Konusunu Oylayın.: Dini kısa tiyatro

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dini kısa tiyatro
  1. 24.Temmuz.2012, 20:10
    1
    Misafir

    Dini kısa tiyatro






    Dini kısa tiyatro Mumsema kurs için hoca ben ve arkadaşıma görev verdi lütfe bana dini kısa tiyatro bulun kisa zamanım var kısa ve güzel tiyatro bulanın ALLAH tuttuğunu altın etsin derdine deva hastalığına şifa olsun

    AMİN


  2. 24.Temmuz.2012, 20:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    kurs için hoca ben ve arkadaşıma görev verdi lütfe bana dini kısa tiyatro bulun kisa zamanım var kısa ve güzel tiyatro bulanın ALLAH tuttuğunu altın etsin derdine deva hastalığına şifa olsun

    AMİN


    Benzer Konular

    - HALK MÜZİĞİ-POP MÜZİĞi- tiyatro metinleri - tiyatro metni - oyunlar, skeçler, piyesle

    - Kutlu doğum haftası için kısa tiyatro oyunları

    - Yalan söylemek ile ilgili çok kısa bir tiyatro oyunu gerekiyor

    - Kısa kısa dini bilgiler

    - Pazalamacı Çocuk - tiyatro metinleri - tiyatro metni - oyunlar, skeçler, piyesle

  3. 14.Ağustos.2012, 01:48
    2
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: dini kısa tiyatro




    Cüneyd Suavi'nin "Hayatın İçinden" adlı kitabındaki bazı hikayeleri tiyatro oyunu haline getirdik. Bu oyunları sizlerle de paylaşmak isterim. Oyunlarda bazı eksiklikler de olabilir.

    ANTİKACI

    Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

    İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

    Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

    İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
    Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

    Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
    Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

    Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

    İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
    ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

    Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
    Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
    Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

    Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

    İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?

    BOŞLUK
    Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

    Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

    Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

    Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
    Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
    Yandaki eve sorun onların olabilir.
    Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
    Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
    Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
    İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
    O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

    Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

    İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

    Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.












    ÇIRAK

    Arkadaş - Onu en az on yıldır görmemiştim.Bir spor salonu açtığını duyunca hiç vakit kaybetmeden ziyaretine gittim .Büyükçe bir salondaki gençlere karate ve judo dersleri veriyordu.Arkadaki bahçeye de bir barfiks koymuş büyükçe bir ağacın dallarına, ucunda halkalar olan ipler asmıştı.

    Sporcu - Beş yıldan beri siyah kuşak sahibiyim. Bu yüzden de böyle bir okul açmayı istedim.

    Arkadaş - Ben o kuşağa, on beş yıldan beri sahibim. Bu durumda sen çırak sayılırsın.

    Sporcu - Benimkisi o kuşaklardan değil , istersen gel siyah kuşak neymiş gözlerinle gör.

    Arkadaş - Neden böyle bağırdın? Az kalsın korkudan bayılacaktım.

    Sporcu - Konsantre oluyorum. Bağırmak bu işin bir parçasıdır.

    Arkadaş - Bence mantıklı, elinin acısından, sonradan bağırıp duracağına....

    Sporcu - Ellerim bir balyoz gibi sağlamdır. Ülkemiz de kaç tane usta var ki?

    Arkadaş - Gördüğüm kadarıyla bahçede üç tane usta var. Onların yanında böyle konuşmak, biraz ayıp kaçmaz mı?

    Sporcu - Hiç fark etmedim. Gerçi tanıyamadığım birkaç kişi var ama...

    Arkadaş - Onlar senin gibi bağırmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyorsun. Üstelik de masum kiremitleri değil, sert kayaları parça parça ediyorlarmış. Hem de pamuk gibi yumuşacık elleriyle...

    Sporcu - Onlarla tanışmak isterim, söylediğin şeyler eğer ciddiyse, kimden ders aldıklarını öğrenirim.

    Arkadaş -Merhaba usta ! Arkadaşım sizinle tanışmak istiyor. İplik gibi ince köklerinizle, sert kayaları nasıl parçaladığınızı çok merak etmiş.

    Sporcu - Gerçekten bir çırakmışım ama bundan şikayetçi değilim çünkü hem bu ustaları tanıdım, hem de onlara ders veren Büyük Ustayı.

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)







    DİLEKÇE

    Öğretmen- Evet arkadaşlar, işte dilekçe böyle hazırlanır. (Zil çalar ) Hepinize hayırlı günler.
    Ufaklık- Ohh! Bugün karnemizi aldık. Apartmanımızın önündeki boş alan top oynadığımız yer. Kısa ve çelimsiz olduğumdan arkadaşlarım beni maçlara almıyorlar. Bu durumda ya misket oynarım, ya da en iyi arkadaşım bisikletimle dolaşırım.
    Bisikletimin her yanı dökük. Pedalları yamuk, seledeki yayları yerinden fırlamış ve her tarafı paslanmış durumda. Bisikletimi artık terk etmeliyim, şuradaki çöpe atayım.
    Bisikletsiz kaldığıma göre bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirim ama dilekçemi kime göndermeliyim? Tamam buldum, dilekçemi Rabbime gönderirim zaten dedem O’nun çok cömert olduğunu insanlara verdiği hediyelerle zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını söylemişti.
    (Çocuk dilekçesini yazar) Rabbim, bana bir bisiklet gönderir misin? İmza, ufaklık.
    (Dilekçesini uçan balonun ipine bağlayıp gönderir.)
    Ufaklık- Rüzgar biraz sert esiverdi. Balonun nereye gittiğini tam göremedim. Rabbim ne olur, dilekçemi kabul et.
    Arkadaşlar, Rabbime bir dilekçe gönderip, bisiklet istedim.
    Arkadaş 1- Böyle garip bir şeyi ilk defa duyduk. Ufaklık neden böyle bir şey yaptın, doğrusu anlayamadık. (gülüşmeler )
    Arkadaş 2- Birkaç gün sonraydı.
    (Elinde güzel bir bisikletle bir adam görünür ve çocuklara bir şeyler sorar)
    Adam-Merhaba arkadaş ! Ufaklık denen küçük adam sen misin?
    Ufaklık- (Kafasını sallar)
    Adam- Dilekçen kabul edildi yavrum, hediyeni İnşaallah beğenirsin.
    (Adam evinin kapısının ziline basar)
    Adamın Kızı- Baba pencereden içeri uçan bir balon girmiş ! Biliyor musun ?
    Adam-Biliyorum, sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.




    OYUNCAK

    Arkadaş-
    Kimi akşam evlerine giderdim. Eğer yaz mevsimiyse balkona geçer, geç saatlere kadar sohbet ederdik. Ufak çaplı bir fabrikası vardı. Annesiyle babası hani derler ya, son derece mübarek insanlardı. Belki bu yüzden, kendini onlara layık görmüyor, özellikle eski hayatını beğenmiyordu. Ona göre çoğu şey tesadüftü. Bu nedenle yaptığımız sohbetler, o boşluk etrafında dönüp duruyordu. Ara sıra, “ben neden böyleyim” diye sorması, gerçekleri aradığına işaretti. Ona her şeyin ilahi bir programla yürüdüğünü anlatır çiçek ve böceklerden, bazen de yıldızlardan bahsederek Rabbimizi tanıtmaya çalışırdım. Akıllı bir insandı ve sohbetlerden büyük bir lezzet alıyordu.
    Ev sahibi-
    Kızım, yeni oyuncağını getir bakalım ! Teyzen de görsün. Öyle bir oyuncak ki aklın duracak ! Japon malı tabi ki.
    Muhteşem bir şey ! Sanki aklı var. Bunu yapan kişilere hayranlık duyuyorum.
    Bu oyuncak bizim için yapılmış. Küçük çocuklardan çok büyükler hoşlanıyor. Ne yazık ki pil dayandırmak mümkün değil.
    Arkadaş –
    Dediklerin doğru bak, piller zayıfladı, arabanın eski hızı kalmadı ve önündeki lambalar sönükleşti.
    Masaya doğru bir ateş böceği inişe geçti. İşte ! Oyuncağın kralı geldi. Görüyor musun, arabayı kıskandırmak ister gibi vücudundaki lambayı yakıp söndürmeye başladı. Bazen masanın üstünde, bazen de yan tarafında yürüyor, canı istediğinde, alt tarafa geçip dolaşıyor.
    Biraz dikkatli bak ! Böceğin üzerinde, ne malı olduğu yazıyor mu ?
    Ev sahibi –
    Evet yazıyor ! Çok şükür ki o markayı okuyabildim.



  4. 14.Ağustos.2012, 01:48
    2
    Devamlı Üye



    Cüneyd Suavi'nin "Hayatın İçinden" adlı kitabındaki bazı hikayeleri tiyatro oyunu haline getirdik. Bu oyunları sizlerle de paylaşmak isterim. Oyunlarda bazı eksiklikler de olabilir.

    ANTİKACI

    Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

    İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

    Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

    İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
    Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

    Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
    Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

    Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

    İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
    ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

    Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
    Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
    Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

    Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

    İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?

    BOŞLUK
    Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

    Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

    Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

    Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
    Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
    Yandaki eve sorun onların olabilir.
    Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
    Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
    Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
    İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
    O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

    Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

    İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

    Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.












    ÇIRAK

    Arkadaş - Onu en az on yıldır görmemiştim.Bir spor salonu açtığını duyunca hiç vakit kaybetmeden ziyaretine gittim .Büyükçe bir salondaki gençlere karate ve judo dersleri veriyordu.Arkadaki bahçeye de bir barfiks koymuş büyükçe bir ağacın dallarına, ucunda halkalar olan ipler asmıştı.

    Sporcu - Beş yıldan beri siyah kuşak sahibiyim. Bu yüzden de böyle bir okul açmayı istedim.

    Arkadaş - Ben o kuşağa, on beş yıldan beri sahibim. Bu durumda sen çırak sayılırsın.

    Sporcu - Benimkisi o kuşaklardan değil , istersen gel siyah kuşak neymiş gözlerinle gör.

    Arkadaş - Neden böyle bağırdın? Az kalsın korkudan bayılacaktım.

    Sporcu - Konsantre oluyorum. Bağırmak bu işin bir parçasıdır.

    Arkadaş - Bence mantıklı, elinin acısından, sonradan bağırıp duracağına....

    Sporcu - Ellerim bir balyoz gibi sağlamdır. Ülkemiz de kaç tane usta var ki?

    Arkadaş - Gördüğüm kadarıyla bahçede üç tane usta var. Onların yanında böyle konuşmak, biraz ayıp kaçmaz mı?

    Sporcu - Hiç fark etmedim. Gerçi tanıyamadığım birkaç kişi var ama...

    Arkadaş - Onlar senin gibi bağırmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyorsun. Üstelik de masum kiremitleri değil, sert kayaları parça parça ediyorlarmış. Hem de pamuk gibi yumuşacık elleriyle...

    Sporcu - Onlarla tanışmak isterim, söylediğin şeyler eğer ciddiyse, kimden ders aldıklarını öğrenirim.

    Arkadaş -Merhaba usta ! Arkadaşım sizinle tanışmak istiyor. İplik gibi ince köklerinizle, sert kayaları nasıl parçaladığınızı çok merak etmiş.

    Sporcu - Gerçekten bir çırakmışım ama bundan şikayetçi değilim çünkü hem bu ustaları tanıdım, hem de onlara ders veren Büyük Ustayı.

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)







    DİLEKÇE

    Öğretmen- Evet arkadaşlar, işte dilekçe böyle hazırlanır. (Zil çalar ) Hepinize hayırlı günler.
    Ufaklık- Ohh! Bugün karnemizi aldık. Apartmanımızın önündeki boş alan top oynadığımız yer. Kısa ve çelimsiz olduğumdan arkadaşlarım beni maçlara almıyorlar. Bu durumda ya misket oynarım, ya da en iyi arkadaşım bisikletimle dolaşırım.
    Bisikletimin her yanı dökük. Pedalları yamuk, seledeki yayları yerinden fırlamış ve her tarafı paslanmış durumda. Bisikletimi artık terk etmeliyim, şuradaki çöpe atayım.
    Bisikletsiz kaldığıma göre bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirim ama dilekçemi kime göndermeliyim? Tamam buldum, dilekçemi Rabbime gönderirim zaten dedem O’nun çok cömert olduğunu insanlara verdiği hediyelerle zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını söylemişti.
    (Çocuk dilekçesini yazar) Rabbim, bana bir bisiklet gönderir misin? İmza, ufaklık.
    (Dilekçesini uçan balonun ipine bağlayıp gönderir.)
    Ufaklık- Rüzgar biraz sert esiverdi. Balonun nereye gittiğini tam göremedim. Rabbim ne olur, dilekçemi kabul et.
    Arkadaşlar, Rabbime bir dilekçe gönderip, bisiklet istedim.
    Arkadaş 1- Böyle garip bir şeyi ilk defa duyduk. Ufaklık neden böyle bir şey yaptın, doğrusu anlayamadık. (gülüşmeler )
    Arkadaş 2- Birkaç gün sonraydı.
    (Elinde güzel bir bisikletle bir adam görünür ve çocuklara bir şeyler sorar)
    Adam-Merhaba arkadaş ! Ufaklık denen küçük adam sen misin?
    Ufaklık- (Kafasını sallar)
    Adam- Dilekçen kabul edildi yavrum, hediyeni İnşaallah beğenirsin.
    (Adam evinin kapısının ziline basar)
    Adamın Kızı- Baba pencereden içeri uçan bir balon girmiş ! Biliyor musun ?
    Adam-Biliyorum, sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.




    OYUNCAK

    Arkadaş-
    Kimi akşam evlerine giderdim. Eğer yaz mevsimiyse balkona geçer, geç saatlere kadar sohbet ederdik. Ufak çaplı bir fabrikası vardı. Annesiyle babası hani derler ya, son derece mübarek insanlardı. Belki bu yüzden, kendini onlara layık görmüyor, özellikle eski hayatını beğenmiyordu. Ona göre çoğu şey tesadüftü. Bu nedenle yaptığımız sohbetler, o boşluk etrafında dönüp duruyordu. Ara sıra, “ben neden böyleyim” diye sorması, gerçekleri aradığına işaretti. Ona her şeyin ilahi bir programla yürüdüğünü anlatır çiçek ve böceklerden, bazen de yıldızlardan bahsederek Rabbimizi tanıtmaya çalışırdım. Akıllı bir insandı ve sohbetlerden büyük bir lezzet alıyordu.
    Ev sahibi-
    Kızım, yeni oyuncağını getir bakalım ! Teyzen de görsün. Öyle bir oyuncak ki aklın duracak ! Japon malı tabi ki.
    Muhteşem bir şey ! Sanki aklı var. Bunu yapan kişilere hayranlık duyuyorum.
    Bu oyuncak bizim için yapılmış. Küçük çocuklardan çok büyükler hoşlanıyor. Ne yazık ki pil dayandırmak mümkün değil.
    Arkadaş –
    Dediklerin doğru bak, piller zayıfladı, arabanın eski hızı kalmadı ve önündeki lambalar sönükleşti.
    Masaya doğru bir ateş böceği inişe geçti. İşte ! Oyuncağın kralı geldi. Görüyor musun, arabayı kıskandırmak ister gibi vücudundaki lambayı yakıp söndürmeye başladı. Bazen masanın üstünde, bazen de yan tarafında yürüyor, canı istediğinde, alt tarafa geçip dolaşıyor.
    Biraz dikkatli bak ! Böceğin üzerinde, ne malı olduğu yazıyor mu ?
    Ev sahibi –
    Evet yazıyor ! Çok şükür ki o markayı okuyabildim.






+ Yorum Gönder