Konusunu Oylayın.: Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?
  1. 03.Ağustos.2012, 01:21
    1
    Misafir

    Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?






    Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız? Mumsema Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?


  2. 03.Ağustos.2012, 01:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 13.Ağustos.2012, 03:38
    2
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?




    At Hırsızı
    Abdullah-ı İlâhî anlatıyor:

    Bir hırsız geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle hebâ ederdi. Bir defâsında da, bulunduğu şehrin en büyük âlimi ve evliyâsının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada, ahırın duvarı yarılıp, içeriye bir nûr yayıldı. Bu nûr içinde, iki nûr yüzlü zât gözüktü. Hırsız bu hali görünce, kendini hemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içinde boğazına kadar gübre içine gömüldü. Bu sırada yarılan ahırın diğer duvarından daha parlak bir nûr gözüktü. Bu nûr arasında da, o zamânın kutbu, en büyük velîsi olan ev sâhibi çıktı. Öncekiler onu görünce hürmet göstererek selâm verdiler.

    Ev sâhibi diğerlerine niçin geldiklerini sorunca;

    - Falan evliyâ arkadaşımız vefât etti. Onun yerine kimi tâyin edeceğiz? Size arzetmek istedik, dediler.

    Atların sâhibi olan zât;

    - Onun yerine, at hırsızını tayin ettik, dedi.

    Soran iki zât da evliyâ olup ricâl-ül-gayb denilen velîlerden idiler. At hırsızlığı yapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığını biliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar, gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sâhibi ve zamânın kutbu evliyâ zâtın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birlikte vefât eden arkadaşlarının cenâzesini kaldırmaya gittiler.

    Abdullah-ı İlâhî, sohbetinde bulunanlara bunu anlattıktan sonra şöyle dedi:

    "Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse, nasıl bir çalışma yaptı da ricâl-ül-gayb denilen evliya arasına girdi? diye bir sûal hâtıra gelmesin. Çünkü o zavallının gübreler arasında mahcûbiyetinden ne kadar zorluk ve ne kadar pişmanlık çektiği bellidir. Kurtuluş yolu kalmadığını kesinlikle anlayınca, at çalmak üzere harama yönelişinden dolayı bütün kalbiyle pişmân olup, o zamana kadar yaptığı işlere öyle bir tövbe etti ki, işlediği kötü işlerden gönlü temizleniverdi. Allahü teâlâya yönelip riyâzet çeken kimseler, onun o anda yaptığı tövbeyi nice seneler yapamaz."





  4. 13.Ağustos.2012, 03:38
    2
    Devamlı Üye



    At Hırsızı
    Abdullah-ı İlâhî anlatıyor:

    Bir hırsız geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle hebâ ederdi. Bir defâsında da, bulunduğu şehrin en büyük âlimi ve evliyâsının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada, ahırın duvarı yarılıp, içeriye bir nûr yayıldı. Bu nûr içinde, iki nûr yüzlü zât gözüktü. Hırsız bu hali görünce, kendini hemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içinde boğazına kadar gübre içine gömüldü. Bu sırada yarılan ahırın diğer duvarından daha parlak bir nûr gözüktü. Bu nûr arasında da, o zamânın kutbu, en büyük velîsi olan ev sâhibi çıktı. Öncekiler onu görünce hürmet göstererek selâm verdiler.

    Ev sâhibi diğerlerine niçin geldiklerini sorunca;

    - Falan evliyâ arkadaşımız vefât etti. Onun yerine kimi tâyin edeceğiz? Size arzetmek istedik, dediler.

    Atların sâhibi olan zât;

    - Onun yerine, at hırsızını tayin ettik, dedi.

    Soran iki zât da evliyâ olup ricâl-ül-gayb denilen velîlerden idiler. At hırsızlığı yapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığını biliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar, gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sâhibi ve zamânın kutbu evliyâ zâtın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birlikte vefât eden arkadaşlarının cenâzesini kaldırmaya gittiler.

    Abdullah-ı İlâhî, sohbetinde bulunanlara bunu anlattıktan sonra şöyle dedi:

    "Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse, nasıl bir çalışma yaptı da ricâl-ül-gayb denilen evliya arasına girdi? diye bir sûal hâtıra gelmesin. Çünkü o zavallının gübreler arasında mahcûbiyetinden ne kadar zorluk ve ne kadar pişmanlık çektiği bellidir. Kurtuluş yolu kalmadığını kesinlikle anlayınca, at çalmak üzere harama yönelişinden dolayı bütün kalbiyle pişmân olup, o zamana kadar yaptığı işlere öyle bir tövbe etti ki, işlediği kötü işlerden gönlü temizleniverdi. Allahü teâlâya yönelip riyâzet çeken kimseler, onun o anda yaptığı tövbeyi nice seneler yapamaz."





  5. 13.Ağustos.2012, 03:39
    3
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler, Kıssalar) Peylaşırmısınız?

    Hz. ZÜLKARNEYN (a.s) ve HÜKÜMDAR
    Zülkarneyn (a.s), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn (a.s.), bunların hükümdarlarını çağırttı. Hükümdar:
    "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:
    "Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.
    Hükümdar:
    "Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi.
    Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s):
    "Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:
    "Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s):
    "Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?" diye sordu.
    Hükümdar:
    "Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.):
    "Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.
    Hükümdar:
    "Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin tadını alamayız." diye cevap verdi.

    KAYNAK: TOPBAŞ, Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su, Erkam Yayınları Altınoluk Dizisi 20, s. 1114-116


  6. 13.Ağustos.2012, 03:39
    3
    Devamlı Üye
    Hz. ZÜLKARNEYN (a.s) ve HÜKÜMDAR
    Zülkarneyn (a.s), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn (a.s.), bunların hükümdarlarını çağırttı. Hükümdar:
    "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:
    "Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.
    Hükümdar:
    "Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi.
    Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s):
    "Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:
    "Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s):
    "Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?" diye sordu.
    Hükümdar:
    "Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.):
    "Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.
    Hükümdar:
    "Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin tadını alamayız." diye cevap verdi.

    KAYNAK: TOPBAŞ, Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su, Erkam Yayınları Altınoluk Dizisi 20, s. 1114-116





+ Yorum Gönder