Konusunu Oylayın.: Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

  1. 18.Temmuz.2012, 06:45
    1
    Misafir

    Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi






    Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi Mumsema Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi ile ilgili bilgi


  2. 18.Temmuz.2012, 06:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 18.Temmuz.2012, 07:47
    2
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,806
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 328
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi




    Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi ile ilgili bilgiBugünkü adı Hâit olan Fedek, Medine’ye
    yaklaşık 150 km. uzaklıkta olup, Medine ile Hayber arasında bir Yahudi köyüdür.
    Beni Sa’d kabilesinin, Hayber Yahudilerine yardım etmek için Fedek’te
    toplandıklarını haber alan Hz. Peygamber (asm) 627 yılında, Hz. Ali (r.a)
    komutasındaki bir askeri birliği Fedek’e gönderdi. Fedek Yahudileri, Hayber,
    Teyma, Fedek, Vadilkura Yahudileriyle anlaşıp, Beni Sa’d kabilesinin de
    yardımıyla Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıkları ortaya çıktı. Hz. Ali
    (r.a.) komutasındaki birlik Beni Sa’d’ın karargâhına vardığında onların
    kaçtıklarını gördü ve ganimetlerle geri döndü.

    Hz. Peygamber (asm)
    Hayber’in fethinden sonra ensardan Muhayyesa b. Mesud’u Fedek
    halkına İslam’a davet için gönderdi. Fedeklilerin başkanı Yahudi Yuşa b. Nûn
    topraklarının yarısı karşılığı Rasululullah (asm) ile anlaşma yapmak
    istediklerini söyledi, Rasululullah (asm) bunu kabul etti.

    “Ve Allah'ın, onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için
    siz, gerçekten de ne deve sürdünüz, ne at oynattınız ve fakat Allah,
    peygamberlerini, dilediği kimselerin üstüne atıp üstün eder ve Allah'ın, her
    şeye gücü yeter.”
    (Haşr, 59/6)
    ayeti mucibince, Fedek savaşsız teslim olduğu için bu mülk Peygamberimizin
    (asm) tasarrufundaydı. Çünkü Müslümanlar Fedek için ne bir savaş yapmış ne de
    ordu göndermişlerdi.

    Hz. Peygamber (asm) onun gelirlerini misafir ve
    yolcular için tahsis etmişti. Eşlerinin nasıl bir hayat yaşamış oldukları
    Müslümanlarca malumdur. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında, Ebu’l Heysem Malik
    b. Et-Teyyihan ile ensardan Sehl b. Ebi Hayseme ve Zeyd b. Sabit’i Fedek’e
    gönderdi. Bunlar Yahudilerin elinde kalan toprakların değerini tespit ettiler,
    topraklarının maddi değeri kendileri ödendi.

    Hz. Peygamber’in (asm)
    vefatından sonra hanımları, Hayber ve Fedek’teki Resulullah’ın (asm)
    hisselerinden miraslarını istemek için Hz. Osman’ı (r.a.), Hz. Ebubekir’e (r.a.)
    gönderdiler. Bunun üzerine kendisi de Hz. Peygamberin (asm) eşlerinden birisi
    olmasına rağmen Hz. Aişe (r.a.),

    “Allah’tan korkmuyor musunuz? Sizler, Resulullah’ın (asm) şu
    hadisini işitmediniz mi?
    'Biz Peygamberler miras bırakmayız. Bizim
    bıraktıklarımız sadakadır. Bu mallar, Muhammed’in ailesinin ani ihtiyaçları ve
    misafirler için sarfedilir. Ben öldükten sonra bu mallar, benden sonra iş başına
    geçen kimsenin tasarrufundadır.' ”
    (Buhari, Feraiz, 3, İ’tisam,
    5)
    Hz. Peygamberin hanımları, bu sözler üzerine isteklerinden
    vazgeçtiler.

    Resulullah’ın (asm) kızı Hz. Fatıma (r.a.), Ebubekir
    es-Sıddık (ra)’ın yanına gelerek ona,

    “Sen öldüğünde sana kim varis olur?” diye sordu.
    Hz. Ebubekir (r.a.)

    "Evladım ve ailem.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Fatıma
    (r.a.)

    “O halde sana ne oluyor da, Resulullah’a (asm) bizden başkasını
    varis yapıyorsun?"
    Buna karşılık Hz. Ebubekir (r.a.)

    “Ey Resulullah’ın kızı! Allah’a yemin ederim ki ben, babandan ne altın ne
    gümüş ne şu ne bu miras aldım.”
    dedi. Fatıma (r.a.) ise:

    “Hayber’deki hisselerimiz Fedek’teki sadakalarımıza ne oldu?”
    deyince Hz. Ebubekir,

    “Ey Resulun kızı! Ben Resulullah’ın (a.s.) 'Bunlar, Allah’ın
    hayattayken bana yedirdiği bir lokmadır; ben öldükten sonra bunlar,
    Müslümanların ortak malıdır.'
    dediğini işittim.” (Buhârî,
    Meğâzî, 14; Müslim, Cihad, 49; Ebû Davud, İmâre, 1) diye cevap
    vermişti.
    Evet, Hz. Ebû Bekir (ra), Peygamberimiz (as)’in biricik kızı, ciğerparesi,
    Ehl-i Beyt’in annesi Hz. Fatıma (ra)'yı incitemezdi; Rasûlullah’ın (asm)
    hâtırası olan bu ince, bu müstesnâ anamızı incitmeyi gönlünden bile geçirmezdi.
    Ama, Rasûlullah (asm)’ın sünneti, kendi mirası mevzûunda bıraktığı sünneti en
    kıymetli şahıslar için bile fedâ edilmezdi. O’ndan (asm) kalan, O’nun (asm)
    sağlığında sarfettiği yere sarfedilecekti.

    Bu hadisin hükmü
    gereğince,
    Hz. Ebubekir (r.a.) kendi kızı ve Peygamberin (asm) eşi olan
    Hz. Aişe (ra)’ye ve Peygamberimizin (asm) diğer eşlerine Fedek arazisinden pay
    vermediği gibi, Hz. Fatıma’ya(r.a.) da vermemiştir. Nitekim dikkat edilirse buna
    karşı çıkan başta Hz. Aişe (r.a.) olmuştur.

    Hz. Ebubekir’den (r.a) sonra,
    Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali’de (r.a.) halife olduklarında
    Fedek’in gelirlerini Resulullah’ın (asm) sarfettiği yere harcamışlardır. Eğer
    Fedek Hz. Fatıma’nın (r.a.) hakkı olmuş olsaydı, Hz. Ali (r.a.) hilafeti
    zamanında onu alır, oğullarına verirdi.

    Acaba Hz. Fatıma (ra)
    ve hatta Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhüm) niçin miras
    istediler?


    Bu hususta birkaç tahmin ileri sürülmüş ise de
    en mâkulü, en doğrusu şudur:

    Hz. Ebû Bekir'in rivayet ettiği: "Bize mirascı olunmaz,
    bıraktıklarımız sadakadır..."
    hadisini duymamış olmalarıdır. Hz. Ömer
    (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) gibi en eski ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a
    en yakın olan Müslümanların pek mühim meselelerde bile Hz. Peygamber
    (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerini, O'nun sağlığında değil, ölümünden sonra
    işitmelerinin bir çok örneği var. Bu da onlardan biri olmalıdır.

    Hadisi işitmiş olan Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mes'uliyet makamında,
    işin sorumlusu olarak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in tatbikatından
    ayrılmamayı esas almıştır. Hz. Fatıma ve Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) gibi, çok
    sevdiği ve hâtırasına son derece saygı duyup bağlılığını her şeyin üstünde
    tuttuğu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın iki ciğerpâresini gücendirmeyi
    sineye çekmiştir.

    Hz. Ali, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a yakınlığını anlatırken hep
    ağlayarak dinleyen Hz. Ebû Bekir gibi Sıddık bir sahabi için, onları gücendirmek
    muhakkak ki çok ağır gelmiş idi. Ama ne yapsın? Resûlullah (aleyhissalâtu
    vesselâm)'tan o konuda kesin bir bilgiye sahip olduğundan, onunla amel etmesi
    gerekirdi:

    "Bize kimse varis olamaz, bıraktıklarımız
    sadakadır..."
    Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in bu meseledeki haklılığını Hz. Ali ve Hz.
    Abbâs (radıyallâhu anhümâ) kabul etmişlerdir. Çünkü, bilahare Hz. Ali (ra),
    halife olduğu zaman, bu arazilerin, Hz. Ebû Bekir (ra) tarafından tesbit edilen
    ve Hz. Ömer (ra) ve Hz. Osman (ra) tarafından devam ettirilmiş bulunan
    statüsünde değişiklik yapmamıştır.

    Bu hususu açıklayan bir rivayeti
    Nevevî, Ebû Dâvud'dan kaydeder:
    "(Abbasîler'in ilk halifesi) Seffah, ilk
    hutbesini okuduğu zaman, boynunda Kur'ân asılı olan bir adam yanına gelerek:

    "Allah aşkına benimle hasmım arasında şu Mushaf'la hükmet." der.
    Seffâh:
    "Hasmın kim?" diye sorunca:
    "Ebû Bekir'dir,
    Fedek arazisini bize menetmiştir."
    der. Halife:
    "O sana zulüm mü
    yaptı?"
    diye sorar. Öbürü:
    "Evet!" der.
    Seffah:
    "Ondan sonra kimdi?" diye sorar.
    Adam:
    "Ömer'di" der. Seffah:
    "Ömer de zulmetti
    mi?"
    der. Adam:
    "Evet!" der. Hz. Osman (ra) için de aynı
    şeyi söyleyince:
    "Ali (ra) de sana zulmetti mi?" der. Adam
    bu sefer susar. Seffâh bunun üzerine adama sert bir şekilde
    çıkışır."
    Kadı İyaz bu meselede şunu söyler: "Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in
    hadisten delil getirmesi üzerine, Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ)' nın ona karşı
    münakaşa etmekten vazgeçmiş olması, mesele üzerine vaki olan icmâya teslim
    olduğunu gösterir. Bu durum Hz.Fatıma (radıyallâhu anhâ)'nın kendisine hadis
    ulaşıp te'vili de açıklık kazanınca, o meseledeki şahsî görüşünü terketmiş
    olduğunu da ifade eder. Nitekim bir daha ne kendisinden, ne de zürriyetinden,
    miras talebi vaki olmamıştır. Bilahare Hz. Ali (ra) halife olduğu zaman, o
    meselede Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)'in amelinden ayrılmadı. Öyle ise bu
    da gösterir ki, Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'ın talepleri,
    o arâzilerin işletilmesiyle ilgili işlerin kendilerine
    verilmesini..
    . taleb etmektir." (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan,
    Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)

    Nitekim Hz. Ömer (ra), Fedek
    arazisini Ehl-i Beyt'e tahsis etmemiş, ancak idare ve intifa hakkını
    kendilerine vermiştir. Bu uygulama, devlet başkanının takdir yetkisi dahilinde
    olan bir durum olduğundan ötürü, burada Hz. Ebu Bekir (ra)'e bir muhalefetten
    söz edilemez. Nitekim Hz. Ali (r.a.) halife olunca, Fedek'in
    statüsünü ilk üç halife döneminde olduğu gibi aynen devam ettirmiştir. Bu da ilk
    üç halifenin bu konuda ne kadar isabetli hüküm verdiğine bir
    delildir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 18.Temmuz.2012, 07:47
    2
    erimeye devam...



    Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma ve Fedek arazisi ile ilgili bilgiBugünkü adı Hâit olan Fedek, Medine’ye
    yaklaşık 150 km. uzaklıkta olup, Medine ile Hayber arasında bir Yahudi köyüdür.
    Beni Sa’d kabilesinin, Hayber Yahudilerine yardım etmek için Fedek’te
    toplandıklarını haber alan Hz. Peygamber (asm) 627 yılında, Hz. Ali (r.a)
    komutasındaki bir askeri birliği Fedek’e gönderdi. Fedek Yahudileri, Hayber,
    Teyma, Fedek, Vadilkura Yahudileriyle anlaşıp, Beni Sa’d kabilesinin de
    yardımıyla Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıkları ortaya çıktı. Hz. Ali
    (r.a.) komutasındaki birlik Beni Sa’d’ın karargâhına vardığında onların
    kaçtıklarını gördü ve ganimetlerle geri döndü.

    Hz. Peygamber (asm)
    Hayber’in fethinden sonra ensardan Muhayyesa b. Mesud’u Fedek
    halkına İslam’a davet için gönderdi. Fedeklilerin başkanı Yahudi Yuşa b. Nûn
    topraklarının yarısı karşılığı Rasululullah (asm) ile anlaşma yapmak
    istediklerini söyledi, Rasululullah (asm) bunu kabul etti.

    “Ve Allah'ın, onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için
    siz, gerçekten de ne deve sürdünüz, ne at oynattınız ve fakat Allah,
    peygamberlerini, dilediği kimselerin üstüne atıp üstün eder ve Allah'ın, her
    şeye gücü yeter.”
    (Haşr, 59/6)
    ayeti mucibince, Fedek savaşsız teslim olduğu için bu mülk Peygamberimizin
    (asm) tasarrufundaydı. Çünkü Müslümanlar Fedek için ne bir savaş yapmış ne de
    ordu göndermişlerdi.

    Hz. Peygamber (asm) onun gelirlerini misafir ve
    yolcular için tahsis etmişti. Eşlerinin nasıl bir hayat yaşamış oldukları
    Müslümanlarca malumdur. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında, Ebu’l Heysem Malik
    b. Et-Teyyihan ile ensardan Sehl b. Ebi Hayseme ve Zeyd b. Sabit’i Fedek’e
    gönderdi. Bunlar Yahudilerin elinde kalan toprakların değerini tespit ettiler,
    topraklarının maddi değeri kendileri ödendi.

    Hz. Peygamber’in (asm)
    vefatından sonra hanımları, Hayber ve Fedek’teki Resulullah’ın (asm)
    hisselerinden miraslarını istemek için Hz. Osman’ı (r.a.), Hz. Ebubekir’e (r.a.)
    gönderdiler. Bunun üzerine kendisi de Hz. Peygamberin (asm) eşlerinden birisi
    olmasına rağmen Hz. Aişe (r.a.),

    “Allah’tan korkmuyor musunuz? Sizler, Resulullah’ın (asm) şu
    hadisini işitmediniz mi?
    'Biz Peygamberler miras bırakmayız. Bizim
    bıraktıklarımız sadakadır. Bu mallar, Muhammed’in ailesinin ani ihtiyaçları ve
    misafirler için sarfedilir. Ben öldükten sonra bu mallar, benden sonra iş başına
    geçen kimsenin tasarrufundadır.' ”
    (Buhari, Feraiz, 3, İ’tisam,
    5)
    Hz. Peygamberin hanımları, bu sözler üzerine isteklerinden
    vazgeçtiler.

    Resulullah’ın (asm) kızı Hz. Fatıma (r.a.), Ebubekir
    es-Sıddık (ra)’ın yanına gelerek ona,

    “Sen öldüğünde sana kim varis olur?” diye sordu.
    Hz. Ebubekir (r.a.)

    "Evladım ve ailem.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Fatıma
    (r.a.)

    “O halde sana ne oluyor da, Resulullah’a (asm) bizden başkasını
    varis yapıyorsun?"
    Buna karşılık Hz. Ebubekir (r.a.)

    “Ey Resulullah’ın kızı! Allah’a yemin ederim ki ben, babandan ne altın ne
    gümüş ne şu ne bu miras aldım.”
    dedi. Fatıma (r.a.) ise:

    “Hayber’deki hisselerimiz Fedek’teki sadakalarımıza ne oldu?”
    deyince Hz. Ebubekir,

    “Ey Resulun kızı! Ben Resulullah’ın (a.s.) 'Bunlar, Allah’ın
    hayattayken bana yedirdiği bir lokmadır; ben öldükten sonra bunlar,
    Müslümanların ortak malıdır.'
    dediğini işittim.” (Buhârî,
    Meğâzî, 14; Müslim, Cihad, 49; Ebû Davud, İmâre, 1) diye cevap
    vermişti.
    Evet, Hz. Ebû Bekir (ra), Peygamberimiz (as)’in biricik kızı, ciğerparesi,
    Ehl-i Beyt’in annesi Hz. Fatıma (ra)'yı incitemezdi; Rasûlullah’ın (asm)
    hâtırası olan bu ince, bu müstesnâ anamızı incitmeyi gönlünden bile geçirmezdi.
    Ama, Rasûlullah (asm)’ın sünneti, kendi mirası mevzûunda bıraktığı sünneti en
    kıymetli şahıslar için bile fedâ edilmezdi. O’ndan (asm) kalan, O’nun (asm)
    sağlığında sarfettiği yere sarfedilecekti.

    Bu hadisin hükmü
    gereğince,
    Hz. Ebubekir (r.a.) kendi kızı ve Peygamberin (asm) eşi olan
    Hz. Aişe (ra)’ye ve Peygamberimizin (asm) diğer eşlerine Fedek arazisinden pay
    vermediği gibi, Hz. Fatıma’ya(r.a.) da vermemiştir. Nitekim dikkat edilirse buna
    karşı çıkan başta Hz. Aişe (r.a.) olmuştur.

    Hz. Ebubekir’den (r.a) sonra,
    Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali’de (r.a.) halife olduklarında
    Fedek’in gelirlerini Resulullah’ın (asm) sarfettiği yere harcamışlardır. Eğer
    Fedek Hz. Fatıma’nın (r.a.) hakkı olmuş olsaydı, Hz. Ali (r.a.) hilafeti
    zamanında onu alır, oğullarına verirdi.

    Acaba Hz. Fatıma (ra)
    ve hatta Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhüm) niçin miras
    istediler?


    Bu hususta birkaç tahmin ileri sürülmüş ise de
    en mâkulü, en doğrusu şudur:

    Hz. Ebû Bekir'in rivayet ettiği: "Bize mirascı olunmaz,
    bıraktıklarımız sadakadır..."
    hadisini duymamış olmalarıdır. Hz. Ömer
    (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) gibi en eski ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a
    en yakın olan Müslümanların pek mühim meselelerde bile Hz. Peygamber
    (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerini, O'nun sağlığında değil, ölümünden sonra
    işitmelerinin bir çok örneği var. Bu da onlardan biri olmalıdır.

    Hadisi işitmiş olan Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mes'uliyet makamında,
    işin sorumlusu olarak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in tatbikatından
    ayrılmamayı esas almıştır. Hz. Fatıma ve Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) gibi, çok
    sevdiği ve hâtırasına son derece saygı duyup bağlılığını her şeyin üstünde
    tuttuğu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın iki ciğerpâresini gücendirmeyi
    sineye çekmiştir.

    Hz. Ali, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a yakınlığını anlatırken hep
    ağlayarak dinleyen Hz. Ebû Bekir gibi Sıddık bir sahabi için, onları gücendirmek
    muhakkak ki çok ağır gelmiş idi. Ama ne yapsın? Resûlullah (aleyhissalâtu
    vesselâm)'tan o konuda kesin bir bilgiye sahip olduğundan, onunla amel etmesi
    gerekirdi:

    "Bize kimse varis olamaz, bıraktıklarımız
    sadakadır..."
    Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in bu meseledeki haklılığını Hz. Ali ve Hz.
    Abbâs (radıyallâhu anhümâ) kabul etmişlerdir. Çünkü, bilahare Hz. Ali (ra),
    halife olduğu zaman, bu arazilerin, Hz. Ebû Bekir (ra) tarafından tesbit edilen
    ve Hz. Ömer (ra) ve Hz. Osman (ra) tarafından devam ettirilmiş bulunan
    statüsünde değişiklik yapmamıştır.

    Bu hususu açıklayan bir rivayeti
    Nevevî, Ebû Dâvud'dan kaydeder:
    "(Abbasîler'in ilk halifesi) Seffah, ilk
    hutbesini okuduğu zaman, boynunda Kur'ân asılı olan bir adam yanına gelerek:

    "Allah aşkına benimle hasmım arasında şu Mushaf'la hükmet." der.
    Seffâh:
    "Hasmın kim?" diye sorunca:
    "Ebû Bekir'dir,
    Fedek arazisini bize menetmiştir."
    der. Halife:
    "O sana zulüm mü
    yaptı?"
    diye sorar. Öbürü:
    "Evet!" der.
    Seffah:
    "Ondan sonra kimdi?" diye sorar.
    Adam:
    "Ömer'di" der. Seffah:
    "Ömer de zulmetti
    mi?"
    der. Adam:
    "Evet!" der. Hz. Osman (ra) için de aynı
    şeyi söyleyince:
    "Ali (ra) de sana zulmetti mi?" der. Adam
    bu sefer susar. Seffâh bunun üzerine adama sert bir şekilde
    çıkışır."
    Kadı İyaz bu meselede şunu söyler: "Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in
    hadisten delil getirmesi üzerine, Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ)' nın ona karşı
    münakaşa etmekten vazgeçmiş olması, mesele üzerine vaki olan icmâya teslim
    olduğunu gösterir. Bu durum Hz.Fatıma (radıyallâhu anhâ)'nın kendisine hadis
    ulaşıp te'vili de açıklık kazanınca, o meseledeki şahsî görüşünü terketmiş
    olduğunu da ifade eder. Nitekim bir daha ne kendisinden, ne de zürriyetinden,
    miras talebi vaki olmamıştır. Bilahare Hz. Ali (ra) halife olduğu zaman, o
    meselede Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)'in amelinden ayrılmadı. Öyle ise bu
    da gösterir ki, Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'ın talepleri,
    o arâzilerin işletilmesiyle ilgili işlerin kendilerine
    verilmesini..
    . taleb etmektir." (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan,
    Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)

    Nitekim Hz. Ömer (ra), Fedek
    arazisini Ehl-i Beyt'e tahsis etmemiş, ancak idare ve intifa hakkını
    kendilerine vermiştir. Bu uygulama, devlet başkanının takdir yetkisi dahilinde
    olan bir durum olduğundan ötürü, burada Hz. Ebu Bekir (ra)'e bir muhalefetten
    söz edilemez. Nitekim Hz. Ali (r.a.) halife olunca, Fedek'in
    statüsünü ilk üç halife döneminde olduğu gibi aynen devam ettirmiştir. Bu da ilk
    üç halifenin bu konuda ne kadar isabetli hüküm verdiğine bir
    delildir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet