Konusunu Oylayın.: Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?
  1. 12.Temmuz.2012, 14:09
    1
    Misafir

    Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?






    Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir? Mumsema Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü


  2. 12.Temmuz.2012, 14:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 12.Temmuz.2012, 14:45
    2
    S-a-b-i-h-a
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2012
    Üye No: 95360
    Mesaj Sayısı: 249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: baba ocağından

    Cevap: Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?




    Afrika'da İslamın yayılmasında Tasavvufun rolü

    Müslümanların önemli teşebbüslerinden biriside, bu noktadan hareketle, tüm İslam tarihi asırları boyunca, Kara Afrika'yı Bilallaştırmaya çalışmak olmuştur. Çağımız Amerikasındaki Müslüman zenci hareketlerine "bi1a1ian movement' denilmesi sanırız bu ideal simgeden kaynaklanmaktadır.'

    Yüzyıllarca bu büyük kıt'a Müslüman'a Bilal-i Habeşi gibi yüksek bir ideali hatırlatmışken, emperyalist Batı dünyasına yenilmesi kaçınılmaz nefis bir pasta görüntüsü vermiştir. "Afrika Batı genel tarihinin kara sayfasıdır" yargısı, acı sömürü insan gerçeğinin yalın biçimde bir ifadesi olmuştur. İşte bu incelememizde, Uzun yüzyıllar Batı'nın hammadde tarlası olan Afrika'nın İslamlaşmasına ve özellikle İslamlaşma sürecinde tasavvufun etkilerine, temas edeceğiz. Batılı bir oryantalist öğüt vericilik vasfını etkin biçimde kullanan sufi vaiz1ere işaretle söyle der: "Hindistan, Endonezya ve zenci Afrika 'nın büyük bölümünün, günlük hayatlarında İslam'ın temel yükümlülüklerini yerine getiren sufi vaizlerin sürekli etkinliği sonucu İslamlaştığı kesindir. Bu, mantıki ya da hukuki olarak kılı kırk yarmalara başvurmadan, Allah 'a duyulan aşk ve güven, Peygamber ve ashabının sevgisi sayesindedir." Bu ifadelerdeki "hukuki kılı kırk yarmalara başvurmadan" şeklinde yapılan tespit, sufilerin İslam'ın tebliğini, Kur'ani tebliğ metotları cümlesinden kavl-i leyyin esasına göre' yaptıklarını gösterir. Yine, Türkiye'de uzun yıllar 'Dinler Tarihi' dersleri vermiş bulunan, uzak ve yakın doğuyu, tasavvufu, uzun yıllar inceleyip çok sayıda telif ve çeviri dikkat çeken Prof. Dr. Annamaria Schimmel'in şu tespiti önem arz etmektedir. 'Tarikatlar, İslam'daki bütün toplum sınıflarına ve ırklara uyabiliyordu. Her yerde ayrı ayrı belirmesine karşın tuhaf bir tasavvuf görüşü olan zenci Afrika'sında ve Endonezya takımadalarında tasavvufi yaşayışın uygarlaştırıcı ve İslamlaştırıcı bir etkisi olduğu görmekteyiz. Dermenghem'in vurgulamış olduğu gibi K.Afrika da ki tasavvufi ekoller zenci köleler için pek önemli bir ruhi hayat kaynağı olmuştur.
    ".Her türlü şarta uyabilmeleri bu tarikatları İslam öğretilerinin yayılmasında ideal araç durumuna gelmiştir." Bu ifadelerde, sufilerde, sufilerin İslam'ı yaymalarındaki sihirli değneğin, değişken şartlara uyabilme esnekliği, olduğu anlatılmak isteniyor ki, bu "insanlara akıllarına göre konuşunuz." hadisindeki hikmetin getirdiği fevkalade hassas ve inceliklere sahip bir husustur.
    1890'1ı yıllarda, Kuzey Afrika ülkelerinde sosyolojik-etnolojik çalışmalar, yapan iki Fransız, Cezayir de tespit edebildikleri sufi tarikatlar ve müntesip müritlerin şu şekil de listesini verirler:
    Rahmaniyye Tarikatı 156.000
    Kadiriyye Tarikatı 25.000
    Kerzaziyye Tarikatı 2.000
    Şeyhiyye Tarikatı 1.000
    Ebu Aliyye Tarikatı 3.600
    Ticaniyye Tarikatı 25.300
    Teybiyye Tarikatı 22.200
    Zeyniyye Tarikatı 3.000
    Bin Nahİiyye Tarikatı 6.500
    Şazeliyye Tarikatı 14.000
    Derkiyye Tarikatı 10.000
    Sunusiyye Tarikatı 950
    Toplam: 278.750
    Nüfusu 2 milyonu geçmeyen bir ülkede üç yüz bine yaklaşan mürit şayisi, o ülkede tasavvufun ileri seviyede yaygın ve etkin oluşunun göstergesinden başka bir şey olamaz. Mısır'da da durum ilginçtir. Mısır Sufi Yüksek Kurulu 1970'li yıllarda, Mısır sınırları içerisinde 60'ı aşkın tarikatın varlığını tespit etmiştir. Yine Senegal'de idari mercilerin verdiği rakamlara göre 1957 yılında 1.000.000 Ticani, 423,000 Sunusi, 304.000 Kadiri ve 23.000de başka tarikatlara mensup insan bulunduğu anlaşılmaktadır ki bu durum zenci Afrika Müslümanlarının hayatında tarikatın önemli yerinin bulunduğunu gösterme bakımından dikkat çekicidir. Nüfusu az küçük bir ülkede bu rakamlar, yorum zorlamalarına kaçmaksızın, tasavvufi hayatın en üst seviyede müessiriyetinin ifadesidir. Bu konuda biraz daha fikir verme üzere E.W.Lane'in geçen asrın başlarında Mısır'a yaptığı seyahatten edindiği intibaları zikretmek yerinde olacaktır."Manners and Customs of the Modern Egyptians" adlı eserinde uzun uzun sufilerin düzenledikleri törenlerden bahseder. Bu törenlerde Lane, İslam'ın sınıfsız bir dünya anlayışının en güzel örneği olarak "her tabakadan insanın en ufak farklılık gösterisine şaplanmaksızın kardeşlik duyguları içinde karışık olarak bir araya geldiğini hamal, vatman, memur, subay, sekreter, müdür, polis vs. gibi her meslekten insanın aynı tarikat şemsiyesi altında yerini aldığını anlatır.
    Afrika'nın İslam yayılışına sahne oluşunda, bazı önemli kilometre taslarına temas etmek suretiyle konuya biraz daha açıklık kazandıralım. Bunlar içinde, ilk önce tasavvuf akımının devlet olmaya muvaffak, olabilmiş örneklerinden en ilginci, Murabıtlarla detaya girmeyi, kronolojik açıdan daha tutarlı görmekteyiz.


  4. 12.Temmuz.2012, 14:45
    2
    Kıdemli Üye



    Afrika'da İslamın yayılmasında Tasavvufun rolü

    Müslümanların önemli teşebbüslerinden biriside, bu noktadan hareketle, tüm İslam tarihi asırları boyunca, Kara Afrika'yı Bilallaştırmaya çalışmak olmuştur. Çağımız Amerikasındaki Müslüman zenci hareketlerine "bi1a1ian movement' denilmesi sanırız bu ideal simgeden kaynaklanmaktadır.'

    Yüzyıllarca bu büyük kıt'a Müslüman'a Bilal-i Habeşi gibi yüksek bir ideali hatırlatmışken, emperyalist Batı dünyasına yenilmesi kaçınılmaz nefis bir pasta görüntüsü vermiştir. "Afrika Batı genel tarihinin kara sayfasıdır" yargısı, acı sömürü insan gerçeğinin yalın biçimde bir ifadesi olmuştur. İşte bu incelememizde, Uzun yüzyıllar Batı'nın hammadde tarlası olan Afrika'nın İslamlaşmasına ve özellikle İslamlaşma sürecinde tasavvufun etkilerine, temas edeceğiz. Batılı bir oryantalist öğüt vericilik vasfını etkin biçimde kullanan sufi vaiz1ere işaretle söyle der: "Hindistan, Endonezya ve zenci Afrika 'nın büyük bölümünün, günlük hayatlarında İslam'ın temel yükümlülüklerini yerine getiren sufi vaizlerin sürekli etkinliği sonucu İslamlaştığı kesindir. Bu, mantıki ya da hukuki olarak kılı kırk yarmalara başvurmadan, Allah 'a duyulan aşk ve güven, Peygamber ve ashabının sevgisi sayesindedir." Bu ifadelerdeki "hukuki kılı kırk yarmalara başvurmadan" şeklinde yapılan tespit, sufilerin İslam'ın tebliğini, Kur'ani tebliğ metotları cümlesinden kavl-i leyyin esasına göre' yaptıklarını gösterir. Yine, Türkiye'de uzun yıllar 'Dinler Tarihi' dersleri vermiş bulunan, uzak ve yakın doğuyu, tasavvufu, uzun yıllar inceleyip çok sayıda telif ve çeviri dikkat çeken Prof. Dr. Annamaria Schimmel'in şu tespiti önem arz etmektedir. 'Tarikatlar, İslam'daki bütün toplum sınıflarına ve ırklara uyabiliyordu. Her yerde ayrı ayrı belirmesine karşın tuhaf bir tasavvuf görüşü olan zenci Afrika'sında ve Endonezya takımadalarında tasavvufi yaşayışın uygarlaştırıcı ve İslamlaştırıcı bir etkisi olduğu görmekteyiz. Dermenghem'in vurgulamış olduğu gibi K.Afrika da ki tasavvufi ekoller zenci köleler için pek önemli bir ruhi hayat kaynağı olmuştur.
    ".Her türlü şarta uyabilmeleri bu tarikatları İslam öğretilerinin yayılmasında ideal araç durumuna gelmiştir." Bu ifadelerde, sufilerde, sufilerin İslam'ı yaymalarındaki sihirli değneğin, değişken şartlara uyabilme esnekliği, olduğu anlatılmak isteniyor ki, bu "insanlara akıllarına göre konuşunuz." hadisindeki hikmetin getirdiği fevkalade hassas ve inceliklere sahip bir husustur.
    1890'1ı yıllarda, Kuzey Afrika ülkelerinde sosyolojik-etnolojik çalışmalar, yapan iki Fransız, Cezayir de tespit edebildikleri sufi tarikatlar ve müntesip müritlerin şu şekil de listesini verirler:
    Rahmaniyye Tarikatı 156.000
    Kadiriyye Tarikatı 25.000
    Kerzaziyye Tarikatı 2.000
    Şeyhiyye Tarikatı 1.000
    Ebu Aliyye Tarikatı 3.600
    Ticaniyye Tarikatı 25.300
    Teybiyye Tarikatı 22.200
    Zeyniyye Tarikatı 3.000
    Bin Nahİiyye Tarikatı 6.500
    Şazeliyye Tarikatı 14.000
    Derkiyye Tarikatı 10.000
    Sunusiyye Tarikatı 950
    Toplam: 278.750
    Nüfusu 2 milyonu geçmeyen bir ülkede üç yüz bine yaklaşan mürit şayisi, o ülkede tasavvufun ileri seviyede yaygın ve etkin oluşunun göstergesinden başka bir şey olamaz. Mısır'da da durum ilginçtir. Mısır Sufi Yüksek Kurulu 1970'li yıllarda, Mısır sınırları içerisinde 60'ı aşkın tarikatın varlığını tespit etmiştir. Yine Senegal'de idari mercilerin verdiği rakamlara göre 1957 yılında 1.000.000 Ticani, 423,000 Sunusi, 304.000 Kadiri ve 23.000de başka tarikatlara mensup insan bulunduğu anlaşılmaktadır ki bu durum zenci Afrika Müslümanlarının hayatında tarikatın önemli yerinin bulunduğunu gösterme bakımından dikkat çekicidir. Nüfusu az küçük bir ülkede bu rakamlar, yorum zorlamalarına kaçmaksızın, tasavvufi hayatın en üst seviyede müessiriyetinin ifadesidir. Bu konuda biraz daha fikir verme üzere E.W.Lane'in geçen asrın başlarında Mısır'a yaptığı seyahatten edindiği intibaları zikretmek yerinde olacaktır."Manners and Customs of the Modern Egyptians" adlı eserinde uzun uzun sufilerin düzenledikleri törenlerden bahseder. Bu törenlerde Lane, İslam'ın sınıfsız bir dünya anlayışının en güzel örneği olarak "her tabakadan insanın en ufak farklılık gösterisine şaplanmaksızın kardeşlik duyguları içinde karışık olarak bir araya geldiğini hamal, vatman, memur, subay, sekreter, müdür, polis vs. gibi her meslekten insanın aynı tarikat şemsiyesi altında yerini aldığını anlatır.
    Afrika'nın İslam yayılışına sahne oluşunda, bazı önemli kilometre taslarına temas etmek suretiyle konuya biraz daha açıklık kazandıralım. Bunlar içinde, ilk önce tasavvuf akımının devlet olmaya muvaffak, olabilmiş örneklerinden en ilginci, Murabıtlarla detaya girmeyi, kronolojik açıdan daha tutarlı görmekteyiz.


  5. 12.Temmuz.2012, 14:46
    3
    S-a-b-i-h-a
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2012
    Üye No: 95360
    Mesaj Sayısı: 249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: baba ocağından

    Cevap: Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?

    Murabitun Devleti (1056- 1147) Murabit; kelime olarak sınırlardaki ribatlarda İslamı yaymak ve müdafaa etmek üzere canlarını fedaya hazır derviş anlamında kullanılmıştır. Bu kelime İspanyolcaya "almoravid" Fransizca'ya ise 'marabouts' şeklinde geçmiştir. Başka bir görüşe göre, murabıt ismi; Yüzlerinin alt taraflarını peçe ile kapatmalarından dolayı verilmiştir. Ribat ise, dervişlerin Allah rızası için hudut boylarında kurduğu muhkem kalelerdir."Kuzey Afrika'da bulunan Berberilerin kurduğu bu devlet, dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru: Sudan ve Sahra arasında yapılan, ticaretle kervanlara, muhafızlıkla idame ettiren kapalı sayılabilecek bir topluluktu.Berberi Senhace kabilesi reisi Yahya b. İbrahim hacca gidip orada ruhen bir niteliğe kavuştuktan sonra, büyük bir sevk ve gayretle ülkesine döndü. Kendisine yardımcı olmak üzere Faslı alim Abdullah bin Yasin'i' halkı arasında İslam'ın güçlenmesi, için davet etti. A. bin Yasin'in manevi önderliğinde Murabitun Devleti 1056 yılında tesis olunarak tarihteki yerini aldı. İlk kuruluş döneminde murabıtlar Sahranın aşağı taraflarına Nijer yahut Senegal nehri kıyısına veya Moritanya'nın sahil kesimlerinde Levrier körfezine ilk ribatı kurdular. Kaynaklarda rivayet edildiğine göre bu sûfi cengâverler, ribatta meyve, süt, un ve ya unla yağı karıştırıp yaptıkları yemeği yiyorlardı. Buradaki hayatları çok dindar bir tarza dayalı olarak devam edip gidiyordu. Mezhepleri Maliki olan bu sufiler şeyhleri Abdullah b. Yasin önderliğinde İslam'ın zaferi ve yayılması için uğraşıyorlardı. Şeriatı en küçük noktasını ihmal, etmeden yaşamak onların baş prensibiydi. Önce bin kişilik talimli ciddi ve güçlü bir ordu kurdular, Eli kılıçlı bu zahitler Sahra kabilelerini kısa zamanda itaat altına aldılar. Kısa zamanda bu başarıları, etraflarında 30.000 kişilik bir kuvvet teşekkülüne imkân sağladı. 91 yıl kadar iktidar mevkiinde kalan Murabitun devleti hükümdarlarının sekiz kişiden ibaret olduğunu görmekteyiz. Önceleri dini ıslahat gayesiyle ortaya çıkan bu devletin merkezi Merakeş olup, Abbasi halifesine bağlıydılar. Bayrak renkleri Abbasiler gibi siyahtı. Sünni bir cihad hareketini başlatan bu ilk Murabıtların inkıraz bulmasından sonra yerini XII. yüzyılda Mehdi İbni Tumart başkanlığındaki muvahhidler alarak selefinin tuttuğu yolu takip etmiştir. İbni Tumart Eş'arilikle sufiliği birleştirdi. İbni Tumart'ın çok parlak bir kişi1iği ve İslam'ı yayma yönünde tebellür eden karakteri oldukça geniş bir çerçeve içinde anlatılmaktadır. İbni Tumart Gazali'nin hemen bütün eserlerini mütalaa etmiş bir sufidir. Ayrıca kelam sahasının önde gelen alimlerinden Eş'ari'nin (873-935) telifâtını da okumuştu. Eş'ariliği Sünnilikle birleştirerek Kuzey Afrika'da bu mezhebin revaç bulması için çaba sarf etti. Bir ara bulunduğu Tunus'ta eline geçen içki kaplarını kırdı. Denizcilere dini-ahlaki doğrultuda, ıslah-ı haller için vaazlar verdi. Müridi el-Beyzaki'nin rivayetine göre, "İbni Tumart Kostantiniyye ulemasına çeşitli konularda açıklamalarda ve yönlendirmelerde bulundu.
    İspanya Müslümanlarının refahına imrenen ve onları taklide çalışanları şiddetle ta'zir ederek men etti." İbni Tumart kendisini her yönüyle Rasulullah (s.a.s.)'e benzetmek istedi. O hem dini bir lider, hem askerlerin komutanı, hem de kadı (hakim)idi. Süfiyane bir yasayış sürdüren bu sahsın Afrika'nın orta kesimlerinde İslamiyet'in yayılmasında büyük hizmetleri olmuştur.İncelediğimiz konunun, İslamiyet'in yayılışına dair olması münasebetiyle bu devletin siyasi tarihine girmek istemiyoruz. Yalnızca bu devletin Afrika içlerine kadar uzanan faaliyetlerine ve bu devlet vasıtasıyla İslamiyeti kabullenen ülkelere temas edeceğiz.
