Konusunu Oylayın.: Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri
  1. 14.Temmuz.2012, 15:52
    1
    Misafir

    Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri






    Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri Mumsema Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri ‎ bu olayı paylaşırmısınız


  2. 14.Temmuz.2012, 15:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri ‎ bu olayı paylaşırmısınız


    Benzer Konular

    - Hutbe: Ölüm Gerçeği

    - Hikayelerle Ölüm Meleğinin Mülakatı

    - Ölüm Gerçeği hutbe 2008

    - Kabir azabı,Ölüm gerçeği

    - Kuran Ve Hadiste Ölüm Gerçeği

  3. 14.Temmuz.2012, 18:02
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dini Hikayelerle ölüm gerçeği - ibretlik ölüm öyküleri




    Abbasî halifesi Harun Reşid'in önde gelen devlet adamlarından Cafer el-Bermekî (Ö.187/803), üstün bir alim, zarif bir edib ve pek cömert bir zengin olarak tanınıp sevilmişti. Çeşitli yerlerde valilik ve komutanlık yapmış başarılı bir idareciydi. Halifenin çok sevip takdir ettiği bir yakını ve yardımcısıydı. Babası Yahya el-Bermekî ise Harun Reşid'in veziriydi.

    Harun Reşid, Cafer'i ve çok sevdiği kızkardeşi Abbase'yi yanından hiç ayırmazdı. Sohbet meclisinde onları da hazır bulundururdu. Harun, Cafer ile Abbase'nin aynı meclis ve sofrada meşru olarak buluşup görüşmelerini sağlamak için, Cafer'e çok fazla yaklaşmamak şartıyla Abbase'yi nikâhlama teklifinde bulundu. Cafer'in kabulü üzerine, Abbase'yi onunla nikâhladı.

    Cafer ve Abbase, sohbetlerden sonra Harun kalkıp gidince başbaşa kalırlardı. Cafer verdiği sözün gereği Abbase'ye ilişmiyordu. Fakat Abbase rahat durmadı. Bir fırsatını bularak, zayıf bir anında Cafer'e nikâhın gereğini yaptırdı ve Cafer'den hamile kalarak bir oğlan çocuğu doğurdu. Halifeden korkan Abbase, çocuğu gizlice Bağdat'tan Mekke'ye gönderdi.
    Harun Reşid o sene hacca gitmiş ve işin gerçeğini öğrenmişti. Bu duruma fena halde sinirlenmişti. Cafer'in artan kudreti, nüfuzu, bazı icraatları ve harcamaları da halifeyi ürkütüyordu. Nikâhın neticesi ise bardağı taşırdı. Bir hayatla birlikte bir ölüm doğdu. Cafer-i Bermekî, Harun Reşid'in emriyle idam edildi.
    Derler ki, Cafer'in babası Yahya o yıl hac sırasında Kâbe'nin kapısında şöyle dua etmişti:
    'Allahım! Eğer beni günahlarım yüzünden cezalandıracaksan, çoluk-çocuğum ve mallarımı almakla da olsa senin rızana ulaşmam için cezamı dünyada ver, ahirete bırakma.'
    Yahya'nın duası kabul edilmişti. Oğlu Cafer idam edilmiş, kendisi de hapiste ölmüştür.


    Yusuf Yavuz Semerkand

    -------------------

    Unutulmak

    Hiç unutuldunuz mu? Ya da unutulmak sizi üzdü mü? Alışın Çünkü bir gün hepimiz unutulacağız
    Unutmak ne dilsiz bir şeydir ki, unutulanlara unuttuklarını bile unutturuyor Unutulmak ne acı bir şeydir ki, unutulanın unutuşuna ağlayışını kimse hatırlamıyor Unutuş’dan çıkarıldık her birimiz. Yüzümüz gül yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeliberi unutulmaktan alındık… Unutmaktan sakındık Hatırı sayılır olduk Ne var ki unutmak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanı başımızda Ölüm, bizi geldiğimiz yere isyana götürüyor tekrar Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü
    Tenimizi tanıdıklara yabancılaştırıyor
    Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden Yaşarken ölümle aramıza uzaklar koyuyoruz Unutulmak korkusu bu
    En çok unutulacağımızı unutuyoruz Ve herkesin unuttuğu anlarda, hatırlanmaya değer olmadığımız zamanlarda,hatırımızı tek sayanın YARADANIMIZ olduğunu çabucak unutuyoruz
    Sen ki hiç unutmadın ve hiç unutmazsın bizi. Bize senin zikrini unutturma RABBİM

    Hatırla ki toprak ayağının altından çekiliyor Ellerin son defa dokunuyor güle ve güne… Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan ve karanlığa hazırlanıyorsun… Göz kapaklarının kapanışı seni bir dağın ardına götürecek Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda kuru bir söze dönüşecek. O dudaklardan bir insan sıcağını tadamayacaksın mesela… Hatıran bir taşta ve hüzün renkli bir topraktan ibaret kalacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak. Mutluluklar seni hesaba katmadan tamam olacak. Sana arkalarını dönecekler. Dönüp yüzüne bakmayacaklar. Senin kokun uzakların kokusu olacak Tenin toprağın soğunu tadacak

    Ve gelecek ölüm Gözleri gözlerin olacak Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığınının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi senin uzanamadığın zamanlara doğru dönecek Sen olmayacaksın… Kolundaki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak… Yüzüne gün ışığı vurmayacak. Hayatının edebi rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin Yarınsız ve sonsuz bir gülün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin… Yüzün solacak, ellerin hiçbir yere varamayacak Parmakların hiçbir şeyi göstermeyecek Ve ayaklarının altında hep boşluk kalacak. Unutma ki, şimdi toprak ayağının altından çekiliyor Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun
    Hatırla ki gözlerin ölüme bakıyor… Gözlerin bir cesedi alaca karanlığa taşıyor… Hatırla o zamanı ki, sen boz topraklar altında derin unutuşlarda yürüyorsun Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasında çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin. Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın bile seni unuttu diyelim. Ve hep başkaları var dışarıda. Hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında… Kimsenin tanıdığı değilsin artık Kimsenin özlediği değilsin… Kimsenin beklediği değilsin…
    Kimsenin ardı sıra gözyaşı döktüğü değilsin… Kimsenin ölüsü de değilsin Tıpkı şimdi olduğu gibi
    "Oysa sen ve sonun ne kadar uzak görünüyordunuz birbirinize…
    " EY RABBİM! SENDEN BİR TEŞEHHÜT MİKTARI ÖMÜR… BİR LAİLAHEİLLALLAH MİKTARI ÖLÜM İSTİYORUM SENDEN…
    LAİLAHEİLLALLAH
    alıntı




  4. 14.Temmuz.2012, 18:02
    2
    Silent and lonely rains



    Abbasî halifesi Harun Reşid'in önde gelen devlet adamlarından Cafer el-Bermekî (Ö.187/803), üstün bir alim, zarif bir edib ve pek cömert bir zengin olarak tanınıp sevilmişti. Çeşitli yerlerde valilik ve komutanlık yapmış başarılı bir idareciydi. Halifenin çok sevip takdir ettiği bir yakını ve yardımcısıydı. Babası Yahya el-Bermekî ise Harun Reşid'in veziriydi.

    Harun Reşid, Cafer'i ve çok sevdiği kızkardeşi Abbase'yi yanından hiç ayırmazdı. Sohbet meclisinde onları da hazır bulundururdu. Harun, Cafer ile Abbase'nin aynı meclis ve sofrada meşru olarak buluşup görüşmelerini sağlamak için, Cafer'e çok fazla yaklaşmamak şartıyla Abbase'yi nikâhlama teklifinde bulundu. Cafer'in kabulü üzerine, Abbase'yi onunla nikâhladı.

    Cafer ve Abbase, sohbetlerden sonra Harun kalkıp gidince başbaşa kalırlardı. Cafer verdiği sözün gereği Abbase'ye ilişmiyordu. Fakat Abbase rahat durmadı. Bir fırsatını bularak, zayıf bir anında Cafer'e nikâhın gereğini yaptırdı ve Cafer'den hamile kalarak bir oğlan çocuğu doğurdu. Halifeden korkan Abbase, çocuğu gizlice Bağdat'tan Mekke'ye gönderdi.
    Harun Reşid o sene hacca gitmiş ve işin gerçeğini öğrenmişti. Bu duruma fena halde sinirlenmişti. Cafer'in artan kudreti, nüfuzu, bazı icraatları ve harcamaları da halifeyi ürkütüyordu. Nikâhın neticesi ise bardağı taşırdı. Bir hayatla birlikte bir ölüm doğdu. Cafer-i Bermekî, Harun Reşid'in emriyle idam edildi.
    Derler ki, Cafer'in babası Yahya o yıl hac sırasında Kâbe'nin kapısında şöyle dua etmişti:
    'Allahım! Eğer beni günahlarım yüzünden cezalandıracaksan, çoluk-çocuğum ve mallarımı almakla da olsa senin rızana ulaşmam için cezamı dünyada ver, ahirete bırakma.'
    Yahya'nın duası kabul edilmişti. Oğlu Cafer idam edilmiş, kendisi de hapiste ölmüştür.


    Yusuf Yavuz Semerkand

    -------------------

    Unutulmak

    Hiç unutuldunuz mu? Ya da unutulmak sizi üzdü mü? Alışın Çünkü bir gün hepimiz unutulacağız
    Unutmak ne dilsiz bir şeydir ki, unutulanlara unuttuklarını bile unutturuyor Unutulmak ne acı bir şeydir ki, unutulanın unutuşuna ağlayışını kimse hatırlamıyor Unutuş’dan çıkarıldık her birimiz. Yüzümüz gül yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeliberi unutulmaktan alındık… Unutmaktan sakındık Hatırı sayılır olduk Ne var ki unutmak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanı başımızda Ölüm, bizi geldiğimiz yere isyana götürüyor tekrar Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü
    Tenimizi tanıdıklara yabancılaştırıyor
    Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden Yaşarken ölümle aramıza uzaklar koyuyoruz Unutulmak korkusu bu
    En çok unutulacağımızı unutuyoruz Ve herkesin unuttuğu anlarda, hatırlanmaya değer olmadığımız zamanlarda,hatırımızı tek sayanın YARADANIMIZ olduğunu çabucak unutuyoruz
    Sen ki hiç unutmadın ve hiç unutmazsın bizi. Bize senin zikrini unutturma RABBİM

    Hatırla ki toprak ayağının altından çekiliyor Ellerin son defa dokunuyor güle ve güne… Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan ve karanlığa hazırlanıyorsun… Göz kapaklarının kapanışı seni bir dağın ardına götürecek Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda kuru bir söze dönüşecek. O dudaklardan bir insan sıcağını tadamayacaksın mesela… Hatıran bir taşta ve hüzün renkli bir topraktan ibaret kalacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak. Mutluluklar seni hesaba katmadan tamam olacak. Sana arkalarını dönecekler. Dönüp yüzüne bakmayacaklar. Senin kokun uzakların kokusu olacak Tenin toprağın soğunu tadacak

    Ve gelecek ölüm Gözleri gözlerin olacak Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığınının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi senin uzanamadığın zamanlara doğru dönecek Sen olmayacaksın… Kolundaki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak… Yüzüne gün ışığı vurmayacak. Hayatının edebi rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin Yarınsız ve sonsuz bir gülün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin… Yüzün solacak, ellerin hiçbir yere varamayacak Parmakların hiçbir şeyi göstermeyecek Ve ayaklarının altında hep boşluk kalacak. Unutma ki, şimdi toprak ayağının altından çekiliyor Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun
    Hatırla ki gözlerin ölüme bakıyor… Gözlerin bir cesedi alaca karanlığa taşıyor… Hatırla o zamanı ki, sen boz topraklar altında derin unutuşlarda yürüyorsun Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasında çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin. Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın bile seni unuttu diyelim. Ve hep başkaları var dışarıda. Hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında… Kimsenin tanıdığı değilsin artık Kimsenin özlediği değilsin… Kimsenin beklediği değilsin…
    Kimsenin ardı sıra gözyaşı döktüğü değilsin… Kimsenin ölüsü de değilsin Tıpkı şimdi olduğu gibi
    "Oysa sen ve sonun ne kadar uzak görünüyordunuz birbirinize…
    " EY RABBİM! SENDEN BİR TEŞEHHÜT MİKTARI ÖMÜR… BİR LAİLAHEİLLALLAH MİKTARI ÖLÜM İSTİYORUM SENDEN…
    LAİLAHEİLLALLAH
    alıntı







+ Yorum Gönder