Konusunu Oylayın.: Bankadan alınan faiz hakkında dini soru

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bankadan alınan faiz hakkında dini soru
  1. 07.Temmuz.2012, 21:10
    1
    Misafir

    Bankadan alınan faiz hakkında dini soru






    Bankadan alınan faiz hakkında dini soru Mumsema Benim 2 tane sorum olacak 1- 2006 yılından 2008yılına kadar kazandım parayı bankaya yatırdım bankanın bana vermiş olduğu faizi kömür aldım bağkur primini yatırdım.asla kendime kullanmadım..2008 yılında evim yoktu ev aldım.evin parasını arkadaştan borç alıp ödedim 1 ay sonra bankadaki paramı çekip arkadaştan aldığım borcumu ödedim.şimdi.biraz para biriktirdim bu parayıda bankaya altın hesabına yatırdım.2000 yılında abim 2005 yılında yengem fevat ettiler yegenlerim.kendi imkanları ile çalştılar ve şimdi 30 yaşlarına geldiler en küçük yegenim işsiz diger kardeşleri bakıyorlar.babadan kalma evleri var. ama İstanbulda yaşıyorlar ev memlekette evin hiçbir getirisi yok. oturanda yok Ve bu yıl 2012 de küçük abim vefat etti. Onunda 2 çocuğu var. 9 ve 14 yaşlarında yengeme ssk.720.00tl maaş bağlandı birde 20.000.tl araba kaldı. Ama evleri yok.ben bankadan aldım faizleri hesablattırdım bankadan 3.500.tl faiz almışım. Bu parayı yegenlerime ev alırlarsa versem diyorum.veya devlete mi bağışlasam ne yapsam rahatsız oluyorum. 2 sorum: özel bankaya yatırdığım altın hesabı için ne yapmalıyım. Bankaya sordum bana açtığınız altın hesabında ben geri almaya kalksam altın alabilirmiyim dediğimde hayır para olarak veririz dediler.bankada altın yok hesabı bu şekilde açıyoruz dediler ozaman ben bu parayı /altın hesabını / ne yapmalyım. önceden vermiş olduğu faizli parayı kimlere vereyim


  2. 07.Temmuz.2012, 21:10
    1
    TEVFİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    TEVFİK
    Misafir



    Benim 2 tane sorum olacak 1- 2006 yılından 2008yılına kadar kazandım parayı bankaya yatırdım bankanın bana vermiş olduğu faizi kömür aldım bağkur primini yatırdım.asla kendime kullanmadım..2008 yılında evim yoktu ev aldım.evin parasını arkadaştan borç alıp ödedim 1 ay sonra bankadaki paramı çekip arkadaştan aldığım borcumu ödedim.şimdi.biraz para biriktirdim bu parayıda bankaya altın hesabına yatırdım.2000 yılında abim 2005 yılında yengem fevat ettiler yegenlerim.kendi imkanları ile çalştılar ve şimdi 30 yaşlarına geldiler en küçük yegenim işsiz diger kardeşleri bakıyorlar.babadan kalma evleri var. ama İstanbulda yaşıyorlar ev memlekette evin hiçbir getirisi yok. oturanda yok Ve bu yıl 2012 de küçük abim vefat etti. Onunda 2 çocuğu var. 9 ve 14 yaşlarında yengeme ssk.720.00tl maaş bağlandı birde 20.000.tl araba kaldı. Ama evleri yok.ben bankadan aldım faizleri hesablattırdım bankadan 3.500.tl faiz almışım. Bu parayı yegenlerime ev alırlarsa versem diyorum.veya devlete mi bağışlasam ne yapsam rahatsız oluyorum. 2 sorum: özel bankaya yatırdığım altın hesabı için ne yapmalıyım. Bankaya sordum bana açtığınız altın hesabında ben geri almaya kalksam altın alabilirmiyim dediğimde hayır para olarak veririz dediler.bankada altın yok hesabı bu şekilde açıyoruz dediler ozaman ben bu parayı /altın hesabını / ne yapmalyım. önceden vermiş olduğu faizli parayı kimlere vereyim


    Benzer Konular

    - Bankadan alınan döviz

    - Faiz,borcumu bankadan kredi çekip ödemem dinen doğru mu

    - Bankadan alınan altının hükmü nedir?

    - İstenmeden alınan faiz ne yapılmalıdır?

    - Bankadan konut kredisi aldım ama faiz yüzünden içim rahat değil

  3. 07.Temmuz.2012, 21:28
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,582
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bankadan alınan faiz hakkında dini soru




    1- Faize yatırılan ana parayı kullanmanız caizdir. Faiz kısmına gelince enflasyondan dolayı paranın değer kaybını faiz kısmından alıp kullanabilirsiniz. Diğer kısmını bir fakire veya hayır kurumuna bağışlamanız gerekir.


    2- Bankalarda, altın ve döviz alım satımı için açılan fona para yatırmakta sakınca yoktur. Ancak, bu fonun işlemleri içerisinde repo, tahvil, bono alımı satımı gibi faizli işlemlerin bulunması halinde, bu fonlara para yatırmak caiz değildir.

    Ayrıca söz konusu altın veya döviz hesabına yatırılan paraların ilgili banka tarafından nerelerde değerlendirildiğine, islama uymayan işlemlerin ve uygulamaların olup olmadığına göre de hüküm değişmektedir. Örneğin bazı bankalar "Altın fiyatlarının yükselmesiyle kazanıyor, düşmesiyle anaparanızı koruyorsunuz" şeklinde bir güvence vermektedirler. Bu durum caiz değildir.

    Ancak altın veya döviz hesabına yatırılan para ile faizli işlemlerde kullanılmadan helal olan ticari işler yapılırsa ve yapılan ticaretin sonucunda da kâr-zarar paylaşılırsa altın veya döviz hesabına para yatırılması, caiz olur.
    Alıntı
    Bankaların altın hesabına veya altın fonuna para yatırmak caiz midir?
    Bankaların altın fonu caiz midir? Herhangi bir faiz işlemi yoktur ve tamamen altının kar zararına bağlıdır.



    Diyanet İşleri Başkanlığı

    Alıntı
    İSLÂM’DA FAİZ YASAĞI Kur’anda faiz yasağı tedricen getirilmiş ve muhtelif ayetlerde ifadesini bulmuştur. Bakara S°resi, 279. ayet kısa ama kapsamlıdır. “Eğer tövbe eder faizden vazgeçerseniz ana paranız sizindir. Böylece ne zülüm etmiş ne de zulme uğramış olursunuz.” Ayrıca, Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur: “Cahiliyet ribasından olan her çeşit riba kaldırılmıştır, ancak sermayeniz sizindir. Böylece ne zulüm eder ne de zulme uğrarsınız” Ayet ve hadisin verdiği mesajların özü şöyledir: i) Ödünç verilen değer karşılığında bir fazlalık alınamaz; aynı zamanda alacaklı ödünç verdiği ana parayı noksansız geri almak hakkına sahiptir. Kastedilen birinci ve direkt anlama göre, ödünç işlemi bir fazlalık temin etme amacıyla yapılamaz. Diğer hadislerin katkısıyla anlıyoruz ki, fazlalığı oluşturan maddenin, ödünç konusu olan mal (veya paranın) cinsinden olması gerekmez. Yani, borç konusu, sözün gelişi A malı ise, fazlalığın B malı olarak verilmesi sonucu etkilemez. Ayet ve hadisin karşıt anlamına göre; alacaklı, borç verdiği anaparayı eksiksiz geri alma hakkına sahiptir. Çok doğal gibi görünmesine rağmen, verilenin aynen geri alınması her zaman mümkün olmaz. Örneğin, Avrupa bankalarında vadesiz olarak yatırılan mevduat bir nema kazanmadığı gibi, bankaca muhafaza edildiği gerekçesiyle masraf kesintisine tabi olur. Yani ana para aynen değil noksanı ile geri ödenir. Türkî Cumhuriyetler dahil eski Sovyetler Birliği ve şimdiki Rusya Federasyonu’na bağlı ülkelerde mevduat çekilmek istendiğinde %10-15 oranında kesintiden sonra sahibine ödenir. Mudiye yapılan bu muamele karşılıklı rızaya müstenit gibi görünse de gerçek pek de öyle değildir. Çünkü kendisine karşı her zaman saygıyla karışık bir ürküntü duyulan bankaların bireylere koşullarını kab°l ettirme gücü tartışmasızdır. Yine batının dev kuruluşları olan yatırım bankalarının uğraş alanlarından biri de zenginlerin kişisel fonlarını yönetmek ve nemalandırmaktır. Ancak borsanın gerilediği dönemlerde bu kuruluşlar sık sık zarar beyan ederek aldıklarından daha azını iade ederler. Ülkemizde de oldukça yaygınlaşmış bulunan yatırım fonlarının bazen kendisine güvenen yatırımcıyı zarar ettirdiği malumdur. İslamiyet’te ise, alacaklı ana parayı aynen geri alması hususunda korunmuştur. Bu bağlamda, borcunu zamanında ödemeyen zulmetmiş sayılır. Tefsircilere göre, alacaklı sermayesini noksan almaya zorlanamaz. Hatta borcun ödenmemesi halinde, alacaklının (başlangıçta şart koşulmaması kaydıyla) borçludan asıl alacağına ilaveten borcun zamanında ödenmemesinden dolayı uğradığı zararın tazmin edilmesini isteyebileceğine dair tefsirler vardır.

