Konusunu Oylayın.: Fedek arazisi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Fedek arazisi nedir?
  1. 18.Temmuz.2012, 06:43
    1
    Misafir

    Fedek arazisi nedir?

  2. 18.Temmuz.2012, 06:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Temmuz.2012, 01:36
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: fedek arazisi nedir?




    Hz. Ebu Bekir'in Resulullah'ın mirası olan Fedek arazisini Hz. Fatıma'ya vermemesinin sebebi nedir?


    Bugünkü adı Hâit olan Fedek, Medine’ye yaklaşık 150 km. uzaklıkta olup, Medine ile Hayber arasında bir Yahudi köyüdür. Beni Sa’d kabilesinin, Hayber Yahudilerine yardım etmek için Fedek’te toplandıklarını haber alan Hz. Peygamber (asm) 627 yılında, Hz. Ali (r.a) komutasındaki bir askeri birliği Fedek’e gönderdi. Fedek Yahudileri, Hayber, Teyma, Fedek, Vadilkura Yahudileriyle anlaşıp, Beni Sa’d kabilesinin de yardımıyla Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıkları ortaya çıktı. Hz. Ali (r.a.) komutasındaki birlik Beni Sa’d’ın karargâhına vardığında onların kaçtıklarını gördü ve ganimetlerle geri döndü.

    Hz. Peygamber (asm) Hayber’in fethinden sonra ensardan Muhayyesa b. Mesud’u Fedek halkına İslam’a davet için gönderdi. Fedeklilerin başkanı Yahudi Yuşa b. Nûn topraklarının yarısı karşılığı Rasululullah (asm) ile anlaşma yapmak istediklerini söyledi, Rasululullah (asm) bunu kabul etti.

    “Ve Allah'ın, onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için siz, gerçekten de ne deve sürdünüz, ne at oynattınız ve fakat Allah, peygamberlerini, dilediği kimselerin üstüne atıp üstün eder ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.” (Haşr, 59/6)

    ayeti mucibince, Fedek savaşsız teslim olduğu için bu mülk Peygamberimizin (asm) tasarrufundaydı. Çünkü Müslümanlar Fedek için ne bir savaş yapmış ne de ordu göndermişlerdi.

    Hz. Peygamber (asm) onun gelirlerini misafir ve yolcular için tahsis etmişti. Eşlerinin nasıl bir hayat yaşamış oldukları Müslümanlarca malumdur. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında, Ebu’l Heysem Malik b. Et-Teyyihan ile ensardan Sehl b. Ebi Hayseme ve Zeyd b. Sabit’i Fedek’e gönderdi. Bunlar Yahudilerin elinde kalan toprakların değerini tespit ettiler, topraklarının maddi değeri kendileri ödendi.

    Hz. Peygamber’in (asm) vefatından sonra hanımları, Hayber ve Fedek’teki Resulullah’ın (asm) hisselerinden miraslarını istemek için Hz. Osman’ı (r.a.), Hz. Ebubekir’e (r.a.) gönderdiler. Bunun üzerine kendisi de Hz. Peygamberin (asm) eşlerinden birisi olmasına rağmen Hz. Aişe (r.a.),

    “Allah’tan korkmuyor musunuz? Sizler, Resulullah’ın (asm) şu hadisini işitmediniz mi? 'Biz Peygamberler miras bırakmayız. Bizim bıraktıklarımız sadakadır. Bu mallar, Muhammed’in ailesinin ani ihtiyaçları ve misafirler için sarfedilir. Ben öldükten sonra bu mallar, benden sonra iş başına geçen kimsenin tasarrufundadır.' ” (Buhari, Feraiz, 3, İ’tisam, 5)

    Hz. Peygamberin hanımları, bu sözler üzerine isteklerinden vazgeçtiler.

    Resulullah’ın (asm) kızı Hz. Fatıma (r.a.), Ebubekir es-Sıddık (ra)’ın yanına gelerek ona,

    “Sen öldüğünde sana kim varis olur?” diye sordu. Hz. Ebubekir (r.a.)

    "Evladım ve ailem.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Fatıma (r.a.)

    “O halde sana ne oluyor da, Resulullah’a (asm) bizden başkasını varis yapıyorsun?" Buna karşılık Hz. Ebubekir (r.a.)

    “Ey Resulullah’ın kızı! Allah’a yemin ederim ki ben, babandan ne altın ne gümüş ne şu ne bu miras aldım.” dedi. Fatıma (r.a.) ise:

    “Hayber’deki hisselerimiz Fedek’teki sadakalarımıza ne oldu?” deyince Hz. Ebubekir,

    “Ey Resulun kızı! Ben Resulullah’ın (a.s.) 'Bunlar, Allah’ın hayattayken bana yedirdiği bir lokmadır; ben öldükten sonra bunlar, Müslümanların ortak malıdır.' dediğini işittim.” (Buhârî, Meğâzî, 14; Müslim, Cihad, 49; Ebû Davud, İmâre, 1) diye cevap vermişti.

    Evet, Hz. Ebû Bekir (ra), Peygamberimiz (as)’in biricik kızı, ciğerparesi, Ehl-i Beyt’in annesi Hz. Fatıma (ra)'yı incitemezdi; Rasûlullah’ın (asm) hâtırası olan bu ince, bu müstesnâ anamızı incitmeyi gönlünden bile geçirmezdi. Ama, Rasûlullah (asm)’ın sünneti, kendi mirası mevzûunda bıraktığı sünneti en kıymetli şahıslar için bile fedâ edilmezdi. O’ndan (asm) kalan, O’nun (asm) sağlığında sarfettiği yere sarfedilecekti.

    Bu hadisin hükmü gereğince, Hz. Ebubekir (r.a.) kendi kızı ve Peygamberin (asm) eşi olan Hz. Aişe (ra)’ye ve Peygamberimizin (asm) diğer eşlerine Fedek arazisinden pay vermediği gibi, Hz. Fatıma’ya(r.a.) da vermemiştir. Nitekim dikkat edilirse buna karşı çıkan başta Hz. Aişe (r.a.) olmuştur.

    Hz. Ebubekir’den (r.a) sonra, Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali’de (r.a.) halife olduklarında Fedek’in gelirlerini Resulullah’ın (asm) sarfettiği yere harcamışlardır. Eğer Fedek Hz. Fatıma’nın (r.a.) hakkı olmuş olsaydı, Hz. Ali (r.a.) hilafeti zamanında onu alır, oğullarına verirdi.

    Acaba Hz. Fatıma (ra) ve hatta Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhüm) niçin miras istediler?

    Bu hususta birkaç tahmin ileri sürülmüş ise de en mâkulü, en doğrusu şudur:

    Hz. Ebû Bekir'in rivayet ettiği: "Bize mirascı olunmaz, bıraktıklarımız sadakadır..." hadisini duymamış olmalarıdır. Hz. Ömer (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) gibi en eski ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a en yakın olan Müslümanların pek mühim meselelerde bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerini, O'nun sağlığında değil, ölümünden sonra işitmelerinin bir çok örneği var. Bu da onlardan biri olmalıdır.

    Hadisi işitmiş olan Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mes'uliyet makamında, işin sorumlusu olarak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in tatbikatından ayrılmamayı esas almıştır. Hz. Fatıma ve Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) gibi, çok sevdiği ve hâtırasına son derece saygı duyup bağlılığını her şeyin üstünde tuttuğu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın iki ciğerpâresini gücendirmeyi sineye çekmiştir.

    Hz. Ali, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a yakınlığını anlatırken hep ağlayarak dinleyen Hz. Ebû Bekir gibi Sıddık bir sahabi için, onları gücendirmek muhakkak ki çok ağır gelmiş idi. Ama ne yapsın? Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan o konuda kesin bir bilgiye sahip olduğundan, onunla amel etmesi gerekirdi:

    "Bize kimse varis olamaz, bıraktıklarımız sadakadır..."

    Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in bu meseledeki haklılığını Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ) kabul etmişlerdir. Çünkü, bilahare Hz. Ali (ra), halife olduğu zaman, bu arazilerin, Hz. Ebû Bekir (ra) tarafından tesbit edilen ve Hz. Ömer (ra) ve Hz. Osman (ra) tarafından devam ettirilmiş bulunan statüsünde değişiklik yapmamıştır.

    Bu hususu açıklayan bir rivayeti Nevevî, Ebû Dâvud'dan kaydeder:
    "(Abbasîler'in ilk halifesi) Seffah, ilk hutbesini okuduğu zaman, boynunda Kur'ân asılı olan bir adam yanına gelerek:

    "Allah aşkına benimle hasmım arasında şu Mushaf'la hükmet." der. Seffâh:
    "Hasmın kim?" diye sorunca:
    "Ebû Bekir'dir, Fedek arazisini bize menetmiştir." der. Halife:
    "O sana zulüm mü yaptı?" diye sorar. Öbürü:
    "Evet!" der. Seffah:
    "Ondan sonra kimdi?" diye sorar. Adam:
    "Ömer'di" der. Seffah:
    "Ömer de zulmetti mi?" der. Adam:
    "Evet!" der. Hz. Osman (ra) için de aynı şeyi söyleyince:
    "Ali (ra) de sana zulmetti mi?" der. Adam bu sefer susar. Seffâh bunun üzerine adama sert bir şekilde çıkışır."

    Kadı İyaz bu meselede şunu söyler: "Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in hadisten delil getirmesi üzerine, Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ)' nın ona karşı münakaşa etmekten vazgeçmiş olması, mesele üzerine vaki olan icmâya teslim olduğunu gösterir. Bu durum Hz.Fatıma (radıyallâhu anhâ)'nın kendisine hadis ulaşıp te'vili de açıklık kazanınca, o meseledeki şahsî görüşünü terketmiş olduğunu da ifade eder. Nitekim bir daha ne kendisinden, ne de zürriyetinden, miras talebi vaki olmamıştır. Bilahare Hz. Ali (ra) halife olduğu zaman, o meselede Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)'in amelinden ayrılmadı. Öyle ise bu da gösterir ki, Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'ın talepleri, o arâzilerin işletilmesiyle ilgili işlerin kendilerine verilmesini... taleb etmektir." (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)

    Nitekim Hz. Ömer (ra), Fedek arazisini Ehl-i Beyt'e tahsis etmemiş, ancak idare ve intifa hakkını kendilerine vermiştir. Bu uygulama, devlet başkanının takdir yetkisi dahilinde olan bir durum olduğundan ötürü, burada Hz. Ebu Bekir (ra)'e bir muhalefetten söz edilemez. Nitekim Hz. Ali (r.a.) halife olunca, Fedek'in statüsünü ilk üç halife döneminde olduğu gibi aynen devam ettirmiştir. Bu da ilk üç halifenin bu konuda ne kadar isabetli hüküm verdiğine bir delildir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 30.Temmuz.2012, 01:36
    2
    Üye



    Hz. Ebu Bekir'in Resulullah'ın mirası olan Fedek arazisini Hz. Fatıma'ya vermemesinin sebebi nedir?


    Bugünkü adı Hâit olan Fedek, Medine’ye yaklaşık 150 km. uzaklıkta olup, Medine ile Hayber arasında bir Yahudi köyüdür. Beni Sa’d kabilesinin, Hayber Yahudilerine yardım etmek için Fedek’te toplandıklarını haber alan Hz. Peygamber (asm) 627 yılında, Hz. Ali (r.a) komutasındaki bir askeri birliği Fedek’e gönderdi. Fedek Yahudileri, Hayber, Teyma, Fedek, Vadilkura Yahudileriyle anlaşıp, Beni Sa’d kabilesinin de yardımıyla Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıkları ortaya çıktı. Hz. Ali (r.a.) komutasındaki birlik Beni Sa’d’ın karargâhına vardığında onların kaçtıklarını gördü ve ganimetlerle geri döndü.

    Hz. Peygamber (asm) Hayber’in fethinden sonra ensardan Muhayyesa b. Mesud’u Fedek halkına İslam’a davet için gönderdi. Fedeklilerin başkanı Yahudi Yuşa b. Nûn topraklarının yarısı karşılığı Rasululullah (asm) ile anlaşma yapmak istediklerini söyledi, Rasululullah (asm) bunu kabul etti.

    “Ve Allah'ın, onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için siz, gerçekten de ne deve sürdünüz, ne at oynattınız ve fakat Allah, peygamberlerini, dilediği kimselerin üstüne atıp üstün eder ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.” (Haşr, 59/6)

    ayeti mucibince, Fedek savaşsız teslim olduğu için bu mülk Peygamberimizin (asm) tasarrufundaydı. Çünkü Müslümanlar Fedek için ne bir savaş yapmış ne de ordu göndermişlerdi.

    Hz. Peygamber (asm) onun gelirlerini misafir ve yolcular için tahsis etmişti. Eşlerinin nasıl bir hayat yaşamış oldukları Müslümanlarca malumdur. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında, Ebu’l Heysem Malik b. Et-Teyyihan ile ensardan Sehl b. Ebi Hayseme ve Zeyd b. Sabit’i Fedek’e gönderdi. Bunlar Yahudilerin elinde kalan toprakların değerini tespit ettiler, topraklarının maddi değeri kendileri ödendi.

    Hz. Peygamber’in (asm) vefatından sonra hanımları, Hayber ve Fedek’teki Resulullah’ın (asm) hisselerinden miraslarını istemek için Hz. Osman’ı (r.a.), Hz. Ebubekir’e (r.a.) gönderdiler. Bunun üzerine kendisi de Hz. Peygamberin (asm) eşlerinden birisi olmasına rağmen Hz. Aişe (r.a.),

    “Allah’tan korkmuyor musunuz? Sizler, Resulullah’ın (asm) şu hadisini işitmediniz mi? 'Biz Peygamberler miras bırakmayız. Bizim bıraktıklarımız sadakadır. Bu mallar, Muhammed’in ailesinin ani ihtiyaçları ve misafirler için sarfedilir. Ben öldükten sonra bu mallar, benden sonra iş başına geçen kimsenin tasarrufundadır.' ” (Buhari, Feraiz, 3, İ’tisam, 5)

    Hz. Peygamberin hanımları, bu sözler üzerine isteklerinden vazgeçtiler.

    Resulullah’ın (asm) kızı Hz. Fatıma (r.a.), Ebubekir es-Sıddık (ra)’ın yanına gelerek ona,

    “Sen öldüğünde sana kim varis olur?” diye sordu. Hz. Ebubekir (r.a.)

    "Evladım ve ailem.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Fatıma (r.a.)

    “O halde sana ne oluyor da, Resulullah’a (asm) bizden başkasını varis yapıyorsun?" Buna karşılık Hz. Ebubekir (r.a.)

    “Ey Resulullah’ın kızı! Allah’a yemin ederim ki ben, babandan ne altın ne gümüş ne şu ne bu miras aldım.” dedi. Fatıma (r.a.) ise:

    “Hayber’deki hisselerimiz Fedek’teki sadakalarımıza ne oldu?” deyince Hz. Ebubekir,

    “Ey Resulun kızı! Ben Resulullah’ın (a.s.) 'Bunlar, Allah’ın hayattayken bana yedirdiği bir lokmadır; ben öldükten sonra bunlar, Müslümanların ortak malıdır.' dediğini işittim.” (Buhârî, Meğâzî, 14; Müslim, Cihad, 49; Ebû Davud, İmâre, 1) diye cevap vermişti.

    Evet, Hz. Ebû Bekir (ra), Peygamberimiz (as)’in biricik kızı, ciğerparesi, Ehl-i Beyt’in annesi Hz. Fatıma (ra)'yı incitemezdi; Rasûlullah’ın (asm) hâtırası olan bu ince, bu müstesnâ anamızı incitmeyi gönlünden bile geçirmezdi. Ama, Rasûlullah (asm)’ın sünneti, kendi mirası mevzûunda bıraktığı sünneti en kıymetli şahıslar için bile fedâ edilmezdi. O’ndan (asm) kalan, O’nun (asm) sağlığında sarfettiği yere sarfedilecekti.

    Bu hadisin hükmü gereğince, Hz. Ebubekir (r.a.) kendi kızı ve Peygamberin (asm) eşi olan Hz. Aişe (ra)’ye ve Peygamberimizin (asm) diğer eşlerine Fedek arazisinden pay vermediği gibi, Hz. Fatıma’ya(r.a.) da vermemiştir. Nitekim dikkat edilirse buna karşı çıkan başta Hz. Aişe (r.a.) olmuştur.

    Hz. Ebubekir’den (r.a) sonra, Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali’de (r.a.) halife olduklarında Fedek’in gelirlerini Resulullah’ın (asm) sarfettiği yere harcamışlardır. Eğer Fedek Hz. Fatıma’nın (r.a.) hakkı olmuş olsaydı, Hz. Ali (r.a.) hilafeti zamanında onu alır, oğullarına verirdi.

    Acaba Hz. Fatıma (ra) ve hatta Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhüm) niçin miras istediler?

    Bu hususta birkaç tahmin ileri sürülmüş ise de en mâkulü, en doğrusu şudur:

    Hz. Ebû Bekir'in rivayet ettiği: "Bize mirascı olunmaz, bıraktıklarımız sadakadır..." hadisini duymamış olmalarıdır. Hz. Ömer (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) gibi en eski ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a en yakın olan Müslümanların pek mühim meselelerde bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerini, O'nun sağlığında değil, ölümünden sonra işitmelerinin bir çok örneği var. Bu da onlardan biri olmalıdır.

    Hadisi işitmiş olan Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mes'uliyet makamında, işin sorumlusu olarak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in tatbikatından ayrılmamayı esas almıştır. Hz. Fatıma ve Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) gibi, çok sevdiği ve hâtırasına son derece saygı duyup bağlılığını her şeyin üstünde tuttuğu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın iki ciğerpâresini gücendirmeyi sineye çekmiştir.

    Hz. Ali, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a yakınlığını anlatırken hep ağlayarak dinleyen Hz. Ebû Bekir gibi Sıddık bir sahabi için, onları gücendirmek muhakkak ki çok ağır gelmiş idi. Ama ne yapsın? Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan o konuda kesin bir bilgiye sahip olduğundan, onunla amel etmesi gerekirdi:

    "Bize kimse varis olamaz, bıraktıklarımız sadakadır..."

    Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in bu meseledeki haklılığını Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ) kabul etmişlerdir. Çünkü, bilahare Hz. Ali (ra), halife olduğu zaman, bu arazilerin, Hz. Ebû Bekir (ra) tarafından tesbit edilen ve Hz. Ömer (ra) ve Hz. Osman (ra) tarafından devam ettirilmiş bulunan statüsünde değişiklik yapmamıştır.

    Bu hususu açıklayan bir rivayeti Nevevî, Ebû Dâvud'dan kaydeder:
    "(Abbasîler'in ilk halifesi) Seffah, ilk hutbesini okuduğu zaman, boynunda Kur'ân asılı olan bir adam yanına gelerek:

    "Allah aşkına benimle hasmım arasında şu Mushaf'la hükmet." der. Seffâh:
    "Hasmın kim?" diye sorunca:
    "Ebû Bekir'dir, Fedek arazisini bize menetmiştir." der. Halife:
    "O sana zulüm mü yaptı?" diye sorar. Öbürü:
    "Evet!" der. Seffah:
    "Ondan sonra kimdi?" diye sorar. Adam:
    "Ömer'di" der. Seffah:
    "Ömer de zulmetti mi?" der. Adam:
    "Evet!" der. Hz. Osman (ra) için de aynı şeyi söyleyince:
    "Ali (ra) de sana zulmetti mi?" der. Adam bu sefer susar. Seffâh bunun üzerine adama sert bir şekilde çıkışır."

    Kadı İyaz bu meselede şunu söyler: "Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in hadisten delil getirmesi üzerine, Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ)' nın ona karşı münakaşa etmekten vazgeçmiş olması, mesele üzerine vaki olan icmâya teslim olduğunu gösterir. Bu durum Hz.Fatıma (radıyallâhu anhâ)'nın kendisine hadis ulaşıp te'vili de açıklık kazanınca, o meseledeki şahsî görüşünü terketmiş olduğunu da ifade eder. Nitekim bir daha ne kendisinden, ne de zürriyetinden, miras talebi vaki olmamıştır. Bilahare Hz. Ali (ra) halife olduğu zaman, o meselede Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)'in amelinden ayrılmadı. Öyle ise bu da gösterir ki, Hz. Ali ve Hz. Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'ın talepleri, o arâzilerin işletilmesiyle ilgili işlerin kendilerine verilmesini... taleb etmektir." (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)

    Nitekim Hz. Ömer (ra), Fedek arazisini Ehl-i Beyt'e tahsis etmemiş, ancak idare ve intifa hakkını kendilerine vermiştir. Bu uygulama, devlet başkanının takdir yetkisi dahilinde olan bir durum olduğundan ötürü, burada Hz. Ebu Bekir (ra)'e bir muhalefetten söz edilemez. Nitekim Hz. Ali (r.a.) halife olunca, Fedek'in statüsünü ilk üç halife döneminde olduğu gibi aynen devam ettirmiştir. Bu da ilk üç halifenin bu konuda ne kadar isabetli hüküm verdiğine bir delildir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder