Konusunu Oylayın.: Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir?
  1. 07.Temmuz.2012, 22:46
    1
    Misafir

    Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir?






    Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir? Mumsema sevgili hocam şeytan bana devamlı hz. isanın neden babası yok diye vesves veriyor allahın hz isayı babasız yaratmasının sebebi nedir allah sizden okyanusdaki damlalar kadar razı olsun


  2. 07.Temmuz.2012, 22:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    sevgili hocam şeytan bana devamlı hz. isanın neden babası yok diye vesves veriyor allahın hz isayı babasız yaratmasının sebebi nedir allah sizden okyanusdaki damlalar kadar razı olsun


    Benzer Konular

    - Namazı Hergün 5 Vakit Kılmaktaki Hikmetler Nelerdir?

    - Hz. İsanın babasız doğmasının hikmetleri nelerdir?

    - Allah'ın, İslam'dan haberi olmayanları yaratmasının hikmeti nedir ?

    - İslamda geçim neden erkege verilir bundaki adalet nedir?

    - Kur'an-ı Kerimde Sure İsimleri ve Sıralarındaki Hikmetler nelerdir?

  3. 07.Temmuz.2012, 23:17
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir?




    Hz. İsa (as)'a, Allah'ın “Kün” emri ile bir mucize olarak babasız yaratıldığı için, kendisine bir şeref olmak üzere “Kelimetullah” denilmiştir. Ayrıca, Hz. Adem (as) için Safiyyullah, Hz. Musa (as) için Kelimullah, Hz. İbrahim (as) içinHalilullah, Hz. Peygamber Efendimiz (sav) için ise Habibullah denilmektedir.
    Kur'an'da üç yerde Hz. İsâ'nın "Allah'tan bir kelime" olduğu ifade edilmiştir. (Âl-i İmrân 3/39, 45; Nisâ4/171) Elmalılı Muhammed Hamdi telaffuz olunan anlamlı sesler ve yazıların yanında âleme bakıldığında görme duyusu ile zihinde bir tesir meydana getirerek cüz"î veya küllî bir anlama delâlet eden belli varlıklara da kelime denilebileceğini, Hz. İsa'nın kelime oluşunu da böyle anlamak gerektiğini belirtmiştir.

    Öte yandan Elmalılı, "bikelimetin minhü" ifadesindeki kelimenin belirsiz olarak kullanılmasının
    Hz. İsâ'nın yaratılışındaki gariplik ve tuhaflığa, bilinen yaratılış tarzına uymayan bir farklılığa, dolayısıyla Hz. İsâ'nın mucizevî bir şekilde babasız yaratılışına işaret ettiğine dikkat çekmiştir. Elmalılı'ya göre kelimenin Meryem'in oğlu Mesîh İsâşeklinde adlandırılması da Hz. İsâ'nın Hristiyanların teslîs anlayışındaki gibi Allah'ın değil ancak Meryem'in oğlu olduğunu vurgular; dolayısıyla İsâ'nın kelime olarak Allah'a, oğul olarak ise Meryem'e nisbet edilmesi gerektiğini söyler. (bk. Hak Dini, Al-i İmran 45. ayetin tefsiri)


    İsa Aleyhisselâm kendisine insan olmanın dışında bir sıfat yakıştırmak isteyenlere kul olduğunu hatırlatmak için: “Ben ancak Allah’ın kuluyum.” buyurmuştur. (Meryem: 30) Muhataplarına: “Beni ilâh edinin.” dememiş, bilakis: “Şüphesiz ki Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” diye nasihatte bulunmuştur. (Meryem, 36)
    - Allah’ın Kelamı, iki şekilde değerlendirilir: Ezelî olan; mahluk olan..

    Bunlardan ezelî olan kelam kısmı, Allah’ın sıfatı olarak düşünülen yönüdür. Allah’ın zatı gibi, isim ve sıfatları da ezelîdir. Onun ilim, kudret, irade sıfatları gibi, kelam sıfatı da ezelidir, mahluk değildir. Örneğin Kur’an bir vahiy olarak Allah’ın kelam sıfatından geldiği için mahluk değil, “Kelam-ı kadimdir”. Fakat, o kelamın kopyaları hükmünde olan Mushaf’taki yazılı olan harfler ve kelimeler mahluktur, sonradan yazılmıştır. Bunun aksini savunmak delilsiz olur. Hz. İsa binlerce yıl önce yaratıldığı cümle âlemin malumudur. Değil onun ezelî bir varlık olması, onun üç bin yıl önce var olduğunu iddia eden kimsenin sözleri bile bir cinnetin hezeyanları olarak görülmeye mahkumdur.

    - Allah’ın kelamı olarak vasıflanan bir kavramı da iki şekilde mütalaa etmek gerekir.

    Birincisi: Allah’ın kelam sıfatından gelen ve gerçekten bildiğimiz kelam/ kelime/söz olarak değerlendirilen Kur’an ve vahiy mahsulü olan diğer semavî kitaplardır.

    İkincisi: Kudret sıfatından gelen ve kudretin mürekkebiyle yazılan mücessem/cismanî kelam ve kelimelerdir.

    Özetle; Allah’ın kelam sıfatından gelen vahiyler dışındaki bütün varlıklar ve onlardan oluşan kâinat kitabı, cismanî kelimelerden meydana gelen bir mücessem kitaptır. Bu kitabın bütün cümleleri ve kelimeleri birer mahluktur, sonradan yaratılmıştır. Kur’an’da Hz. İsa için “Allah’ın kelimesi” olarak adlandırılmasının hikmeti, onun babasız dünyaya gelmiş olmasıdır. Deyiş yerindeyse, İlahî kudretin bir mürekkebi olan “baba spermi” olmadığı halde bir nevi sözlü emir doğrultusunda yaratılmış, “kün-fe yekun” fabrikasında imal edilmiştir. Yani Allah “ol” demiş, o da “oluvermiştir”. Emir komutası, kelam cinsinden olduğuna göre, o emrin bir mahsulü olan Hz. İsa’ya da “Allah’ın kelimesi” unvan ı verilmiştir.

    - Hz. Meryem’in sonradan doğduğunu inkâr eden yoktur. Şimdi kalkıp da sonradan yaratıldığı kesin olan bir annenin mahluk olan rahminde meydana gelen ve ondan doğan bir çocuğun ezelî olduğunu iddia etmek akıl, izan ve mantıkla bağdaşır tarafı olduğunu söylemek imkansızdır. (konuyu yakından görmek için bk. Al-i İmran, 3/35-60; Meryem, 19/16-36).

    Kur'an bize, Hz. İsa aleyhisselamın bir kul olduğunu bildirir. Kur'an'dan delil getirenlerin öncelikle bunu dikkate almaları gerekir:
    “‘Rahman çocuk edindi’ dediler. Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız. Onlar o Rahman olan Allah’a çocuk iddia ettiler diye, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti. Halbuki Rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 88-92)

    “Halbuki Mesih onlara demişti ki: Ey İsrâiloğulları, benim de Rabb’im sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide, 5/72)

    “Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı.”(Meryem, 19/30)

    “‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.”(Mâide, 5/72)

    “Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Mâide, 5/73)

    “Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi.” (Mâide, 5/75)

    “Ey ehl-i kitap, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Mesih ancak Meryem'in oğlu İsa'dır (Allah'ın oğlu değildir). Allah'ın Resulü ve kelimesidir ki, O kelimeyi (kün emrini) Meryem'e attı. Ve ondan (Allah tarafından gönderilmiş, teyid edilmiş veya Cebrail tarafından üfürülmüş) bir ruhtur. Buna göre Allah'a ve resullerine iman ediniz. “(Tanrı) üçtür” demeyiniz. Allah ancak bir tek tanrıdır (ilahun vâhid). O kendisine ait çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/171)

    Prof. Dr. Veli Ulutürk’ün, “Kur’ân’da Kelimetullahın Manaları” isimli şu makaleyi okumanızı tavsiye ederiz.

    Kur'ân-ı Kerîm okurken "Allah'ın kelimeleri tükenmez" ifâdesi dikkatimi çekerdi.Kelimetullah ne olabilirdi? Uzun bir müddetten beri bu mefhûmu araştırmayı içimden geçiriyordum. Nitekim büyük müfessir Fahreddîn er-Râzî (606/1210) de"Kelimetullah konusunda gâmız, derin ve yüksek bahisler vardır"der.(1) Bu söz de benim merâkımda ne kadar haklı olduğumu ifâde eder. Şimdi Cenâb-ı Hak fırsat verdi. Bir Kur'ân mefhûmu olan kelimetullah'ın lugat ve tefsir kaynaklarından araştırmasını yaptım. Görüleceği gibi bazı tesbitlerimiz olacaktır. Yine de her şeyin en doğrusunu şüphesiz ki Allah Teâlâ kendisi bilir. Bu çalışmamız benim gibi bu kavramı merak edenler için, bir nebze faydalı olursa, Allah'a hamdeder, kendimizi bahtiyar addederiz.