    FAİZ YASAĞININ NEDENLERİ Yukarıdaki ayet ve hadisin (diğerleriyle birlikte) işaret ettiği ikinci hayatî nokta; ribanın (faizin) haksızlık kaynağı olduğudur. Ödünç karşılığında ayrıca bir fazlalık (riba) alınması halinde ya alacaklı ya da borçlunun haksızlığa uğraması kaçınılmazdır. Ülkemiz ve dünya finans hayatı bu hususu doğrulayan örneklerle doludur. Zaten bankalar icat edildikleri batı dünyasında, “müşterilerin üzerine güneşli havada şemsiye tutup, yağmur başladığında çeken kuruluşlar” olarak tanımlanır Yakın tarihimizde yaşanmış olaylar hem ödünç verenin hem de alanın birbirini ve sonunda masum halkı mağdur ettiği çok sayıda dramatik olaylarla doludur. 80’li yıllarda 7,5 milyon liraya alınan bir belge ile nereden türediği bilinmeyen bankerler küçük bir büro ile halkımızdan faiz karşılığı büyük meblağlar topladılar. Emekli maaşları, ücretler, faiz hevesi ile bankerlere yatırıldı; hatta içinde oturduğu konutunu satarak kiraya çıkan bir çok kimse parasını bankerlere yetiştirdi. Sonunda bankerlerin sınırsız sahtekârlığı ile para sahiplerinin saflığı (biraz da aç gözlülüğü) yüzünden işler o kadar çığırından çıktı ki, saadet zincirini biraz daha uzatmak için bir günlüğüne dahi faizli para alındı. Ve nihayet bankerler topladıkları para ile birlikte ortadan kayboldular. Yakalananlardan da bir şey geri alınamadı. Ancak bankerlerin bazıları öldürüldü, çoğu hapse mahkum oldular. Bankerlik faciası olarak ekonomi tarihine geçen bu olaylar sırasında millet devletin gözü önünde fütursuzca soyuldu. Özellikle başta İstanbul olmak üzere memleketimizin her vilayetinde esnaf ve tüccardan tefeciye borçlandığı için batanlar olduğunu biliriz. Bazen de gırtlağa kadar borca battıktan sonra tek çıkış yolu olarak tefeciyi öldürenleri de duyarız. 1996 yılındaki Nesim Malki cinayeti borçluların da her zaman için masum olmadığını gösteren başka çarpıcı bir olaydır. 1994 krizi patlak verdiğinde bankalar ertesi sabah müşterilerine kısacık bir yazılı not göndererek kredi hesaplarına %700 faiz uygulama kararı aldıklarını bildirdiler. Birkaç gün içinde çok sayıda fabrika ve iş yeri kapanmak zorunda kaldı.. Hükümet aceleyle başlattığı sınırsız mevduat garantisi bankada parası olmayanların sırtından faiz hırsına kapılanları koruyan bir kalkan oldu 2000 kasım ve 2001 şubat ekonomik buhranında kredi faizleri aniden %3000 lere çıkarıldı. Sayısız firma iflas ederek ticarî hayatına son verdi. Öte yandan, bazı iş adamları da bankadan aldığı krediyi işe yatırmayıp kişisel hesaplarına geçirdi. Bizzat banka sahipleri kendi bankalarını hortumlamakta beis görmedi. Sonuçta 22 banka battı, sahipleri hapse girdi ve kamuoyu önünde haysiyetleri ayaklara düştü. Krizin tüm zararları kamu tarafından yani milletçe üstlenildi. Özetle, faiz yasağının hikmeti; ya alacaklı, ya borçlunun, ya da yukarıdaki örneklerde anlatıldığı gibi, her ikisinin haksızlık kaynağı olması ve sonunda toplumun diğer kesimlerinin müstahak olmadığı halde zarar görmesidir. Günümüzde finans araç ve kuruluşları çok çeşitlendiğinden, faiz olgusu değişik maskelerle ama hemen her ekonomik olayda karşımıza çıkmaktadır. Bizim görüşümüze göre, böyle bir ortamda, herhangi bir mâlî işlemin faiz yasağı kapsamına girip girmediğini tayin ederken, elimizdeki ölçüt söz konusu muamelelerin borçlu veya alacaklı yahut da toplum için herhangi bir haksızlık yaratıp yaratmadığı olmalıdır.

    SAMİ USLU



  4. 07.Temmuz.2012, 21:28
    2
    Moderatör



    1- Faize yatırılan ana parayı kullanmanız caizdir. Faiz kısmına gelince enflasyondan dolayı paranın değer kaybını faiz kısmından alıp kullanabilirsiniz. Diğer kısmını bir fakire veya hayır kurumuna bağışlamanız gerekir.


    2- Bankalarda, altın ve döviz alım satımı için açılan fona para yatırmakta sakınca yoktur. Ancak, bu fonun işlemleri içerisinde repo, tahvil, bono alımı satımı gibi faizli işlemlerin bulunması halinde, bu fonlara para yatırmak caiz değildir.

    Ayrıca söz konusu altın veya döviz hesabına yatırılan paraların ilgili banka tarafından nerelerde değerlendirildiğine, islama uymayan işlemlerin ve uygulamaların olup olmadığına göre de hüküm değişmektedir. Örneğin bazı bankalar "Altın fiyatlarının yükselmesiyle kazanıyor, düşmesiyle anaparanızı koruyorsunuz" şeklinde bir güvence vermektedirler. Bu durum caiz değildir.

    Ancak altın veya döviz hesabına yatırılan para ile faizli işlemlerde kullanılmadan helal olan ticari işler yapılırsa ve yapılan ticaretin sonucunda da kâr-zarar paylaşılırsa altın veya döviz hesabına para yatırılması, caiz olur.
    Alıntı
    Bankaların altın hesabına veya altın fonuna para yatırmak caiz midir?
    Bankaların altın fonu caiz midir? Herhangi bir faiz işlemi yoktur ve tamamen altının kar zararına bağlıdır.