    Moritanya ve Senegal
    Şeyh Abdullab b. Yasin'in vaazları ve Senegal'de kurulan bir ribat dolayısıyla ihtida olaylarında ilerleme kaydedildi. Onun ölümünden sonra Yusuf b. Tafşin'in çabaları, İslam mayasının iyice tutmasına zemin hazırladı. XI. yüzyıldan itibaren İslam'a girmeye başlayan Tukulörlerin yasadıkları bölge olan Futa ile 1776'da İslami bir devlet teşkil eden Wolof'ların büyük çoğunluğunun İslamiyet'e girişleri ise, XIX ncu yüzyıl sonlarına doğru olmuştur. Kayor bölgesinde ise daha XVII nci yüzyılda İslam dininin ilerlemeler kaydettiği bilinmektedir. İste bu ilerlemede en büyük pay, murabıtlar denen tarikat şeyhlerine aittir. Bilhassa Moritanya'da tahsillerini gören bu zenci şeyhler, dönüşlerinde köylerinin şefleri olmuşlardır. İste bu şeyhlerin halkı devamlı tehdit eden yağmacı ve sarhoş Tveddo'lara karşı birleştirmeleri ve bu birlik sayesinde başarılı, bir mücadele vermiş olmaları Müslümanlığın bu köylerde iyice kökleşmesini sağlamıştır. Bugünkü Senegal'in Kuzey Batısındaki Wolof krallığı ise, İslam dininin zenciler arasında yayılmasının güzel bir örneğini teşkil eder. Wolof halkının Valo denilen bu krallığının ilk kuruluşu XII nci yüzyıla kadar uzanmaktadır. XIV ncü yüzyılda büyük kitleler halinde Müslümanlığı kabul eden Woloflar içerisinde ilk ihtida hareketlerinin XIII ncü yüzyıl başlarında olduğu bilinmektedir. Fakat bu ilk ihtida hareketleri halktan ziyade krallar, şefler, asiller ve büyük toprak sahipleri arasında görülmüş, buna karşılık aşağı halk tabakalarının kitle halinde Müslüman oluşlarına şahit olabilmek için altı asır beklemek gerekmiştir. 1864 yılında Kuzey-Bati Senegal bölgesini ziyaret eden bir Avrupalı seyyah halkın büyük bir kısmının Müslüman olduğunu ve halk arasında şeyhlerin büyük bir nüfuza sahip bulunduklarını yazıyor. Aşağı Senegal'in (buraya tekrur denilir), İslam'a girişi Murabıtlar vasıtasıyla olmuş, sufi Abdullah b. Yasin'in nasihatleriyle önce kralları hidayete ermiştir.
    Yeni Gine
    Murabıtların, hidayetine vesile olduğu Afrika ülkelerinden biri de Yeni Gine'dir. İşte bu ülkeyi, günahlardan, Murabıtların Fouta Djolar platosuna kadar getirdikleri İslamiyet kurtarmıştır. Kuzey'den gelen Murabıtlar yerli halkı birliğe davet etmişler, onlara candan bir yakınlık göstermişlerdir. Bu candan yakınlık binlerce yerlinin Güney'den, Kuzey'e kaçıp Fouta Djolan'da İslamiyet'i kabul etmeleriyle sonuçlanmıştır. İslamiyet Batı Afrika'daki yerli kralların istibdadına son vermiştir. Fouta Djolan İslamiyet'in Batı Afrika'daki yayılma merkezi olmuştur. Pculh, Malinken (525.000), Soussou (250.000), Kissi (160.000) gibi Yeni Gine kabileleri tamamen İslam'a girmiştir."
    Gine
    Bu ülkede İslamiyet'in vücut buluşu yine Murabıtların tesiriyledir. Daha sonraki asırlarda Karmokma Alfa adlı bir dini lider bütün ülkeyi çepeçevre kaplayan yeni Müslüman bir nesil teşkil etti. Fakat bu liderin İslamiyeti iyi anlamamış olması başlattığı hareketin sağlamlığına etki etmiş bu yüzden de tenkitlere maruz kalmıştır."
    Gana
    Gana'nın Müslümanlarla teması ise çok eskilere gitmektedir. Emeviler zamanında bu bölgeye inen bazı İslam askerleri, Gana imparatorluğunun devlet kademelerinde yüksek memurlukları ele geçirmişlerdir. Bu husus, o devirde yaşamış tarihçi el-Bekri'nin eserinden anlaşılmaktadır. O tarihlerde imparatorluğun başkenti iki kısımdan ibaret olup, bir bölümünü putperestler, öbür bölümünü de 12 camiye sahip Müslümanlar meydana getirmekte idiler. Bir kaç sene sonra İbn Yasin'in başlatmış, olduğu İslam'ı yayma hareketi Gana'ya kadar uzanmış ve tarihçi ez-Zuhri'nin belirttiğine göre 1076 yılına doğru Murabıtlar tarafından bu bölgeye İslamiyet iyice yerleştirilmiştir.


  6. 12.Temmuz.2012, 14:46
    3
    Kıdemli Üye
    Murabitun Devleti (1056- 1147) Murabit; kelime olarak sınırlardaki ribatlarda İslamı yaymak ve müdafaa etmek üzere canlarını fedaya hazır derviş anlamında kullanılmıştır. Bu kelime İspanyolcaya "almoravid" Fransizca'ya ise 'marabouts' şeklinde geçmiştir. Başka bir görüşe göre, murabıt ismi; Yüzlerinin alt taraflarını peçe ile kapatmalarından dolayı verilmiştir. Ribat ise, dervişlerin Allah rızası için hudut boylarında kurduğu muhkem kalelerdir."Kuzey Afrika'da bulunan Berberilerin kurduğu bu devlet, dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru: Sudan ve Sahra arasında yapılan, ticaretle kervanlara, muhafızlıkla idame ettiren kapalı sayılabilecek bir topluluktu.Berberi Senhace kabilesi reisi Yahya b. İbrahim hacca gidip orada ruhen bir niteliğe kavuştuktan sonra, büyük bir sevk ve gayretle ülkesine döndü. Kendisine yardımcı olmak üzere Faslı alim Abdullah bin Yasin'i' halkı arasında İslam'ın güçlenmesi, için davet etti. A. bin Yasin'in manevi önderliğinde Murabitun Devleti 1056 yılında tesis olunarak tarihteki yerini aldı. İlk kuruluş döneminde murabıtlar Sahranın aşağı taraflarına Nijer yahut Senegal nehri kıyısına veya Moritanya'nın sahil kesimlerinde Levrier körfezine ilk ribatı kurdular. Kaynaklarda rivayet edildiğine göre bu sûfi cengâverler, ribatta meyve, süt, un ve ya unla yağı karıştırıp yaptıkları yemeği yiyorlardı. Buradaki hayatları çok dindar bir tarza dayalı olarak devam edip gidiyordu. Mezhepleri Maliki olan bu sufiler şeyhleri Abdullah b. Yasin önderliğinde İslam'ın zaferi ve yayılması için uğraşıyorlardı. Şeriatı en küçük noktasını ihmal, etmeden yaşamak onların baş prensibiydi. Önce bin kişilik talimli ciddi ve güçlü bir ordu kurdular, Eli kılıçlı bu zahitler Sahra kabilelerini kısa zamanda itaat altına aldılar. Kısa zamanda bu başarıları, etraflarında 30.000 kişilik bir kuvvet teşekkülüne imkân sağladı. 91 yıl kadar iktidar mevkiinde kalan Murabitun devleti hükümdarlarının sekiz kişiden ibaret olduğunu görmekteyiz. Önceleri dini ıslahat gayesiyle ortaya çıkan bu devletin merkezi Merakeş olup, Abbasi halifesine bağlıydılar. Bayrak renkleri Abbasiler gibi siyahtı. Sünni bir cihad hareketini başlatan bu ilk Murabıtların inkıraz bulmasından sonra yerini XII. yüzyılda Mehdi İbni Tumart başkanlığındaki muvahhidler alarak selefinin tuttuğu yolu takip etmiştir. İbni Tumart Eş'arilikle sufiliği birleştirdi. İbni Tumart'ın çok parlak bir kişi1iği ve İslam'ı yayma yönünde tebellür eden karakteri oldukça geniş bir çerçeve içinde anlatılmaktadır. İbni Tumart Gazali'nin hemen bütün eserlerini mütalaa etmiş bir sufidir. Ayrıca kelam sahasının önde gelen alimlerinden Eş'ari'nin (873-935) telifâtını da okumuştu. Eş'ariliği Sünnilikle birleştirerek Kuzey Afrika'da bu mezhebin revaç bulması için çaba sarf etti. Bir ara bulunduğu Tunus'ta eline geçen içki kaplarını kırdı. Denizcilere dini-ahlaki doğrultuda, ıslah-ı haller için vaazlar verdi. Müridi el-Beyzaki'nin rivayetine göre, "İbni Tumart Kostantiniyye ulemasına çeşitli konularda açıklamalarda ve yönlendirmelerde bulundu.
    İspanya Müslümanlarının refahına imrenen ve onları taklide çalışanları şiddetle ta'zir ederek men etti." İbni Tumart kendisini her yönüyle Rasulullah (s.a.s.)'e benzetmek istedi. O hem dini bir lider, hem askerlerin komutanı, hem de kadı (hakim)idi. Süfiyane bir yasayış sürdüren bu sahsın Afrika'nın orta kesimlerinde İslamiyet'in yayılmasında büyük hizmetleri olmuştur.İncelediğimiz konunun, İslamiyet'in yayılışına dair olması münasebetiyle bu devletin siyasi tarihine girmek istemiyoruz. Yalnızca bu devletin Afrika içlerine kadar uzanan faaliyetlerine ve bu devlet vasıtasıyla İslamiyeti kabullenen ülkelere temas edeceğiz.
    Moritanya ve Senegal
    Şeyh Abdullab b. Yasin'in vaazları ve Senegal'de kurulan bir ribat dolayısıyla ihtida olaylarında ilerleme kaydedildi. Onun ölümünden sonra Yusuf b. Tafşin'in çabaları, İslam mayasının iyice tutmasına zemin hazırladı. XI. yüzyıldan itibaren İslam'a girmeye başlayan Tukulörlerin yasadıkları bölge olan Futa ile 1776'da İslami bir devlet teşkil eden Wolof'ların büyük çoğunluğunun İslamiyet'e girişleri ise, XIX ncu yüzyıl sonlarına doğru olmuştur. Kayor bölgesinde ise daha XVII nci yüzyılda İslam dininin ilerlemeler kaydettiği bilinmektedir. İste bu ilerlemede en büyük pay, murabıtlar denen tarikat şeyhlerine aittir. Bilhassa Moritanya'da tahsillerini gören bu zenci şeyhler, dönüşlerinde köylerinin şefleri olmuşlardır. İste bu şeyhlerin halkı devamlı tehdit eden yağmacı ve sarhoş Tveddo'lara karşı birleştirmeleri ve bu birlik sayesinde başarılı, bir mücadele vermiş olmaları Müslümanlığın bu köylerde iyice kökleşmesini sağlamıştır. Bugünkü Senegal'in Kuzey Batısındaki Wolof krallığı ise, İslam dininin zenciler arasında yayılmasının güzel bir örneğini teşkil eder. Wolof halkının Valo denilen bu krallığının ilk kuruluşu XII nci yüzyıla kadar uzanmaktadır. XIV ncü yüzyılda büyük kitleler halinde Müslümanlığı kabul eden Woloflar içerisinde ilk ihtida hareketlerinin XIII ncü yüzyıl başlarında olduğu bilinmektedir. Fakat bu ilk ihtida hareketleri halktan ziyade krallar, şefler, asiller ve büyük toprak sahipleri arasında görülmüş, buna karşılık aşağı halk tabakalarının kitle halinde Müslüman oluşlarına şahit olabilmek için altı asır beklemek gerekmiştir. 1864 yılında Kuzey-Bati Senegal bölgesini ziyaret eden bir Avrupalı seyyah halkın büyük bir kısmının Müslüman olduğunu ve halk arasında şeyhlerin büyük bir nüfuza sahip bulunduklarını yazıyor. Aşağı Senegal'in (buraya tekrur denilir), İslam'a girişi Murabıtlar vasıtasıyla olmuş, sufi Abdullah b. Yasin'in nasihatleriyle önce kralları hidayete ermiştir.
    Yeni Gine
    Murabıtların, hidayetine vesile olduğu Afrika ülkelerinden biri de Yeni Gine'dir. İşte bu ülkeyi, günahlardan, Murabıtların Fouta Djolar platosuna kadar getirdikleri İslamiyet kurtarmıştır. Kuzey'den gelen Murabıtlar yerli halkı birliğe davet etmişler, onlara candan bir yakınlık göstermişlerdir. Bu candan yakınlık binlerce yerlinin Güney'den, Kuzey'e kaçıp Fouta Djolan'da İslamiyet'i kabul etmeleriyle sonuçlanmıştır. İslamiyet Batı Afrika'daki yerli kralların istibdadına son vermiştir. Fouta Djolan İslamiyet'in Batı Afrika'daki yayılma merkezi olmuştur. Pculh, Malinken (525.000), Soussou (250.000), Kissi (160.000) gibi Yeni Gine kabileleri tamamen İslam'a girmiştir."
    Gine
    Bu ülkede İslamiyet'in vücut buluşu yine Murabıtların tesiriyledir. Daha sonraki asırlarda Karmokma Alfa adlı bir dini lider bütün ülkeyi çepeçevre kaplayan yeni Müslüman bir nesil teşkil etti. Fakat bu liderin İslamiyeti iyi anlamamış olması başlattığı hareketin sağlamlığına etki etmiş bu yüzden de tenkitlere maruz kalmıştır."
    Gana
    Gana'nın Müslümanlarla teması ise çok eskilere gitmektedir. Emeviler zamanında bu bölgeye inen bazı İslam askerleri, Gana imparatorluğunun devlet kademelerinde yüksek memurlukları ele geçirmişlerdir. Bu husus, o devirde yaşamış tarihçi el-Bekri'nin eserinden anlaşılmaktadır. O tarihlerde imparatorluğun başkenti iki kısımdan ibaret olup, bir bölümünü putperestler, öbür bölümünü de 12 camiye sahip Müslümanlar meydana getirmekte idiler. Bir kaç sene sonra İbn Yasin'in başlatmış, olduğu İslam'ı yayma hareketi Gana'ya kadar uzanmış ve tarihçi ez-Zuhri'nin belirttiğine göre 1076 yılına doğru Murabıtlar tarafından bu bölgeye İslamiyet iyice yerleştirilmiştir.


