Konusunu Oylayın.: Hocam fıtır ve fidye kimlere verilir kimlere verilmez? söylermisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hocam fıtır ve fidye kimlere verilir kimlere verilmez? söylermisiniz?
  1. 05.Ağustos.2012, 15:57
    1
    Misafir

    Hocam fıtır ve fidye kimlere verilir kimlere verilmez? söylermisiniz?






    Hocam fıtır ve fidye kimlere verilir kimlere verilmez? söylermisiniz? Mumsema hocam fıtır ve fidye kimlere verilirb kimlere verilmez? söylermisiniz?


  2. 05.Ağustos.2012, 15:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ağustos.2012, 00:12
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: hocam fıtır ve fidye kimlere verilir kimlere verilmez? söylermisiniz?




    Sadaka-i fıtır kimlere verilir, kimlere verilemez?

    Sadaka-i fıtır, zekat verilebilecek kimselere verilir. (bk. Zekat kimlere verilir?). Zekat verilmesi caiz olmayan kişilere sadaka-i fıtır da verilemez (bk. Zekat kimlere verilmez?).

    Zekât ve fitre kimlere verilir; kimlere verilmez?
    Zekât ve fitre hangi kimselere verilir, hangilerine verilmez konusu, sabit bir konudur.Bu itibarla, geçmişteki tespitlerimizden birini bugün sorulan sualler sebebiyle bir daha bilginize arz ediyoruz.
    Zannederim bu konuda üst üste gelen sualler cevaplanmış olacak, tekrar soruya da ihtiyaç kalmayacaktır.
    Bilindiği gibi İslâm, Müslüman’ı bencillikten korumuş, egoistlikten muhafaza etmiştir.İslâm’la ilgisi olmayanlar sadece kendi nefislerini düşünebilirler, kendilerini kurtardıktan sonra başkalarının sıkıntısını hesaba katmayabilirler. Hatta altta kalanın canı çıksın, şeklinde bir tekerlemeyle de durumu geçiştirebilirler. Ama Müslüman böyle olamaz. İman ettiği İslâm ona mükellefiyetler yükler ve buyurur ki:
    – Senin durumun iyidir. Dinen zengin sayılmaktasın. Öyle ise servetinin kırkta birini ayıracaksın, çevrende gördüğün ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için vereceksin.
    Hem öylesine vereceksin ki, bunu verdiğin için minnet etmek şöyle dursun, onlar aldıkları için minnet duyacaksın, seni borçtan kurtardıkları için sevinç hissedeceksin.
    Evet, İslâm, Müslüman’ı böylesine diğer–gâm yapar, örnek insan haline getirir. Sosyal adaletçilerin kulakları çınlasın.
    İslâm’ın Müslüman’a yüklediği bu yardım mükellefiyeti bilhassa Ramazan ayında gündeme gelir. Zenginler bu ayda servetlerini hesap ederler, nisaba baliğ olmuşlarsa ‘kırkta birini’ ayırıp ihtiyaç sahibi din kardeşlerine verir, ayrı bir mutluluk yaşarlar.
    Ancak bu yardımda dikkat edecekleri hususlar vardır. Çevresindeki ihtiyaç sahiplerinden kimileri ‘yakın akraba’ olabilir, kimileri de ‘uzak akraba’ olabilirler.
    Zengin insan tutar da zekât, fitre veriyorum diye masrafını zaten üstlenmek zorunda olduğu ‘yakınlarına’ verirse bu caiz olmaz. Bu, bir cebinden alıp diğer cebine koymak gibi bir menfaatperestlik olur.
    Böyle bir netice söz konusu olmaması için, “Kimlere zekât, fitre verilir, kimlere verilmez?” sualinin cevabına bakalım isterseniz. Şöyle ki: Zekât ve fitre verecek olan kimse, şu yakınlarına veremez. Zira bunlar kendisinin çok yakınlarıdır. Onları zekâtla, fitreyle değil de, sofrasındaki ortak yemeğiyle besleyecek, kendisinden bir parça olarak kabul edecektir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
    – Anneye, babaya, nineye, dedeye, oğullara, kızlara, bunların çocuklarına, yani torunlara zekât, fitre verilmez. Bunlar sofradaki ortaklarımızdır. Zekâtla değil, kendi masrafımızla bakacağız bunlara. Bunların dışında zekât verilecek akrabaları sıralamak gerekirse şöyle ifade etmek mümkündür:
    –Başka aileye gitmiş kız kardeşlere, ayrılmış oğlan kardeşlere, bunların çocuklarına. Yani yeğenlere, amcalara, dayılara. Bunların çocuklarına. Hala ve teyzelere, kayınvalideye, damada ve akraba olmayan diğer ihtiyaç sahiplerine. Bakıma muhtaç öğrencilere, masraflarına kullanılacak hususlara...
    Zekât ve fitrede, akraba olan ihtiyaç sahipleri öncelik alırlar. Bir de servetin kazanıldığı yerin ihtiyaç sahipleri öne geçerler.
    Bu itibarla, bulunulan yerdeki ihtiyaç sahipleri dururken başka şehirlere göndermek (caiz olsa da) münasip görülmez.
    Olsa olsa, yakındakilerin ihtiyaçları karşılanır, sonra çok münasip görülen o kimselere de gönderilebilir. Yeter ki, gönderilen bu yardımlar ihtiyaç sahiplerinin eline bayramdan önce geçsin, ihtiyaçlarını temin ederek bayramı huzurlu geçirecek duruma gelmiş olsunlar.
    Daha doğrusu bayram sevincinde hep beraber olalım, içimizde üzgünler bulunmasın.Yardımların hikmeti de budur zaten; bayramda hep birlikte sevinmek.
    Bir taraf ihtiyaçlarını karşılamış huzur içinde bayram yapıyor, diğer taraf ise sıkıntılar içinde sızlanıyor, sonra bir arada bayram yapıyoruz. Bu İslâm’ın emrine de, Müslüman’ın anlayışına da uymaz elbette.


    Ahmed Şahin






  4. 06.Ağustos.2012, 00:12
    2
    Devamlı Üye



    Sadaka-i fıtır kimlere verilir, kimlere verilemez?

    Sadaka-i fıtır, zekat verilebilecek kimselere verilir. (bk. Zekat kimlere verilir?). Zekat verilmesi caiz olmayan kişilere sadaka-i fıtır da verilemez (bk. Zekat kimlere verilmez?).

    Zekât ve fitre kimlere verilir; kimlere verilmez?
    Zekât ve fitre hangi kimselere verilir, hangilerine verilmez konusu, sabit bir konudur.Bu itibarla, geçmişteki tespitlerimizden birini bugün sorulan sualler sebebiyle bir daha bilginize arz ediyoruz.
    Zannederim bu konuda üst üste gelen sualler cevaplanmış olacak, tekrar soruya da ihtiyaç kalmayacaktır.
    Bilindiği gibi İslâm, Müslüman’ı bencillikten korumuş, egoistlikten muhafaza etmiştir.İslâm’la ilgisi olmayanlar sadece kendi nefislerini düşünebilirler, kendilerini kurtardıktan sonra başkalarının sıkıntısını hesaba katmayabilirler. Hatta altta kalanın canı çıksın, şeklinde bir tekerlemeyle de durumu geçiştirebilirler. Ama Müslüman böyle olamaz. İman ettiği İslâm ona mükellefiyetler yükler ve buyurur ki:
    – Senin durumun iyidir. Dinen zengin sayılmaktasın. Öyle ise servetinin kırkta birini ayıracaksın, çevrende gördüğün ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için vereceksin.
    Hem öylesine vereceksin ki, bunu verdiğin için minnet etmek şöyle dursun, onlar aldıkları için minnet duyacaksın, seni borçtan kurtardıkları için sevinç hissedeceksin.
    Evet, İslâm, Müslüman’ı böylesine diğer–gâm yapar, örnek insan haline getirir. Sosyal adaletçilerin kulakları çınlasın.
    İslâm’ın Müslüman’a yüklediği bu yardım mükellefiyeti bilhassa Ramazan ayında gündeme gelir. Zenginler bu ayda servetlerini hesap ederler, nisaba baliğ olmuşlarsa ‘kırkta birini’ ayırıp ihtiyaç sahibi din kardeşlerine verir, ayrı bir mutluluk yaşarlar.
    Ancak bu yardımda dikkat edecekleri hususlar vardır. Çevresindeki ihtiyaç sahiplerinden kimileri ‘yakın akraba’ olabilir, kimileri de ‘uzak akraba’ olabilirler.
    Zengin insan tutar da zekât, fitre veriyorum diye masrafını zaten üstlenmek zorunda olduğu ‘yakınlarına’ verirse bu caiz olmaz. Bu, bir cebinden alıp diğer cebine koymak gibi bir menfaatperestlik olur.
    Böyle bir netice söz konusu olmaması için, “Kimlere zekât, fitre verilir, kimlere verilmez?” sualinin cevabına bakalım isterseniz. Şöyle ki: Zekât ve fitre verecek olan kimse, şu yakınlarına veremez. Zira bunlar kendisinin çok yakınlarıdır. Onları zekâtla, fitreyle değil de, sofrasındaki ortak yemeğiyle besleyecek, kendisinden bir parça olarak kabul edecektir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
    – Anneye, babaya, nineye, dedeye, oğullara, kızlara, bunların çocuklarına, yani torunlara zekât, fitre verilmez. Bunlar sofradaki ortaklarımızdır. Zekâtla değil, kendi masrafımızla bakacağız bunlara. Bunların dışında zekât verilecek akrabaları sıralamak gerekirse şöyle ifade etmek mümkündür:
    –Başka aileye gitmiş kız kardeşlere, ayrılmış oğlan kardeşlere, bunların çocuklarına. Yani yeğenlere, amcalara, dayılara. Bunların çocuklarına. Hala ve teyzelere, kayınvalideye, damada ve akraba olmayan diğer ihtiyaç sahiplerine. Bakıma muhtaç öğrencilere, masraflarına kullanılacak hususlara...
    Zekât ve fitrede, akraba olan ihtiyaç sahipleri öncelik alırlar. Bir de servetin kazanıldığı yerin ihtiyaç sahipleri öne geçerler.
    Bu itibarla, bulunulan yerdeki ihtiyaç sahipleri dururken başka şehirlere göndermek (caiz olsa da) münasip görülmez.
    Olsa olsa, yakındakilerin ihtiyaçları karşılanır, sonra çok münasip görülen o kimselere de gönderilebilir. Yeter ki, gönderilen bu yardımlar ihtiyaç sahiplerinin eline bayramdan önce geçsin, ihtiyaçlarını temin ederek bayramı huzurlu geçirecek duruma gelmiş olsunlar.
    Daha doğrusu bayram sevincinde hep beraber olalım, içimizde üzgünler bulunmasın.Yardımların hikmeti de budur zaten; bayramda hep birlikte sevinmek.
    Bir taraf ihtiyaçlarını karşılamış huzur içinde bayram yapıyor, diğer taraf ise sıkıntılar içinde sızlanıyor, sonra bir arada bayram yapıyoruz. Bu İslâm’ın emrine de, Müslüman’ın anlayışına da uymaz elbette.


    Ahmed Şahin









+ Yorum Gönder