    Allah'ın Kelimesi Değişmez


    Cenâb-ı Allah'ın gerek peygamberlerine ve onların mü'minlerine olan yardım ve zafer va'di husûsundaki ve gerekse diğer konulardaki sözü değişmez ve değiştirilemez.28 "Onun sözlerini değiştirecek yoktur" ifâdesi bir çok âyette tekrar edilir.29 Kur'ân-ı azîmuşşan'ın bu ifâdesi için birbirine yakın değişik açıklamalar yapılmıştır. Kelimetullah Allah'ın kitâbı demektir. Onu neshedecek hiç bir nebî ve hiç bir kitab gelmeyecektir. Onu kimse tahrif edemeyecek, değiştiremeyecek demektir. Çünkü müşrikler "Bundan başka bir Kur'ân getir, veya onu değiştir" (Yûnus, 10/15) demişlerdi.30

    Allah'ın kelimelerini değiştirecek yoktur, demek, ne dünyâda ve ne âhirette Allah'ın hükmünün aksine bir hüküm verebilecek veya O'nun hükmünü aksine çevirebilecek kimse yoktur, demektir.31 Biraz farkla Allah'ın ahkâmını değiştirecek kimse yoktur. Onlar ezelî ve ebedî oldukları için tebdil ve zeval kabul etmezler, demektir. Allah'ın kelimeleri, Allah'ın değişmeyen, va'd, vaîd, sevab ve ikâb cinsinden şeyleri de olabilir. "Benim indimde söz değişmez" ve yine Hz. Peygamberin "Kıyâmete kadar olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur," yâni hüküm verilip bitmiştir, kabilinden verdiği bilgidir. Allah'ın hükmü ezelde hâsıl olmuştur. Ondan sonra bir şey meydana gelmez, demektir.32 Aynı zamanda kitaplarında Allah Teâlâ'nın haber verdiği şeylerin zamanında vukû'unu veyâ meydana geleceği zamanı değiştirebilecek hiç kimse yoktur, demektir.33 Ve yine Allah'ın sözlerinin değiştirilmesi ve va'dlerinden hulfetmesi yoktur, demektir.34 Çünkü "Allah aslâ sözünden dönmez" (Âl-i İmrân, 3/9). "Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vâsıtasıyla va'd ettiklerini ver ve kıyâmet gününde bizi rezil-rüsvay eyleme; şüphesiz sen va'dinden caymazsın!" (Âl-i İmrân, 3/194). "Onlara (Allah'ın velî kullarına) dünyâ hayatında da âhirette de müjde vardır. Allah'ın sözlerinde aslâ değişme yoktur. İşte bu büyük kurtuluşun tâ kendisidir" (Yûnus, 10/ 64). O halde Allah'ın verdiği haberleri, hükümleri ve sözleri sonuna ulaşmıştır. Bunların en doğru ve en âdil olmasıyla onları değiştirebilecek kimse yoktur.35

    Kelimetullah, Hz. İsa'dır

    Âl-i İmrân, 39, 45. ve Nisâ 171. âyetlerinde geçen Allah'ın kelimesinin Hz. İsâ (as) olduğunda müfessirlerin cûmhûru müttefiktirler.36 Çünkü âyetler sarihdir. Zekeriyyâ mâbette durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nidâ ettiler : "Allah sana, kendisi tarafından gelen bir kelimeyi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler" (Âl-i İmrân. 3/39) "Hâni melekler demişlerdi ki, "Ey Meryem' Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Mesih İsâ'dır. Dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır." (Âl-i İmran, 3/45) "Ey Kitâb Ehli! Dîninizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın Rasûlu, Meryemle ulaştırdığı kelimesi ve ondan bir rûhdur. O halde Allah'a ve peygamberlerine îman edin (Allah) üçtür" demeyin. Bundan vazgeçin ki sizin için hayırlı olsun. Allah ancak bir tek Allahdır. O çocuğu olmaktan münezzehdir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekîl olarak Allah yeter" (Nisâ, 4/171). Bu âyet-i kerîmelerde Hz. İsa'nın Allah'dan bir kelime olduğu açıkça ifâde edilmektedir. Hz. İsa'nın Allah'ın kelimesi olmasını müfessirler şöylece açıklamışlardır:

    Hz. İsa'yı Cenâb-ı Allah, babasız olarak "ol" emriyle yâni kelimesiyle yarattığı için, Allah'ın kelimesi adını vermiştir.37 Nitekim Allah Teâlâ, Âdem' (as) ı da anasız babasız topraktan yaratmıştır. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol" dedi o da oluverdi" (Âl-i İmran, 3/59).

    “Bikelimetin minhü” denilmesi, Allah’tan bir risâlet ve "O'nun katından bir haber" demektir. Yâni melekler Meryem'e, Allah tarafından İsa'yı ve risâletini kendisine ilkâ etmesini emrettiği kelimesini müjdelemişlerdi; yani Allah'ın kendisinden kocasız ve erkeksiz bir çocuk yaratacağı müjdesini daha doğrusu bu müjde sözünü vermişlerdir.38 Kelimenin müjde mânâsına olduğu da söylenmiştir. Ebû Ubeyde, kelimenin kitab ve onunla da İncil'in murâd edildiğini söylemiştir. Nitekim İncil'de müjde demektir.39

    Hz. İsa daha bebekken korunmuştur. Allah daha bebekliğinde ona kitab vermiştir. O da daha o çağda konuşan, yetişkin bir tebliğci olmuştur, (Meryem, 19/39)

    Kelime, mânâlar ve hakikatler ifâde eder. İsa (as)'ın da ilâhî esrar ve hakikatlere irşâd etmesinden dolayı kendisine bu isim verilmiş olabilir. Allah, Hz. İsa'nın kendisiyle hidayet ettiği gibi onun sözüyle de doğru yolu gösterir. Bu cihetle ona kelimetullah denmiş olabilir.40

    Kendisinden önceki peygamberlerin kitaplarında Hz. İsa'nın müjdesi vârid olmuştur. O gelince de "İşte o bu kelime!" denilmiş olabilir. Bir kimse bir haber verir de o da olursa, söylediğim çıktı kabilinden, "İşte dediğim, yâni sözüm geldi""denir.

    İsa (as), Allah'ın kelâmının açığa çıkmasına şüphelerin ve tahriflerin giderilmesine sebep olduğu için onun, Allah'ın sözcüsü yerine, kelimetullah, Allah'ın sözü olarak isimlendirilmesi uzak düşmez. Nitekim cömertliği, kerem ve ikbâli kendisinde gâlib bir huy olan kimseye mübâlağa üslubuyla cömertliğin tâ kendisi, saf ve sâde kerem, denir. Hz. İsa'nın da ilâhî gerçekleri temsillerle çok beliğ ve etkili bir üslûbla tebliğ ettiği malumdur.41

    Ezherî (980/1572)'den, kelimenin çocuk mânâsına geldiği de nakledilir. Kelimetullah, Allah'ın kudret ve meşîeti mânâsına da gelir.42 Âl-i İrnran, 39 ve 45. âyetlerindeki Hz. İsâ demek olan kelimenin nekre olması, onun Allah tarafından ga-rib bir kelime, bir fiil ve tesir, mânâlı bir eser, alışılanın aksine bir yaratma işi olduğunu ve bir hak olduğunu ifâde eder.43

    Nihâyet, İbn Abbas'dan gelen rivâyete göre, insanlar nasıl Allah'ın yaratıklarını diledikleri isimlerle isimlendiriyorlarsa, Allah Teâlâ'da Hz. İsa'yı kelime olarak isimlendirmiştir, kelime İsa demektir.44

    Hz. İsa'ya kelimetullah denildiği gibi, rûhullah da denir. Bunu da müfessirler şöyle îzah etmişlerdir:

    Allah Teâlâ insanı rûh ile ihyâ ettiği gibi, Hz. İsa'nın getirdiği ilâhî gerçeklerle de onları mânen ihyâ ettiği için kendisine rûhullah denmiştir.45

    İnsanlar âdeten son derece temiz olan şeylere rûh derler. Hz. İsâ da meni damlasından değil, Cebrail (as)ın nemasından olmuştur. Elbette ki rûh ile vasfedilmeye lâyıktır. Halkın dinî hayatları için bir sebep olduğu için kendisine rûh denmiş olabilir. Nitekim Kur'ân'ın sıfatları hakkında Yüce Allah "İşte sana da böylece emrimizden bir rûh (Kur'ân) vahyettik. Sen kitab nedir, îman nedir? bilmezdin (...)" (Şûra, 42/52) buyurmuştur.

    Ruh, rahmet mânâsına da gelir. İsa (as) da insanların dinlerinde dünyalarında onları irşad eden bir rahmet olmuştur. Ayrıca Araplarda rûh üfürme mânâsına da gelir. Hz. İsa, Cibril'in bir üfürmesi mânâsına gelebilir. Çünkü Hz. İsa, Cebrâil (as)'ın, Allah'ın emriyle Meryem'in yakasına üfürmesinden hasıl olmuştur.46

    Belki de ruh Yüce Allah'ın dilediği vakitte, dilediği şekilde kullarına akıttığı kudsî bir emir ve ilâhî bir sırdır. İsa (as)'a rûhullah denilmesi mübâlağa kabilinden olabilir.47

    Allah'ın Kelimeleri Tükenmez

    "Eğer Rabb'inin kelimeleri (ni yazmak) için bütün denizler mürekkeb olsa bir o kadar daha yardımcı getirsek bile, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi" (Kehf, 18/109). "Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de, -arkasından yedi deniz daha katılarak- mürekkeb olsa, yine Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok kî Allah mutlak gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir" (Lokmân, 31/27).

    Bu âyetlerde geçen nihâyetsiz olan Allah'ın kelimelerinin, Yüce Rabbimizin ilmi, hikmeti ve malûmatı olduğu şeklinde îzahlar yapılmıştır. Denizler büyüklük ve genişlikte ne kadar büyük farzedilse de sonludur, Allah Teâlâ'nın mâlûmâtı ise sonsuzdur. Sonlular ne kadar çok olursa olsun sonsuza elbette yetmez ve yetişemez.48 Sonlu olanın sonlu ile toplamı veyâ çarpımı yine sonludur. Kulların hepsinin ilmi, Allah'ın ilmi yanında bütün denizlerin sularının bir damlası bile olamaz.49

    Tâbiîn müfessirlerinden Katâde (118/736) demiştir ki müşrikler Kur'ân için : "Bu ancak tükenmek üzere olan bir sözdür" demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Lokman, 27. âyetini indirmiştir. Yâni dünyânın ağaçları kalem olsa, o denizle birlikte yedi deniz daha olsa, Rabbimin hayret verici varlıkları, yaratıkları ve hikmeti tükenmez. Bir de bu âyetin Yahudi âlimlerine cevap olarak indiği rivâyet edilmiştir. İbn İshâk'ın İkrime tarikiyle İbn Abbas'dan rivâyetine göre Yahudi âlimleri: "Yâ Muhammed "(Rûh hakkında) size ancak az bir bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/ 85) sözüyle bizi mi kasdediyorsun, yoksa kendi kavmini mi? demişler. Hz. Peygamber (sav), "İkinizi de" buyurmuş. Onlar da : "Ama sen sana indirilen (Kur'ân'da), içerisinde her şeyin tibyânı (açıklaması) bulunan Tevrât'ın bize indirildiğini okumuyor musun?" demişler. Hz. Peygamber: "O Tevrât, Allah'ın ilminde azdır. Size göre ise ondan size yetecek kadar şey bulunmaktadır" buyurur. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onların sorduğu hakkında bu âyeti indirir. 50





  4. 07.Temmuz.2012, 23:17
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. İsa (as)'a, Allah'ın “Kün” emri ile bir mucize olarak babasız yaratıldığı için, kendisine bir şeref olmak üzere “Kelimetullah” denilmiştir. Ayrıca, Hz. Adem (as) için Safiyyullah, Hz. Musa (as) için Kelimullah, Hz. İbrahim (as) içinHalilullah, Hz. Peygamber Efendimiz (sav) için ise Habibullah denilmektedir.
    Kur'an'da üç yerde Hz. İsâ'nın "Allah'tan bir kelime" olduğu ifade edilmiştir. (Âl-i İmrân 3/39, 45; Nisâ4/171) Elmalılı Muhammed Hamdi telaffuz olunan anlamlı sesler ve yazıların yanında âleme bakıldığında görme duyusu ile zihinde bir tesir meydana getirerek cüz"î veya küllî bir anlama delâlet eden belli varlıklara da kelime denilebileceğini, Hz. İsa'nın kelime oluşunu da böyle anlamak gerektiğini belirtmiştir.

    Öte yandan Elmalılı, "bikelimetin minhü" ifadesindeki kelimenin belirsiz olarak kullanılmasının
    Hz. İsâ'nın yaratılışındaki gariplik ve tuhaflığa, bilinen yaratılış tarzına uymayan bir farklılığa, dolayısıyla Hz. İsâ'nın mucizevî bir şekilde babasız yaratılışına işaret ettiğine dikkat çekmiştir. Elmalılı'ya göre kelimenin Meryem'in oğlu Mesîh İsâşeklinde adlandırılması da Hz. İsâ'nın Hristiyanların teslîs anlayışındaki gibi Allah'ın değil ancak Meryem'in oğlu olduğunu vurgular; dolayısıyla İsâ'nın kelime olarak Allah'a, oğul olarak ise Meryem'e nisbet edilmesi gerektiğini söyler. (bk. Hak Dini, Al-i İmran 45. ayetin tefsiri)


    İsa Aleyhisselâm kendisine insan olmanın dışında bir sıfat yakıştırmak isteyenlere kul olduğunu hatırlatmak için: “Ben ancak Allah’ın kuluyum.” buyurmuştur. (Meryem: 30) Muhataplarına: “Beni ilâh edinin.” dememiş, bilakis: “Şüphesiz ki Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” diye nasihatte bulunmuştur. (Meryem, 36)
    - Allah’ın Kelamı, iki şekilde değerlendirilir: Ezelî olan; mahluk olan..

    Bunlardan ezelî olan kelam kısmı, Allah’ın sıfatı olarak düşünülen yönüdür. Allah’ın zatı gibi, isim ve sıfatları da ezelîdir. Onun ilim, kudret, irade sıfatları gibi, kelam sıfatı da ezelidir, mahluk değildir. Örneğin Kur’an bir vahiy olarak Allah’ın kelam sıfatından geldiği için mahluk değil, “Kelam-ı kadimdir”. Fakat, o kelamın kopyaları hükmünde olan Mushaf’taki yazılı olan harfler ve kelimeler mahluktur, sonradan yazılmıştır. Bunun aksini savunmak delilsiz olur. Hz. İsa binlerce yıl önce yaratıldığı cümle âlemin malumudur. Değil onun ezelî bir varlık olması, onun üç bin yıl önce var olduğunu iddia eden kimsenin sözleri bile bir cinnetin hezeyanları olarak görülmeye mahkumdur.

    - Allah’ın kelamı olarak vasıflanan bir kavramı da iki şekilde mütalaa etmek gerekir.

    Birincisi: Allah’ın kelam sıfatından gelen ve gerçekten bildiğimiz kelam/ kelime/söz olarak değerlendirilen Kur’an ve vahiy mahsulü olan diğer semavî kitaplardır.

    İkincisi: Kudret sıfatından gelen ve kudretin mürekkebiyle yazılan mücessem/cismanî kelam ve kelimelerdir.

    Özetle; Allah’ın kelam sıfatından gelen vahiyler dışındaki bütün varlıklar ve onlardan oluşan kâinat kitabı, cismanî kelimelerden meydana gelen bir mücessem kitaptır. Bu kitabın bütün cümleleri ve kelimeleri birer mahluktur, sonradan yaratılmıştır. Kur’an’da Hz. İsa için “Allah’ın kelimesi” olarak adlandırılmasının hikmeti, onun babasız dünyaya gelmiş olmasıdır. Deyiş yerindeyse, İlahî kudretin bir mürekkebi olan “baba spermi” olmadığı halde bir nevi sözlü emir doğrultusunda yaratılmış, “kün-fe yekun” fabrikasında imal edilmiştir. Yani Allah “ol” demiş, o da “oluvermiştir”. Emir komutası, kelam cinsinden olduğuna göre, o emrin bir mahsulü olan Hz. İsa’ya da “Allah’ın kelimesi” unvan ı verilmiştir.

    - Hz. Meryem’in sonradan doğduğunu inkâr eden yoktur. Şimdi kalkıp da sonradan yaratıldığı kesin olan bir annenin mahluk olan rahminde meydana gelen ve ondan doğan bir çocuğun ezelî olduğunu iddia etmek akıl, izan ve mantıkla bağdaşır tarafı olduğunu söylemek imkansızdır. (konuyu yakından görmek için bk. Al-i İmran, 3/35-60; Meryem, 19/16-36).

    Kur'an bize, Hz. İsa aleyhisselamın bir kul olduğunu bildirir. Kur'an'dan delil getirenlerin öncelikle bunu dikkate almaları gerekir:
    “‘Rahman çocuk edindi’ dediler. Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız. Onlar o Rahman olan Allah’a çocuk iddia ettiler diye, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti. Halbuki Rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 88-92)

    “Halbuki Mesih onlara demişti ki: Ey İsrâiloğulları, benim de Rabb’im sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide, 5/72)

    “Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı.”(Meryem, 19/30)

    “‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.”(Mâide, 5/72)

    “Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Mâide, 5/73)

    “Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi.” (Mâide, 5/75)

    “Ey ehl-i kitap, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Mesih ancak Meryem'in oğlu İsa'dır (Allah'ın oğlu değildir). Allah'ın Resulü ve kelimesidir ki, O kelimeyi (kün emrini) Meryem'e attı. Ve ondan (Allah tarafından gönderilmiş, teyid edilmiş veya Cebrail tarafından üfürülmüş) bir ruhtur. Buna göre Allah'a ve resullerine iman ediniz. “(Tanrı) üçtür” demeyiniz. Allah ancak bir tek tanrıdır (ilahun vâhid). O kendisine ait çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/171)

    Prof. Dr. Veli Ulutürk’ün, “Kur’ân’da Kelimetullahın Manaları” isimli şu makaleyi okumanızı tavsiye ederiz.

    Kur'ân-ı Kerîm okurken "Allah'ın kelimeleri tükenmez" ifâdesi dikkatimi çekerdi.Kelimetullah ne olabilirdi? Uzun bir müddetten beri bu mefhûmu araştırmayı içimden geçiriyordum. Nitekim büyük müfessir Fahreddîn er-Râzî (606/1210) de"Kelimetullah konusunda gâmız, derin ve yüksek bahisler vardır"der.(1) Bu söz de benim merâkımda ne kadar haklı olduğumu ifâde eder. Şimdi Cenâb-ı Hak fırsat verdi. Bir Kur'ân mefhûmu olan kelimetullah'ın lugat ve tefsir kaynaklarından araştırmasını yaptım. Görüleceği gibi bazı tesbitlerimiz olacaktır. Yine de her şeyin en doğrusunu şüphesiz ki Allah Teâlâ kendisi bilir. Bu çalışmamız benim gibi bu kavramı merak edenler için, bir nebze faydalı olursa, Allah'a hamdeder, kendimizi bahtiyar addederiz.

    Allah'ın Kelimesi Değişmez


    Cenâb-ı Allah'ın gerek peygamberlerine ve onların mü'minlerine olan yardım ve zafer va'di husûsundaki ve gerekse diğer konulardaki sözü değişmez ve değiştirilemez.28 "Onun sözlerini değiştirecek yoktur" ifâdesi bir çok âyette tekrar edilir.29 Kur'ân-ı azîmuşşan'ın bu ifâdesi için birbirine yakın değişik açıklamalar yapılmıştır. Kelimetullah Allah'ın kitâbı demektir. Onu neshedecek hiç bir nebî ve hiç bir kitab gelmeyecektir. Onu kimse tahrif edemeyecek, değiştiremeyecek demektir. Çünkü müşrikler "Bundan başka bir Kur'ân getir, veya onu değiştir" (Yûnus, 10/15) demişlerdi.30

    Allah'ın kelimelerini değiştirecek yoktur, demek, ne dünyâda ve ne âhirette Allah'ın hükmünün aksine bir hüküm verebilecek veya O'nun hükmünü aksine çevirebilecek kimse yoktur, demektir.31 Biraz farkla Allah'ın ahkâmını değiştirecek kimse yoktur. Onlar ezelî ve ebedî oldukları için tebdil ve zeval kabul etmezler, demektir. Allah'ın kelimeleri, Allah'ın değişmeyen, va'd, vaîd, sevab ve ikâb cinsinden şeyleri de olabilir. "Benim indimde söz değişmez" ve yine Hz. Peygamberin "Kıyâmete kadar olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur," yâni hüküm verilip bitmiştir, kabilinden verdiği bilgidir. Allah'ın hükmü ezelde hâsıl olmuştur. Ondan sonra bir şey meydana gelmez, demektir.32 Aynı zamanda kitaplarında Allah Teâlâ'nın haber verdiği şeylerin zamanında vukû'unu veyâ meydana geleceği zamanı değiştirebilecek hiç kimse yoktur, demektir.33 Ve yine Allah'ın sözlerinin değiştirilmesi ve va'dlerinden hulfetmesi yoktur, demektir.34 Çünkü "Allah aslâ sözünden dönmez" (Âl-i İmrân, 3/9). "Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vâsıtasıyla va'd ettiklerini ver ve kıyâmet gününde bizi rezil-rüsvay eyleme; şüphesiz sen va'dinden caymazsın!" (Âl-i İmrân, 3/194). "Onlara (Allah'ın velî kullarına) dünyâ hayatında da âhirette de müjde vardır. Allah'ın sözlerinde aslâ değişme yoktur. İşte bu büyük kurtuluşun tâ kendisidir" (Yûnus, 10/ 64). O halde Allah'ın verdiği haberleri, hükümleri ve sözleri sonuna ulaşmıştır. Bunların en doğru ve en âdil olmasıyla onları değiştirebilecek kimse yoktur.35

    Kelimetullah, Hz. İsa'dır

    Âl-i İmrân, 39, 45. ve Nisâ 171. âyetlerinde geçen Allah'ın kelimesinin Hz. İsâ (as) olduğunda müfessirlerin cûmhûru müttefiktirler.36 Çünkü âyetler sarihdir. Zekeriyyâ mâbette durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nidâ ettiler : "Allah sana, kendisi tarafından gelen bir kelimeyi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler" (Âl-i İmrân. 3/39) "Hâni melekler demişlerdi ki, "Ey Meryem' Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Mesih İsâ'dır. Dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır." (Âl-i İmran, 3/45) "Ey Kitâb Ehli! Dîninizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın Rasûlu, Meryemle ulaştırdığı kelimesi ve ondan bir rûhdur. O halde Allah'a ve peygamberlerine îman edin (Allah) üçtür" demeyin. Bundan vazgeçin ki sizin için hayırlı olsun. Allah ancak bir tek Allahdır. O çocuğu olmaktan münezzehdir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekîl olarak Allah yeter" (Nisâ, 4/171). Bu âyet-i kerîmelerde Hz. İsa'nın Allah'dan bir kelime olduğu açıkça ifâde edilmektedir. Hz. İsa'nın Allah'ın kelimesi olmasını müfessirler şöylece açıklamışlardır:

    Hz. İsa'yı Cenâb-ı Allah, babasız olarak "ol" emriyle yâni kelimesiyle yarattığı için, Allah'ın kelimesi adını vermiştir.37 Nitekim Allah Teâlâ, Âdem' (as) ı da anasız babasız topraktan yaratmıştır. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol" dedi o da oluverdi" (Âl-i İmran, 3/59).

    “Bikelimetin minhü” denilmesi, Allah’tan bir risâlet ve "O'nun katından bir haber" demektir. Yâni melekler Meryem'e, Allah tarafından İsa'yı ve risâletini kendisine ilkâ etmesini emrettiği kelimesini müjdelemişlerdi; yani Allah'ın kendisinden kocasız ve erkeksiz bir çocuk yaratacağı müjdesini daha doğrusu bu müjde sözünü vermişlerdir.38 Kelimenin müjde mânâsına olduğu da söylenmiştir. Ebû Ubeyde, kelimenin kitab ve onunla da İncil'in murâd edildiğini söylemiştir. Nitekim İncil'de müjde demektir.39

    Hz. İsa daha bebekken korunmuştur. Allah daha bebekliğinde ona kitab vermiştir. O da daha o çağda konuşan, yetişkin bir tebliğci olmuştur, (Meryem, 19/39)

    Kelime, mânâlar ve hakikatler ifâde eder. İsa (as)'ın da ilâhî esrar ve hakikatlere irşâd etmesinden dolayı kendisine bu isim verilmiş olabilir. Allah, Hz. İsa'nın kendisiyle hidayet ettiği gibi onun sözüyle de doğru yolu gösterir. Bu cihetle ona kelimetullah denmiş olabilir.40

    Kendisinden önceki peygamberlerin kitaplarında Hz. İsa'nın müjdesi vârid olmuştur. O gelince de "İşte o bu kelime!" denilmiş olabilir. Bir kimse bir haber verir de o da olursa, söylediğim çıktı kabilinden, "İşte dediğim, yâni sözüm geldi""denir.

