Konusunu Oylayın.: Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri
  1. 09.Ağustos.2012, 02:40
    1
    Misafir

    Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri






    Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri Mumsema Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri


  2. 09.Ağustos.2012, 02:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Ağustos.2012, 03:53
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Az Yemenin Faydaları Ve Çok Yemenin Afetleri




    Az yemenin faydaları


    1. Fayda:
    Az yemek kalbi parlatır... ve aydınlatır. Peygamberimiz buyuruyor ki: "Kalplerinizi az yemekle ihya ediniz, açlıkla temizleyiniz ki saf ve hafif olsun." Yine buyurur: «Yemeği doyasıya yemeyiniz ki, kalbinizde marifet ateşi sönmesin ve hikmet nuru gizlenmesin. Çünkü marifet cennet yoludur. Az yemek de marifetin kapısıdır.» Bu itibarla az yemek cennetin kapısını çalmak olur. Nitekim kainatın efendisi buyu*rur ki: «Cennet kapısını açlık ile çalmağa devam ediniz.»

    2. Fayda:
    Az yemekten fikir ve kalp inceliği meydana gelir. Kalbin zikirden etkilenmesi zevk alması ve zikre devamı kolay olur.

    3. Fayda:
    İnsanın nefsini en çok kıran ve zillete düşüren şey açlıktır. Aynı zamanda sevinç, neşe ve böbürlenmeyi de yok eder. İnsan acıktığı vakit Rabbine döner. O'nun büyüklüğü karşısında eğilir, acizlik ve zilletini anlar. Zira açlık sayesinde kuvvet azalır ve kaybedilen her lokma hilenin bir yolunu daraltır. İçemediği bir yudum su onu dünyadan soğutur. Kendi zillet veacizliğini farketmeyen kimse, Rabbinin izzet ve gücünü bilmez. İnsanın saadeti, devamlı olarak zillet ve acizliğini görmesi ve Rabbinin izzet, güç ve kahrını bilmesi ile olur. Bunun için devamlı aç kalmalı, Rabbine muhtaç olduğunu hatırdan çıkarmamalı ve bu ihtiyacı zevk ile seyretmelidir. Bunun için dünya hazinelerini kendisine takdim ettiklerinde, Peygamberimiz buyuruyor ki: "Hayır, dünya serveti istemem. Bir güç aç, bir gün tok olarak yaşamayı daha çok severim. Aç olunca sabreder, tok olunca da şükrederim." Mide ile ferc, cehennemin kapılarıdır. Bunların aslı da tokluktur. Mide dolunca cehennemde doğru bir kapı açılmış olur. Zillet ve kırgınlık ise cennetin kapılarıdır. Bunun aslı da açlıktır.
    Zinun-i Mısri diyor ki: "Ne zaman karnım doyduysa işi azalttım ve azgınlığa meylettim."

    4. Fayda:
    Açlığın bir fadası da uykuyu azaltmaktır. Zira çok çok yiyen ve çok içen çok uyur. Bunun için bir şeyh sofra
    başında müridlerine şöyle dedi: "Çok yemeyin. Zira çok yemek, çok su içmeğe, çok su içmek de çok uykuya sebep olur. Çok uyku da büyük zarara yol açar." Büyüklerimizden yetmiş kişi çok uykunun çok içmekten meydana geldiğini söylemişlerdir.
    Çok uyku, ömrün boşa harcanmış anlarıdır. Gece ibadetini önler, insanı tembelleştirir ve kalbi karartır. Oysa insanın en değerli varlığı ömrüdür. Ömür, insanın sermayesidir. Ondan kar edilir. Uyku ise bir nevi ölümdür. Çok uyku ömürden çalınmış zamanlardır. Üstelik ibadetin üstünlüğünü de yitirir. Hatta uykulu kılınan teheccüdde fayda yoktur. Uykulu olarak yapılan ibadetin zevkine varılmaz.