  7. 12.Temmuz.2012, 14:47
    4
    S-a-b-i-h-a
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2012
    Üye No: 95360
    Mesaj Sayısı: 249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: baba ocağından

    Cevap: Afrika'da İslam'ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü Nedir?

    Mali
    Mali'nin tarihi IV.ncü asra kadar uzanır. O tarihlerde Senegal ve Nijer nehirleri arasında Gana imparatorluğu kurulmuştur. XI. , asırda bu topraklar üzerinde Gao imparatorluğu kurulmuş, Mali toprakları sırasıyla bu iki imparatorluğun parçası olmuştur. Daha sonraki tarihlerde bugünkü Mali devletinin' isminin aldığı Mali İmparatorluğu kuruldu. Malililerin İslam'ı kabul edişi Nijer nehrinin orta havzasında 1056-1147 arasında Hüküm sürmüş Müslüman bir devlet olan Murabıtların zamanına rastlar. Öyle görülüyor ki Mali' de Müslümanlık ilkin şefler ve zenginler nezdinde tutunmuş, halk ise putperest kalmakta devam etmiştir. 1050 yıllarına doğru Mali kralı olan Baramendama Keyta'nın Müslümanlığı kabul edip İmparatorlukta Keyta Hanedanı'nı kurması önemli bir dönüm noktası sayılabilir. Bir murabıt tarafından Müslüman yapılan bu kralın Müslüman ismini bundan böyle bir şeref, nişanesi olarak taşıdığı anlaşılmaktadır. Halkının Müslüman olması ise sonradan gerçekleşmiştir. Afrika'dan özellikle Mali'den getirilen zenci Müslüman kölelerin, diğer putperest zenci kölelere reislik yaparak, Brezilya'da sık sık ayaklanma ve özgürlük hareketlerine vesile oldukları yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmaktadır.
    Gambiya
    Aku kabilesi hariç Mandingo, Fula ve Serahuli kabileleri tamamen müslümandır. Kaynaklarda, Murabıtlar döneminde İslamlaştıkları kaydedilir.
    Kuzey Nijerya
    Murabıtların, İslamlaşmasına yardımcı olduğu Mali'nin bu bölgede ihtidalara vesile olması münasebetiyle Kuzey Nijerya'yı da, dolaylı olarak, Murabıtların tesiriyle İslamlaşmış kabul etmek mümkündür. Kuzey Nijerya halkına Haussa denilir. Bugün sayıları 15-20 milyon kadardır. XIV ncü yüzyılın ikinci yarısında Mali'den gelen Wangara adlı kırk kadar zenci Müslüman şeyh onlara İslamiyet'i getirmiş olup hükümdarlarını İslam'a davet etmişler, O da kabul etmiştir. Bundan sonra bu kral yeni dinini kendi halkına da kabul ettirebilmek için çalışmış, bu amaçla camiler inşa ettirmiş ve halkının namaz kılmasını istemiştir.
    VX nci yüzyılda ise ülkenin sultanı olan Muhammet Rimfa on iki reform ilan etmiştir ki bunlar arasında İslami bayramların kutlanışı da yer almaktadır. Bu arada ülkenin sayısız şeyhler ve sufiler tarafından ziyaret edildiği, bunlardan, Tlemsenli Muhammed el-Mağhuli'nin Sultan'a, vazifelerini bildiren bir siyasetname yazarak sunduğu bilinmektedir.XVII.nci, yüzyılda ise, Haussa ülkesindeki Gobir devleti hanedanının Müslüman olmasına karşılık, halkının putperest olusu dikkat çeker. 1800 yıllarına doğru ise bu putperestlere ve putperest itikad ve amellerden kendilerini kurtaramamış olan Haussalara karsı Osman Dan Fadio Dem adlı bir şeyhin harekete geçtiği görülmektedir. Animistlere karşı cihad ilan eden Osman Dan Fadio Dem, Haussaların sultanlarını da Ha Be yani zenci putperestlerden olmakla itham etmektedir. Kuzey Nijerya Massenya topraklarında 1862 yılında İslam'ı yaymak üzere Tukulur'lu Ticani, şeyhi el-Hac Ömer'in faaliyetlerde bulunduğunu görüyoruz.
    B- Seyh Amadu
    Orta Nijerya deltasındaki Masina bölgesi tarih boyunca dini ve ticari bir mihver teşkil ede gelmiştir. Bu bölgeden Şeyh Amadu (yani Şeyh Ahmed) adı ile bilinen zat Pöl kabilesinde bir klana mensuptur. XVIII. yüzyılın sonları ile XIX. yüzyılın baslarında yaşamış olan bu şeyh Bambaraları mağlup etmiş Faslıları bozguna uğratmış ve Güney Doğu'da 'Hamdalah' (yani el-Hamdulillah) adını verdiği bir başkenti olan 'dina' (yani Din) adını verdiği İslam esaslarına dayalı devletinin Orta Nijerya bölgesinde temelini atmıştır. Şeyh Amadu 1818-1845 yılları arasında ve oğlu Amadu Seku ise 1845-1853 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir. Dina devleti ise 1962 yılına kadar ayakta kalabilmiş olup, bu tarihte Hacı Ömer tarafından ortadan kaldırılmıştır.
    C- Ticaniyye Tarikati
    XVIII nci yüzyılda sadece kendi ülkeleri olan Fas ve Cezayir'de değil, aynı zamanda Sahra ve Batı Afrika'da İslam'ı yayma hareketlerine girişen çeşitli yeni tarikatlar tesis olundu. İste bunlardan biri de önce sulh yoluyla Batı Afrika topraklarında yaşayan zencileri İslamlaştırma siyasetini güden Kadiri sufi ekolünün metodundan ayrılarak askeri gücü de buna eklemek suretiyle şöhret yapan Ticaniyye Tarikatıdır. Bu tarikatı, eski bir Halvetiyle mucidi olan Ahmed et-Ticin (ö. 1230/1815) Fez'de kurmuştur Genel karakteri ihtiyacı olarak nitelendirilebilecek bir tarikattır. Ayinleri iyice sadeleştiren Ticanilik daha çok niyet temizlik ve salih amel üzerinde durdu. Bu tutum tarikat mensuplarının hızlanmasına ve zaman zaman Gibb'in de ifade ettiği gibi militan bir görünüm kazanmasına yol açtı. Ticanilik din ve dünya iş1er diye bir ayırım tanımaz. Fas'ta emperyalist emeller peşinde koşan batılı güçler karşısında çetin mücadelelere girişen bu Sünni İslam tasavvuf ekolü daha sonraki yıllarda Muhammed İbn Muhtar(ö.1830)'in faaliyetleri sonucu Fransız Batı Afrikasına kadar uzanmış; Fazlurrahman'ın, tabiriyle, "putperest zenci kabileler üzerinde İslam lehine olumlu etkilere sebep olmuştur."
    Yine, kısa bir süre sonra, aynı tarikattan Ömer b. Said Tâl'in aynı hareketi kaldığı yerden devam ettirdiğini görüyoruz. Senegalli bir şeyh olan Hacı Ömer 1794-yılında doğmuş olup, hayat üç safhada incelenebilir


  8. 12.Temmuz.2012, 14:47
    4
    Kıdemli Üye
    Mali
    Mali'nin tarihi IV.ncü asra kadar uzanır. O tarihlerde Senegal ve Nijer nehirleri arasında Gana imparatorluğu kurulmuştur. XI. , asırda bu topraklar üzerinde Gao imparatorluğu kurulmuş, Mali toprakları sırasıyla bu iki imparatorluğun parçası olmuştur. Daha sonraki tarihlerde bugünkü Mali devletinin' isminin aldığı Mali İmparatorluğu kuruldu. Malililerin İslam'ı kabul edişi Nijer nehrinin orta havzasında 1056-1147 arasında Hüküm sürmüş Müslüman bir devlet olan Murabıtların zamanına rastlar. Öyle görülüyor ki Mali' de Müslümanlık ilkin şefler ve zenginler nezdinde tutunmuş, halk ise putperest kalmakta devam etmiştir. 1050 yıllarına doğru Mali kralı olan Baramendama Keyta'nın Müslümanlığı kabul edip İmparatorlukta Keyta Hanedanı'nı kurması önemli bir dönüm noktası sayılabilir. Bir murabıt tarafından Müslüman yapılan bu kralın Müslüman ismini bundan böyle bir şeref, nişanesi olarak taşıdığı anlaşılmaktadır. Halkının Müslüman olması ise sonradan gerçekleşmiştir. Afrika'dan özellikle Mali'den getirilen zenci Müslüman kölelerin, diğer putperest zenci kölelere reislik yaparak, Brezilya'da sık sık ayaklanma ve özgürlük hareketlerine vesile oldukları yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmaktadır.
    Gambiya
    Aku kabilesi hariç Mandingo, Fula ve Serahuli kabileleri tamamen müslümandır. Kaynaklarda, Murabıtlar döneminde İslamlaştıkları kaydedilir.
    Kuzey Nijerya
    Murabıtların, İslamlaşmasına yardımcı olduğu Mali'nin bu bölgede ihtidalara vesile olması münasebetiyle Kuzey Nijerya'yı da, dolaylı olarak, Murabıtların tesiriyle İslamlaşmış kabul etmek mümkündür. Kuzey Nijerya halkına Haussa denilir. Bugün sayıları 15-20 milyon kadardır. XIV ncü yüzyılın ikinci yarısında Mali'den gelen Wangara adlı kırk kadar zenci Müslüman şeyh onlara İslamiyet'i getirmiş olup hükümdarlarını İslam'a davet etmişler, O da kabul etmiştir. Bundan sonra bu kral yeni dinini kendi halkına da kabul ettirebilmek için çalışmış, bu amaçla camiler inşa ettirmiş ve halkının namaz kılmasını istemiştir.
    VX nci yüzyılda ise ülkenin sultanı olan Muhammet Rimfa on iki reform ilan etmiştir ki bunlar arasında İslami bayramların kutlanışı da yer almaktadır. Bu arada ülkenin sayısız şeyhler ve sufiler tarafından ziyaret edildiği, bunlardan, Tlemsenli Muhammed el-Mağhuli'nin Sultan'a, vazifelerini bildiren bir siyasetname yazarak sunduğu bilinmektedir.XVII.nci, yüzyılda ise, Haussa ülkesindeki Gobir devleti hanedanının Müslüman olmasına karşılık, halkının putperest olusu dikkat çeker. 1800 yıllarına doğru ise bu putperestlere ve putperest itikad ve amellerden kendilerini kurtaramamış olan Haussalara karsı Osman Dan Fadio Dem adlı bir şeyhin harekete geçtiği görülmektedir. Animistlere karşı cihad ilan eden Osman Dan Fadio Dem, Haussaların sultanlarını da Ha Be yani zenci putperestlerden olmakla itham etmektedir. Kuzey Nijerya Massenya topraklarında 1862 yılında İslam'ı yaymak üzere Tukulur'lu Ticani, şeyhi el-Hac Ömer'in faaliyetlerde bulunduğunu görüyoruz.
    B- Seyh Amadu
    Orta Nijerya deltasındaki Masina bölgesi tarih boyunca dini ve ticari bir mihver teşkil ede gelmiştir. Bu bölgeden Şeyh Amadu (yani Şeyh Ahmed) adı ile bilinen zat Pöl kabilesinde bir klana mensuptur. XVIII. yüzyılın sonları ile XIX. yüzyılın baslarında yaşamış olan bu şeyh Bambaraları mağlup etmiş Faslıları bozguna uğratmış ve Güney Doğu'da 'Hamdalah' (yani el-Hamdulillah) adını verdiği bir başkenti olan 'dina' (yani Din) adını verdiği İslam esaslarına dayalı devletinin Orta Nijerya bölgesinde temelini atmıştır. Şeyh Amadu 1818-1845 yılları arasında ve oğlu Amadu Seku ise 1845-1853 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir. Dina devleti ise 1962 yılına kadar ayakta kalabilmiş olup, bu tarihte Hacı Ömer tarafından ortadan kaldırılmıştır.
    C- Ticaniyye Tarikati
    XVIII nci yüzyılda sadece kendi ülkeleri olan Fas ve Cezayir'de değil, aynı zamanda Sahra ve Batı Afrika'da İslam'ı yayma hareketlerine girişen çeşitli yeni tarikatlar tesis olundu. İste bunlardan biri de önce sulh yoluyla Batı Afrika topraklarında yaşayan zencileri İslamlaştırma siyasetini güden Kadiri sufi ekolünün metodundan ayrılarak askeri gücü de buna eklemek suretiyle şöhret yapan Ticaniyye Tarikatıdır. Bu tarikatı, eski bir Halvetiyle mucidi olan Ahmed et-Ticin (ö. 1230/1815) Fez'de kurmuştur Genel karakteri ihtiyacı olarak nitelendirilebilecek bir tarikattır. Ayinleri iyice sadeleştiren Ticanilik daha çok niyet temizlik ve salih amel üzerinde durdu. Bu tutum tarikat mensuplarının hızlanmasına ve zaman zaman Gibb'in de ifade ettiği gibi militan bir görünüm kazanmasına yol açtı. Ticanilik din ve dünya iş1er diye bir ayırım tanımaz. Fas'ta emperyalist emeller peşinde koşan batılı güçler karşısında çetin mücadelelere girişen bu Sünni İslam tasavvuf ekolü daha sonraki yıllarda Muhammed İbn Muhtar(ö.1830)'in faaliyetleri sonucu Fransız Batı Afrikasına kadar uzanmış; Fazlurrahman'ın, tabiriyle, "putperest zenci kabileler üzerinde İslam lehine olumlu etkilere sebep olmuştur."
    Yine, kısa bir süre sonra, aynı tarikattan Ömer b. Said Tâl'in aynı hareketi kaldığı yerden devam ettirdiğini görüyoruz. Senegalli bir şeyh olan Hacı Ömer 1794-yılında doğmuş olup, hayat üç safhada incelenebilir





+ Yorum Gönder