    İsa (as), Allah'ın kelâmının açığa çıkmasına şüphelerin ve tahriflerin giderilmesine sebep olduğu için onun, Allah'ın sözcüsü yerine, kelimetullah, Allah'ın sözü olarak isimlendirilmesi uzak düşmez. Nitekim cömertliği, kerem ve ikbâli kendisinde gâlib bir huy olan kimseye mübâlağa üslubuyla cömertliğin tâ kendisi, saf ve sâde kerem, denir. Hz. İsa'nın da ilâhî gerçekleri temsillerle çok beliğ ve etkili bir üslûbla tebliğ ettiği malumdur.41

    Ezherî (980/1572)'den, kelimenin çocuk mânâsına geldiği de nakledilir. Kelimetullah, Allah'ın kudret ve meşîeti mânâsına da gelir.42 Âl-i İrnran, 39 ve 45. âyetlerindeki Hz. İsâ demek olan kelimenin nekre olması, onun Allah tarafından ga-rib bir kelime, bir fiil ve tesir, mânâlı bir eser, alışılanın aksine bir yaratma işi olduğunu ve bir hak olduğunu ifâde eder.43

    Nihâyet, İbn Abbas'dan gelen rivâyete göre, insanlar nasıl Allah'ın yaratıklarını diledikleri isimlerle isimlendiriyorlarsa, Allah Teâlâ'da Hz. İsa'yı kelime olarak isimlendirmiştir, kelime İsa demektir.44

    Hz. İsa'ya kelimetullah denildiği gibi, rûhullah da denir. Bunu da müfessirler şöyle îzah etmişlerdir:

    Allah Teâlâ insanı rûh ile ihyâ ettiği gibi, Hz. İsa'nın getirdiği ilâhî gerçeklerle de onları mânen ihyâ ettiği için kendisine rûhullah denmiştir.45

    İnsanlar âdeten son derece temiz olan şeylere rûh derler. Hz. İsâ da meni damlasından değil, Cebrail (as)ın nemasından olmuştur. Elbette ki rûh ile vasfedilmeye lâyıktır. Halkın dinî hayatları için bir sebep olduğu için kendisine rûh denmiş olabilir. Nitekim Kur'ân'ın sıfatları hakkında Yüce Allah "İşte sana da böylece emrimizden bir rûh (Kur'ân) vahyettik. Sen kitab nedir, îman nedir? bilmezdin (...)" (Şûra, 42/52) buyurmuştur.

    Ruh, rahmet mânâsına da gelir. İsa (as) da insanların dinlerinde dünyalarında onları irşad eden bir rahmet olmuştur. Ayrıca Araplarda rûh üfürme mânâsına da gelir. Hz. İsa, Cibril'in bir üfürmesi mânâsına gelebilir. Çünkü Hz. İsa, Cebrâil (as)'ın, Allah'ın emriyle Meryem'in yakasına üfürmesinden hasıl olmuştur.46

    Belki de ruh Yüce Allah'ın dilediği vakitte, dilediği şekilde kullarına akıttığı kudsî bir emir ve ilâhî bir sırdır. İsa (as)'a rûhullah denilmesi mübâlağa kabilinden olabilir.47

    Allah'ın Kelimeleri Tükenmez

    "Eğer Rabb'inin kelimeleri (ni yazmak) için bütün denizler mürekkeb olsa bir o kadar daha yardımcı getirsek bile, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi" (Kehf, 18/109). "Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de, -arkasından yedi deniz daha katılarak- mürekkeb olsa, yine Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok kî Allah mutlak gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir" (Lokmân, 31/27).

    Bu âyetlerde geçen nihâyetsiz olan Allah'ın kelimelerinin, Yüce Rabbimizin ilmi, hikmeti ve malûmatı olduğu şeklinde îzahlar yapılmıştır. Denizler büyüklük ve genişlikte ne kadar büyük farzedilse de sonludur, Allah Teâlâ'nın mâlûmâtı ise sonsuzdur. Sonlular ne kadar çok olursa olsun sonsuza elbette yetmez ve yetişemez.48 Sonlu olanın sonlu ile toplamı veyâ çarpımı yine sonludur. Kulların hepsinin ilmi, Allah'ın ilmi yanında bütün denizlerin sularının bir damlası bile olamaz.49

    Tâbiîn müfessirlerinden Katâde (118/736) demiştir ki müşrikler Kur'ân için : "Bu ancak tükenmek üzere olan bir sözdür" demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Lokman, 27. âyetini indirmiştir. Yâni dünyânın ağaçları kalem olsa, o denizle birlikte yedi deniz daha olsa, Rabbimin hayret verici varlıkları, yaratıkları ve hikmeti tükenmez. Bir de bu âyetin Yahudi âlimlerine cevap olarak indiği rivâyet edilmiştir. İbn İshâk'ın İkrime tarikiyle İbn Abbas'dan rivâyetine göre Yahudi âlimleri: "Yâ Muhammed "(Rûh hakkında) size ancak az bir bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/ 85) sözüyle bizi mi kasdediyorsun, yoksa kendi kavmini mi? demişler. Hz. Peygamber (sav), "İkinizi de" buyurmuş. Onlar da : "Ama sen sana indirilen (Kur'ân'da), içerisinde her şeyin tibyânı (açıklaması) bulunan Tevrât'ın bize indirildiğini okumuyor musun?" demişler. Hz. Peygamber: "O Tevrât, Allah'ın ilminde azdır. Size göre ise ondan size yetecek kadar şey bulunmaktadır" buyurur. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onların sorduğu hakkında bu âyeti indirir. 50





  5. 07.Temmuz.2012, 23:17
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz İsa'yı babasız yaratmasının sebebi nedir,bundaki hikmetler nelerdir?

    Allah'ın kelimeleri bitmez demek, O'nun san'atının acâiblikleri bitmez, demektir. O halde bu âyetlerdeki kelime, acîb şey, demektir. Bunun îzah şekli acâibliklerin Allah Teâlânın "Ol" emriyle olmasıdır. Sebep olan şeyin müsebbebe kullanılması câizdir. Meselâ, hastaya ilaç için "Bu senin şifândır" denildiği gibi; Hz. İsa'ya kelime denilmesi de, onun babasız var olduğundan dolayı hayret verecek ve hayret edilecek bir iş ve garîb bir san'at olmasındandır.51

    Bir zâtın varlığını hissettiren en kuvvetli eser, onun konuşmasıdır. Bir kimsenin sözünü işitmek, onun varlığını bin delil kadar hatta gözle görme derecesinde isbat eder. Bundan dolayı Allah'ın kelimelerinden ibâret olan O'nun ilâhî kelâmı yâni Kur'ân-ı Kerîm, öncelikle Cenâb-ı Hakk'ın varlığını gösterip isbat eder. Kur'ân'ın da kaynağı olan ezelî kelâmın kelimelerine ise saymak mümkün değildir. Bunlar için denizler, ağaçlar yetmez.

    Malum olduğu üzere sesler uzayda ses dalgalarıyla yayılmaktadır. Frekansına giren cihazlar bunları alabilmektedir. Cenâb-ı Hakk'ın kelâmı ve o mukaddes kelâmın kelimeleri de, insanlar, cinler, melekler gibi yerde ve göklerde tüm şuur sâhibi varlıkların kulakları sayısınca ve hattâ ses dalgaları sayısınca çoğaltılmaktadır. Ses dalgaları sayısınca çoğaltılan bu ilâhî kelâmın kelimelerine ne denizler, ne ağaçlar yetişebilir.

    Yüce Allah yarattığı kullarıyla, gönderdiği mukaddes kitabı vâsıtasıyla bir nevi konuşmaktadır. Bu tekellüm, insanlarla umûmî bir konuşma hükmünde ise, bir de kullarının kalb telefonu ile kendi varlık ve birliğini hissettirdiği doğru ilhamlar şeklinde olan özel bir konuşması vardır. Bu konuşma her yaratığa özel kâbiliyetine göre bir nevi bilgi vâsıtası olan özel ilhamlarıdır. Bu ilhamlar da kişiye özel Rabbânî bilgiler ifâde ettiği için, bir çeşit ilâhî kelime ve kelâmdırlar. "Allah'a giden yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır" hikmeti gibi, bu özel kelimelere de ne denizler, ne ağaçlar yeter.