    Diyanet İşleri Başkanlığı

    Alıntı
    İSLÂM’DA FAİZ YASAĞI Kur’anda faiz yasağı tedricen getirilmiş ve muhtelif ayetlerde ifadesini bulmuştur. Bakara S°resi, 279. ayet kısa ama kapsamlıdır. “Eğer tövbe eder faizden vazgeçerseniz ana paranız sizindir. Böylece ne zülüm etmiş ne de zulme uğramış olursunuz.” Ayrıca, Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur: “Cahiliyet ribasından olan her çeşit riba kaldırılmıştır, ancak sermayeniz sizindir. Böylece ne zulüm eder ne de zulme uğrarsınız” Ayet ve hadisin verdiği mesajların özü şöyledir: i) Ödünç verilen değer karşılığında bir fazlalık alınamaz; aynı zamanda alacaklı ödünç verdiği ana parayı noksansız geri almak hakkına sahiptir. Kastedilen birinci ve direkt anlama göre, ödünç işlemi bir fazlalık temin etme amacıyla yapılamaz. Diğer hadislerin katkısıyla anlıyoruz ki, fazlalığı oluşturan maddenin, ödünç konusu olan mal (veya paranın) cinsinden olması gerekmez. Yani, borç konusu, sözün gelişi A malı ise, fazlalığın B malı olarak verilmesi sonucu etkilemez. Ayet ve hadisin karşıt anlamına göre; alacaklı, borç verdiği anaparayı eksiksiz geri alma hakkına sahiptir. Çok doğal gibi görünmesine rağmen, verilenin aynen geri alınması her zaman mümkün olmaz. Örneğin, Avrupa bankalarında vadesiz olarak yatırılan mevduat bir nema kazanmadığı gibi, bankaca muhafaza edildiği gerekçesiyle masraf kesintisine tabi olur. Yani ana para aynen değil noksanı ile geri ödenir. Türkî Cumhuriyetler dahil eski Sovyetler Birliği ve şimdiki Rusya Federasyonu’na bağlı ülkelerde mevduat çekilmek istendiğinde %10-15 oranında kesintiden sonra sahibine ödenir. Mudiye yapılan bu muamele karşılıklı rızaya müstenit gibi görünse de gerçek pek de öyle değildir. Çünkü kendisine karşı her zaman saygıyla karışık bir ürküntü duyulan bankaların bireylere koşullarını kab°l ettirme gücü tartışmasızdır. Yine batının dev kuruluşları olan yatırım bankalarının uğraş alanlarından biri de zenginlerin kişisel fonlarını yönetmek ve nemalandırmaktır. Ancak borsanın gerilediği dönemlerde bu kuruluşlar sık sık zarar beyan ederek aldıklarından daha azını iade ederler. Ülkemizde de oldukça yaygınlaşmış bulunan yatırım fonlarının bazen kendisine güvenen yatırımcıyı zarar ettirdiği malumdur. İslamiyet’te ise, alacaklı ana parayı aynen geri alması hususunda korunmuştur. Bu bağlamda, borcunu zamanında ödemeyen zulmetmiş sayılır. Tefsircilere göre, alacaklı sermayesini noksan almaya zorlanamaz. Hatta borcun ödenmemesi halinde, alacaklının (başlangıçta şart koşulmaması kaydıyla) borçludan asıl alacağına ilaveten borcun zamanında ödenmemesinden dolayı uğradığı zararın tazmin edilmesini isteyebileceğine dair tefsirler vardır.

    FAİZ YASAĞININ NEDENLERİ Yukarıdaki ayet ve hadisin (diğerleriyle birlikte) işaret ettiği ikinci hayatî nokta; ribanın (faizin) haksızlık kaynağı olduğudur. Ödünç karşılığında ayrıca bir fazlalık (riba) alınması halinde ya alacaklı ya da borçlunun haksızlığa uğraması kaçınılmazdır. Ülkemiz ve dünya finans hayatı bu hususu doğrulayan örneklerle doludur. Zaten bankalar icat edildikleri batı dünyasında, “müşterilerin üzerine güneşli havada şemsiye tutup, yağmur başladığında çeken kuruluşlar” olarak tanımlanır Yakın tarihimizde yaşanmış olaylar hem ödünç verenin hem de alanın birbirini ve sonunda masum halkı mağdur ettiği çok sayıda dramatik olaylarla doludur. 80’li yıllarda 7,5 milyon liraya alınan bir belge ile nereden türediği bilinmeyen bankerler küçük bir büro ile halkımızdan faiz karşılığı büyük meblağlar topladılar. Emekli maaşları, ücretler, faiz hevesi ile bankerlere yatırıldı; hatta içinde oturduğu konutunu satarak kiraya çıkan bir çok kimse parasını bankerlere yetiştirdi. Sonunda bankerlerin sınırsız sahtekârlığı ile para sahiplerinin saflığı (biraz da aç gözlülüğü) yüzünden işler o kadar çığırından çıktı ki, saadet zincirini biraz daha uzatmak için bir günlüğüne dahi faizli para alındı. Ve nihayet bankerler topladıkları para ile birlikte ortadan kayboldular. Yakalananlardan da bir şey geri alınamadı. Ancak bankerlerin bazıları öldürüldü, çoğu hapse mahkum oldular. Bankerlik faciası olarak ekonomi tarihine geçen bu olaylar sırasında millet devletin gözü önünde fütursuzca soyuldu. Özellikle başta İstanbul olmak üzere memleketimizin her vilayetinde esnaf ve tüccardan tefeciye borçlandığı için batanlar olduğunu biliriz. Bazen de gırtlağa kadar borca battıktan sonra tek çıkış yolu olarak tefeciyi öldürenleri de duyarız. 1996 yılındaki Nesim Malki cinayeti borçluların da her zaman için masum olmadığını gösteren başka çarpıcı bir olaydır. 1994 krizi patlak verdiğinde bankalar ertesi sabah müşterilerine kısacık bir yazılı not göndererek kredi hesaplarına %700 faiz uygulama kararı aldıklarını bildirdiler. Birkaç gün içinde çok sayıda fabrika ve iş yeri kapanmak zorunda kaldı.. Hükümet aceleyle başlattığı sınırsız mevduat garantisi bankada parası olmayanların sırtından faiz hırsına kapılanları koruyan bir kalkan oldu 2000 kasım ve 2001 şubat ekonomik buhranında kredi faizleri aniden %3000 lere çıkarıldı. Sayısız firma iflas ederek ticarî hayatına son verdi. Öte yandan, bazı iş adamları da bankadan aldığı krediyi işe yatırmayıp kişisel hesaplarına geçirdi. Bizzat banka sahipleri kendi bankalarını hortumlamakta beis görmedi. Sonuçta 22 banka battı, sahipleri hapse girdi ve kamuoyu önünde haysiyetleri ayaklara düştü. Krizin tüm zararları kamu tarafından yani milletçe üstlenildi. Özetle, faiz yasağının hikmeti; ya alacaklı, ya borçlunun, ya da yukarıdaki örneklerde anlatıldığı gibi, her ikisinin haksızlık kaynağı olması ve sonunda toplumun diğer kesimlerinin müstahak olmadığı halde zarar görmesidir. Günümüzde finans araç ve kuruluşları çok çeşitlendiğinden, faiz olgusu değişik maskelerle ama hemen her ekonomik olayda karşımıza çıkmaktadır. Bizim görüşümüze göre, böyle bir ortamda, herhangi bir mâlî işlemin faiz yasağı kapsamına girip girmediğini tayin ederken, elimizdeki ölçüt söz konusu muamelelerin borçlu veya alacaklı yahut da toplum için herhangi bir haksızlık yaratıp yaratmadığı olmalıdır.

    SAMİ USLU






+ Yorum Gönder