Konusunu Oylayın.: İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?
  1. 12.Temmuz.2012, 14:10
    1
    Misafir

    İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?

  2. 18.Temmuz.2012, 18:34
    2
    munzir
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ocak.2009
    Üye No: 46504
    Mesaj Sayısı: 235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?




    İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?
    Categories: Mansetler, Uzakasya Seferi

    İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı? Hindistan, Batı Pakistan, Bengal, Himalayalar, Çin, Malezya, Endonezya, Maldiv adaları ve Komor gibi İslam’ın ilk yayıldığı alanların uzağında kalan ülkelerde İslam’ın yayılmasında derviş devrimcilerin rolü neydi?

    Komor adaları gibi Türkiye’ye binlerce kilometre uzaklıktaki bir coğrafyada dahi İstanbul’daki Gümüşhanevi Dergâhından giden dervişler neler yaptılar?

    Güney Asya’da İslam’ın yayılmasını araştıran araştırmacı yazar Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, tasavvuf ve dervişler yolu ile yayıldığını ortaya çıkartıyor.

    İslam’ın Hindistan’a ilk girişinden başlayıp günümüze kadar hangi ülkede hangi tarikatların ve tasavvuf önderlerinin etkin olduklarını ortaya koyan Cebecioğlu’nun araştırması ilginç sonuçlar da ortaya çıkartıyor.

    İşte Güney Asya’da tasavvuf erenlerinin yaptıkları tebliğ çalışmalarının dosyası.

    MUSTAFA R. ÖZGÜR ‘ün söyleşisi

    Güney Asya’da İslam’ın yayılmasını araştıran araştırmacı yazar Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, Hindistan, Batı Pakistan, Bengal, Himalayalar, Çin, Malezya, Endonezya, Maldiv adaları ve Komor gibi İslam’ın ilk yayıldığı alanların uzağında kalan ülkelerde İslam’ın tasavvuf ve dervişler yolu ile yayıldığını ortaya çıkartıyor. İslam’ın Hindistan’a ilk girişinden başlayıp günümüze kadar hangi ülkede hangi tarikatların ve tasavvuf önderlerinin etkin olduklarını ortaya koyan Cebecioğlu’nun araştırması ilginç sonuçlar da ortaya çıkartıyor. Buna göre Komor adaları gibi Türkiye’ye uzak bir coğrafyada dahi İstanbul’daki Gümüşhanevi Dergâhından gelen dervişleri etkiliydi ve adanın tamamen Müslümanlaşmasını sağlamışlardı. Yine bugün tamamı Müslüman olan Pakistan’ın Lahor şehri ve bölgesi de Türk asıllı Şeyh İsmail’in tebliğleri vesilesiyle Müslüman olmuştu.

    MÜSLÜMANLAR İLK OLARAK HİNDİSTAN’A MÜSLÜMAN KADINLARI KURTARMAK İÇİN GİRDİ

    Araştırmacı Cebecioğlu’nun edindiği bilgilere göre siyasi manada Hind dünyasına ilk düzenli İslam ordusunun Irak valisi bulunduğu sıralarda Haccac b. Yusuf es-Sekafi'nin, Hinduların Müslüman kadınları yakalayıp köle olarak kullanmaları üzerine girmişti. Gazneli Sultan Mahmud ise Hindistan’a yaptığı 17 büyük sefer ile bütün İslam dünyasında "kâfirlere inen balyoz" olarak, şöhret kazanmıştı. Putperest Hinduların tapınak merkezi olan Kathiavar yarımadasına kadar ilerleyen Sultan Mahmut'un Hindistan'a yaptığı 17 sefer, büyük bir fütuhat ve dini bir heyecan havası içinde vuku bulmuştu. Bu zaferler Hindistan’ın 700 yıl boyunca Müslümanların hakimiyetine girmesine neden oldu. Ancak İslam’ın asıl yayılması Tasavvuf önderleri vasıtasıyla oldu. İslam devletleri Hindistan’a hakim oldukları dönemde Hindu tebaaya son derece yumuşak davrandılar ve Hint yarımadasında İslam'ın yayı1abilmrsi sûfiler, tüccarlar ve sufi vaizlerin gayretiyle mümkün oldu.

    GÜNEY ASYA SUFİ VAİZLERİN ETKİNLİKLERİ MÜSLÜMAN OLDU

    Son yüzyılın oryantalistlerinden Arnold, Güney Asya’nın İslam ile tanışmasını şöyle yorumluyordu; “Hindistan, Endonezya ve zenci Afrika'nın büyük bölümlerinin günlük hayatlarında İslam'ın temel yükümlülüklerini yerine getiren sufi vaizlerin sürekli etkinliği sonucu İslamlaştığı kesindir. Mantıki ya da hukuki kılı kırk yarmalara başvurmadan Allah'a duyulan aşk ve güven, Peygamber ve ashabına duyulan sevgi sayesindedir." İslam'ın yayılışındaki bu sufi dervişlerin çabalarını tespitte hemen aynı noktaya ulaşabilmiş bir başka müsteşrikin ifadeleri de şöyleydi; “Sufilerin Hind yarımadasında İslam'ın yayılmasına katkısı büyük ölçüde olmuştur. İslam dininin beynelmilel ve dünya çapında bir din olması sufiler sayesindedir. Sufiler Müslüman olmayan ülkeleri, insanları irşad için dolaşmaları sebebiyle İslam dini beynelmilel olmuştur. Çiştiyye, Şuttariyye, Nakşibendiyye dervişleri Hindistan ve Malay adalarına giderek yerli ahalinin dillerini öğrenerek onların hayatlarına karışmış olduklarından o ülkeleri, dışarıdan gelip fetheden ve başka dil konuşan mutaassıp fatihlere göre halk arasında İslam'ı daha ziyade yaymışlardır. İslam dininin âlemşümul olması da işte bu sufiler sayesindedir. Zira bütün insanlar için tabiî ve aklî bir Tevhid olan Hanifliğin manevi ve ahlaki etkisini ilk olarak sufiler anlamıştır.”