    5. Fayda:
    Açlığın bir faydası da ibadete devamı kolaylaştırmasıdır. Çok yemek, fazla ibadet etmeye mani olur. Yemeği satın
    alıp pişirmek, yemek, yedikten sonra elleri yıkamak, iki de bir su içmek, bunun neticesi olarak sık sık tuvalete gitmek, abdest almak zaman kaybına sebep olur. Nafaka temini az zaman almış olsa bile bu saydıklarımızın yapılmasında kaybedilecek zamanın ibadetle meşgul olunması daha karlıdır. "Onlar bu dünya hayatının yalnız dış görünüşünü bilirler. Ahiret hayatından ise habersizdirler." (Rum, 7)

    6. Fayda: Az yemekle vücut sağlıklı olur. Zira hastalığın asıl sebebi oburluktur. Mide, bağırsak ve damarları dolduran insan hastalanır. Hastalık da ibadete mani olur, kalbi yorar ve insanı zikirden alıkoyar. Ayrıca, çok yemek geçim sıkıntısı doğurur, çeşitli hastalıklara yol açar. İnsanoğlu, bunları elde etmek için çektiği yorgunluklardan başka, çeşitli tehlike ve bir çok gayri meşru hareketlerle de karşı karşıya kalır. Oysa az yemekle bunların hiçbiri olmaz.

    7. Fayda:
    Az yiyen kimsenin masrafı da az olur. Oburluğa alışan kimse, midesinin esiri olur, sürekli onu düşünür. Mide adeta her gün sahibini sıkıştırıp "Bugün ne yiyeceksin" der. Adam haramdan kazanırsa asi olur. Helal kazanayım derse zillete düşer ve başkalarının kazancına göz diker. Bu ise daha büyük zillettir. Oysa gerçek mü'min geçimi kolay olan kimsedir. Büyüklerden biri diyor ki: "Birçok ihtiyaçlarımı, o arzuyu terketmeyi söylemekle yerine getirmiş olurum. Bu benim için daha kolay ve rahat oluyor."
    Büyüklerden biri diyor ki: "Birisinden borç almak istediğim zaman kendi mideme borç yapar ve borcu terketmesini söylerim." İbrahim Edhem (r.a.), arkadaşlarına yiyecek maddelerinin fiyatını sordu. Çok pahalı olduğunu söylediler. İbrahim Ethem şöyle dedi: "Onları almayın ki ucuzlasın."
    Sonuç olarak söylenebilir ki, insanların felakete sürüklenmesinin belli başlı sebebi, dünya hırsıdır. Hırsın sebebi ise mide, fercdir. Fercin sebebi de midedir. Bunların önüne geçmenin yolu yemeği azaltmaktır.

    8. Fayda: Az yemek yemenin bir faydası da fakirlere ve yoksullara yardım edebilme imkanının doğmasıdır. Böylece az yiyeyerek artırabildiği kadarını sadaka olarak vermiş ve bu yönden de sevap kazanmış olur. Mideye giren herşeyin karşılığı tuvalet, sadaka verilenin karşılığı ise lütufdur. Fazla yiyerek mideyi yorup hazım için çare aramak suretiyle günah kazanmaktansa, bir kısmını fakire vermek çok daha hayırlıdır. Peygamberimiz (S.A.S.) göbekli bir adama rastladı. Göbeğini işaret ederek şöyle buyurdu: "Buraya koyduğunu başka yere, yani sadakaya ve Allah yolunda verseydin daha iyi olurdu." Yani yemeğe harcadığını, sadakaya harcasaydın, iki cihan faziletini ve ruhani güzelliğini kazanmış olurdun. Bunun için büyüklerden biri diyor ki: "Açlık, ahiretin anahtarı ve zudhün kapısıdır. Tokluk ise dünyanın anahtarı ve dünyaya rağbetin kapısıdır."

    --------------------------

    Doyasıya yemek yemenin afetleri

    Doyasıya yemek yiyen kimse, münâcât zevkini kaybeder, hikmeti koruması zorlaşır, ibadet kendisine ağır gelmeye başlar, şehvetleri artar, halka karşı şefkati azalır. Çünkü karnı tok olduğu zaman, bütün halkın da kendisi gibi tok olduğunu zanneder.
    Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün şişman ve karnı büyük bir adama mübarek parmağıyla işaret ederek buyurmuştur ki:
    “-Şu (yemek ve semizlik), başka bir yerde olsaydı, senin için daha hayırlı olurdu. Açlık, âhiretin anahtarı, zâhidliğin kapısıdır. Tokluk ise, dünyanın anahtarı ve isteğin (dünyaya düşkünlüğün) kapısıdır.”
    Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, içinde bulunduğum İslam dîni, hem az yemeği, hem de çeşidin az olması gerektiğini gösteriyor.

    Bir de bu dilini anlamadığımız kitabın, sadece lafzını ve çokça okursam sevap alacağımızı söylediler. Hâlbuki evet, Kur’ân-ı Kerîm’i okumak sevap kazandırır, hatta anlamasak da… Ancak Kur’ân-ı Kerîm, sadece lafzen okunmak için indirilmedi ki… Okunsun, anlaşılsın, yaşansın ve hayatın her kademesine tatbik edilsin diye indirildi.
    Biz, maalesef, Kur’an’ı bir tarih kitabı veya geçmişler manzûmesi olarak gördük.
    Şimdi, yavaş yavaş anlamaya başladık ki, Kur’ân, “şimdi”den bahsediyor. Rasûlullâh, dün yaşamadı, bugün hâlâ yaşıyor. Rasûlullâh, dünü anlatan topluma değil, bugünü yaşayan insana bir şeyler söyledi ve hâlâ söylüyor. İşte şimdi kanser vak’alarının hızla arttığı dönemde Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in “Kuru üzüm yiyin!” hadîs-i şerîfi, bir panzehir oldu bizlere, bir ilaç oldu.
    Peki, Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “Az yiyin!..”
    Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “Günde iki ya da tek öğün yiyin!..”
    Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “-Tek çeşit yiyin.”
    Ey Müslümanlar, ey Rasûlullâh’a uyduğunu iddia edenler!.. O’nun hayatından örnek alanlar!
    İnsanlığın saâdeti O’nun gibi düşünmekte, O’nun gibi oturmakta, O’nun gibi yatmakta, O’nun gibi yaşamakta... Biz, hâlâ Rasûlullâh’a uymayı, yalnızca namazlardaki sünnetlerde arayalım.
    “Muhammedî olmak” bakışta… “Muhammedî olmak” oturuşta…“Muhammedî olmak” O’nun baktığı gibi bakmada… “Muhammedî olmak”hayatın her karesinde O’nunla hemhâl olmakta… Ancak böyle davranırsak hakiki Müslümanlar oluruz.
    Bugün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in söylediği her şeyin insan için ne kadar faydalı olduğu bilimsel gerçeklerle ispatlanıyor. Neden böyle olmasın ki?! O, Allâh’ın, beni yaratanın, Nebîsi…
    “İkra!” sırrını, bütün zerreleri ile idrâk eden Nebî…İnsanı okuyan, kâinâtı okuyan Nebî!.. Salât u Selâm olsun Sana!..

    Şebnem Dergisi



  4. 09.Ağustos.2012, 03:53
    2
    Silent and lonely rains



    Az yemenin faydaları


    1. Fayda:
    Az yemek kalbi parlatır... ve aydınlatır. Peygamberimiz buyuruyor ki: "Kalplerinizi az yemekle ihya ediniz, açlıkla temizleyiniz ki saf ve hafif olsun." Yine buyurur: «Yemeği doyasıya yemeyiniz ki, kalbinizde marifet ateşi sönmesin ve hikmet nuru gizlenmesin. Çünkü marifet cennet yoludur. Az yemek de marifetin kapısıdır.» Bu itibarla az yemek cennetin kapısını çalmak olur. Nitekim kainatın efendisi buyu*rur ki: «Cennet kapısını açlık ile çalmağa devam ediniz.»

    2. Fayda:
    Az yemekten fikir ve kalp inceliği meydana gelir. Kalbin zikirden etkilenmesi zevk alması ve zikre devamı kolay olur.

    3. Fayda:
    İnsanın nefsini en çok kıran ve zillete düşüren şey açlıktır. Aynı zamanda sevinç, neşe ve böbürlenmeyi de yok eder. İnsan acıktığı vakit Rabbine döner. O'nun büyüklüğü karşısında eğilir, acizlik ve zilletini anlar. Zira açlık sayesinde kuvvet azalır ve kaybedilen her lokma hilenin bir yolunu daraltır. İçemediği bir yudum su onu dünyadan soğutur. Kendi zillet veacizliğini farketmeyen kimse, Rabbinin izzet ve gücünü bilmez. İnsanın saadeti, devamlı olarak zillet ve acizliğini görmesi ve Rabbinin izzet, güç ve kahrını bilmesi ile olur. Bunun için devamlı aç kalmalı, Rabbine muhtaç olduğunu hatırdan çıkarmamalı ve bu ihtiyacı zevk ile seyretmelidir. Bunun için dünya hazinelerini kendisine takdim ettiklerinde, Peygamberimiz buyuruyor ki: "Hayır, dünya serveti istemem. Bir güç aç, bir gün tok olarak yaşamayı daha çok severim. Aç olunca sabreder, tok olunca da şükrederim." Mide ile ferc, cehennemin kapılarıdır. Bunların aslı da tokluktur. Mide dolunca cehennemde doğru bir kapı açılmış olur. Zillet ve kırgınlık ise cennetin kapılarıdır. Bunun aslı da açlıktır.
    Zinun-i Mısri diyor ki: "Ne zaman karnım doyduysa işi azalttım ve azgınlığa meylettim."

    4. Fayda:
    Açlığın bir fadası da uykuyu azaltmaktır. Zira çok çok yiyen ve çok içen çok uyur. Bunun için bir şeyh sofra
    başında müridlerine şöyle dedi: "Çok yemeyin. Zira çok yemek, çok su içmeğe, çok su içmek de çok uykuya sebep olur. Çok uyku da büyük zarara yol açar." Büyüklerimizden yetmiş kişi çok uykunun çok içmekten meydana geldiğini söylemişlerdir.
    Çok uyku, ömrün boşa harcanmış anlarıdır. Gece ibadetini önler, insanı tembelleştirir ve kalbi karartır. Oysa insanın en değerli varlığı ömrüdür. Ömür, insanın sermayesidir. Ondan kar edilir. Uyku ise bir nevi ölümdür. Çok uyku ömürden çalınmış zamanlardır. Üstelik ibadetin üstünlüğünü de yitirir. Hatta uykulu kılınan teheccüdde fayda yoktur. Uykulu olarak yapılan ibadetin zevkine varılmaz.

    5. Fayda:
    Açlığın bir faydası da ibadete devamı kolaylaştırmasıdır. Çok yemek, fazla ibadet etmeye mani olur. Yemeği satın
    alıp pişirmek, yemek, yedikten sonra elleri yıkamak, iki de bir su içmek, bunun neticesi olarak sık sık tuvalete gitmek, abdest almak zaman kaybına sebep olur. Nafaka temini az zaman almış olsa bile bu saydıklarımızın yapılmasında kaybedilecek zamanın ibadetle meşgul olunması daha karlıdır. "Onlar bu dünya hayatının yalnız dış görünüşünü bilirler. Ahiret hayatından ise habersizdirler." (Rum, 7)

    6. Fayda: Az yemekle vücut sağlıklı olur. Zira hastalığın asıl sebebi oburluktur. Mide, bağırsak ve damarları dolduran insan hastalanır. Hastalık da ibadete mani olur, kalbi yorar ve insanı zikirden alıkoyar. Ayrıca, çok yemek geçim sıkıntısı doğurur, çeşitli hastalıklara yol açar. İnsanoğlu, bunları elde etmek için çektiği yorgunluklardan başka, çeşitli tehlike ve bir çok gayri meşru hareketlerle de karşı karşıya kalır. Oysa az yemekle bunların hiçbiri olmaz.

    7. Fayda:
    Az yiyen kimsenin masrafı da az olur. Oburluğa alışan kimse, midesinin esiri olur, sürekli onu düşünür. Mide adeta her gün sahibini sıkıştırıp "Bugün ne yiyeceksin" der. Adam haramdan kazanırsa asi olur. Helal kazanayım derse zillete düşer ve başkalarının kazancına göz diker. Bu ise daha büyük zillettir. Oysa gerçek mü'min geçimi kolay olan kimsedir. Büyüklerden biri diyor ki: "Birçok ihtiyaçlarımı, o arzuyu terketmeyi söylemekle yerine getirmiş olurum. Bu benim için daha kolay ve rahat oluyor."
    Büyüklerden biri diyor ki: "Birisinden borç almak istediğim zaman kendi mideme borç yapar ve borcu terketmesini söylerim." İbrahim Edhem (r.a.), arkadaşlarına yiyecek maddelerinin fiyatını sordu. Çok pahalı olduğunu söylediler. İbrahim Ethem şöyle dedi: "Onları almayın ki ucuzlasın."
    Sonuç olarak söylenebilir ki, insanların felakete sürüklenmesinin belli başlı sebebi, dünya hırsıdır. Hırsın sebebi ise mide, fercdir. Fercin sebebi de midedir. Bunların önüne geçmenin yolu yemeği azaltmaktır.

    8. Fayda: Az yemek yemenin bir faydası da fakirlere ve yoksullara yardım edebilme imkanının doğmasıdır. Böylece az yiyeyerek artırabildiği kadarını sadaka olarak vermiş ve bu yönden de sevap kazanmış olur. Mideye giren herşeyin karşılığı tuvalet, sadaka verilenin karşılığı ise lütufdur. Fazla yiyerek mideyi yorup hazım için çare aramak suretiyle günah kazanmaktansa, bir kısmını fakire vermek çok daha hayırlıdır. Peygamberimiz (S.A.S.) göbekli bir adama rastladı. Göbeğini işaret ederek şöyle buyurdu: "Buraya koyduğunu başka yere, yani sadakaya ve Allah yolunda verseydin daha iyi olurdu." Yani yemeğe harcadığını, sadakaya harcasaydın, iki cihan faziletini ve ruhani güzelliğini kazanmış olurdun. Bunun için büyüklerden biri diyor ki: "Açlık, ahiretin anahtarı ve zudhün kapısıdır. Tokluk ise dünyanın anahtarı ve dünyaya rağbetin kapısıdır."

    --------------------------

    Doyasıya yemek yemenin afetleri

    Doyasıya yemek yiyen kimse, münâcât zevkini kaybeder, hikmeti koruması zorlaşır, ibadet kendisine ağır gelmeye başlar, şehvetleri artar, halka karşı şefkati azalır. Çünkü karnı tok olduğu zaman, bütün halkın da kendisi gibi tok olduğunu zanneder.
    Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün şişman ve karnı büyük bir adama mübarek parmağıyla işaret ederek buyurmuştur ki:
    “-Şu (yemek ve semizlik), başka bir yerde olsaydı, senin için daha hayırlı olurdu. Açlık, âhiretin anahtarı, zâhidliğin kapısıdır. Tokluk ise, dünyanın anahtarı ve isteğin (dünyaya düşkünlüğün) kapısıdır.”
    Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, içinde bulunduğum İslam dîni, hem az yemeği, hem de çeşidin az olması gerektiğini gösteriyor.

    Bir de bu dilini anlamadığımız kitabın, sadece lafzını ve çokça okursam sevap alacağımızı söylediler. Hâlbuki evet, Kur’ân-ı Kerîm’i okumak sevap kazandırır, hatta anlamasak da… Ancak Kur’ân-ı Kerîm, sadece lafzen okunmak için indirilmedi ki… Okunsun, anlaşılsın, yaşansın ve hayatın her kademesine tatbik edilsin diye indirildi.
    Biz, maalesef, Kur’an’ı bir tarih kitabı veya geçmişler manzûmesi olarak gördük.
    Şimdi, yavaş yavaş anlamaya başladık ki, Kur’ân, “şimdi”den bahsediyor. Rasûlullâh, dün yaşamadı, bugün hâlâ yaşıyor. Rasûlullâh, dünü anlatan topluma değil, bugünü yaşayan insana bir şeyler söyledi ve hâlâ söylüyor. İşte şimdi kanser vak’alarının hızla arttığı dönemde Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in “Kuru üzüm yiyin!” hadîs-i şerîfi, bir panzehir oldu bizlere, bir ilaç oldu.
    Peki, Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “Az yiyin!..”
    Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “Günde iki ya da tek öğün yiyin!..”
    Rasûllulâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne diyor?
    “-Tek çeşit yiyin.”
    Ey Müslümanlar, ey Rasûlullâh’a uyduğunu iddia edenler!.. O’nun hayatından örnek alanlar!
    İnsanlığın saâdeti O’nun gibi düşünmekte, O’nun gibi oturmakta, O’nun gibi yatmakta, O’nun gibi yaşamakta... Biz, hâlâ Rasûlullâh’a uymayı, yalnızca namazlardaki sünnetlerde arayalım.
    “Muhammedî olmak” bakışta… “Muhammedî olmak” oturuşta…“Muhammedî olmak” O’nun baktığı gibi bakmada… “Muhammedî olmak”hayatın her karesinde O’nunla hemhâl olmakta… Ancak böyle davranırsak hakiki Müslümanlar oluruz.
    Bugün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in söylediği her şeyin insan için ne kadar faydalı olduğu bilimsel gerçeklerle ispatlanıyor. Neden böyle olmasın ki?! O, Allâh’ın, beni yaratanın, Nebîsi…
    “İkra!” sırrını, bütün zerreleri ile idrâk eden Nebî…İnsanı okuyan, kâinâtı okuyan Nebî!.. Salât u Selâm olsun Sana!..

    Şebnem Dergisi






+ Yorum Gönder