Konusunu Oylayın.: İslam'ın Şartları - Hac (Hacca Gitmek)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam'ın Şartları - Hac (Hacca Gitmek)
  1. 03.Ağustos.2012, 15:33
    1
    Misafir

    İslam'ın Şartları - Hac (Hacca Gitmek)

  2. 03.Ağustos.2012, 19:29
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslam'ın Şartları - Hac (Hacca Gitmek)




    HAC
    Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir. Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir. Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır." buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır. Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

    Hac Kimlere Farzdır?
    Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır. Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

    Haccın Fazileti
    Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır. Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç - annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: "Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler." Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz: "Allah ve Rasûlüne iman" şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca; "Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra hangisi? denince; "Makbul hac" diye cevap vermiştir. Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz; "Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar" buyurmaktadır. Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir: "Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder." Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir. Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.

    Haccın Hikmetleri
    Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır. Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir. İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır. Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar. Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme... gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler. Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur. Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür. Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır. Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.

    HACCIN ÖNEMİ

    Hac, Arafat'ta belirlenen özel vaktinde vakfe yapmaktan (bir miktar durmaktan) ve Kâbe-i Muazzama'yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret etmekten ibaret olan bir ibadettir. İslam'ın şartlarından beşincisidir. mal ve bedenle yapılan bir ibadettir. Hac yapan kimseye "hacı" denir. Çoğulu "hüccac"dır.
    Hac ibadeti hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Belirli şartları taşıyan Müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Farz oluşu kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Hac ibadetini inkâr etmek, onu küçümsemek veya alay etmek dinden çıkmaktır. Böyle bir hataya düşen kimse tövbe etmeli, imanını tazelemeli, bu ibadetin farz olduğuna iman etmeli ve şartlarını taşıyorsa hacca gitmelidir.
    Allah Teâlâ Âl-i İmrân süresi 96. ve 97. ayet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır.
    "İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke'de bulunan, her şeyi ile mübarek yapılan ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe'dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese Allah için Kâbe'yi ziyaret etmek, Allah'ın insanlar insanlar üzerindeki bir hakkıdır (onlara farz kıldığı bir vazifedir). Kim inkâr ederse bilsin ki, Allah'ın âlemde hiç kimseye ihtiyacı yoktur."
    Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "İslâm beş esas üzere kurulmuştur. Bunlar, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve Beytullah'ı (Kâbe'yi) haccetmektir."
    Bütün İslâm âlimleri de haccın farz olduğunda ittifak etmişlerdir.
    İmâm-ı Âzam ve Ebû Yusuf'a göre hac fevrîdir, yani yükümlünün gerekli şartları taşıdığı ilk yılda haccetmesi gerekir. Dinen geçerli bir mazeret olmadan ertesi seneye geciktirmek günahtır. İmam Muhammed'e göre ise hac ömrîdir; yani hac ile yükümlü olan kimse bunu ilk yılda yapmak zorunda değildir, ömrü içinde yapması yeterlidir. Ancak bu kimsenin hac veya umreyi geciktirmeksizin yapması sünnettir. İmam Muhammed'in görüşü müslümanlara kolaylık sağlayacağı için daha uygundur.
    Bununla birlikte şartlar oluştuktan sonra, önemli bir sebebi yoksa hemen hacca gitmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği ve insanın ne hallere düşeceği bilinmediği için itiyatlı davranmak gerekir.
    Haccın farz, vâcip ve sünnet olan herhangi bir işine "nüsük" denir. Bunun çoğulu "menâsik"tir. Nüsük, hacda yapılan her bir ibadete verilen addır.
    Hac için ihram şarttır.
    Ziyaret edilecek yerler Kâbe, arafat ve çevresidir.
    Hac ayları şevval, zilkade ve zilhicce aylarıdır.
    Arafatt'ta vakfe Arefe günü (zilhicce ayının dokuzuncu günü) yapılır.
    Ziyaret tavafının süresi kurban bayramı sabahıyla başlar. O günlerde yapılamazsa ömrün sonuna kadar yapılma imkânı vardır. Bir özür yoksa bu farzı kurban bayramının ilk günlerinde yerine getirmelidir.
    Mekke-i Mükerreme ve Medinei Münevvere çevresindeki belirli bir alana Haremeyn = iki haram (korumaya alınmış kutsal) bölge denir. Mekke hareminin merkezini Kâbe ve Mescid-i Harâm oluşturur.
    Harem bölgesinin dış çevre sınırları ile ihrama girme yerleri olan mîkatlar arasında kalan alana da "Hil bölgesi" denir.
    Medine Harem bölgesinin merkezi Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) nurlu mescididir. Bu mescide Mescid-i Nebevî denir.


    HACCIN FAZİLET VE FAYDALARI
    Hac hem bedende olan sıhhat ve selametin hem de mal varlığının bir şükür görevi olup bunun farz kılınmasında birçok hikmet ve fayda vardır.

    1. Gerçek bir haç, müslümanı günahlardan tertemiz eder, ona güzel bir terbiye sebebi olur, nurlu ve edepli bir hayat kazandırır, ayrıca ebedi saadet yurdunda cennet bileti olur. Hadis-i şerifte şu müjdeler verilmiştir:
    "Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner."

    "Kabul olunmuş bir hac, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kabul edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir."
    2. Hac ve umreye gidenlerin duası kabul edilir. Onlar Allah'ın elçileridir, gerideki müslümanların temsilcileridir, kendileri ve mümin kardeşleri için yaptıkları dualar geri çevrilmez, muhakkak bir karşılık verilir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuştur:
    "Hacca ve umreye gidenler müslümünları temsilen Allah'ın huzuruna giden heyetlerdir. Allah'a dua ederlerse kabul eder, günahlarının bağışlanmasını isterlerse bağışlar."
    3. Hac ile din tamam olur. Beş temel farzın yerine getirilmesi, İslam binasının tamamlanması demektir. Hac yapmayan kimse, bu ibadetin fayda ve faziletlerinden mahrum kalır. Haccın mana ve sırrı, onu yapmakla anlaşılır, ondaki tat, içinde iken alınır. ancak mümin fakir ise mazurdur, o da hac niyeti ve hasretiyle sevap alabilir.

    4. Hac müslümanların birlik ve dirlik sebebidir. Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah'a yönelmesi İslam kardeşliğini güçlendirmek içindir. Gerçek bir hac, müslümanların birbiriyle tanışmalarını, birbirinin der ve sıkıntılarına çare bulmalarını, maddî ve mânevi fayda görmelerini temin eder.

    5. Hac bir ölçü ve aynadır; insanın iman ve akıl seviyesini ölçer, nefsinin huylarını ortaya çıkarır, sabır seviyesini gösterir ve onu sabra alıştırır. Hac yolculuğu gerçekten meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolda yorgunluk, güneş, kalabalıkların izdihamı, farklı insanlar, değişik tâbiatlar, türlü davranış biçimleri ve imtihanlar insanı beklemektedir. Bütün bunlar ancak sabırlı olmakla aşılabilir. insanın sabrı da iman ve terbiye seviyesince olur. insan hac ile kendi nefsini tanımış olur, sabrını ve terbiye seviyesini ölçer, noksanı varsa onların derdine düşer, düşmelidir.

    6. İnsan hacda Hz. İbrahim'den beri ibadet edilen Kâbe-i Muazzama'yı civarındaki mübarek yerleri, İslamiyet'in cihana yayıldığı mukaddes mekanları ziyaret etmek ve görmekle heyecan duyar. Dini duyguları ve maneviyatı kuvvetlenir. Kendini Cenâb-ı Hakk'a daha yakın hisseder ve oradaki ibadetlerine kat kat sevap verilir.


    HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
    Bir kimseye haccın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

    1. Müslüman olmak.
    2. Akıllı olmak.
    3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak. Çocuğun yapacağı hac nâfile sayılır. Bulûğa erince yeniden hac yapması gerekir.
    4. Hür olmak. Köle ve câriyeye hac farz değildir.
    5. Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart İslâm beldesi olmayan ülkelerde Müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir.
    6. Gidiş geliş süresi içinde yol masrafıyla aile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak.
    7. Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.

    Bu şartların tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi farz olmadığı gibi yerine bir başkasını bedel olarak göndermesi, bedel gönderilmesini vasiyet etmesi de gerekmez.


    HACCIN ÇEŞİTLERİ
    Hüküm açısından hac farz, vâcip ve nâfile olarak üçe ayrılır.

    1. Farz Olan Hac: Belirli şartları taşıyan kimsenin ilk yapacağı hacdır.
    2. Vâcip Olan Hac: Bir kimsenin adayarak kendine gerekli kıldığı hac ve başlanan bir nâfile haccın bozulması nedeniyle kaza yapılan hacdır.
    3. Nâfile Olan Hac: Henüz haccetmekle yükümlü bulunmayan çocuğun ve arz olan haccı yapmış olan kimsenin daha sonraki yapacağı hacdır.

    Yerine getirilişi itibariyle de hac yine üç kısımdır:

    1. İfrad Haccı: Umresiz olarak yapılan farz, vâcip veya nâfile hacdır. İhrama girilirken sadece hacca niyet edilir. İfrad haccında şükür kurbanı kesmek vâcip değildir. İsteyen nâfile olarak kesebilir. İfrad haccı yapana "müfrid" denir.
    2. Temettu' Haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve hac ibadetlerini ayrı ayrı ihramda yapmaktır. Temettu' haccında ihrama giren kimse umreye niyet eder. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkar, hac günlerinde yeniden ihrama girerek hac vazifelerini yapar. Şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Bu haccı yapana "mütemetti" denir.
    3. Kırân Haccı: İhrama girerken hac ve umreye birlikte niyet ederek yapılan hacdır. Hac ve umre tek ihramla yapılır. Umre bitine ihramdan çıkılmaz, hac günlerine kadar ihramda kalınır, bu arada bütün ihram yasaklarından sakınır ve haccı bitirince ihramdan çıkar. Kırân haccı yapana şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Bu haccı yapana "kârin" denir.

    Temettu' haccı ifrad haccından, kırân haccı da temettu' haccından daha faziletlidir.


    HACCIN EDASININ ŞARTLARI
    Kendisine hac farz olan bir kimsenin hac vazifesini bizzat yapması için şu şartların bulunması gerekir. Bunlara haccın edasının (yerine getirilebilmesinin) şartları denir.

    1. Vücutça sağlıklı olmak. Kör, kötürüm, felçli ve hac yolculuğuna dayanamayacak kadar hasta veya yaşlı olmak.
    2. Hacca gitmesine bir engel olmamak. Tutukluluk, yurt dışına çıkma yasağı.
    3. Yol güvenliğinin olması.
    4. Kadının yanında kocası veya evlenmesi sürekli olarak câiz olmayan baba, kardeş, oğul, amca ve damat gibi bir mahremi bulunması.

    Kadının mahremlerinden kimse yoksa veya olup da maddî imkânı müsait değilse, bu durumda kadın farz haccı için Şâfii ve Mâlikî mezhebini taklit ederek hac yapabilir. Bunun için yol emniyeti ve güvenilir bir kadın topluluğu bulunması gerekir.
    5. Kocası ölmüş veya boşanmış olan kadınların iddet sürelerinin bitmiş olması.
    Haccın farz olmasının şartlarını taşıyıp da yukarıda sayılan edasının şartlarının tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi gerekmez. Fakat yerine bir başkasını bedel göndermesi veya ölümü halinde bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.
    alıntı





  3. 03.Ağustos.2012, 19:29
    2
    Silent and lonely rains



    HAC
    Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir. Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir. Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır." buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır. Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

    Hac Kimlere Farzdır?
    Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır. Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

    Haccın Fazileti
    Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır. Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç - annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: "Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler." Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz: "Allah ve Rasûlüne iman" şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca; "Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra hangisi? denince; "Makbul hac" diye cevap vermiştir. Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz; "Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar" buyurmaktadır. Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir: "Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder." Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir. Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.

    Haccın Hikmetleri
    Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır. Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir. İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır. Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar. Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme... gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler. Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur. Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür. Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır. Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.

    HACCIN ÖNEMİ

    Hac, Arafat'ta belirlenen özel vaktinde vakfe yapmaktan (bir miktar durmaktan) ve Kâbe-i Muazzama'yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret etmekten ibaret olan bir ibadettir. İslam'ın şartlarından beşincisidir. mal ve bedenle yapılan bir ibadettir. Hac yapan kimseye "hacı" denir. Çoğulu "hüccac"dır.
    Hac ibadeti hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Belirli şartları taşıyan Müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Farz oluşu kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Hac ibadetini inkâr etmek, onu küçümsemek veya alay etmek dinden çıkmaktır. Böyle bir hataya düşen kimse tövbe etmeli, imanını tazelemeli, bu ibadetin farz olduğuna iman etmeli ve şartlarını taşıyorsa hacca gitmelidir.
    Allah Teâlâ Âl-i İmrân süresi 96. ve 97. ayet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır.
    "İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke'de bulunan, her şeyi ile mübarek yapılan ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe'dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese Allah için Kâbe'yi ziyaret etmek, Allah'ın insanlar insanlar üzerindeki bir hakkıdır (onlara farz kıldığı bir vazifedir). Kim inkâr ederse bilsin ki, Allah'ın âlemde hiç kimseye ihtiyacı yoktur."
    Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "İslâm beş esas üzere kurulmuştur. Bunlar, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve Beytullah'ı (Kâbe'yi) haccetmektir."
    Bütün İslâm âlimleri de haccın farz olduğunda ittifak etmişlerdir.
    İmâm-ı Âzam ve Ebû Yusuf'a göre hac fevrîdir, yani yükümlünün gerekli şartları taşıdığı ilk yılda haccetmesi gerekir. Dinen geçerli bir mazeret olmadan ertesi seneye geciktirmek günahtır. İmam Muhammed'e göre ise hac ömrîdir; yani hac ile yükümlü olan kimse bunu ilk yılda yapmak zorunda değildir, ömrü içinde yapması yeterlidir. Ancak bu kimsenin hac veya umreyi geciktirmeksizin yapması sünnettir. İmam Muhammed'in görüşü müslümanlara kolaylık sağlayacağı için daha uygundur.
    Bununla birlikte şartlar oluştuktan sonra, önemli bir sebebi yoksa hemen hacca gitmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği ve insanın ne hallere düşeceği bilinmediği için itiyatlı davranmak gerekir.
    Haccın farz, vâcip ve sünnet olan herhangi bir işine "nüsük" denir. Bunun çoğulu "menâsik"tir. Nüsük, hacda yapılan her bir ibadete verilen addır.
    Hac için ihram şarttır.
    Ziyaret edilecek yerler Kâbe, arafat ve çevresidir.
    Hac ayları şevval, zilkade ve zilhicce aylarıdır.
    Arafatt'ta vakfe Arefe günü (zilhicce ayının dokuzuncu günü) yapılır.
    Ziyaret tavafının süresi kurban bayramı sabahıyla başlar. O günlerde yapılamazsa ömrün sonuna kadar yapılma imkânı vardır. Bir özür yoksa bu farzı kurban bayramının ilk günlerinde yerine getirmelidir.
    Mekke-i Mükerreme ve Medinei Münevvere çevresindeki belirli bir alana Haremeyn = iki haram (korumaya alınmış kutsal) bölge denir. Mekke hareminin merkezini Kâbe ve Mescid-i Harâm oluşturur.
    Harem bölgesinin dış çevre sınırları ile ihrama girme yerleri olan mîkatlar arasında kalan alana da "Hil bölgesi" denir.
    Medine Harem bölgesinin merkezi Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) nurlu mescididir. Bu mescide Mescid-i Nebevî denir.


    HACCIN FAZİLET VE FAYDALARI
    Hac hem bedende olan sıhhat ve selametin hem de mal varlığının bir şükür görevi olup bunun farz kılınmasında birçok hikmet ve fayda vardır.

    1. Gerçek bir haç, müslümanı günahlardan tertemiz eder, ona güzel bir terbiye sebebi olur, nurlu ve edepli bir hayat kazandırır, ayrıca ebedi saadet yurdunda cennet bileti olur. Hadis-i şerifte şu müjdeler verilmiştir:
    "Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner."

    "Kabul olunmuş bir hac, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kabul edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir."
    2. Hac ve umreye gidenlerin duası kabul edilir. Onlar Allah'ın elçileridir, gerideki müslümanların temsilcileridir, kendileri ve mümin kardeşleri için yaptıkları dualar geri çevrilmez, muhakkak bir karşılık verilir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuştur:
    "Hacca ve umreye gidenler müslümünları temsilen Allah'ın huzuruna giden heyetlerdir. Allah'a dua ederlerse kabul eder, günahlarının bağışlanmasını isterlerse bağışlar."
    3. Hac ile din tamam olur. Beş temel farzın yerine getirilmesi, İslam binasının tamamlanması demektir. Hac yapmayan kimse, bu ibadetin fayda ve faziletlerinden mahrum kalır. Haccın mana ve sırrı, onu yapmakla anlaşılır, ondaki tat, içinde iken alınır. ancak mümin fakir ise mazurdur, o da hac niyeti ve hasretiyle sevap alabilir.

    4. Hac müslümanların birlik ve dirlik sebebidir. Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah'a yönelmesi İslam kardeşliğini güçlendirmek içindir. Gerçek bir hac, müslümanların birbiriyle tanışmalarını, birbirinin der ve sıkıntılarına çare bulmalarını, maddî ve mânevi fayda görmelerini temin eder.

    5. Hac bir ölçü ve aynadır; insanın iman ve akıl seviyesini ölçer, nefsinin huylarını ortaya çıkarır, sabır seviyesini gösterir ve onu sabra alıştırır. Hac yolculuğu gerçekten meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolda yorgunluk, güneş, kalabalıkların izdihamı, farklı insanlar, değişik tâbiatlar, türlü davranış biçimleri ve imtihanlar insanı beklemektedir. Bütün bunlar ancak sabırlı olmakla aşılabilir. insanın sabrı da iman ve terbiye seviyesince olur. insan hac ile kendi nefsini tanımış olur, sabrını ve terbiye seviyesini ölçer, noksanı varsa onların derdine düşer, düşmelidir.

    6. İnsan hacda Hz. İbrahim'den beri ibadet edilen Kâbe-i Muazzama'yı civarındaki mübarek yerleri, İslamiyet'in cihana yayıldığı mukaddes mekanları ziyaret etmek ve görmekle heyecan duyar. Dini duyguları ve maneviyatı kuvvetlenir. Kendini Cenâb-ı Hakk'a daha yakın hisseder ve oradaki ibadetlerine kat kat sevap verilir.


    HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
    Bir kimseye haccın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

    1. Müslüman olmak.
    2. Akıllı olmak.
    3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak. Çocuğun yapacağı hac nâfile sayılır. Bulûğa erince yeniden hac yapması gerekir.
    4. Hür olmak. Köle ve câriyeye hac farz değildir.
    5. Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart İslâm beldesi olmayan ülkelerde Müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir.
    6. Gidiş geliş süresi içinde yol masrafıyla aile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak.
    7. Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.

    Bu şartların tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi farz olmadığı gibi yerine bir başkasını bedel olarak göndermesi, bedel gönderilmesini vasiyet etmesi de gerekmez.


    HACCIN ÇEŞİTLERİ
    Hüküm açısından hac farz, vâcip ve nâfile olarak üçe ayrılır.

    1. Farz Olan Hac: Belirli şartları taşıyan kimsenin ilk yapacağı hacdır.
    2. Vâcip Olan Hac: Bir kimsenin adayarak kendine gerekli kıldığı hac ve başlanan bir nâfile haccın bozulması nedeniyle kaza yapılan hacdır.
    3. Nâfile Olan Hac: Henüz haccetmekle yükümlü bulunmayan çocuğun ve arz olan haccı yapmış olan kimsenin daha sonraki yapacağı hacdır.

    Yerine getirilişi itibariyle de hac yine üç kısımdır:

    1. İfrad Haccı: Umresiz olarak yapılan farz, vâcip veya nâfile hacdır. İhrama girilirken sadece hacca niyet edilir. İfrad haccında şükür kurbanı kesmek vâcip değildir. İsteyen nâfile olarak kesebilir. İfrad haccı yapana "müfrid" denir.
    2. Temettu' Haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve hac ibadetlerini ayrı ayrı ihramda yapmaktır. Temettu' haccında ihrama giren kimse umreye niyet eder. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkar, hac günlerinde yeniden ihrama girerek hac vazifelerini yapar. Şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Bu haccı yapana "mütemetti" denir.
    3. Kırân Haccı: İhrama girerken hac ve umreye birlikte niyet ederek yapılan hacdır. Hac ve umre tek ihramla yapılır. Umre bitine ihramdan çıkılmaz, hac günlerine kadar ihramda kalınır, bu arada bütün ihram yasaklarından sakınır ve haccı bitirince ihramdan çıkar. Kırân haccı yapana şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Bu haccı yapana "kârin" denir.

    Temettu' haccı ifrad haccından, kırân haccı da temettu' haccından daha faziletlidir.


    HACCIN EDASININ ŞARTLARI
    Kendisine hac farz olan bir kimsenin hac vazifesini bizzat yapması için şu şartların bulunması gerekir. Bunlara haccın edasının (yerine getirilebilmesinin) şartları denir.

    1. Vücutça sağlıklı olmak. Kör, kötürüm, felçli ve hac yolculuğuna dayanamayacak kadar hasta veya yaşlı olmak.
    2. Hacca gitmesine bir engel olmamak. Tutukluluk, yurt dışına çıkma yasağı.
    3. Yol güvenliğinin olması.
    4. Kadının yanında kocası veya evlenmesi sürekli olarak câiz olmayan baba, kardeş, oğul, amca ve damat gibi bir mahremi bulunması.

    Kadının mahremlerinden kimse yoksa veya olup da maddî imkânı müsait değilse, bu durumda kadın farz haccı için Şâfii ve Mâlikî mezhebini taklit ederek hac yapabilir. Bunun için yol emniyeti ve güvenilir bir kadın topluluğu bulunması gerekir.
    5. Kocası ölmüş veya boşanmış olan kadınların iddet sürelerinin bitmiş olması.
    Haccın farz olmasının şartlarını taşıyıp da yukarıda sayılan edasının şartlarının tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi gerekmez. Fakat yerine bir başkasını bedel göndermesi veya ölümü halinde bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.
    alıntı








+ Yorum Gönder