    Biri kâl yâni söz, diğeri hâl olmak üzere iki dil vardır. Bunların ikisi de insanlara söylerler. Kâl dilinin kelimeleri sözler ise, hâl dilinin kelimeleri de çeşitli hallerdir. Binaenaleyh şâirin : “Ve fi külli şey’in lehü ayetün; tedüllü ala ennehü vahidün” dediği gibi, "Her şeyde O'nun varlığını, birliğini gösteren bir alâmet vardır." Şu büyük kâinat, şu hâle göre büyük bir kitab gibidir. Bu kâinat ve onda yaratılan her şey, o Yüce Yaratı'cının ululuğunu gösteren birer hâl kelimeleridir. Ağaçlar ve denizler -bilfarz- varlıklar kitabında mevcut hâl kelimelerinin yazılmasına kâfî gelse bile, o denizlerin damlaları ve o ağaçların da zerreleri birer hâlî kelime olduğundan, tekrar onların da yazılması için onlar kadar başka ağaçlar ve denizler olması lâzım gelir ki nihâyetsiz bir teselsül devam eder gider. O halde Cenâb-ı Hakk'ın kelimelerinin tükenmeyeceği yâni O'nun azamet ve yüceliğine delâlet eden hâlî kelimeleri bitmez tükenmez. Bu da gösteriyor ki Kehf sûresi, 109. âyet-i kerîmesi ile, Lokman sûresi 27. âyet-i kerîmesinin ifâde ettiği mânâlarda hiç bir şekilde mübâlağa yoktur.

    Cenâb-ı Hakk'ın kelam sıfatının tecellî ettiği kelimeleri olduğu gibi, kudret sıfatının da tecellî ettiği cisimli kelimeleri vardır. İlim sıfatının da kaderle ilgili kelimeleri vardır. Onlar da tüm varlıklardır. Özellikle hayat sâhibi küçük yaratıkların her biri birer rabbânî kelimedir. Bunlar da ezelî mütekellim olan Allah Teâlâ'yı söz şeklinde olan kelimelerden daha kuvvetli bir şekilde ifâde ederler. Çünkü bunlar sözde kalmamış fiiliyâta dökülmüşlerdir. Gözle görülen görülemeyen tüm varlıklar düşünülünce, bunları, denizler mürekkeb, ağaçlar kalem olsa yazmakla bitiremezler. 52

    Mâdem ki ulûhiyet, ilâhî isimlerin ve rabbânî sıfatların tümünü kendisinde toplamaktadır. Onların görülme ve ortaya çıkma sâhası olan varlıklar âlemini bilmeyince bunlar nasıl bilinebilir.53

    Muhyiddîn İbn Arabî (623/1240) şöyle der: "Kur'ân-ı Kerîm yaratma ve icadın "Ol" fermânıyla derhal vâki olduğunu haber verdiği gibi bilcümle mahlûkatın da ilâhî kelimeler olduğunu söylüyor: "Bizi bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sâdece "Ol" dememizdir. O hemen oluverir." (Nahl, 16/40); "Nûn, Kaleme, ve (Kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki..." (Kalem, 1-2). Binâenaleyh varlıklar âleminde her ne varsa, onun aslî hakikati ilmi ilâhîde birer harf mesâbesindedir (...). Sonra bu harfler görülme kisvesine girmiş ve birbirleriyle birleşip şu felekleri ve varlıkları husule getirmişlerdir.54

    Mâdem ki âyetin de sarâhatinden anlaşıldığı gibi varlıklar, Allah Teâlâ'nın yaratma emri olan "Ol" kelimesiyle yaratılmışlardır. O halde bütün varlıklar tek tek büyük kâinât kitâbının sözleri demek olan kelimeleri mesâbesindedir ve kelimeleri demektir. Zerrelerden (atomlardan) kürelere kadar varlıkların tümü Allah'ın birer kelimesidir. Bu kelimeler, Allah'ın sözlü kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'in tercümanıdırlar. Bu iki ilâhî kelimeler topluluğu -ki ikisine de kitâb diyoruz- birbirilerini kavlen ve fiilen tasdik eder ve açıklarlar. Çünkü her ikisi de aynı Yüce Zât'ın esmâ ve sıfatlarının tecellîleridir. Büyük müfessir İmam Fahreddîn er-Râzî'nin (606/1210) de dediği gibi, Allah'ın sun'unun yâni yaratmasının ve yarattığı varlıklardaki hârikaları ve acaiblikleri yâni hayret verici yaratılışları varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî san'at gerçekleri, bitmez tükenmez.55 Görünen görünmeyen o varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî sanatları ve ilâhî gerçekleri yazmaya ne ağaçlar yeter, ne denizler! Denizler, ağaçlar tükenir, Rabbimin kelimeleri tükenmez!

    Konuyla ilgili mânâlarıyla Kur'ân-ı Kerîm'de müfred, cemi' ve izâfet hâlinde kırk iki def'a geçtiğini tesbit ettiğimiz kelimetullah insanın bilgi dağarcığında işte böyle yüce ufuklar açmaktadır. Bu konuda da elbetteki bizim sınırlı sözlerimizin ifâdesi olan kelimelerimiz tükendi. Ama, bir de, ilâhî hakikatler, demek olan Rabbimin kelimeleri tükenmez. Her şeyin içyüzünü bilen O olduğu gibi, kelimelerin verâsındaki hakîkatini de elbetteki yine en iyi O bilir.

    Sübhâne men tahayyera fî sun'ihi' l-ukûl,

    Sübhâne men bi-kudretihi yu'cizü'l-fuhûl.


    (Ziya Paşa)

    DİPNOTLAR:
    1) İmam Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, XVIII. 144, Mısır, 1357/1938.
    2) Ebu'l-Hasen Ahmed bin Fâris, Mu'cemu Mekâyisi'l-Luğa, V, 131, 2. baskı, Mustafa el-Bâbî el-Halebî neşri, Mısır, 1392/1972.
    3) Ebu'l - Kâsım Huseyn bin Muhammed er-Râğıb el-İsfahanı, el-Mufredâl fî Garibi'l-Kur'ân, s. 439, Beyrut, ts.
    4) M. Murtaza ez-Zebîdî, Tâcu'l-Arûs min Cevahiri'l-Kâmûs, IV, 49, Beyrut, ts.; İbn Manzur, Lisânu'l-Arab, XII, 523-525, 1388/1968, Beyrut; Ebu'l-Fida İsmail İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, I, 371, Beyrut, 1388/1969.
    5) Ebû Ca'fer Muhammed İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'ul-Beyân'an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân, I,234-245, Dâru'l-Fikr, Beyrut, 1408/1988; Ebu'l-berekât Abdullah en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, I,43, İstanbul, 1984; Kâdî el-Beyzâvî, Envâru'l-Tenzîl ve Esraru't-Te'vil ve hâşiyesinde Tefsîru't-Celâleyn, I,50, el-Halebî, Mısır, 1388/1969.
    6) İbn Kesîr, I, 165-166.
    7) Beyzâvî, I,80; Cerâleyn, aynı sayfa.
    8) Câmi'ul-Beyân, VIII, 9.
    9) Tefsîr-i Kebîr, XIII, 161-162; Bkz. Şihâbuddîn Mahmûd el-Âlûsî, Rûhu'l-Me'ânî., XV, 257, Beyrut, 1405/1985.
    10) Rağıb el-İsfahânî, s. 440.
    11) Âlusî, VIII, 10.
    12) Buhârî, Enbiya, 10; Bir başka varyant için bkz. Muslim, Zikr. 54-55.
    13) Râzi, XVII, 144.
    14) İbn Kesîr, IV, 114; IV, 126.
    15) Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, IV. 2371; Taberî. IX, 188; XI, 149.
    16) Beyzâvî, I,455; Nesefî. II, 169; III, 106, 284; Âlûsî, XI, 166.
    17) Taberî, X, 137; İbn Keşîr, II, 358; Râzî. XVIII, 69.
    18) Beyzâvî, 1.452; Nesefî, II, 127; Âlûsî, X, 98-99.
    19) Âlûsî, VIII, 10.
    20) Âlûsî, V, 137.
    21) Taberî, XII, 144; İbn Kesîr, II, 465.
    22) XI, 98, 114: Nesefi, II. 157; ÂIüsî, XI, 90.
    23) Râzî, XVII, 63.
    24) İbn Kesîr, II, 411; 170.
    25) Taberî, XXV. 16; XXIV. 129; XV, 21; XII, 123.
    26) Bu konuda ayrıca şu âyetlere de bakılabilir: Hûd, 116110; Tâhâ, 20/129: Mü'min, 40/6; Fussilet, 41/45.
    27) Âlûsî, XVI, 280
    28) Âlûsî. XV. 257; Taberî XV, 233.
    29) Bkz. En'âm, 6/64,115: Yûnus, 10/64; Kehf, 18/27.
    30) Râğıb el-İsfahânî, s.440; Taberî, VIII, 9; İbn Kesîr, III, 80; Beyzâvî, I, 328.
    31) İbn Kesîr, 11,508.
    32) Râzî. XIII, 161-162.
    33) Taberî, VIII, 9.
    34) Nesefi, II, 169; II, 10, 30.
    35) Beyzâvî. I,328.
    36) Bkz. Taberî, III. 252-253, 269; tbn Kesîr, I, 361; Râzî, VIII, 38, 50; Nesefî, I. 156, 158; 265; Âlûsî, III, 160; VI, 25; Elmalılı, II, 1095, 1101-1102; III, 1536.
    37) Râğıb el-İslahânî, s.439-440.
    38) Taberî, III, 269.
    39) Âlûsî. III, 147.
    40) Âlûsî, III, 160; Râgıb el-İsfahânî. s. 439-440; Nesefî, I, 265.
    41) Râzî, VIII, 38, 50: Âlûsî, III, 160.
    42) Zebîdî, IX, 49.
    43) Elmaiılı, II, 1101-1102.
    44) Taberî, III, 269.
    45) Râzî, VIII. 38.
    46) Râzî, XVIII, 38; XI, 115-116; Âlûsî, VI, 25.
    47) Âlûsî, VI, 25.
    48) Beyzâvî, II, 27; Nesefi, III, 27; Râzî, XXI, 179; Âlûsî, XVI, 51; Elmalılı, V, 3296.
    49) İbn Kesîr. III, 108.
    50) İbn Kesîr. III, 451; Âlûsî, XXI, 100-101: Ebu'l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vâhidî, Ebsâbu'n-Nüzûl, s. 245, 288, Beyrhut, 1410/1990
    51) Râzî, XXV, 156-157; Âlûsî, XXI, 100-101.
    52) Hekimoğlu İsmail başkanlığında bir hey'et, Yeni Ansikolpedi, Kelime, Kelimat ve İlhâm maddeleri, II, 675, (Osmanlıca Lem'alar, s.898) II, 551 (Şualar, s. 128 Mektûbat, s. 448); 11,674 (de İşâralu'l-İ'câz, s.157'den sadeleştirerek nakil). Timaş yayınları. İstanbul, 1989.
    53) Mehmed Ali Aynî, Muyiddîn İbn Arabî Şeyh-i Ekberi Niçin Severim, s. 81, Evkâf-ı İslâmiye Matbaası, İstanbul, 1339-1341.
    54) M. Ali Aynî, s. 19.
    55) Tefsir-i Kebîr, XXV, 156-157.
    Kaynak: Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 25 Temmuz-Ağustos-Eylül 1994

    Sorularla İslamiyet




  6. 07.Temmuz.2012, 23:17
    3
    Silent and lonely rains
    Allah'ın kelimeleri bitmez demek, O'nun san'atının acâiblikleri bitmez, demektir. O halde bu âyetlerdeki kelime, acîb şey, demektir. Bunun îzah şekli acâibliklerin Allah Teâlânın "Ol" emriyle olmasıdır. Sebep olan şeyin müsebbebe kullanılması câizdir. Meselâ, hastaya ilaç için "Bu senin şifândır" denildiği gibi; Hz. İsa'ya kelime denilmesi de, onun babasız var olduğundan dolayı hayret verecek ve hayret edilecek bir iş ve garîb bir san'at olmasındandır.51

    Bir zâtın varlığını hissettiren en kuvvetli eser, onun konuşmasıdır. Bir kimsenin sözünü işitmek, onun varlığını bin delil kadar hatta gözle görme derecesinde isbat eder. Bundan dolayı Allah'ın kelimelerinden ibâret olan O'nun ilâhî kelâmı yâni Kur'ân-ı Kerîm, öncelikle Cenâb-ı Hakk'ın varlığını gösterip isbat eder. Kur'ân'ın da kaynağı olan ezelî kelâmın kelimelerine ise saymak mümkün değildir. Bunlar için denizler, ağaçlar yetmez.

    Malum olduğu üzere sesler uzayda ses dalgalarıyla yayılmaktadır. Frekansına giren cihazlar bunları alabilmektedir. Cenâb-ı Hakk'ın kelâmı ve o mukaddes kelâmın kelimeleri de, insanlar, cinler, melekler gibi yerde ve göklerde tüm şuur sâhibi varlıkların kulakları sayısınca ve hattâ ses dalgaları sayısınca çoğaltılmaktadır. Ses dalgaları sayısınca çoğaltılan bu ilâhî kelâmın kelimelerine ne denizler, ne ağaçlar yetişebilir.

    Yüce Allah yarattığı kullarıyla, gönderdiği mukaddes kitabı vâsıtasıyla bir nevi konuşmaktadır. Bu tekellüm, insanlarla umûmî bir konuşma hükmünde ise, bir de kullarının kalb telefonu ile kendi varlık ve birliğini hissettirdiği doğru ilhamlar şeklinde olan özel bir konuşması vardır. Bu konuşma her yaratığa özel kâbiliyetine göre bir nevi bilgi vâsıtası olan özel ilhamlarıdır. Bu ilhamlar da kişiye özel Rabbânî bilgiler ifâde ettiği için, bir çeşit ilâhî kelime ve kelâmdırlar. "Allah'a giden yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır" hikmeti gibi, bu özel kelimelere de ne denizler, ne ağaçlar yeter.

    Biri kâl yâni söz, diğeri hâl olmak üzere iki dil vardır. Bunların ikisi de insanlara söylerler. Kâl dilinin kelimeleri sözler ise, hâl dilinin kelimeleri de çeşitli hallerdir. Binaenaleyh şâirin : “Ve fi külli şey’in lehü ayetün; tedüllü ala ennehü vahidün” dediği gibi, "Her şeyde O'nun varlığını, birliğini gösteren bir alâmet vardır." Şu büyük kâinat, şu hâle göre büyük bir kitab gibidir. Bu kâinat ve onda yaratılan her şey, o Yüce Yaratı'cının ululuğunu gösteren birer hâl kelimeleridir. Ağaçlar ve denizler -bilfarz- varlıklar kitabında mevcut hâl kelimelerinin yazılmasına kâfî gelse bile, o denizlerin damlaları ve o ağaçların da zerreleri birer hâlî kelime olduğundan, tekrar onların da yazılması için onlar kadar başka ağaçlar ve denizler olması lâzım gelir ki nihâyetsiz bir teselsül devam eder gider. O halde Cenâb-ı Hakk'ın kelimelerinin tükenmeyeceği yâni O'nun azamet ve yüceliğine delâlet eden hâlî kelimeleri bitmez tükenmez. Bu da gösteriyor ki Kehf sûresi, 109. âyet-i kerîmesi ile, Lokman sûresi 27. âyet-i kerîmesinin ifâde ettiği mânâlarda hiç bir şekilde mübâlağa yoktur.

    Cenâb-ı Hakk'ın kelam sıfatının tecellî ettiği kelimeleri olduğu gibi, kudret sıfatının da tecellî ettiği cisimli kelimeleri vardır. İlim sıfatının da kaderle ilgili kelimeleri vardır. Onlar da tüm varlıklardır. Özellikle hayat sâhibi küçük yaratıkların her biri birer rabbânî kelimedir. Bunlar da ezelî mütekellim olan Allah Teâlâ'yı söz şeklinde olan kelimelerden daha kuvvetli bir şekilde ifâde ederler. Çünkü bunlar sözde kalmamış fiiliyâta dökülmüşlerdir. Gözle görülen görülemeyen tüm varlıklar düşünülünce, bunları, denizler mürekkeb, ağaçlar kalem olsa yazmakla bitiremezler. 52

    Mâdem ki ulûhiyet, ilâhî isimlerin ve rabbânî sıfatların tümünü kendisinde toplamaktadır. Onların görülme ve ortaya çıkma sâhası olan varlıklar âlemini bilmeyince bunlar nasıl bilinebilir.53

