Konusunu Oylayın.: Edebiyatın gelişmesine islam'ın etkisi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Edebiyatın gelişmesine islam'ın etkisi nedir?
  1. 12.Temmuz.2012, 14:10
    1
    Misafir

    Edebiyatın gelişmesine islam'ın etkisi nedir?

  2. 12.Temmuz.2012, 14:42
    2
    S-a-b-i-h-a
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2012
    Üye No: 95360
    Mesaj Sayısı: 249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: baba ocağından

    Cevap: Edebiyatın gelişmesine islam'ın etkisi nedir?




    EDEBİYATIN GELİŞMESİNE İSLÂM’IN ETKİSİ


    İslâm dininin XII-XIV. asırlarda Türk boyları arasında yaygınlaşıp yerleştiğini görüyoruz. Sufî şairler ile müridlerin dinî vaaz ve nasihatleri bir taraftan dinin çabuk yaygınlaşmasına, diğer taraftan “Tekke Edebiyatı” adında yeni bir edebiyat akımının ortaya çıkmasına etki etmiştir. Maveraünnehr bölgesinde İslâmiyet kabul edildikten sonra Türkistan, sufîlik hareketinin ilk ve en önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür. Dinî kurallara uyan Karahanlılar, İslâm dinini saygı ve bağlılıkla koruyan Gazneliler, Harezmşahlar ile Selçuklular alimlere, sufî şairlere ve sufîlik yolunda yürüyenlere büyük hürmet ve saygı göstermişlerdir.

    Gerçekten de, Türk halkları arasında İslâmiyet’in çabuk yaygınlaşması, tasavvuf düşüncesi ile din kurallarının kabul görmesiyle birlikte, İslâm dünyasında aşırı fikirler ve zararlı akımlar da tehlikeli olmaya başladı. Karmatîler, Bâtınîler, Hassan Sabbâh ve onun taraftarları, İsmailîler ve Mutezilîler, Ehl-i Sünnet taraftarı olan Türklere ve onların yaşadıkları bölgelere her zaman zarar verdiler. Bu durum bir taraftan Türk halklarının Hanefî-Mâturîdî mezhebini kabul etmesine bir taraftan da tasavvufa yönelerek sufîlerin fikir ve görüşlerini benimsemelerine sebep oldu.

    Esasen Türkler ilâhi ve dinî şiirler okuyan, Allah rızası için iyilik yapan, iyilik ve cennete ulaşma yollarını gösteren şairleri, dervişleri ve müridleri çok önceden kutsal kabul ettikleri ozanlara benzeterek onlara daha fazla yakınlık hissetmişler ve desteklemişlerdir. Artık eski ozanların yerini "ata" veya "bab" (baba) adı verilen dervişler almıştır. Arslan Bab, Ahmed Yesevî, Korkut Ata, Çolpan Ata ve diğer sufî şairler, menkıbeleri ve şiirleriyle Türkistan halkının gönlünde özel yer edindiler. ,

    Fakat halkın sevgisini kazanan ve halk dilinde şiirler ile ilahiler yazan bu seçkin şahsiyetler, İran ve Arap kültürlerinden belli derecede etkilenmişlerdir. Türkçe yazdıkları eserlerde Arap ve Fars dilinden birçok kelimeler kullanmışlardır. Onlar bu doğal etkileşime bakmadan kendilerinin oluşturduğu dini edebiyatta kendilerini geliştirerek aruz vezinleri içinden sadece kendi beğenilerine uygun olanları seçmişler, rubaileri canlandırmış, kaside ile gazele yeni özellikler kazandırmışlardır. Bununla birlikte mitolojiyi de canlandırmış, Arap edebiyatına yabancı "destanlar dönemi"ni yerleştirmişlerdir.

    Türk-İslâm Edebiyatına sadece Çin, İran ve Arap Edebiyatının değil, Türk Halk Edebiyatının da büyük etkisi olmuştur. Manas Destanı’ndaki gibi İslâmiyet öncesi birçok unsurlar ve destanlar ile gelenekler bu tasavvuf şairleri eliyle Türk-İslâm Edebiyatına girmiştir. Evlenme, doğum ve defin törenlerinde kopuz ile söylenen destanlar, şiirler ve ağıtlardaki özellikler, övülmekte olan kişinin, kahramanlıkları, insaniyeti, düşmanla mücadelesi, yiğitliği, cömertliği vb. Türk- İslâm Edebiyatı eserlerinde de yer almıştır.

    Türk-İslâm Edebiyatının yazılı ilk örnekleri olarak kabul edebileceğimiz eserler Müslüman Türk toplumunun geniş yer aldığı Gazneliler, Karahanlılar, Harezmşahlar, Çağataylılar ve Selçuklular döneminde yazılmıştır. Bu kronolojik gelişim çerçevesinde Türk-İslâm Edebiyatının sözlü ve yazılı örneklerini beraber değerlendiriyoruz. Böylece o dönemin önemli temsilcileri ve eserleri hakkındaki tatmin edici görüşler çerçevesinde konuyu araştırmaktayız.

    Fakat bu arada Türk-İslâm Edebiyatı kaynaklarının ortaya çıkması, tarihi gelişimi ve onun temel kavramları hakkında genel bilgi vermek de uygun olacaktır.

    Türklerin, İslâmiyet’i yaygın şekilde kabul edip Müslüman olduktan sonra medreselerde din bilginleri, tekke ve dergahlarda sufîler tarafından oluşturulan dinî ve tasavvufî edebiyat geniş anlamda "Türk-İslâm Edebiyatı" olarak adlandırılmıştır. Türklerin Orta Asya ile Anadolu'da kurdukları devletlerde; dinî esaslara, din adamlarına, tekke ve sûfîlere önem verilmiştir. Dinî esas ve geleneklerden kaynaklanan edebiyat ve müzik, halkın kültür ve medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Genel olarak İslâm dininin, dar anlamda tekke ve dergahın etkisi ile oluşan ve büyük bölümü yazılı olan Türk-İslâm Edebiyatında; menkıbeler, destanlar, şiirler, ilahiler, vilayetnâmeler, mevlidler, hilyeler, tevhidler önemli yer tutmuştur.

    Türkistan ya da Orta Asya'dan Anadolu'ya gelerek oralarda yerleşen Türk dervişlerinin kurduğu tekke, zâviye, dergah ve medreselerin dinî eğitim ve toplumsal birlik ile bütünlüğün yerleşmesine, sosyal dayanışma ruhunun güçlenmesine yaptığı katkı çok büyüktür. Özellikle tekke, dergah ve zaviyelerin her sınıftan insana kucak açması, sultan ile vezirden başlayarak, tüccar ile memura kadar sosyal grupların birleşmesi, Türk-İslâm Edebiyatının geniş alana yayılmasına etki etmiştir. Böylece Osmanlı sultanlarının büyük bölümü bir dergâha yani tasavvuf yoluna girmiştir.

    Türklerin IX. asırdan başlayarak İslâm dinini büyük ölçüde kabul etmesi ve yeni kültürle tanışması onların sosyal ve kültürel hayatlarında köklü değişikliklerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Siyasi, sosyal ve doğal şartların zorlaşması ve Moğol saldırıları ile belirli bir görevi yerine getirmek için Türkistan, Maveraünnehr ve Horasan'dan Anadolu'ya Alperen, Horasan Evliyaları adı verilen dervişler dağıldılar ve halkın bilincinde önemli yer tuttular. Oğuz Türkleri, konar göçer Türkmenler kendi hayatlarında bu dervişlerden aldıkları öğretileri uyguladılar. Belirli yerlerde tekke kurup yerleşen şeyhler ile dervişlerin etrafında birçoğu toplandı.

    Mevlevîlik, Bektaşîlik, Melamîlik, Bayramîlik, Nakşibendîlik ile Yesevîlik Anadolu Müslümanlığının kurulmasında önemli unsurlar oldular. Bahsedilen tarikatlar etrafında toplanan müridler ve etrafına müridleri toplayan şeyhlerle dervişler, edebiyatın gelişip yayılmasını sağladılar.

    Türkistan'da ortaya çıktıktan sonra şeyhler ve dervişler tarafından doğu ve batıda çok hızlı şekilde yaygınlaşan Yesevîlik tarikatı, hikmetler ile dinî tasavvufî edebiyatın gelişiminde özel bir yer aldı.

    Anadolu'da sonradan yayılan tasavvuf akımlarından biri de Mevlevîliktir. Yesevîlik tarikatı İslâm'ın Türkistan'da, sonra da Anadolu'da yayılmasına ve mütevazı dini görüşlerin yerleşmesine etki etmiş, Mevlevîlik tarikatı ise Anadolu'da yaygınlaşan ve "Mevlevî Kültürü" olarak bilinen dinî tasavvufî düşüncenin, çeşitli kültür seviyesindeki halklar arasında yerleşmesine sebep olmuştur.

    XI-XII. asırlardaki Türk-İslâm Edebiyatı eserlerinin halk içinde çabuk yayılmasına, dinî şiirlerin veya hikmetlerin basit ve anlaşılır bir dilde yazılması çok etkili oldu.

    XII. asırdan sonra, tanınmış eserleri ile bilinen dinî sufîlik edebiyatını oluşturan eserlerde çoğu zaman insan ve onun yaradılışı, ilahî aşk, sevgi, tanrı ile bütünleşme, tarikat kuralları ve edebi ele alınmıştır. Tasavvuf konularını işleyen nazım eserler çoğu zaman ilahî ilhamla yazılmıştır. Bundan dolayı Türk-İslâm Edebiyatındaki nazım eserler dili, ruhu ve stili bakımından dinî düşünceler tarihinde özel bir yere sahiptir. Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Atabetü’l-Hakâyık, Garîbnâme ve buna benzer eserlerde bu özellikler açıkça görülmektedir.

    Dinî tasavvufî kültür, insanlara öncelikle "sohbet" adı verilen yolla ulaşmıştır. Fakat bu kültür yazılı edebiyat ürünleriyle halk arasında geniş şekilde yayılmıştır. Yazılı kültür araçları, sözlü kültürün esası olan sohbet kadar etkili olmasa da, tasavvuf değerlerinin nesilden nesillere ulaşarak asırlarca yaşamasına hizmet etmiştir.

    Dinî tasavvuf edebiyatının temel kitabı Kur’ân-ı Kerîm'dir. Ondan sonra Hz. Muhammed’in hadisleri ve tasavvuf yolu temsilcilerinin yani sûfîlerin eserleri gelmektedir. Son olarak bahsedilen eserler; bir taraftan Kur’ân-ı Kerîm ile sünnetlere açıklamalar getirmekte, diğer taraftan da sûfîlik ve tarikatların temsilcileri hakkında bilgiler verilmektedir.

    İslâm dinini insanlara açıklamayı ve onu düşmanlara karşı korumayı görev olarak kabul eden sufizm akımları, Türk Dünyasında İslâmiyet'in çok çabuk yayılmasında ve Türkistan (Orta Asya), Kafkasya, Balkanlar ve Anadolu'da iyice yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Yapılan araştırmalar, batı ve doğuda İslâmiyet'in yayılmasında tarikatların önemli derecede etki ettiğini, bunun da tarikat hareketleri ile tekke edebiyatı vasıtası ile gerçekleştiğini göstermiştir.

    Çok çabuk organize olabilen ve önemli bir sosyalleşme hareketine dönüşen sufizm, tarihte İslâmiyet'i haçlı seferleri ile Moğol istilası gibi dış saldırılara karşı savunma işlevi de görmüştür. Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra tasavvuf düşüncesini çok kısa sürede benimsemişlerdir. İslâmiyet'in bayraktarlığını yaparken ruhları ve yürekleri her zaman sufîlikten güç almıştır. Tasavvuf akımlarının ve tarikatlarının altın çağı Osmanlı İmparatorluğu ve Memlükler dönemi olmuştur.

    Türk-İslâm kültürünün esasını tasavvuf düşüncesi ve yaşam geleneklerinin oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu kültürün edebiyatı da tekke edebiyatından başlamaktadır.

    Gerçekten Türk-İslâm Edebiyatı ve onun örnekleri, bilim ve edebiyat dünyasında genel Türk tarihi gibi yeterli derecede araştırılıp ortaya çıkarılmamıştır. Bu edebiyatın ürünleri hakkında yeni araştırmaların yapılması ve klasik eserlerin yayınlanıp yeni nesillere tanıtılması, kültürümüz için önemli bir hizmet olacaktır.

    A. E. Abuov / KAZAKİSTAN



  3. 12.Temmuz.2012, 14:42
    2
    Kıdemli Üye



    EDEBİYATIN GELİŞMESİNE İSLÂM’IN ETKİSİ


    İslâm dininin XII-XIV. asırlarda Türk boyları arasında yaygınlaşıp yerleştiğini görüyoruz. Sufî şairler ile müridlerin dinî vaaz ve nasihatleri bir taraftan dinin çabuk yaygınlaşmasına, diğer taraftan “Tekke Edebiyatı” adında yeni bir edebiyat akımının ortaya çıkmasına etki etmiştir. Maveraünnehr bölgesinde İslâmiyet kabul edildikten sonra Türkistan, sufîlik hareketinin ilk ve en önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür. Dinî kurallara uyan Karahanlılar, İslâm dinini saygı ve bağlılıkla koruyan Gazneliler, Harezmşahlar ile Selçuklular alimlere, sufî şairlere ve sufîlik yolunda yürüyenlere büyük hürmet ve saygı göstermişlerdir.

    Gerçekten de, Türk halkları arasında İslâmiyet’in çabuk yaygınlaşması, tasavvuf düşüncesi ile din kurallarının kabul görmesiyle birlikte, İslâm dünyasında aşırı fikirler ve zararlı akımlar da tehlikeli olmaya başladı. Karmatîler, Bâtınîler, Hassan Sabbâh ve onun taraftarları, İsmailîler ve Mutezilîler, Ehl-i Sünnet taraftarı olan Türklere ve onların yaşadıkları bölgelere her zaman zarar verdiler. Bu durum bir taraftan Türk halklarının Hanefî-Mâturîdî mezhebini kabul etmesine bir taraftan da tasavvufa yönelerek sufîlerin fikir ve görüşlerini benimsemelerine sebep oldu.

    Esasen Türkler ilâhi ve dinî şiirler okuyan, Allah rızası için iyilik yapan, iyilik ve cennete ulaşma yollarını gösteren şairleri, dervişleri ve müridleri çok önceden kutsal kabul ettikleri ozanlara benzeterek onlara daha fazla yakınlık hissetmişler ve desteklemişlerdir. Artık eski ozanların yerini "ata" veya "bab" (baba) adı verilen dervişler almıştır. Arslan Bab, Ahmed Yesevî, Korkut Ata, Çolpan Ata ve diğer sufî şairler, menkıbeleri ve şiirleriyle Türkistan halkının gönlünde özel yer edindiler. ,

    Fakat halkın sevgisini kazanan ve halk dilinde şiirler ile ilahiler yazan bu seçkin şahsiyetler, İran ve Arap kültürlerinden belli derecede etkilenmişlerdir. Türkçe yazdıkları eserlerde Arap ve Fars dilinden birçok kelimeler kullanmışlardır. Onlar bu doğal etkileşime bakmadan kendilerinin oluşturduğu dini edebiyatta kendilerini geliştirerek aruz vezinleri içinden sadece kendi beğenilerine uygun olanları seçmişler, rubaileri canlandırmış, kaside ile gazele yeni özellikler kazandırmışlardır. Bununla birlikte mitolojiyi de canlandırmış, Arap edebiyatına yabancı "destanlar dönemi"ni yerleştirmişlerdir.

    Türk-İslâm Edebiyatına sadece Çin, İran ve Arap Edebiyatının değil, Türk Halk Edebiyatının da büyük etkisi olmuştur. Manas Destanı’ndaki gibi İslâmiyet öncesi birçok unsurlar ve destanlar ile gelenekler bu tasavvuf şairleri eliyle Türk-İslâm Edebiyatına girmiştir. Evlenme, doğum ve defin törenlerinde kopuz ile söylenen destanlar, şiirler ve ağıtlardaki özellikler, övülmekte olan kişinin, kahramanlıkları, insaniyeti, düşmanla mücadelesi, yiğitliği, cömertliği vb. Türk- İslâm Edebiyatı eserlerinde de yer almıştır.

    Türk-İslâm Edebiyatının yazılı ilk örnekleri olarak kabul edebileceğimiz eserler Müslüman Türk toplumunun geniş yer aldığı Gazneliler, Karahanlılar, Harezmşahlar, Çağataylılar ve Selçuklular döneminde yazılmıştır. Bu kronolojik gelişim çerçevesinde Türk-İslâm Edebiyatının sözlü ve yazılı örneklerini beraber değerlendiriyoruz. Böylece o dönemin önemli temsilcileri ve eserleri hakkındaki tatmin edici görüşler çerçevesinde konuyu araştırmaktayız.

    Fakat bu arada Türk-İslâm Edebiyatı kaynaklarının ortaya çıkması, tarihi gelişimi ve onun temel kavramları hakkında genel bilgi vermek de uygun olacaktır.

    Türklerin, İslâmiyet’i yaygın şekilde kabul edip Müslüman olduktan sonra medreselerde din bilginleri, tekke ve dergahlarda sufîler tarafından oluşturulan dinî ve tasavvufî edebiyat geniş anlamda "Türk-İslâm Edebiyatı" olarak adlandırılmıştır. Türklerin Orta Asya ile Anadolu'da kurdukları devletlerde; dinî esaslara, din adamlarına, tekke ve sûfîlere önem verilmiştir. Dinî esas ve geleneklerden kaynaklanan edebiyat ve müzik, halkın kültür ve medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Genel olarak İslâm dininin, dar anlamda tekke ve dergahın etkisi ile oluşan ve büyük bölümü yazılı olan Türk-İslâm Edebiyatında; menkıbeler, destanlar, şiirler, ilahiler, vilayetnâmeler, mevlidler, hilyeler, tevhidler önemli yer tutmuştur.

    Türkistan ya da Orta Asya'dan Anadolu'ya gelerek oralarda yerleşen Türk dervişlerinin kurduğu tekke, zâviye, dergah ve medreselerin dinî eğitim ve toplumsal birlik ile bütünlüğün yerleşmesine, sosyal dayanışma ruhunun güçlenmesine yaptığı katkı çok büyüktür. Özellikle tekke, dergah ve zaviyelerin her sınıftan insana kucak açması, sultan ile vezirden başlayarak, tüccar ile memura kadar sosyal grupların birleşmesi, Türk-İslâm Edebiyatının geniş alana yayılmasına etki etmiştir. Böylece Osmanlı sultanlarının büyük bölümü bir dergâha yani tasavvuf yoluna girmiştir.

    Türklerin IX. asırdan başlayarak İslâm dinini büyük ölçüde kabul etmesi ve yeni kültürle tanışması onların sosyal ve kültürel hayatlarında köklü değişikliklerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Siyasi, sosyal ve doğal şartların zorlaşması ve Moğol saldırıları ile belirli bir görevi yerine getirmek için Türkistan, Maveraünnehr ve Horasan'dan Anadolu'ya Alperen, Horasan Evliyaları adı verilen dervişler dağıldılar ve halkın bilincinde önemli yer tuttular. Oğuz Türkleri, konar göçer Türkmenler kendi hayatlarında bu dervişlerden aldıkları öğretileri uyguladılar. Belirli yerlerde tekke kurup yerleşen şeyhler ile dervişlerin etrafında birçoğu toplandı.

    Mevlevîlik, Bektaşîlik, Melamîlik, Bayramîlik, Nakşibendîlik ile Yesevîlik Anadolu Müslümanlığının kurulmasında önemli unsurlar oldular. Bahsedilen tarikatlar etrafında toplanan müridler ve etrafına müridleri toplayan şeyhlerle dervişler, edebiyatın gelişip yayılmasını sağladılar.

    Türkistan'da ortaya çıktıktan sonra şeyhler ve dervişler tarafından doğu ve batıda çok hızlı şekilde yaygınlaşan Yesevîlik tarikatı, hikmetler ile dinî tasavvufî edebiyatın gelişiminde özel bir yer aldı.

    Anadolu'da sonradan yayılan tasavvuf akımlarından biri de Mevlevîliktir. Yesevîlik tarikatı İslâm'ın Türkistan'da, sonra da Anadolu'da yayılmasına ve mütevazı dini görüşlerin yerleşmesine etki etmiş, Mevlevîlik tarikatı ise Anadolu'da yaygınlaşan ve "Mevlevî Kültürü" olarak bilinen dinî tasavvufî düşüncenin, çeşitli kültür seviyesindeki halklar arasında yerleşmesine sebep olmuştur.

    XI-XII. asırlardaki Türk-İslâm Edebiyatı eserlerinin halk içinde çabuk yayılmasına, dinî şiirlerin veya hikmetlerin basit ve anlaşılır bir dilde yazılması çok etkili oldu.

    XII. asırdan sonra, tanınmış eserleri ile bilinen dinî sufîlik edebiyatını oluşturan eserlerde çoğu zaman insan ve onun yaradılışı, ilahî aşk, sevgi, tanrı ile bütünleşme, tarikat kuralları ve edebi ele alınmıştır. Tasavvuf konularını işleyen nazım eserler çoğu zaman ilahî ilhamla yazılmıştır. Bundan dolayı Türk-İslâm Edebiyatındaki nazım eserler dili, ruhu ve stili bakımından dinî düşünceler tarihinde özel bir yere sahiptir. Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Atabetü’l-Hakâyık, Garîbnâme ve buna benzer eserlerde bu özellikler açıkça görülmektedir.

    Dinî tasavvufî kültür, insanlara öncelikle "sohbet" adı verilen yolla ulaşmıştır. Fakat bu kültür yazılı edebiyat ürünleriyle halk arasında geniş şekilde yayılmıştır. Yazılı kültür araçları, sözlü kültürün esası olan sohbet kadar etkili olmasa da, tasavvuf değerlerinin nesilden nesillere ulaşarak asırlarca yaşamasına hizmet etmiştir.

    Dinî tasavvuf edebiyatının temel kitabı Kur’ân-ı Kerîm'dir. Ondan sonra Hz. Muhammed’in hadisleri ve tasavvuf yolu temsilcilerinin yani sûfîlerin eserleri gelmektedir. Son olarak bahsedilen eserler; bir taraftan Kur’ân-ı Kerîm ile sünnetlere açıklamalar getirmekte, diğer taraftan da sûfîlik ve tarikatların temsilcileri hakkında bilgiler verilmektedir.

    İslâm dinini insanlara açıklamayı ve onu düşmanlara karşı korumayı görev olarak kabul eden sufizm akımları, Türk Dünyasında İslâmiyet'in çok çabuk yayılmasında ve Türkistan (Orta Asya), Kafkasya, Balkanlar ve Anadolu'da iyice yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Yapılan araştırmalar, batı ve doğuda İslâmiyet'in yayılmasında tarikatların önemli derecede etki ettiğini, bunun da tarikat hareketleri ile tekke edebiyatı vasıtası ile gerçekleştiğini göstermiştir.

    Çok çabuk organize olabilen ve önemli bir sosyalleşme hareketine dönüşen sufizm, tarihte İslâmiyet'i haçlı seferleri ile Moğol istilası gibi dış saldırılara karşı savunma işlevi de görmüştür. Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra tasavvuf düşüncesini çok kısa sürede benimsemişlerdir. İslâmiyet'in bayraktarlığını yaparken ruhları ve yürekleri her zaman sufîlikten güç almıştır. Tasavvuf akımlarının ve tarikatlarının altın çağı Osmanlı İmparatorluğu ve Memlükler dönemi olmuştur.

    Türk-İslâm kültürünün esasını tasavvuf düşüncesi ve yaşam geleneklerinin oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu kültürün edebiyatı da tekke edebiyatından başlamaktadır.

    Gerçekten Türk-İslâm Edebiyatı ve onun örnekleri, bilim ve edebiyat dünyasında genel Türk tarihi gibi yeterli derecede araştırılıp ortaya çıkarılmamıştır. Bu edebiyatın ürünleri hakkında yeni araştırmaların yapılması ve klasik eserlerin yayınlanıp yeni nesillere tanıtılması, kültürümüz için önemli bir hizmet olacaktır.

    A. E. Abuov / KAZAKİSTAN






+ Yorum Gönder