Konusunu Oylayın.: İlim Ve Alimin Önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İlim Ve Alimin Önemi
  1. 03.Ağustos.2012, 01:54
    1
    Misafir

    İlim Ve Alimin Önemi

  2. 03.Ağustos.2012, 01:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 13.Ağustos.2012, 19:19
    2
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: İlim Ve Alimin Önemi




    ALİMİN VE İLMİN ÖNEMİ
    Salı, 09 Haziran 2009
    M. Ali KAYA
    İlim öğrenmek farzdır. Allah ilim talebelerini sever. İhtiyaç duyulan şeyleri sorup öğrenmekten vazgeçmek caiz değildir. Nitekim yüce Allah “Bilmiyorsanız ilim ehline sorunuz” (Nahl, 16:43) emretmektedir. Din bir ilim, eğitim ve öğretim müessesesidir. Bu sebeple ilk nazil olan ayet “Oku!” (Alak, 98:1) emridir. Dinin kemâle ermesi inananların ilim sahibi olmaları ile doğru orantılıdır. İnsanlar dinde ilim sahibi oldukça din güçlenir. Dini bilmeyenler çoğaldıkça din zayıflar. İlim dini, din insanı güçlendirir, olgunlaştırır ve kemale erdirir. Bunun için ilim öğrenmek mal kazanmaktan daha önemlidir. Mal Allah tarafından insanlar arasında “rızık” olarak paylaştırılmıştır ve taahhüt, yani garanti altına alınmıştır. Herkesin payı eksiksiz olarak verilir. İlim ise âlimin katındadır. Allah malı dilediğine ilmi ise dileyene, yani isteyene verir.

    Kur’ân-ı Kerim “Rabbim ilmimi artır” diye dua etmemizi etmemektedir. İlme kendisini veren ve ilimle insanlara faydalı olmayı dileyen insandan daha hayırlı insan yoktur. İlim peygamber mirası, öğretmek ise peygamber mesleğidir. Bunun için peygamberimiz (sav) “Sizin en kayırlınız Kur’ân-ı Kerimi öğrenen ve öğretenlerinizdir” buyurmuşlardır. İlmi ehlinden sormak ve öğrenmek farzdır. Bilmeyenin Allah’ın emri olarak bilene sorması ve öğrenmesi gerekir. Yarın Allah’ın huzurunda bilmemek mazeret olarak kabul edilmez. Dünyada dahi mahkemede hâkime “Ben bunu yapmanın suç olduğunu bilmiyordum” demek mazeret değildir. Bu mazeret ne cezayı hafifletir ve ne de sonucu değiştirir. Bu sebeple İslam bilginleri âlimin bir kusuru bir günah, cahilin bir kusuru iki kat günahtır; öğrenmemek ayrıca bir günahtır” demişlerdir.


    İslam bilginlerinden Câfer-i Sadık (ra) “Allah’ın dinini iyice öğrenin ve bu konuda ilim sahibi olmaya çalışın. Çünkü yarın kıyamet gününde Allah dini öğrenmeyenin ne yüzüne bakar, ne de onunla konuşur ve ne de onu temize çıkarır” demiştir. Allah’ın insanlardan istediği ilk şey “İlim” öğrenmek ve dinini, imanı, farzı, haramı öğrenmektir.

    Bilen insanların da evlerine çekilerek “ne yapalım bu insanlar öğrenmek istemiyorlar” diyerek öğretmeye çalışmamaları büyük hatadır. Toplumun içine çıkmayan ve insanlara “hayrı tavsiye etmeyen, şerlerden uzaklaştırmak için çaba sarf etmeyen ne dinde fakih sayılır ve ne de kendisini geliştirerek ilimde derinlik kazanabilir. Çünkü ilim pratik hayatta yaşanarak ve uygulanarak derinlik kazanır. Yoksa kimseye fayda vermediği gibi sahibini de derin bir anlayış sahibi ve fakih kılmaz.

    İlim insanlara fayda veren, dünyasına ve ahretine faydalı olandır. Resulüllah (sav) bir gün Mescid-i Nebevide sahabelerin bir insanın etrafında toplanarak konuşmalarını dinlediğini görür. “Bu kimdir?” diye sorar. Sahabeler “Bu bir allamedir. Arapların soylarını, tarihini ve cahiliye dönemine ait gelişmeleri ve Arap şiirlerini çok iyi bilir” dediler. Peygamberimiz (sav) “Bu ilmi bilmemek insana zarar vermediği gibi bilmek de fayda sağlamaz” buyurdu.

    İlim iki çeşittir. Birincisi, “insan hayatını kolaylaştıran ilimler” ikincisi ise, hayatı anlamlı hale getiren ve hayatın amacını ve hedeflerini belirleyen ilimdir. Birincisi fen ilmidir, ikincisi ise din ve iman ilmidir. Din ve iman ilmi de peygamberimizin (sav) tasnifi ile üçe ayrılır. Birincisi, Kur’ân-ı Kerimin muhkemâtı olan ve herkesin anlayabileceği ayetleri, farzları ve haramlarıdır. İkincisi, Kur’ân-ı Kerimde “Hikmet” olarak ifade edilen Allah’ın emir ve yasaklarının nasıl uygulandığını gösteren ve ibadetin pratikte uygulanmasını sağlayan sünnetlerdir. Üçüncüsü de Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerin müteşabihini ortaya koyan ve ulemaya mahsus olan, âlimlerin şerefini artıran ve cahillerden âlimi ayırt eden te’vil ve tefsir ilmidir. Bunun dışındaki ilimler insan hayatını kolaylaştırdığı ve renklendirerek fayda sağladığı ölçüde hayırlı, zarar verdiği ölçüde de fayda vermeyen ilim olarak nitelendirilebilir.

    İlmin amacı marifetullah; yani Allah’ı tanımak, Allah’ı sevmek ve Allah korkusu ile günahlardan kaçmak suretiyle nefsi terbiye ederek insanın maddi ve manevi terakki ve tekâmülünü temin etmektir. Kur’ân-ı Kerim binlerce ayeti ile marifetullah delillerini tadat ederek insanları düşünmeye ve aklını kullanarak Allah’a yakınlık kazanmaya davet etmektedir. Bu imanı artırır. İman ise insanı itaate sev keder. İtaat ise ibadetle olur. İbadeti insana ders veren ilimlere “Taabbudî ilimler” denir ki bunlar şeriat dilinde “Sünnet” olarak ifadesini bulur. Sünnet de ibadet olarak ikiye ayrılır; birincisi farzların uygulanmasını sağlayan sünnetler, ikincisi de “Edeb” tabir edilen dinin “ahlâkî” yönüdür.

    “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” Peygamberler miras olarak para ve mal bırakmazlar. Onların mirası ilimdir. Yani “Allah’ın kelamı ve vahyi olan “Kitap” ve sünneti bize öğreten “Hadis” ilmidir. Kim bu ilimlerden birine veya ikisine varis olursa o insanların en hayırlısı olur. Gerçek âlimler, ilmi ile amil olan ve insanların ihtiyaçlarına göre Allah’ın kitabından ve resulünün sünnetinden yeni ilimler çıkarandır. Bunlara mücedditler ve müçtehitler denir. Bunların dışında kalanlara “Mukallitler” ve “Nakilciler” adı verilir. Bunlar mücedditlerin ve müçtehitlerin Kur’an ve Sünnetten çıkardıkları hükümleri naklederek insanlara öğretirler. Peygamber varislerinin hadimidirler. Peygamber varisi değillerdir. Peygambere varisi olmak her kula nasip olmaz.

    Yüce Allah bir kula hayır murat ederse onu dinde fakih kılar. Ona dini öğrenmeyi, doğru olarak anlamayı ve şartlarına riayet ederek ibadet etmeyi nasip eder. İnsan için en büyük saadet ve Allah’ın insana en büyük ikramı ve ihsanı iman ve itaatle Allah’a kul olmaktır. Allah’a iman eden ve kendisinin Allah’ın kulu olduğunu idrak eden için ise en hayırlı ibadet ve şeref dini ilimlerde, bilhassa iman ilmini öğrenmektir. Zira iman ilmi insanın hem aklınıi hem kabini, hem de bütün duygularını tatmin ederek terakki ettirir. Aklın ibadeti marifetullah, kalbin ibadeti muhabbetullah, hayalin ibadeti tefekkür, duyguların ibadeti ise lezzet-i ruhaniyeyi alabilmektir. Bütün bunlar ise insanı kamil insan mertebesine çıkarır.

    İki insanın yaşamasında insanlık için büyük hayır vardır. Birincisi, ilminden faydalanılan alim, ikincisi de alimden ders alan anlayışlı ve meraklı talebe… Bu ikisi var olduğu sürece dünyada hayır devam ediyor demektir. İlminden yararlanılan bir âlim, yetmiş abitden daha üstündür. Peygamberin hadislerini rivayet ederek dinlerini insanlara öğreten istikametli bir âlim ilim sahibi olmayan ve ilmi neşretmek için bir çalışma içinde olmayan bin abidden daha üstündür.

    Hz. Ali (ra) insanları üç kısma ayrılır. Birincisi, Allah’ın kendisine ilim, hidayet ve istikamet verdiği bir âlime yönelenler. İkincisi, kendisinde ilim olmadığı halde iddia sahibi olan ve yüzeysel bilgisine güvenerek kendisini beğenen, dolayısıyla aldanan ve başkalarını da aldatan bir câhile yönelen insanlar. Üçüncüsü ise, ilme ve alime önem vermeyen insanlar. Bunların içinde ancak birinci alime yönelenler kurtuluşa ermişlerdir. Öyle ise insan dünyada “ya alim olmalı, ya talebe olmalı veya bunları sevenve yardımcı olan birisi olmaya çalışmalıdır. Dördüncü gruba girenlerin kurtuluş ümidi yoktur.” Alimler ve talebeler kurtuluşa erer, onlara yardımcı olanlar da onlara hürmeten kurtulurlar; ama ilimden bir payı olmayanlar sel sularına kapılan çör çöpe benzerler.



  4. 13.Ağustos.2012, 19:19
    2
    Devamlı Üye



    ALİMİN VE İLMİN ÖNEMİ
    Salı, 09 Haziran 2009
    M. Ali KAYA
    İlim öğrenmek farzdır. Allah ilim talebelerini sever. İhtiyaç duyulan şeyleri sorup öğrenmekten vazgeçmek caiz değildir. Nitekim yüce Allah “Bilmiyorsanız ilim ehline sorunuz” (Nahl, 16:43) emretmektedir. Din bir ilim, eğitim ve öğretim müessesesidir. Bu sebeple ilk nazil olan ayet “Oku!” (Alak, 98:1) emridir. Dinin kemâle ermesi inananların ilim sahibi olmaları ile doğru orantılıdır. İnsanlar dinde ilim sahibi oldukça din güçlenir. Dini bilmeyenler çoğaldıkça din zayıflar. İlim dini, din insanı güçlendirir, olgunlaştırır ve kemale erdirir. Bunun için ilim öğrenmek mal kazanmaktan daha önemlidir. Mal Allah tarafından insanlar arasında “rızık” olarak paylaştırılmıştır ve taahhüt, yani garanti altına alınmıştır. Herkesin payı eksiksiz olarak verilir. İlim ise âlimin katındadır. Allah malı dilediğine ilmi ise dileyene, yani isteyene verir.

    Kur’ân-ı Kerim “Rabbim ilmimi artır” diye dua etmemizi etmemektedir. İlme kendisini veren ve ilimle insanlara faydalı olmayı dileyen insandan daha hayırlı insan yoktur. İlim peygamber mirası, öğretmek ise peygamber mesleğidir. Bunun için peygamberimiz (sav) “Sizin en kayırlınız Kur’ân-ı Kerimi öğrenen ve öğretenlerinizdir” buyurmuşlardır. İlmi ehlinden sormak ve öğrenmek farzdır. Bilmeyenin Allah’ın emri olarak bilene sorması ve öğrenmesi gerekir. Yarın Allah’ın huzurunda bilmemek mazeret olarak kabul edilmez. Dünyada dahi mahkemede hâkime “Ben bunu yapmanın suç olduğunu bilmiyordum” demek mazeret değildir. Bu mazeret ne cezayı hafifletir ve ne de sonucu değiştirir. Bu sebeple İslam bilginleri âlimin bir kusuru bir günah, cahilin bir kusuru iki kat günahtır; öğrenmemek ayrıca bir günahtır” demişlerdir.


    İslam bilginlerinden Câfer-i Sadık (ra) “Allah’ın dinini iyice öğrenin ve bu konuda ilim sahibi olmaya çalışın. Çünkü yarın kıyamet gününde Allah dini öğrenmeyenin ne yüzüne bakar, ne de onunla konuşur ve ne de onu temize çıkarır” demiştir. Allah’ın insanlardan istediği ilk şey “İlim” öğrenmek ve dinini, imanı, farzı, haramı öğrenmektir.

    Bilen insanların da evlerine çekilerek “ne yapalım bu insanlar öğrenmek istemiyorlar” diyerek öğretmeye çalışmamaları büyük hatadır. Toplumun içine çıkmayan ve insanlara “hayrı tavsiye etmeyen, şerlerden uzaklaştırmak için çaba sarf etmeyen ne dinde fakih sayılır ve ne de kendisini geliştirerek ilimde derinlik kazanabilir. Çünkü ilim pratik hayatta yaşanarak ve uygulanarak derinlik kazanır. Yoksa kimseye fayda vermediği gibi sahibini de derin bir anlayış sahibi ve fakih kılmaz.

    İlim insanlara fayda veren, dünyasına ve ahretine faydalı olandır. Resulüllah (sav) bir gün Mescid-i Nebevide sahabelerin bir insanın etrafında toplanarak konuşmalarını dinlediğini görür. “Bu kimdir?” diye sorar. Sahabeler “Bu bir allamedir. Arapların soylarını, tarihini ve cahiliye dönemine ait gelişmeleri ve Arap şiirlerini çok iyi bilir” dediler. Peygamberimiz (sav) “Bu ilmi bilmemek insana zarar vermediği gibi bilmek de fayda sağlamaz” buyurdu.

    İlim iki çeşittir. Birincisi, “insan hayatını kolaylaştıran ilimler” ikincisi ise, hayatı anlamlı hale getiren ve hayatın amacını ve hedeflerini belirleyen ilimdir. Birincisi fen ilmidir, ikincisi ise din ve iman ilmidir. Din ve iman ilmi de peygamberimizin (sav) tasnifi ile üçe ayrılır. Birincisi, Kur’ân-ı Kerimin muhkemâtı olan ve herkesin anlayabileceği ayetleri, farzları ve haramlarıdır. İkincisi, Kur’ân-ı Kerimde “Hikmet” olarak ifade edilen Allah’ın emir ve yasaklarının nasıl uygulandığını gösteren ve ibadetin pratikte uygulanmasını sağlayan sünnetlerdir. Üçüncüsü de Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerin müteşabihini ortaya koyan ve ulemaya mahsus olan, âlimlerin şerefini artıran ve cahillerden âlimi ayırt eden te’vil ve tefsir ilmidir. Bunun dışındaki ilimler insan hayatını kolaylaştırdığı ve renklendirerek fayda sağladığı ölçüde hayırlı, zarar verdiği ölçüde de fayda vermeyen ilim olarak nitelendirilebilir.

    İlmin amacı marifetullah; yani Allah’ı tanımak, Allah’ı sevmek ve Allah korkusu ile günahlardan kaçmak suretiyle nefsi terbiye ederek insanın maddi ve manevi terakki ve tekâmülünü temin etmektir. Kur’ân-ı Kerim binlerce ayeti ile marifetullah delillerini tadat ederek insanları düşünmeye ve aklını kullanarak Allah’a yakınlık kazanmaya davet etmektedir. Bu imanı artırır. İman ise insanı itaate sev keder. İtaat ise ibadetle olur. İbadeti insana ders veren ilimlere “Taabbudî ilimler” denir ki bunlar şeriat dilinde “Sünnet” olarak ifadesini bulur. Sünnet de ibadet olarak ikiye ayrılır; birincisi farzların uygulanmasını sağlayan sünnetler, ikincisi de “Edeb” tabir edilen dinin “ahlâkî” yönüdür.

    “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” Peygamberler miras olarak para ve mal bırakmazlar. Onların mirası ilimdir. Yani “Allah’ın kelamı ve vahyi olan “Kitap” ve sünneti bize öğreten “Hadis” ilmidir. Kim bu ilimlerden birine veya ikisine varis olursa o insanların en hayırlısı olur. Gerçek âlimler, ilmi ile amil olan ve insanların ihtiyaçlarına göre Allah’ın kitabından ve resulünün sünnetinden yeni ilimler çıkarandır. Bunlara mücedditler ve müçtehitler denir. Bunların dışında kalanlara “Mukallitler” ve “Nakilciler” adı verilir. Bunlar mücedditlerin ve müçtehitlerin Kur’an ve Sünnetten çıkardıkları hükümleri naklederek insanlara öğretirler. Peygamber varislerinin hadimidirler. Peygamber varisi değillerdir. Peygambere varisi olmak her kula nasip olmaz.

    Yüce Allah bir kula hayır murat ederse onu dinde fakih kılar. Ona dini öğrenmeyi, doğru olarak anlamayı ve şartlarına riayet ederek ibadet etmeyi nasip eder. İnsan için en büyük saadet ve Allah’ın insana en büyük ikramı ve ihsanı iman ve itaatle Allah’a kul olmaktır. Allah’a iman eden ve kendisinin Allah’ın kulu olduğunu idrak eden için ise en hayırlı ibadet ve şeref dini ilimlerde, bilhassa iman ilmini öğrenmektir. Zira iman ilmi insanın hem aklınıi hem kabini, hem de bütün duygularını tatmin ederek terakki ettirir. Aklın ibadeti marifetullah, kalbin ibadeti muhabbetullah, hayalin ibadeti tefekkür, duyguların ibadeti ise lezzet-i ruhaniyeyi alabilmektir. Bütün bunlar ise insanı kamil insan mertebesine çıkarır.

    İki insanın yaşamasında insanlık için büyük hayır vardır. Birincisi, ilminden faydalanılan alim, ikincisi de alimden ders alan anlayışlı ve meraklı talebe… Bu ikisi var olduğu sürece dünyada hayır devam ediyor demektir. İlminden yararlanılan bir âlim, yetmiş abitden daha üstündür. Peygamberin hadislerini rivayet ederek dinlerini insanlara öğreten istikametli bir âlim ilim sahibi olmayan ve ilmi neşretmek için bir çalışma içinde olmayan bin abidden daha üstündür.

    Hz. Ali (ra) insanları üç kısma ayrılır. Birincisi, Allah’ın kendisine ilim, hidayet ve istikamet verdiği bir âlime yönelenler. İkincisi, kendisinde ilim olmadığı halde iddia sahibi olan ve yüzeysel bilgisine güvenerek kendisini beğenen, dolayısıyla aldanan ve başkalarını da aldatan bir câhile yönelen insanlar. Üçüncüsü ise, ilme ve alime önem vermeyen insanlar. Bunların içinde ancak birinci alime yönelenler kurtuluşa ermişlerdir. Öyle ise insan dünyada “ya alim olmalı, ya talebe olmalı veya bunları sevenve yardımcı olan birisi olmaya çalışmalıdır. Dördüncü gruba girenlerin kurtuluş ümidi yoktur.” Alimler ve talebeler kurtuluşa erer, onlara yardımcı olanlar da onlara hürmeten kurtulurlar; ama ilimden bir payı olmayanlar sel sularına kapılan çör çöpe benzerler.






+ Yorum Gönder