    Muhyiddîn İbn Arabî (623/1240) şöyle der: "Kur'ân-ı Kerîm yaratma ve icadın "Ol" fermânıyla derhal vâki olduğunu haber verdiği gibi bilcümle mahlûkatın da ilâhî kelimeler olduğunu söylüyor: "Bizi bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sâdece "Ol" dememizdir. O hemen oluverir." (Nahl, 16/40); "Nûn, Kaleme, ve (Kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki..." (Kalem, 1-2). Binâenaleyh varlıklar âleminde her ne varsa, onun aslî hakikati ilmi ilâhîde birer harf mesâbesindedir (...). Sonra bu harfler görülme kisvesine girmiş ve birbirleriyle birleşip şu felekleri ve varlıkları husule getirmişlerdir.54

    Mâdem ki âyetin de sarâhatinden anlaşıldığı gibi varlıklar, Allah Teâlâ'nın yaratma emri olan "Ol" kelimesiyle yaratılmışlardır. O halde bütün varlıklar tek tek büyük kâinât kitâbının sözleri demek olan kelimeleri mesâbesindedir ve kelimeleri demektir. Zerrelerden (atomlardan) kürelere kadar varlıkların tümü Allah'ın birer kelimesidir. Bu kelimeler, Allah'ın sözlü kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'in tercümanıdırlar. Bu iki ilâhî kelimeler topluluğu -ki ikisine de kitâb diyoruz- birbirilerini kavlen ve fiilen tasdik eder ve açıklarlar. Çünkü her ikisi de aynı Yüce Zât'ın esmâ ve sıfatlarının tecellîleridir. Büyük müfessir İmam Fahreddîn er-Râzî'nin (606/1210) de dediği gibi, Allah'ın sun'unun yâni yaratmasının ve yarattığı varlıklardaki hârikaları ve acaiblikleri yâni hayret verici yaratılışları varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî san'at gerçekleri, bitmez tükenmez.55 Görünen görünmeyen o varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî sanatları ve ilâhî gerçekleri yazmaya ne ağaçlar yeter, ne denizler! Denizler, ağaçlar tükenir, Rabbimin kelimeleri tükenmez!

    Konuyla ilgili mânâlarıyla Kur'ân-ı Kerîm'de müfred, cemi' ve izâfet hâlinde kırk iki def'a geçtiğini tesbit ettiğimiz kelimetullah insanın bilgi dağarcığında işte böyle yüce ufuklar açmaktadır. Bu konuda da elbetteki bizim sınırlı sözlerimizin ifâdesi olan kelimelerimiz tükendi. Ama, bir de, ilâhî hakikatler, demek olan Rabbimin kelimeleri tükenmez. Her şeyin içyüzünü bilen O olduğu gibi, kelimelerin verâsındaki hakîkatini de elbetteki yine en iyi O bilir.

    Sübhâne men tahayyera fî sun'ihi' l-ukûl,

    Sübhâne men bi-kudretihi yu'cizü'l-fuhûl.


    (Ziya Paşa)

    DİPNOTLAR:
    1) İmam Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, XVIII. 144, Mısır, 1357/1938.
    2) Ebu'l-Hasen Ahmed bin Fâris, Mu'cemu Mekâyisi'l-Luğa, V, 131, 2. baskı, Mustafa el-Bâbî el-Halebî neşri, Mısır, 1392/1972.
    3) Ebu'l - Kâsım Huseyn bin Muhammed er-Râğıb el-İsfahanı, el-Mufredâl fî Garibi'l-Kur'ân, s. 439, Beyrut, ts.
    4) M. Murtaza ez-Zebîdî, Tâcu'l-Arûs min Cevahiri'l-Kâmûs, IV, 49, Beyrut, ts.; İbn Manzur, Lisânu'l-Arab, XII, 523-525, 1388/1968, Beyrut; Ebu'l-Fida İsmail İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, I, 371, Beyrut, 1388/1969.
    5) Ebû Ca'fer Muhammed İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'ul-Beyân'an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân, I,234-245, Dâru'l-Fikr, Beyrut, 1408/1988; Ebu'l-berekât Abdullah en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, I,43, İstanbul, 1984; Kâdî el-Beyzâvî, Envâru'l-Tenzîl ve Esraru't-Te'vil ve hâşiyesinde Tefsîru't-Celâleyn, I,50, el-Halebî, Mısır, 1388/1969.
    6) İbn Kesîr, I, 165-166.
    7) Beyzâvî, I,80; Cerâleyn, aynı sayfa.
    8) Câmi'ul-Beyân, VIII, 9.
    9) Tefsîr-i Kebîr, XIII, 161-162; Bkz. Şihâbuddîn Mahmûd el-Âlûsî, Rûhu'l-Me'ânî., XV, 257, Beyrut, 1405/1985.
    10) Rağıb el-İsfahânî, s. 440.
    11) Âlusî, VIII, 10.
    12) Buhârî, Enbiya, 10; Bir başka varyant için bkz. Muslim, Zikr. 54-55.
    13) Râzi, XVII, 144.
    14) İbn Kesîr, IV, 114; IV, 126.
    15) Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, IV. 2371; Taberî. IX, 188; XI, 149.
    16) Beyzâvî, I,455; Nesefî. II, 169; III, 106, 284; Âlûsî, XI, 166.
    17) Taberî, X, 137; İbn Keşîr, II, 358; Râzî. XVIII, 69.
    18) Beyzâvî, 1.452; Nesefî, II, 127; Âlûsî, X, 98-99.
    19) Âlûsî, VIII, 10.
    20) Âlûsî, V, 137.
    21) Taberî, XII, 144; İbn Kesîr, II, 465.
    22) XI, 98, 114: Nesefi, II. 157; ÂIüsî, XI, 90.
    23) Râzî, XVII, 63.
    24) İbn Kesîr, II, 411; 170.
    25) Taberî, XXV. 16; XXIV. 129; XV, 21; XII, 123.
    26) Bu konuda ayrıca şu âyetlere de bakılabilir: Hûd, 116110; Tâhâ, 20/129: Mü'min, 40/6; Fussilet, 41/45.
    27) Âlûsî, XVI, 280
    28) Âlûsî. XV. 257; Taberî XV, 233.
    29) Bkz. En'âm, 6/64,115: Yûnus, 10/64; Kehf, 18/27.
    30) Râğıb el-İsfahânî, s.440; Taberî, VIII, 9; İbn Kesîr, III, 80; Beyzâvî, I, 328.
    31) İbn Kesîr, 11,508.
    32) Râzî. XIII, 161-162.
    33) Taberî, VIII, 9.
    34) Nesefi, II, 169; II, 10, 30.
    35) Beyzâvî. I,328.
    36) Bkz. Taberî, III. 252-253, 269; tbn Kesîr, I, 361; Râzî, VIII, 38, 50; Nesefî, I. 156, 158; 265; Âlûsî, III, 160; VI, 25; Elmalılı, II, 1095, 1101-1102; III, 1536.
    37) Râğıb el-İslahânî, s.439-440.
    38) Taberî, III, 269.
    39) Âlûsî. III, 147.
    40) Âlûsî, III, 160; Râgıb el-İsfahânî. s. 439-440; Nesefî, I, 265.
    41) Râzî, VIII, 38, 50: Âlûsî, III, 160.
    42) Zebîdî, IX, 49.
    43) Elmaiılı, II, 1101-1102.
    44) Taberî, III, 269.
    45) Râzî, VIII. 38.
    46) Râzî, XVIII, 38; XI, 115-116; Âlûsî, VI, 25.
    47) Âlûsî, VI, 25.
    48) Beyzâvî, II, 27; Nesefi, III, 27; Râzî, XXI, 179; Âlûsî, XVI, 51; Elmalılı, V, 3296.
    49) İbn Kesîr. III, 108.
    50) İbn Kesîr. III, 451; Âlûsî, XXI, 100-101: Ebu'l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vâhidî, Ebsâbu'n-Nüzûl, s. 245, 288, Beyrhut, 1410/1990
    51) Râzî, XXV, 156-157; Âlûsî, XXI, 100-101.
    52) Hekimoğlu İsmail başkanlığında bir hey'et, Yeni Ansikolpedi, Kelime, Kelimat ve İlhâm maddeleri, II, 675, (Osmanlıca Lem'alar, s.898) II, 551 (Şualar, s. 128 Mektûbat, s. 448); 11,674 (de İşâralu'l-İ'câz, s.157'den sadeleştirerek nakil). Timaş yayınları. İstanbul, 1989.
    53) Mehmed Ali Aynî, Muyiddîn İbn Arabî Şeyh-i Ekberi Niçin Severim, s. 81, Evkâf-ı İslâmiye Matbaası, İstanbul, 1339-1341.
    54) M. Ali Aynî, s. 19.
    55) Tefsir-i Kebîr, XXV, 156-157.
    Kaynak: Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 25 Temmuz-Ağustos-Eylül 1994

    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder