferden geçerken kırınıma uğrar. Literatürde Rayleigh kırınımı (saçınımı) olarak bilinen bu hadise, atmosfere giren güneş ışınlarının yönünün değişmesine sebep olmaktadır. Bu değişimde ışığın hareket istikameti, az yoğun katmandan daha yoğun katmana doğru olmaktadır; yani boşluktan gelen ışık, gittikçe daha yoğunlaşan bir gaz tabakası içinde hareket ettikçe içeri (yeryüzüne) doğru kırılmakta ve dikey açısı artmaktadır. Bu da güneşin, gerçekte bulunduğu yerden daha yukarıda görülmesine sebep olur. Yani güneşin gerçekteki (astronomik) yüksekliği (gerçek Güneş Dikey Açısı), dünyadan görülen yüksekliğinden (zahiri Güneş Dikey Açısı) daha azdır. Aradaki fark, Kırılma Açısı olarak bilinir:

    Kırılma Açısı = zahiri Güneş Dikey Açısı - gerçek Güneş Dikey Açısı
    Yeryüzünden yukarı doğru çıkıldıkça (yani irtifa kazandıkça) atmosferin yoğunluğu sürekli olarak azalmakla ve takriben 100 km.den sonra pratik olarak etkisi kalmamaktadır. Buna göre atmosferin belli bir fiziki kalınlığı olduğundan bahsedilebilir. Kırılma miktarının da ışığın atmosferde kat ettiği yola, yani atmosferin kalınlığına bağlı olduğuna dayanarak, güneş ışınlarının sabit oranda kırıldığı ve böylece Kırılma Açısının da sabit olduğu düşünülebilir. Ancak, ayetlerini gonca gibi içi içe sarmalayan yüce Yaratıcı, burada da bize bir sürpriz hazırlamıştır:

    Dünya yuvarlak olduğundan, onu saran atmosfer de küre biçimindedir. Güneş ufka doğru alçaldıkça, yani Güneş Dikey Açısı azaldıkça güneş ışınlarının atmosfer içinde kat ettiği mesafe de artmaktadır

    Yatsı ve imsak vakitleri:
    Hadise göre yatsı vaktinin tanımı, şafağın kaybolması, imsak vaktininki ise hakiki fecrin zuhurudur. Fecrin/şafağın oluşması ise, tamamen atmosfere ve onun ışığı kırma özelliğine dayanmaktadır. Eğer atmosfer olmasaydı, güneş battığı anda etraf kapkaranlık olacak ve alacakaranlık oluşmayacak, böylelikle yatsı ve imsak vakitlerinden söz edemeyecektik. Peki ışığın kırılması, alacakaranlığın oluşumuna nasıl sebebiyet vermektedir?


    Rayleigh etkisi, yani atmosferin güneş ışınlarını kırma özelliği, ışığın rengine yani dalga boyuna bağlı olarak değişim göstermektedir. Birbirine ters orantılı bu bağıntı sonucu, görece daha düşük dalga boyuna sahip olan mavi ışınlar, kırmızı ışınlardan daha fazla kırılıma uğrarlar. Güneşten gelen kırmızı ışınların yaklaşık %5’i, atmosferden geçerken kırılmakta ve gözümüze ulaşamadan saçınmaktadır. Mavi ışınlarda ise bu rakam %20 civarına kadar yükselir. Güneşten bize gelen mavi ışınların daha fazla kırılması, güneş istikametinden dışa doğru bükülmelerine yol açar ve güneşin bize ulaşan huzmesindeki renk tayfında daha az mavi bulunmasına sebep olur. Bizim gökyüzündeki güneşi sarımsı beyaz görmemiz bu sebeptendir; yoksa güneşin atmosfer dışından gözlenen rengi "günışığı" flüoresan ampullerin rengi gibi donuk beyazdır. Güneş huzmesinden dışarı sevk olunan mavi ışınlar ise atmosfer tarafından yansıtılarak bize gökyüzünün mavi rengini verir. Evet, Rabbimiz, atmosfere ışığı kırma özelliği vererek hem güneşin rengini "ısıtmış", hem de gökyüzümüzü renklendirip şenlendirmiş ve kapkara olmaktan kurtarmıştır


    daha fazlası için tıklayınız>>>


    VAKİTLER

    Namaz Vakitleri
    Mekruh Vakitler

    Temkinler

    Uç Enlemler

    KIBLE


    Kıble Açısı

    Yön Tayini

    HİCRİ TAKVİM


    Kameri Ayın Başlangıcı

    Ay Hareketi ve Kavuşum

    Yeniayın Görülebilme Kriterleri

    SONUÇ

    KAYNAKÇA













+ Yorum Gönder