    HİNDİSTAN’A GİDEN İLK TASAVVUF ERENLERİ

    Cebecioğlu’nun verdiği kaynaklara göre, ilk olarak Hindistan'a ayak basan seyyah sufi ve Müslüman tacirler buralarda büyük kabul gördüler. Hatta bu sufilerden birisinin etkisi altında, Kuzey Hindistan'daki racalardan birisi Kur'an-ı Kerimi Hintçeye çevirtmişti. Bu konuda zikrolunan sufiler şunlardı; “854 yılında vefat eden Süleyman, 856 yılında vefat eden ve Dekkan’a kadar giden Ebu Zeyd, Hindistan'da büyük bir saygıya mazhar olan Ebu'l Hasan el-Mesudi ve Ebu İshak Istahri, Hicri IV. asırda Keşmir, Mutlan, ve Sind eyaletlerini geçerek Çin'e kadar ulaşan Ebu Delef Yenbûî ile IV. Hicri asrın sonunda bütün Hindistan'ı dolaşan, bu ülkeyi Mutlan, Sind, Kannaw, Turan, Markan adlı 5 ana eyalete ayıran ve Himalayalar, Sind, Sangsldeep, Mongher ve Patna hakkında çeşitli malumatlar veren Beşşarî Mukaddesi. Hiç bir manevi zorlama olmaksızın temel Kur'ân'î kuralını tam anlamıyla uygulayarak bu yarımada'da İslam'ın fevkalâde yayılışı sufilerin Hindulara ait Sanskritçeden Farsçaya kaydırmaları ve bu şekilde Hintlilerin İslam kültürüne yaklaşmalarıyla da izah ediliyor.

    1005 YILINDA LAHOR DA BİR TÜRK GÖNÜL ERENİ: ŞEYH İSMAİL

    İslam ordularının Hindistan’a girmelerinden önce Hind yarımadası Hindû racaların yönetimi altında iken, bu ülkeye tebliğ faaliyetlerinde bulunmak üzere gelen sufiler arasında Türk asıllı Şeyh İsmail adlı bir sufiyi de bulunmaktaydı. Bu Türk gönül ereni 1005 senesinde Lahor'a gelmiş ve yörenin İslamlaşmasına neden olmuştu. Hindistan'daki sufi tarikatların ortak bazı özellikleri de vardı. Hindistan'da faaliyet göstermiş sufîler geçimlerini genellikle şu iki yolla sağlıyorlardı; “Ölü araziyi ihya edip, işleyip tarımla uğraşmak ve hediyeler.” Bunlar gönüllü yapılan ihsanlar olup, biriktirilip saklanılmaz, depolara hapsedilmez, hemen çevrede tespit edilen ve İslâmi manada gerçek ihtiyaç sahibi olan kişilere ulaştırıldı ki, bu durum sufi zâviye ve hangarlarının bulunduğu, hemen her İslâm coğrafyasında, her zaman rastlanan bir husustu.

    Bazı tarikatların, bağlılarına geçimini sağlamak üzere resmi devlet dairelerinde çalışma izni verdikleri de olurdu. Fakat genellikle diğer sufi tarikatlar, resmi devlet memuriyetinde çalışmayı manevi kemâlâta erme yolunda engelleyici bir faktör olarak kabul etmekteydi.

    SUFİLERİN MEKÂNLARINA SADECE MÜSLÜMANLAR GELMEZDİ

    Güney Asya’ya İslam’ı yayan sufilerin hayatı kategoriye ayrılmış misafirhanelerde düzen altına alınmıştı. Buna göre misafir ve sürekli kalanları barındırabilecek büyüklükte otel manzarasındaki Hangâhlarda, müridlerin barınabileceği geniş hollerden teşekkül etmiş Cemaâthânelerde veya müridlerin geçici manevi eğitim süresine mahsus olmak üzere dünyadan ellerini ayaklarını çekmiş vaziyette hayatlarını sürdürdükleri zâviyelerde kalıyorlardı. Hind-İslam sufi hangâhları, genelde bir zühd müessesesi değildi. Burada tefekkürî hayatla aktif hayatına bir adım ötesinde bu ikinin karışımı olan bir hayat tarzı hâkimdi. Şeyh, burada müridler, misafirler ve ziyaretçilerle temas halindeydi. Mürid ve ziyaretçilerle olan temas ruhi samimiyete dayanırken, yolculuk yaparken uğrak verip barınan garip yolcu-misafirlerle kurulan temas da insani ağırlıklı idi. Hangâhlara gelen misafirler ve ziyaretçiler yalnız müslüman değil, yogi, Hindû alt kast sınıflarından kişiler de olabilirdi. Halk sık sık problemlerinin çözümü ve dua alabilmek için bu hangâhlardaki şeyhlere başvururdu. Sufilerin Hindistan'da İslam tebliğciliği rolünü oynadığı esas yerler buralardı.



    GÜNEY ASYA’DAKİ YAYGIN SUFİ EKOLLERİ Güney Asya’da İslam’ın yayılmasında birinci derecede etkin rol oynayan yaygın İslam Sufî tarikatları ise şöyleydi:

    1-ÇİŞTİYYE EKOLÜ: Bu ekol Ebu İshak tarafından kurulmuş olup, bu sufi aslında Horasan'ın Çişt köyündendir. Bu sebeble kurduğu tarikat, bu köye nisbetle Çiştiyye diye isim almıştır. Bu tarikatı Hind topraklarına götürüp orada İslam'ı yayma faaliyetlerinde bulunan Hâce Muinuddin Çistî, Hindistan'ın mabetler ve tapınaklar beldesi olan Acmir'e dergâhını kurarak İslam dininin tebligatını ölene kadar yapmayı sürdürdü. Kendisinden sonra, Çiştiyye ekolünden gelen sufiler bütün Hind ülkesinde etkin tebliğ çalışmaları yaptılar Ganj vadisi boyunca faaliyette bulundular. Zikir; murakabe, çile ve sema' gibi, hususlar tarikatın temel yapısında ilk göze çarpan kurallarıydı.

    2. SUHREVERDİYYE EKOLÜ: “Bu tasavvuf ekolü Şeyh Necibüddin Abdü'l-Kahir es-Suhreverdı tarafından tesis olunmuştu. Halvet anlayışı ile farklı bir özellik taşıyan bu tasavvuf okulu diğer bazı tasavvuf ekollerinin tersine zenginliği tercih etmişti. Bazı hanedanlarla yakın ilişkileri vardı. Devlet kademelerinde yayıldı.

    3-KADİRÎ EKOLÜ: Abdulkâdir Geylanî tarafından kurulan bu sufi hareket 1482 yılında Muhammed Gavs'ın gayreti ile Hindistan'ın Uch eyaletine inşa edilen bir kadiri hankâhıyla girdi. Dergah Hindular arasında İslam'ın yayılmasında tebliğci bir rol oynadı. Bu ekol günümüzde de Hind dünyasının en popüler iki tarikatından biridir.

    4-NAKŞİBENDİYYE EKOLÜ: Tarikatın kurucusu Muhammed Bahaeddin Nakşibendî olup kuruluşundan yaklaşık bir buçuk asır sonra Hâce Baki Billah Kabulî tarafından Hindistan'a girdi. Tarikat sürekli ilim, tebliğ, sohbet vasıtasıyla İslam'ın güçlenmesine, yayılmasına emek verdi. Vahdet-i Vücud'a anti tez olarak İslam fikir hareketine yeni bir soluk getiren bu hareket ta merkezi Asya'ya kadar ulaştı. Bu tarikatın özellikleri; Şeriata sımsıkı bağlılık, vahdet-i şuhûd, rabıta ve müziğin ruhî coşku aracı oluşunu redden ibarettir.

    5- KERAİNİYYE EKOLÜ: Bu ekol, tasavvufu camilere sokmakla tanınmış olup, mensupları, namaz kılınan bu yerlerde namaz haricinde halka açık dersler verirlerdi. Tekkeye geçmeleri daha sonraları oldu. Bu tasavvuf okulu, özellikle Hindistan'ın kuzey mıntıkalarında İslam'ı yayma faaliyetlerinde bulundu.

    6- KALENDERİYYE EKOLÜ: Bağlılık açısından İslam’a tam bağlanamayan bu ekol, gezginci karakterleri nedeniyle İslam dünyasının hemen her tarafına dağıldılar. Aşırı toleranslı tavırları ile Hind topraklarında da dikkatleri üzerlerinde toplamış ve ihtida olaylarında aktif rol oynamışlardı. Sırtlarında postları, ellerinde asalarıyla, Kalenderilerin Çin topraklarında köy köy dolaşarak İslam 'ı tebliğ etmeleri dikkat çekiyordu.

    7- KÜBREVİYYE EKOLÜ: Kurucusu Necmüddin Kübra ilmen ileri seviyelere ulaşmış olmasının yanı sıra, Moğollarla yapılan savaşlarda şehit düşecek derecede gözü pek bir Mücahitti. Kaynakların ifade ettiğine göre, Kübrevilikte seyahat ederek İslam'ı yayma önemli bir ögedir.



    ÜLKE ÜLKE GÜNEY ASYA ÜLKELERİNDE İSLAM’IN YAYILIŞI Diğer Güney Asya ülkelerinde de İslam tasavvuf erenleri vasıtasıyla yayılmıştı. İşte ülke ülke tasavvuf erenlerinin tebliğ çalışmaları:

    1 – ÇİN: Çin'in daha ziyade, Türkistan havalilerinden gelen sufileri etkinliği altında kaldığını görüyoruz. Türkistan'da, Çin'e karşı etkin olmak üzere kurulmuş kalenderhâneler, zâviyeler, dergahlar vardı. Buralardaki dervişler, kalenderler sırtlarında bir hayvan postu, ellerinde bir asâ olduğu ve saçları darmadağınık bulunduğu halde köyden köye dolaşarak tebliğ faaliyetlerinde bulunurlardı.

    2 – ENDONEZYA: İslam'ın Endonezya'ya gerçekte ilk ayak basışı 8. asırda olmuştu. O sıralar Kuzey Sumatra'da bir Müslüman sultanlık kurulmuştu. İlk defa Kuzey Sumatra'nın Ace bölgesi İslam'a girmişti. Bu bölgenin yöneticisi Raca Daden Pateh İslam'a ilk giren Hindulardandı. Gücerat ve İran’dan gelen Müslüman sufi vaizler ve tacirler XV. Asra kadar buraların İslamlaşması tamamlamışlardı. İslamlaşma süreci Hindistan'da olduğu gibi burada ada yönetici kademesinden başlamıştı.

    3 – BANGLADEŞ: İslam'ın buralarda yayılmasına Sylhet'li Seyyid Şah, Beyazid-i Bestami ve Emanet Şah gibi büyük İslam sufileri önayak olmuştu. 1757 li yıllarda Hindu azınlığı kayırıcı tavırla hareket eden İngiliz sömürge yönetiminde daha sonraki yıllarda iki önemli sufi lideri Hacı Şeriatullah (1781-1840) ve Titu Mir, 1831 yılında İngilizlerle savaşırken şehit düştüler. Bu tasavvuf erenleri önderliğinde bir diriliş hareketinin zuhur edip, Peşaver'den, Kalkuta'ya kadar tüm Hindistan'a yayıldığı görüldü.

    4 – MALDİV ADALARI: Hind okyanusunda stratejik adalar topluluğu halindeki bu yöre XII. Asra kadar Budist iken, bu yüzyılda Kuzey Afrika'dan İslam'ı yaymak üzere gelen Ebu'l- Berekat Yusuf adlı sufi bir şeyh vasıtasıyla İslam yayıldı.

    5 – MALEZYA: Muhammed İskender Şah adlı bir yöneticinin 1402 de Malakka sultanlığını kurmasıyla bu yöre İslamlaşmaya başladı. XV. Ve daha sonraki yüzyıllarda buralar İslam iyice sindi. Tasavvufun bu yayılıştaki etkisi bir hayli fazla oldu. 13. yüzyılda Malezya'ya gelen Şeyh İsmail, Sumatra’yı hedef almıştı. Sumatra’ya giderken yanlışlıkla Aru’ya demir attılar ve orada karaya çıkarak tebliğe başlamışlardı. Oradan Sumatra'ya yönelerek yolları üzerinde İslam'ı anlatmaya ve yaymaya devam ettiler. Hollandalıların Hristiyanlığı yayma çalışmaları da yine Müslümanlar tarafından kırıldı.

    6 – BRUNEİ: 1425 te Budist yöneticisi Sultan Awang Alak Betatarın Müslüman Malakka Sultan Muhammed Şah'ı ziyaretiyle bu bölge İslamlaştı. Halkı da Müslüman sufi şeyhlerin çabalarıyla Müslümanlaştı.

    7 – KOMOR ADALARI: Bu adalar, 1880'li yıllarda, İstanbul'da bulunan Gümüşhanevi Dergahından gelen dervişler vasıtasıyla tam manasıyla İslam’a girdi.

    8 – DEKKAN: 1304 de buraya giden Pir Mahabil Hamdayat ile aynı yüzyılın sonunda, Seyyid Muhammed Gisfıdıaz’ın çabalarıyla İslam'ı kabul etmiş bir bölgedir. Özellikle Seyyid Muhammed Gisfıdıaz’ın Funa civarındaki ahaliyi yirmi yıl uğraşarak İslam ile şerefIendirmisi oldukça dikkat çekicidir.

    9 – KEŞMİR: Keşmir'de İslam2ın yayılması olaylarında sufilerin geniş çapta etkisi olmuştur. Dervişler, kısa zamanda Keşmir vadisi boyunca İslam'ı tebliğ etmiş ve yaymıştır. Keşmir’de özellikle Nakşibendiler çok çalıştılar.

    10: PANCAR: Bu bölge, Ganj-i Şükkcl Baha Ferideddin ve Bahau'l Hakk'ın vaazları ile İslamlaştı. Hacı Muhammed isimli bir gönül ereninin katkısı ile bu bölgede 200.000 Hindu’nun hidayete ermesi çok meşhurdur.



    TASAVVUF ERENLERİNİN ADINA ŞEHİRLER KURULDU

    İslam’ı bu uzak diyarlara götüren sufiler arasında geniş şöhretiyle dikkati çekenler, malları ve canlarıyla, dünyevi garazlar gütmeden İslam dininin tebliğini yapmışlardı. Bunlardan, 1265 yılında vefat eden Ferid-i Şükker Ganji, İslami bilgisinin genişliği, yöresel dilde yazdığı İslam'ı anlatan şiirleriyle haklı bir şöhrete sahip olmuş ve adına Pencab eyaletinde Feridkot şehri inşa edilmişti.


  3. 18.Temmuz.2012, 18:34
    2
    Devamlı Üye



    İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı?
    Categories: Mansetler, Uzakasya Seferi

    İslam, Güney Asya ülkelerinde nasıl yayıldı? Hindistan, Batı Pakistan, Bengal, Himalayalar, Çin, Malezya, Endonezya, Maldiv adaları ve Komor gibi İslam’ın ilk yayıldığı alanların uzağında kalan ülkelerde İslam’ın yayılmasında derviş devrimcilerin rolü neydi?

    Komor adaları gibi Türkiye’ye binlerce kilometre uzaklıktaki bir coğrafyada dahi İstanbul’daki Gümüşhanevi Dergâhından giden dervişler neler yaptılar?

    Güney Asya’da İslam’ın yayılmasını araştıran araştırmacı yazar Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, tasavvuf ve dervişler yolu ile yayıldığını ortaya çıkartıyor.

    İslam’ın Hindistan’a ilk girişinden başlayıp günümüze kadar hangi ülkede hangi tarikatların ve tasavvuf önderlerinin etkin olduklarını ortaya koyan Cebecioğlu’nun araştırması ilginç sonuçlar da ortaya çıkartıyor.

    İşte Güney Asya’da tasavvuf erenlerinin yaptıkları tebliğ çalışmalarının dosyası.

    MUSTAFA R. ÖZGÜR ‘ün söyleşisi

    Güney Asya’da İslam’ın yayılmasını araştıran araştırmacı yazar Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, Hindistan, Batı Pakistan, Bengal, Himalayalar, Çin, Malezya, Endonezya, Maldiv adaları ve Komor gibi İslam’ın ilk yayıldığı alanların uzağında kalan ülkelerde İslam’ın tasavvuf ve dervişler yolu ile yayıldığını ortaya çıkartıyor. İslam’ın Hindistan’a ilk girişinden başlayıp günümüze kadar hangi ülkede hangi tarikatların ve tasavvuf önderlerinin etkin olduklarını ortaya koyan Cebecioğlu’nun araştırması ilginç sonuçlar da ortaya çıkartıyor. Buna göre Komor adaları gibi Türkiye’ye uzak bir coğrafyada dahi İstanbul’daki Gümüşhanevi Dergâhından gelen dervişleri etkiliydi ve adanın tamamen Müslümanlaşmasını sağlamışlardı. Yine bugün tamamı Müslüman olan Pakistan’ın Lahor şehri ve bölgesi de Türk asıllı Şeyh İsmail’in tebliğleri vesilesiyle Müslüman olmuştu.

    MÜSLÜMANLAR İLK OLARAK HİNDİSTAN’A MÜSLÜMAN KADINLARI KURTARMAK İÇİN GİRDİ

    Araştırmacı Cebecioğlu’nun edindiği bilgilere göre siyasi manada Hind dünyasına ilk düzenli İslam ordusunun Irak valisi bulunduğu sıralarda Haccac b. Yusuf es-Sekafi'nin, Hinduların Müslüman kadınları yakalayıp köle olarak kullanmaları üzerine girmişti. Gazneli Sultan Mahmud ise Hindistan’a yaptığı 17 büyük sefer ile bütün İslam dünyasında "kâfirlere inen balyoz" olarak, şöhret kazanmıştı. Putperest Hinduların tapınak merkezi olan Kathiavar yarımadasına kadar ilerleyen Sultan Mahmut'un Hindistan'a yaptığı 17 sefer, büyük bir fütuhat ve dini bir heyecan havası içinde vuku bulmuştu. Bu zaferler Hindistan’ın 700 yıl boyunca Müslümanların hakimiyetine girmesine neden oldu. Ancak İslam’ın asıl yayılması Tasavvuf önderleri vasıtasıyla oldu. İslam devletleri Hindistan’a hakim oldukları dönemde Hindu tebaaya son derece yumuşak davrandılar ve Hint yarımadasında İslam'ın yayı1abilmrsi sûfiler, tüccarlar ve sufi vaizlerin gayretiyle mümkün oldu.

    GÜNEY ASYA SUFİ VAİZLERİN ETKİNLİKLERİ MÜSLÜMAN OLDU

    Son yüzyılın oryantalistlerinden Arnold, Güney Asya’nın İslam ile tanışmasını şöyle yorumluyordu; “Hindistan, Endonezya ve zenci Afrika'nın büyük bölümlerinin günlük hayatlarında İslam'ın temel yükümlülüklerini yerine getiren sufi vaizlerin sürekli etkinliği sonucu İslamlaştığı kesindir. Mantıki ya da hukuki kılı kırk yarmalara başvurmadan Allah'a duyulan aşk ve güven, Peygamber ve ashabına duyulan sevgi sayesindedir." İslam'ın yayılışındaki bu sufi dervişlerin çabalarını tespitte hemen aynı noktaya ulaşabilmiş bir başka müsteşrikin ifadeleri de şöyleydi; “Sufilerin Hind yarımadasında İslam'ın yayılmasına katkısı büyük ölçüde olmuştur. İslam dininin beynelmilel ve dünya çapında bir din olması sufiler sayesindedir. Sufiler Müslüman olmayan ülkeleri, insanları irşad için dolaşmaları sebebiyle İslam dini beynelmilel olmuştur. Çiştiyye, Şuttariyye, Nakşibendiyye dervişleri Hindistan ve Malay adalarına giderek yerli ahalinin dillerini öğrenerek onların hayatlarına karışmış olduklarından o ülkeleri, dışarıdan gelip fetheden ve başka dil konuşan mutaassıp fatihlere göre halk arasında İslam'ı daha ziyade yaymışlardır. İslam dininin âlemşümul olması da işte bu sufiler sayesindedir. Zira bütün insanlar için tabiî ve aklî bir Tevhid olan Hanifliğin manevi ve ahlaki etkisini ilk olarak sufiler anlamıştır.”

    HİNDİSTAN’A GİDEN İLK TASAVVUF ERENLERİ

    Cebecioğlu’nun verdiği kaynaklara göre, ilk olarak Hindistan'a ayak basan seyyah sufi ve Müslüman tacirler buralarda büyük kabul gördüler. Hatta bu sufilerden birisinin etkisi altında, Kuzey Hindistan'daki racalardan birisi Kur'an-ı Kerimi Hintçeye çevirtmişti. Bu konuda zikrolunan sufiler şunlardı; “854 yılında vefat eden Süleyman, 856 yılında vefat eden ve Dekkan’a kadar giden Ebu Zeyd, Hindistan'da büyük bir saygıya mazhar olan Ebu'l Hasan el-Mesudi ve Ebu İshak Istahri, Hicri IV. asırda Keşmir, Mutlan, ve Sind eyaletlerini geçerek Çin'e kadar ulaşan Ebu Delef Yenbûî ile IV. Hicri asrın sonunda bütün Hindistan'ı dolaşan, bu ülkeyi Mutlan, Sind, Kannaw, Turan, Markan adlı 5 ana eyalete ayıran ve Himalayalar, Sind, Sangsldeep, Mongher ve Patna hakkında çeşitli malumatlar veren Beşşarî Mukaddesi. Hiç bir manevi zorlama olmaksızın temel Kur'ân'î kuralını tam anlamıyla uygulayarak bu yarımada'da İslam'ın fevkalâde yayılışı sufilerin Hindulara ait Sanskritçeden Farsçaya kaydırmaları ve bu şekilde Hintlilerin İslam kültürüne yaklaşmalarıyla da izah ediliyor.

    1005 YILINDA LAHOR DA BİR TÜRK GÖNÜL ERENİ: ŞEYH İSMAİL

    İslam ordularının Hindistan’a girmelerinden önce Hind yarımadası Hindû racaların yönetimi altında iken, bu ülkeye tebliğ faaliyetlerinde bulunmak üzere gelen sufiler arasında Türk asıllı Şeyh İsmail adlı bir sufiyi de bulunmaktaydı. Bu Türk gönül ereni 1005 senesinde Lahor'a gelmiş ve yörenin İslamlaşmasına neden olmuştu. Hindistan'daki sufi tarikatların ortak bazı özellikleri de vardı. Hindistan'da faaliyet göstermiş sufîler geçimlerini genellikle şu iki yolla sağlıyorlardı; “Ölü araziyi ihya edip, işleyip tarımla uğraşmak ve hediyeler.” Bunlar gönüllü yapılan ihsanlar olup, biriktirilip saklanılmaz, depolara hapsedilmez, hemen çevrede tespit edilen ve İslâmi manada gerçek ihtiyaç sahibi olan kişilere ulaştırıldı ki, bu durum sufi zâviye ve hangarlarının bulunduğu, hemen her İslâm coğrafyasında, her zaman rastlanan bir husustu.

    Bazı tarikatların, bağlılarına geçimini sağlamak üzere resmi devlet dairelerinde çalışma izni verdikleri de olurdu. Fakat genellikle diğer sufi tarikatlar, resmi devlet memuriyetinde çalışmayı manevi kemâlâta erme yolunda engelleyici bir faktör olarak kabul etmekteydi.

    SUFİLERİN MEKÂNLARINA SADECE MÜSLÜMANLAR GELMEZDİ

    Güney Asya’ya İslam’ı yayan sufilerin hayatı kategoriye ayrılmış misafirhanelerde düzen altına alınmıştı. Buna göre misafir ve sürekli kalanları barındırabilecek büyüklükte otel manzarasındaki Hangâhlarda, müridlerin barınabileceği geniş hollerden teşekkül etmiş Cemaâthânelerde veya müridlerin geçici manevi eğitim süresine mahsus olmak üzere dünyadan ellerini ayaklarını çekmiş vaziyette hayatlarını sürdürdükleri zâviyelerde kalıyorlardı. Hind-İslam sufi hangâhları, genelde bir zühd müessesesi değildi. Burada tefekkürî hayatla aktif hayatına bir adım ötesinde bu ikinin karışımı olan bir hayat tarzı hâkimdi. Şeyh, burada müridler, misafirler ve ziyaretçilerle temas halindeydi. Mürid ve ziyaretçilerle olan temas ruhi samimiyete dayanırken, yolculuk yaparken uğrak verip barınan garip yolcu-misafirlerle kurulan temas da insani ağırlıklı idi. Hangâhlara gelen misafirler ve ziyaretçiler yalnız müslüman değil, yogi, Hindû alt kast sınıflarından kişiler de olabilirdi. Halk sık sık problemlerinin çözümü ve dua alabilmek için bu hangâhlardaki şeyhlere başvururdu. Sufilerin Hindistan'da İslam tebliğciliği rolünü oynadığı esas yerler buralardı.



    GÜNEY ASYA’DAKİ YAYGIN SUFİ EKOLLERİ Güney Asya’da İslam’ın yayılmasında birinci derecede etkin rol oynayan yaygın İslam Sufî tarikatları ise şöyleydi:

    1-ÇİŞTİYYE EKOLÜ: Bu ekol Ebu İshak tarafından kurulmuş olup, bu sufi aslında Horasan'ın Çişt köyündendir. Bu sebeble kurduğu tarikat, bu köye nisbetle Çiştiyye diye isim almıştır. Bu tarikatı Hind topraklarına götürüp orada İslam'ı yayma faaliyetlerinde bulunan Hâce Muinuddin Çistî, Hindistan'ın mabetler ve tapınaklar beldesi olan Acmir'e dergâhını kurarak İslam dininin tebligatını ölene kadar yapmayı sürdürdü. Kendisinden sonra, Çiştiyye ekolünden gelen sufiler bütün Hind ülkesinde etkin tebliğ çalışmaları yaptılar Ganj vadisi boyunca faaliyette bulundular. Zikir; murakabe, çile ve sema' gibi, hususlar tarikatın temel yapısında ilk göze çarpan kurallarıydı.

    2. SUHREVERDİYYE EKOLÜ: “Bu tasavvuf ekolü Şeyh Necibüddin Abdü'l-Kahir es-Suhreverdı tarafından tesis olunmuştu. Halvet anlayışı ile farklı bir özellik taşıyan bu tasavvuf okulu diğer bazı tasavvuf ekollerinin tersine zenginliği tercih etmişti. Bazı hanedanlarla yakın ilişkileri vardı. Devlet kademelerinde yayıldı.

    3-KADİRÎ EKOLÜ: Abdulkâdir Geylanî tarafından kurulan bu sufi hareket 1482 yılında Muhammed Gavs'ın gayreti ile Hindistan'ın Uch eyaletine inşa edilen bir kadiri hankâhıyla girdi. Dergah Hindular arasında İslam'ın yayılmasında tebliğci bir rol oynadı. Bu ekol günümüzde de Hind dünyasının en popüler iki tarikatından biridir.

    4-NAKŞİBENDİYYE EKOLÜ: Tarikatın kurucusu Muhammed Bahaeddin Nakşibendî olup kuruluşundan yaklaşık bir buçuk asır sonra Hâce Baki Billah Kabulî tarafından Hindistan'a girdi. Tarikat sürekli ilim, tebliğ, sohbet vasıtasıyla İslam'ın güçlenmesine, yayılmasına emek verdi. Vahdet-i Vücud'a anti tez olarak İslam fikir hareketine yeni bir soluk getiren bu hareket ta merkezi Asya'ya kadar ulaştı. Bu tarikatın özellikleri; Şeriata sımsıkı bağlılık, vahdet-i şuhûd, rabıta ve müziğin ruhî coşku aracı oluşunu redden ibarettir.

    5- KERAİNİYYE EKOLÜ: Bu ekol, tasavvufu camilere sokmakla tanınmış olup, mensupları, namaz kılınan bu yerlerde namaz haricinde halka açık dersler verirlerdi. Tekkeye geçmeleri daha sonraları oldu. Bu tasavvuf okulu, özellikle Hindistan'ın kuzey mıntıkalarında İslam'ı yayma faaliyetlerinde bulundu.

    6- KALENDERİYYE EKOLÜ: Bağlılık açısından İslam’a tam bağlanamayan bu ekol, gezginci karakterleri nedeniyle İslam dünyasının hemen her tarafına dağıldılar. Aşırı toleranslı tavırları ile Hind topraklarında da dikkatleri üzerlerinde toplamış ve ihtida olaylarında aktif rol oynamışlardı. Sırtlarında postları, ellerinde asalarıyla, Kalenderilerin Çin topraklarında köy köy dolaşarak İslam 'ı tebliğ etmeleri dikkat çekiyordu.

    7- KÜBREVİYYE EKOLÜ: Kurucusu Necmüddin Kübra ilmen ileri seviyelere ulaşmış olmasının yanı sıra, Moğollarla yapılan savaşlarda şehit düşecek derecede gözü pek bir Mücahitti. Kaynakların ifade ettiğine göre, Kübrevilikte seyahat ederek İslam'ı yayma önemli bir ögedir.



    ÜLKE ÜLKE GÜNEY ASYA ÜLKELERİNDE İSLAM’IN YAYILIŞI Diğer Güney Asya ülkelerinde de İslam tasavvuf erenleri vasıtasıyla yayılmıştı. İşte ülke ülke tasavvuf erenlerinin tebliğ çalışmaları:

    1 – ÇİN: Çin'in daha ziyade, Türkistan havalilerinden gelen sufileri etkinliği altında kaldığını görüyoruz. Türkistan'da, Çin'e karşı etkin olmak üzere kurulmuş kalenderhâneler, zâviyeler, dergahlar vardı. Buralardaki dervişler, kalenderler sırtlarında bir hayvan postu, ellerinde bir asâ olduğu ve saçları darmadağınık bulunduğu halde köyden köye dolaşarak tebliğ faaliyetlerinde bulunurlardı.

    2 – ENDONEZYA: İslam'ın Endonezya'ya gerçekte ilk ayak basışı 8. asırda olmuştu. O sıralar Kuzey Sumatra'da bir Müslüman sultanlık kurulmuştu. İlk defa Kuzey Sumatra'nın Ace bölgesi İslam'a girmişti. Bu bölgenin yöneticisi Raca Daden Pateh İslam'a ilk giren Hindulardandı. Gücerat ve İran’dan gelen Müslüman sufi vaizler ve tacirler XV. Asra kadar buraların İslamlaşması tamamlamışlardı. İslamlaşma süreci Hindistan'da olduğu gibi burada ada yönetici kademesinden başlamıştı.

    3 – BANGLADEŞ: İslam'ın buralarda yayılmasına Sylhet'li Seyyid Şah, Beyazid-i Bestami ve Emanet Şah gibi büyük İslam sufileri önayak olmuştu. 1757 li yıllarda Hindu azınlığı kayırıcı tavırla hareket eden İngiliz sömürge yönetiminde daha sonraki yıllarda iki önemli sufi lideri Hacı Şeriatullah (1781-1840) ve Titu Mir, 1831 yılında İngilizlerle savaşırken şehit düştüler. Bu tasavvuf erenleri önderliğinde bir diriliş hareketinin zuhur edip, Peşaver'den, Kalkuta'ya kadar tüm Hindistan'a yayıldığı görüldü.

    4 – MALDİV ADALARI: Hind okyanusunda stratejik adalar topluluğu halindeki bu yöre XII. Asra kadar Budist iken, bu yüzyılda Kuzey Afrika'dan İslam'ı yaymak üzere gelen Ebu'l- Berekat Yusuf adlı sufi bir şeyh vasıtasıyla İslam yayıldı.

    5 – MALEZYA: Muhammed İskender Şah adlı bir yöneticinin 1402 de Malakka sultanlığını kurmasıyla bu yöre İslamlaşmaya başladı. XV. Ve daha sonraki yüzyıllarda buralar İslam iyice sindi. Tasavvufun bu yayılıştaki etkisi bir hayli fazla oldu. 13. yüzyılda Malezya'ya gelen Şeyh İsmail, Sumatra’yı hedef almıştı. Sumatra’ya giderken yanlışlıkla Aru’ya demir attılar ve orada karaya çıkarak tebliğe başlamışlardı. Oradan Sumatra'ya yönelerek yolları üzerinde İslam'ı anlatmaya ve yaymaya devam ettiler. Hollandalıların Hristiyanlığı yayma çalışmaları da yine Müslümanlar tarafından kırıldı.

    6 – BRUNEİ: 1425 te Budist yöneticisi Sultan Awang Alak Betatarın Müslüman Malakka Sultan Muhammed Şah'ı ziyaretiyle bu bölge İslamlaştı. Halkı da Müslüman sufi şeyhlerin çabalarıyla Müslümanlaştı.

    7 – KOMOR ADALARI: Bu adalar, 1880'li yıllarda, İstanbul'da bulunan Gümüşhanevi Dergahından gelen dervişler vasıtasıyla tam manasıyla İslam’a girdi.

    8 – DEKKAN: 1304 de buraya giden Pir Mahabil Hamdayat ile aynı yüzyılın sonunda, Seyyid Muhammed Gisfıdıaz’ın çabalarıyla İslam'ı kabul etmiş bir bölgedir. Özellikle Seyyid Muhammed Gisfıdıaz’ın Funa civarındaki ahaliyi yirmi yıl uğraşarak İslam ile şerefIendirmisi oldukça dikkat çekicidir.

    9 – KEŞMİR: Keşmir'de İslam2ın yayılması olaylarında sufilerin geniş çapta etkisi olmuştur. Dervişler, kısa zamanda Keşmir vadisi boyunca İslam'ı tebliğ etmiş ve yaymıştır. Keşmir’de özellikle Nakşibendiler çok çalıştılar.

    10: PANCAR: Bu bölge, Ganj-i Şükkcl Baha Ferideddin ve Bahau'l Hakk'ın vaazları ile İslamlaştı. Hacı Muhammed isimli bir gönül ereninin katkısı ile bu bölgede 200.000 Hindu’nun hidayete ermesi çok meşhurdur.



    TASAVVUF ERENLERİNİN ADINA ŞEHİRLER KURULDU

    İslam’ı bu uzak diyarlara götüren sufiler arasında geniş şöhretiyle dikkati çekenler, malları ve canlarıyla, dünyevi garazlar gütmeden İslam dininin tebliğini yapmışlardı. Bunlardan, 1265 yılında vefat eden Ferid-i Şükker Ganji, İslami bilgisinin genişliği, yöresel dilde yazdığı İslam'ı anlatan şiirleriyle haklı bir şöhrete sahip olmuş ve adına Pencab eyaletinde Feridkot şehri inşa edilmişti.





+ Yorum Gönder