Konusunu Oylayın.: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?
  1. 13.Temmuz.2012, 14:18
    25
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?

    reklam


    Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız? isimli konu Mumsema.com Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?
    Alıntı
    ne yani yapılan tercümeler tefsirler yanlışta bir tek doğru risaledemi var bu nasıl bir mantık yahu..daha fazla batmadan susmanı tavsiye ederim kardeş..diyaneti suçladın,diğer mealleri suçladın bide bizi suçladın kim kaldı başka,sana risalenle bir ömür mutluluklar kardeş,
    tüm taassub ehli böyledir kardeş
    bak ne demiş:
    Alıntı
    Hatta sadece onuncu söz yaklaşık beşyüz ayetin tefsiridir.
    kendi hocasının 3-5 satır yazısı tam 500 ayetin tefsiri imiş
    ama bizim okuduğumuz onlarca meal ve tefsir kitabı noksan tercümelermiş
    hala geçmiş alimleri küçümsediğinin farkına varamadı

    Alıntı
    Diyanet sadece bir misal..Bütün "tercüme" dediğiniz eserler, tercümeyi yapan zatın Kur'andan anladığı en kısa ve noksan manadır..Sen o manaları kopyala yapıştır yapıyorsun..Daha sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyorsun...Bir kimsenin o ayetten anladığı en kısa ve noksan manayı "Kur'an ayeti" diye sana yutturmuşlar..
    ben Elhamdulillah meal ile ayet farkını biliyorum
    ama sizin Kur'an ile risale farkını bilmediğiniz de ortada
    onun da bir nevi Kur'an olduğunu iddia ediyorsunuz
    buna aranızdan ayrılan arkadaşlarımız şahiddir
    hatta sen de
    Alıntı
    Madem Risale-i Nur, doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tercüme edip, tahkiki bir tarzda ders veriyor, öyle ise Risale-i Nuru okuyan bir kimse doğrudan doğruya Kur'ana muhatap olmuş oluyor...
    diyerek bunu tasdik ettin

    sana daha önce de söyledim
    sana verdiğim ayetlerin meallerinde bir hata mı vardı?
    ayetlerin mealleri benim delil getirdiğim konu ile alakasız mıydı?
    eğer bu sorulara cevabın "evet" ise
    neden fikirlerini yazmak yerine ben ayet meallerini yazınca her iki konuda da verecek cevabın olmadı?
    sebebini ben söyleyeyim
    çünkü "hak gelince batıl zail olur" da ondan
    Kur'an'ın senin tabirinle "eksik tercümleri" senin risalelerinin sesini kesmeye yetiyor da artıyor bile

    Alıntı
    Ölülerden de dirilerden de hakiki tasarruf ve tesir sahibi ve müstakil bir kudret tevehhüm ederek yardım istemek şirktir..Yani, sadece ölülerden değil, yanındaki birini de hakiki fail ve tesir sahibi olduğunu tevehhüm ederek yardım istemek şirktir.
    biz bir diriden yardım istediğimiz zaman onun bizi duyabildiğini
    yardım etmeye gücünün olduğunu
    zira Allah'ın ona bu güçleri verdiğini bizzat görerek ve bilerek ondan yardım istiyoruz
    sizin yardım istediğiniz ölülerle ilgili buyur Allah'ın soruları:
    Alıntı
    6-En'am Suresi 71. ayet
    Diyanet İşleri Meali (Eski)

    71,72. De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim.Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

    10-Yunus-106-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak zalimlerden olursun. (diye emredilmiştir).
    17-İsra-56-Diyanet İşleri Meali (Eski)

    De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."

    21-Enbiya-66-Diyanet İşleri Meali (Eski)

    66,67. İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
    22-Hacc-12-Elmalılı Hamdi Yazır Meali

    Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.

    SORU: ölü şeyhleriniz size Alah'a rağmen fayda ya da zarar vermeye muktedir mi ki onlara dua ediyorsunuz?

    7-Araf-37 Süleyman Ateş Meali

    Allah'a yalan uyduran, ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitaptan nasipleri erişir (ezelde kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar); nihayet (ömürleri tükendiğizaman) melek elçilerimiz gelip canlarını alırken: "Hani Alah'tan başka yalvardıklarınız nerede?" dediklerinde: "Bizden sapıp, kayboldular" dediler ve kendi aleyhlerine, kendilerinin kafir olduklarına şahidlik ettiler.

    11-Hud-101-Süleyman Ateş Meali

    Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardıkları tanrıları, kendileriden hiçbir şeyi savamadı ve onların ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı!

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız size ölüm anında yardım edebilirler mi ki onlara dua ediyorsunuz?

    7- Araf-194-Allah'tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddianızda) doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıkalrınız sizin gibi kullar değiller mi? onlara yalvarınca size cevab verebiliyorlar mı?

    16-Nahl-20-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar.

    35-Fatır-40-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Siz, Allah'tan başka yalvardığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin (bakayım), onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların, gökler(in yaratılmasın)da (Allah'a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara (taptıkları putları bize ortak koşmalarını söyleyen) bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey va'detmiyorlar.
    46-Ahkaf-4-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa gökler(in yaratılışın)da onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru iseniz bundan önce (inmiş olan) bir Kitap, yahut bir bilgi kalıntısı getirin."

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız yaratılmış değiller mi? Onlar neyi yaratmışlar? Onların yaratmada Allah'a ortaklıkları ile ilgili bir deliliniz mi var? ya da onlara da dua edilebileceğine dair bir kitabınız mı var?

    16-Nahl-73-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızık veremeyecek ve bunu asla yapamayacak olan şeylere mi tapıyorlar?

    SORU: Allah'tan başka yalvardıkalrınız size rızık mı veriyor?

    16-Nahl-86-Süleyman Ateş Meali

    Ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman: "Rabbimiz, işte senden başka yalvar(ıp tap)dığımız ortaklarımız!" derler. (Onlar da bunlara): "Siz tamamen yalancılarsınız!" diye söz atarlar.

    46-Ahkaf-28-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka, kendilerine (Allah yanında) yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, (tanrıları), onlardan kaybolup gittiler.İşte onların yalanları ve uydurmaları budur.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız sizin onlara tapmanızı kabul edecek ve size mükafaat verecekler mi?

    22- Hacc-13- Süleyman Ateş Meali

    Ey insanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah'tan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız bir sinek yaratabilirler mi? Sinek onlardan birşey kapsa buna engel olabilirler mi? Yalvardığınız o ölüler diri iken dahi sinekler tarafından ısırılmayı engelleyebildiler mi?

    29-Ankebut-42-Diyanet Vakfı Meali

    Allah, onların kendisini bırakıp da hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz bilir. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

    35- Fatır-13-Süleyman Ateş Meali

    (Allah) Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka yalvardığınız şeyler ise bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız bir çekirdek zarına dahi olsun malik midirler?


    37-Saffat-125-Süleyman Ateş Meali

    Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"

    39-Zümer-38-Süleyman Ateş Meali

    Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" derler. De ki: "O halde Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allah, bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut (Allah) bana bir rahmet (fayda) vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter.Tevekkül edenler O'na dayanırlar."

    40-Mümin-20-Süleyman Ateş Meali

    Allah, hak ile hükmeder. O'ndan başka yalvardıkları (tanrılar) ise hiçbir hüküm veremezler. Çünkü işiten, gören yalnız Allah'tır.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız hüküm verebiliyorlar mı?

    40-Mümin-60-Diyanet Vakfı Meali

    Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.
    20-
    Meryem 4 Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiçbedbaht olmadım.
    Meryem 48 Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemlebedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.


    SORU: Allah'a dua ettiniz de Allah kabul mu etmedi? O'nun kabul etmediği duayı şeyhlerini mi kabul edecek sanıyorsunuz?
    Allah'a dua ettiniz de bedbaht mı oldunuz ki başkalarına dua eder oldunuz?


    40-Mümin-66-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Ben, Rabbimden bana açık deliller gelince, sizin Allah'tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men'olundum ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum."

    43-Zuhruf-86-Süleyman Ateş Meali

    O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.



    46-Ahkaf-5-Süleyman Ateş Meali

    Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız size cevab veriyorlar mı? Yoksa sizin onlara yalvardığınız duyuyorlar mı? cevabınız "evet"se deliliniz nedir?

    [Bakınız 5-Maide-116-Ve yine Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsa sen mi insanlara 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". Haşa, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"]



    [Bakınız 39-Zümer-3-
    Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.]
    benimkileri es geç de Allah'ın sorularını cevabla bakalım

    Alıntı
    Bizim amacımız kendimizi değil, Kur'anın ders verdiği hakiki tevhid ile sizin aleminizdeki tevhidin arasındaki farkı izah etmektir..
    benim alemimdeki tevhide ne zaman vakıf oldun da onun eksik ya da hatalı olduğu zannına kapıldın?
    insanların kalpleri gayb değil midir?
    "göğsünü mü yardın?" hadisini hiç duydun mu?
    risalelerde yazmıyorsa bilmezsin tabii

    Alıntı
    Eğer siz Risale-i Nur'a ilişmeseydiniz, biz de sizin tevhid mertebenizi sorgulamayacaktık..Bu sebeple sizi böyle bir münazaraya davet ediyorum.
    ben tevhid mertebemi yukarıda mealler ile yazdım
    her türlü ibadetimi sadece Allah'a yaparım
    sen ise ibadetin özü olan duanın ölülere de yapılabileceğini savunuyorsun
    buyur bunu konuşalım
    bu mealleri sana üçüncü yazışım


  2. 13.Temmuz.2012, 14:18
    25
    âb ü kil
    reklam


    Alıntı
    ne yani yapılan tercümeler tefsirler yanlışta bir tek doğru risaledemi var bu nasıl bir mantık yahu..daha fazla batmadan susmanı tavsiye ederim kardeş..diyaneti suçladın,diğer mealleri suçladın bide bizi suçladın kim kaldı başka,sana risalenle bir ömür mutluluklar kardeş,
    tüm taassub ehli böyledir kardeş
    bak ne demiş:
    Alıntı
    Hatta sadece onuncu söz yaklaşık beşyüz ayetin tefsiridir.
    kendi hocasının 3-5 satır yazısı tam 500 ayetin tefsiri imiş
    ama bizim okuduğumuz onlarca meal ve tefsir kitabı noksan tercümelermiş
    hala geçmiş alimleri küçümsediğinin farkına varamadı

    Alıntı
    Diyanet sadece bir misal..Bütün "tercüme" dediğiniz eserler, tercümeyi yapan zatın Kur'andan anladığı en kısa ve noksan manadır..Sen o manaları kopyala yapıştır yapıyorsun..Daha sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyorsun...Bir kimsenin o ayetten anladığı en kısa ve noksan manayı "Kur'an ayeti" diye sana yutturmuşlar..
    ben Elhamdulillah meal ile ayet farkını biliyorum
    ama sizin Kur'an ile risale farkını bilmediğiniz de ortada
    onun da bir nevi Kur'an olduğunu iddia ediyorsunuz
    buna aranızdan ayrılan arkadaşlarımız şahiddir
    hatta sen de
    Alıntı
    Madem Risale-i Nur, doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tercüme edip, tahkiki bir tarzda ders veriyor, öyle ise Risale-i Nuru okuyan bir kimse doğrudan doğruya Kur'ana muhatap olmuş oluyor...
    diyerek bunu tasdik ettin

    sana daha önce de söyledim
    sana verdiğim ayetlerin meallerinde bir hata mı vardı?
    ayetlerin mealleri benim delil getirdiğim konu ile alakasız mıydı?
    eğer bu sorulara cevabın "evet" ise
    neden fikirlerini yazmak yerine ben ayet meallerini yazınca her iki konuda da verecek cevabın olmadı?
    sebebini ben söyleyeyim
    çünkü "hak gelince batıl zail olur" da ondan
    Kur'an'ın senin tabirinle "eksik tercümleri" senin risalelerinin sesini kesmeye yetiyor da artıyor bile

    Alıntı
    Ölülerden de dirilerden de hakiki tasarruf ve tesir sahibi ve müstakil bir kudret tevehhüm ederek yardım istemek şirktir..Yani, sadece ölülerden değil, yanındaki birini de hakiki fail ve tesir sahibi olduğunu tevehhüm ederek yardım istemek şirktir.
    biz bir diriden yardım istediğimiz zaman onun bizi duyabildiğini
    yardım etmeye gücünün olduğunu
    zira Allah'ın ona bu güçleri verdiğini bizzat görerek ve bilerek ondan yardım istiyoruz
    sizin yardım istediğiniz ölülerle ilgili buyur Allah'ın soruları:
    Alıntı
    6-En'am Suresi 71. ayet
    Diyanet İşleri Meali (Eski)

    71,72. De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim.Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

    10-Yunus-106-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak zalimlerden olursun. (diye emredilmiştir).
    17-İsra-56-Diyanet İşleri Meali (Eski)

    De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."

    21-Enbiya-66-Diyanet İşleri Meali (Eski)

    66,67. İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
    22-Hacc-12-Elmalılı Hamdi Yazır Meali

    Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.

    SORU: ölü şeyhleriniz size Alah'a rağmen fayda ya da zarar vermeye muktedir mi ki onlara dua ediyorsunuz?

    7-Araf-37 Süleyman Ateş Meali

    Allah'a yalan uyduran, ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitaptan nasipleri erişir (ezelde kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar); nihayet (ömürleri tükendiğizaman) melek elçilerimiz gelip canlarını alırken: "Hani Alah'tan başka yalvardıklarınız nerede?" dediklerinde: "Bizden sapıp, kayboldular" dediler ve kendi aleyhlerine, kendilerinin kafir olduklarına şahidlik ettiler.

    11-Hud-101-Süleyman Ateş Meali

    Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardıkları tanrıları, kendileriden hiçbir şeyi savamadı ve onların ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı!

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız size ölüm anında yardım edebilirler mi ki onlara dua ediyorsunuz?

    7- Araf-194-Allah'tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddianızda) doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıkalrınız sizin gibi kullar değiller mi? onlara yalvarınca size cevab verebiliyorlar mı?

    16-Nahl-20-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar.

    35-Fatır-40-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Siz, Allah'tan başka yalvardığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin (bakayım), onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların, gökler(in yaratılmasın)da (Allah'a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara (taptıkları putları bize ortak koşmalarını söyleyen) bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey va'detmiyorlar.
    46-Ahkaf-4-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa gökler(in yaratılışın)da onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru iseniz bundan önce (inmiş olan) bir Kitap, yahut bir bilgi kalıntısı getirin."

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız yaratılmış değiller mi? Onlar neyi yaratmışlar? Onların yaratmada Allah'a ortaklıkları ile ilgili bir deliliniz mi var? ya da onlara da dua edilebileceğine dair bir kitabınız mı var?

    16-Nahl-73-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızık veremeyecek ve bunu asla yapamayacak olan şeylere mi tapıyorlar?

    SORU: Allah'tan başka yalvardıkalrınız size rızık mı veriyor?

    16-Nahl-86-Süleyman Ateş Meali

    Ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman: "Rabbimiz, işte senden başka yalvar(ıp tap)dığımız ortaklarımız!" derler. (Onlar da bunlara): "Siz tamamen yalancılarsınız!" diye söz atarlar.

    46-Ahkaf-28-Süleyman Ateş Meali

    Allah'tan başka, kendilerine (Allah yanında) yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, (tanrıları), onlardan kaybolup gittiler.İşte onların yalanları ve uydurmaları budur.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız sizin onlara tapmanızı kabul edecek ve size mükafaat verecekler mi?

    22- Hacc-13- Süleyman Ateş Meali

    Ey insanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah'tan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız bir sinek yaratabilirler mi? Sinek onlardan birşey kapsa buna engel olabilirler mi? Yalvardığınız o ölüler diri iken dahi sinekler tarafından ısırılmayı engelleyebildiler mi?

    29-Ankebut-42-Diyanet Vakfı Meali

    Allah, onların kendisini bırakıp da hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz bilir. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

    35- Fatır-13-Süleyman Ateş Meali

    (Allah) Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka yalvardığınız şeyler ise bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız bir çekirdek zarına dahi olsun malik midirler?


    37-Saffat-125-Süleyman Ateş Meali

    Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"

    39-Zümer-38-Süleyman Ateş Meali

    Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" derler. De ki: "O halde Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allah, bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut (Allah) bana bir rahmet (fayda) vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter.Tevekkül edenler O'na dayanırlar."

    40-Mümin-20-Süleyman Ateş Meali

    Allah, hak ile hükmeder. O'ndan başka yalvardıkları (tanrılar) ise hiçbir hüküm veremezler. Çünkü işiten, gören yalnız Allah'tır.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız hüküm verebiliyorlar mı?

    40-Mümin-60-Diyanet Vakfı Meali

    Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.
    20-
    Meryem 4 Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiçbedbaht olmadım.
    Meryem 48 Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemlebedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.


    SORU: Allah'a dua ettiniz de Allah kabul mu etmedi? O'nun kabul etmediği duayı şeyhlerini mi kabul edecek sanıyorsunuz?
    Allah'a dua ettiniz de bedbaht mı oldunuz ki başkalarına dua eder oldunuz?


    40-Mümin-66-Süleyman Ateş Meali

    De ki: "Ben, Rabbimden bana açık deliller gelince, sizin Allah'tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men'olundum ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum."

    43-Zuhruf-86-Süleyman Ateş Meali

    O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.



    46-Ahkaf-5-Süleyman Ateş Meali

    Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.

    SORU: Allah'tan başka yalvardıklarınız size cevab veriyorlar mı? Yoksa sizin onlara yalvardığınız duyuyorlar mı? cevabınız "evet"se deliliniz nedir?

    [Bakınız 5-Maide-116-Ve yine Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsa sen mi insanlara 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". Haşa, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"]



    [Bakınız 39-Zümer-3-
    Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.]
    benimkileri es geç de Allah'ın sorularını cevabla bakalım

    Alıntı
    Bizim amacımız kendimizi değil, Kur'anın ders verdiği hakiki tevhid ile sizin aleminizdeki tevhidin arasındaki farkı izah etmektir..
    benim alemimdeki tevhide ne zaman vakıf oldun da onun eksik ya da hatalı olduğu zannına kapıldın?
    insanların kalpleri gayb değil midir?
    "göğsünü mü yardın?" hadisini hiç duydun mu?
    risalelerde yazmıyorsa bilmezsin tabii

    Alıntı
    Eğer siz Risale-i Nur'a ilişmeseydiniz, biz de sizin tevhid mertebenizi sorgulamayacaktık..Bu sebeple sizi böyle bir münazaraya davet ediyorum.
    ben tevhid mertebemi yukarıda mealler ile yazdım
    her türlü ibadetimi sadece Allah'a yaparım
    sen ise ibadetin özü olan duanın ölülere de yapılabileceğini savunuyorsun
    buyur bunu konuşalım
    bu mealleri sana üçüncü yazışım


  3. 13.Temmuz.2012, 14:47
    26
    aforizma
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96811
    Mesaj Sayısı: 208
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 54
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?

    reklam


    ebced le kafayı bozmuş arkadaşlara,Allahtan şifa diliyorum, bütün mana, makam ve liyakatleri ile birlikte.


  4. 13.Temmuz.2012, 14:47
    26
    Devamlı Üye
    reklam


    ebced le kafayı bozmuş arkadaşlara,Allahtan şifa diliyorum, bütün mana, makam ve liyakatleri ile birlikte.


  5. 13.Temmuz.2012, 15:18
    27
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?

    okuyunca hem kızıp hem de gülmemek elde değil
    yakında ayrı konu olarak açacağım İnşaallah
    bir iki güne kadar

    ama şimdilik sadece kısaca değineyim
    Kur'an'dan bazı ayetler alınır
    bu ayetler kesilip kırpılıp iki üç kelimesinin harflerinin ebced değeri bulunur
    -rakamları atıyorum-
    diyelim ki 500 çıktı
    "risaleinur" kelimesinin harflerinin ebced değeri toplanır
    aaa ne tesadüf 500 çıkıyor
    "demek ki Kur'an'ın bu ayeti risaleleri işaret ediyormuş akisini iddia etmek akılsızcadır" denilir

    farzı muhal
    topladığınız ayetlerin ebced değeri 500 değil de 1500 mü çıktı
    onun da kolayı var
    hemen kitabınızın adını değiştirip risaletünnuriyye yaparsınız
    sonra da bu kelimenin ebced değerini hesaplarsınız
    aaa tesadüfe bak aynı çıkıyor

    olmadı mı
    kitabın adı değişmez değil ya kardeş
    bir daha değiştir
    resailinur yap
    onun da ebcedi diyelim ki 840
    hemen ebcedi 840 olan bir ayet bul
    "bak bu ayet de risaleleri müjdelemiş" de
    nasıl olsa yutacak enayi bulunur

    oda mı olmadı
    herhangi bir ayetin
    ebced değeri senin bir kitabı yazışının hicri tarihi ile aynı olan
    birkaç kelimesini topla
    "bak bu ayetin ebcedi benim bu kitabımı yazma tarihimle aynı
    demek ki benim bu kitabımı ben yazmadım bana yazdırıldı" de

    sonra da buna Kur'an tahrifatı diyen bana cahil de
    ona da inanacak birileri bulunur elbet


  6. 13.Temmuz.2012, 15:18
    27
    âb ü kil
    okuyunca hem kızıp hem de gülmemek elde değil
    yakında ayrı konu olarak açacağım İnşaallah
    bir iki güne kadar

    ama şimdilik sadece kısaca değineyim
    Kur'an'dan bazı ayetler alınır
    bu ayetler kesilip kırpılıp iki üç kelimesinin harflerinin ebced değeri bulunur
    -rakamları atıyorum-
    diyelim ki 500 çıktı
    "risaleinur" kelimesinin harflerinin ebced değeri toplanır
    aaa ne tesadüf 500 çıkıyor
    "demek ki Kur'an'ın bu ayeti risaleleri işaret ediyormuş akisini iddia etmek akılsızcadır" denilir

    farzı muhal
    topladığınız ayetlerin ebced değeri 500 değil de 1500 mü çıktı
    onun da kolayı var
    hemen kitabınızın adını değiştirip risaletünnuriyye yaparsınız
    sonra da bu kelimenin ebced değerini hesaplarsınız
    aaa tesadüfe bak aynı çıkıyor

    olmadı mı
    kitabın adı değişmez değil ya kardeş
    bir daha değiştir
    resailinur yap
    onun da ebcedi diyelim ki 840
    hemen ebcedi 840 olan bir ayet bul
    "bak bu ayet de risaleleri müjdelemiş" de
    nasıl olsa yutacak enayi bulunur

    oda mı olmadı
    herhangi bir ayetin
    ebced değeri senin bir kitabı yazışının hicri tarihi ile aynı olan
    birkaç kelimesini topla
    "bak bu ayetin ebcedi benim bu kitabımı yazma tarihimle aynı
    demek ki benim bu kitabımı ben yazmadım bana yazdırıldı" de

    sonra da buna Kur'an tahrifatı diyen bana cahil de
    ona da inanacak birileri bulunur elbet


  7. 13.Temmuz.2012, 18:08
    28
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Alıntı
    ne yani yapılan tercümeler tefsirler yanlışta bir tek doğru risaledemi var bu nasıl bir mantık yahudaha fazla batmadan susmanı tavsiye ederim kardeşdiyaneti suçladın,diğer mealleri suçladın bide bizi suçladın kim kaldı başka,sana risalenle bir ömür mutluluklar kardeş,
    Ben kimseyi suçlamadım..Tercümeler olsa olsa, Kur'anın en kısa ve noksan manalarıdır..Tercümeden kopyala yapıştır yapıp, sonrada o tercümeye yanlış manalar verip, sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyenler bu manasız ve saçma tutumlarını bırakmalıdır diyoruz..Yani, adamlar mesela diyanetin tercümesini okuyorlar ve "biz direk Kur'andan istifade ediyoruz diyorlar..Bediüzzaman Said Nursi isimli bir İslam aliminin Kur'an tefsirini okuyanlara ise "biz Kur'andan sorumluyuz" diyorlar...Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu..Biz de diyoruz ki, diyanetin veya başka birinin tercümeleri Kur'an ve iman hakikatlerinde bizim ihtiyacımızı karşılamıyor. Eksik ve noksan kalıyor...Bu asırda iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki ihtiyaçlarımıza tam cevap veren Risale-i Nur'dur..Bu sebeple diyanetin veya bir başka kimsenin tercümesini değil, Risale-i Nuru okuyoruz...

    Ayrıca, ben Türkçe konuşuyorum..Buyurun bir Kur'an hakikati hakkında bir konu açalım..Eğer o iman esasını Risale-i Nur'dan daha vazıh ve tahkiki bana ders verirse ve iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki sorularıma Risale-i Nur'dan daha ikna edici cevaplar verirse, ben Risale-i Nuru değil o eseri okuyacağım..Buna tercümeler dahildir.

    Elhasıl, bizim sözümüz tercüme denen kısa ve noksan manaları asıl, tefsirleri ise teferruat gören ve tercümeyi okuyunca Kur'anın kendisini okuduğunu fakat tefsirleri okuyanların ise Kur'an ile alakası olmayan manaları okuduğumuzu iddia eden kişileredir.

    Alıntı
    sen hiç islam akaidi okudunmu kardeş şirk konusuna sadece akaid kitabından bak öğrenama senin risalen var başka kitap kesmez seni değilmi?
    siz risaleye ilişmeseydiniz bizde sizin tevhid mertebemizi sorgulayamayacaktınız öylemi kardeşinan üzülüyorum size ama er geç gerçeği göreceksiniz bunu bilah diyeceksinizde o ah artık elinize geçmeyecekumarım geç olmadan anlarsınız
    biz bizi kurtaracak kitabı manayı biliyoruzama sizi kurtaracak gözüyle baktığınız risale üzülerek söylüyorum kurtaramayacaktır
    Kardeşim, zaten siz tevhid deyince tek anladığınız "evliyaların yardıma gelmesidir"..Tevhidin en basit mertebesinde boğuluyorsunuz..Eğer diri olan birinin bile yardıma gelmesinin eğer itikad yanlış olursa şirk olabileceğini bilmiyorsunuz..Daha önce dediğim gibi Türkçe konuşuyorum....Buyurun tevhid ve şirk hakkında bir konu açalım..Tevhid hakikatinin aleminizde ne kadar basit bir mertebede olduğunu siz de göreceksiniz.

    amir kardeş, dediğim gibi iki çeşit cahillik vardır..Bilmediğini de bilmemek cehl-i mürekkebtir. Sizin gibilerin durumu Kur'andaki binlerce tevhidi ilan eden ayetlere bakmayıp, "ahsen-ül halıkın, erhamürrahimin, Allahü ekber gibi cümlelerden Allah'tan başka ilahlar,halıklar olduğuna delil getiren birinin durumu gibidir..Ne kadar o kimseye "arkadaş, Kur'anın baştan sona kadar sarih olarak tevhidi ilan etmesi gösteriyor ki, o cümlelerden senin anladığın mana doğru değildir" desen bile, o kimse "hayır madem ben o şekilde anlıyorum ve Kur'an öyle diyor, bunun sizin söylediğiniz şekilde olması imkansız" diye direten kimse gibidir...Siz de Risale-i Nura yaklaşımınız bu şekildedir..O kadar bizim izahımızdan sonra "hayır benim anladığım manalar doğrudur" diyorsunuz.. Şimdi bakalım:

    Alıntı
    kendi hocasının 3-5 satır yazısı tam 500 ayetin tefsiri imiş
    ama bizim okuduğumuz onlarca meal ve tefsir kitabı noksan tercümelermiş
    hala geçmiş alimleri küçümsediğinin farkına varamadı
    Yaklaşık 65 sayfalık bir Risaleyi 3-5 satır yazı olarak zanneden kimseye ne demek lazım bilemiyorum..
    Alıntı
    ben Elhamdulillah meal ile ayet farkını biliyorum
    ama sizin Kur'an ile risale farkını bilmediğiniz de ortada
    onun da bir nevi Kur'an olduğunu iddia ediyorsunuz
    buna aranızdan ayrılan arkadaşlarımız şahiddir
    hatta sen de
    Madem meal ile ayet farkını biliyorsun o zaman niçin "ben ayetlerden örnek veriyorum" diyorsun..

    İkinci olarak, kardeşim "ben iftira attım bana bir şey olmadı" mantığı ile hareket ediyorsunuz..Bilmeden söylediğiniz her bir şey birer iftira hükmüne geçiyor..Bu iftiraların hesabını vermeyeceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz...Risale-i Nur'un bir nevi Kur'an olduğunu hiç bir yerde söylemedik..Devamlı söylediğimiz şey, Risale-i Nur Kur'anın tefsiridir, yani Kur'an hakikatlerinin manevi bir tercümesidir..Doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tahkiki olarak ders veriyor..Bunun böyle olduğu Risale-i Nurun yüzlerce yerinde geçiyor.

    Şu büyük ve geniş âyetin hazinesinden yalnız birtek cevherini göstereceğiz
    Sözler ( 351 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Yazılan bütün otuzüç aded Sözler, o âyetin denizinden ve ifaza ettiği hakikat bahrinden otuzüç katredir.
    Sözler ( 653 )

    Alıntı
    biz bir diriden yardım istediğimiz zaman onun bizi duyabildiğini
    yardım etmeye gücünün olduğunu
    zira Allah'ın ona bu güçleri verdiğini bizzat görerek ve bilerek ondan yardım istiyoruz
    Kardeşim, işte senin tevhid merteben bu kadar...Bir diri bizi duyamaz ve göremez ve bizim sesimizi işitemez ve bizim yardımımıza gelemez..O diriye bizim sesimizi işiten ve gördüren ve bizim yardımımıza getiren ve o diriyi vücudda tutan ve hareketlerini yaratan doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.

    Ayrıca, Mesela, sağır, kör, dilsiz ve yerinden kalkamayan birinden "kardeşim gel bu taşı kaldırmama yardım et" desem, sen en fazla bana " kardeşim o kimse sağır, kör, dilsiz olduğundan ve yerinden kalkamadığından senin yardımına gelemez" dersin...Fakat, "böyle biri seni duyamayacağı, göremeyeceği ve yerinden kalkamayacağı için senin ondan yardım istemen şirktir" desen, ifrat etmiş ve cahilliğini her tarafa ilan etmiş olursun.

    Alıntı
    benimkileri es geç de Allah'ın sorularını cevabla bakalım
    Şimdi, senin Süleyman Ateş, diyanet gibi kimselerin eserlerinden verdiğin ayet meallerinden senin anladığın "ölülerin yardıma gelmesi" manası nerede, o gibi ayetlerin hakiki ve geniş ve bize her vakit ve daimi hidayet olan bir manası nerede hep birlikte bakalım:

    O gibi ayetler sizin anladığınız gibi sadece ölüler için değil, bütün sebepler içindir. Yani, Cenab-ı Hak, o ayetlerle bize “sakın müracaat ettiğiniz sebepleri hakiki fail, hakiki tesir sahibi kabul ederek Allah’tan gafil olmayın. O sebepler, Allah’ın kudretine bir perdedir. Allah’ın izni ve kudreti olmadan o sebepler size bir menfaat vermezler. Çünkü, o sebepler daha kendilerini bile idare edemezler ve sizin ihtiyaçlarını bilemeyecek kadar akılsız ve şuursuz ve kördür”…O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil, bir ağaçtan tut, ta arılara ve hatta yanındaki insana kadar şumülü var. Bu vesilelerin hiç birinin Allah’ın izni ve iradesi ve kudreti haricinde bir vücudu ve hareketi yoktur.

    Elhasıl, o ayetler bize “sakın şifana sebep olan bir ilacı veya rızkına sebep olan bir ağacı hakiki şafi ve hakiki rezzak olarak telakki etmeyin. O ilaç ve o ağaç, sizi ve sizin ihtiyacınızı göremeyecek ve bilemeyecek derecede akılsız, şuursuz ve kördür.

    amir kardeşim, eynessera minessüreyya..

    Alıntı
    benim alemimdeki tevhide ne zaman vakıf oldun da onun eksik ya da hatalı olduğu zannına kapıldın?
    insanların kalpleri gayb değil midir?
    "göğsünü mü yardın?" hadisini hiç duydun mu?
    risalelerde yazmıyorsa bilmezsin tabii
    Göğsünü yarmaya gerek yok..Ben de ölçmeye meraklı değilim. Fakat, Söylediğiniz sözler sizin hangi mertebede olduğunuzu ele veriyor...Bir kimse matematiği toplama ve çıkarmadan ibaret zannederse nasıl onun matematiğin derecesi belli olur, öyle de sizin de tevhidi sadece "ölülerin yardıma gelmesi veya puta tapmamak" ibaret zannetmeniz de elbette sizin tevhid mertebenizi gösterir. Senin de sanki "diriler bizi işitebilir, bizim yardımıza gelebilir" demen senin tevhid mertebeni ele veriyor..Çünkü, diriler de bizi işitemez ve yardımımıza gelemez..Bizim sesimizi dirilere işiten ve yardımımıza gönderen doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.

    Alıntı
    ben tevhid mertebemi yukarıda mealler ile yazdım
    her türlü ibadetimi sadece Allah'a yaparım
    sen ise ibadetin özü olan duanın ölülere de yapılabileceğini savunuyorsun
    buyur bunu konuşalım
    bu mealleri sana üçüncü yazışım
    Yine iftiralar atmaya başlıyorsun..Ben hiç bir zaman ne ölüye ve ne de diriye dua edildiğini söylemedim..Öyle bir şeye ima dahi etmedim..Fakat, evliyadan himmet istemek, aynı yanındaki birinden yardım istemek gibidir. Aralarındaki tek fark birisinin keramet olmasıdır..Diğerinin ise adet-i ilahiye olmasıdır..

    amir kardeşim, daha önce cehl-i mürekkebi manasını sana izah etmiştim...tekrar etmeye lüzum görmüyorum..Çünkü, aşaıdaki iddian senin "ebced" bilgini ele veriyor..Niçin bazı şeyleri anlamadığın şimdi anlaşılıyor..Demek senin aleminde ebced denildiği zaman bu şekilde anlaşılıyormuş öyle mi?

    Alıntı
    ama şimdilik sadece kısaca değineyim
    Kur'an'dan bazı ayetler alınır
    bu ayetler kesilip kırpılıp iki üç kelimesinin harflerinin ebced değeri bulunur
    -rakamları atıyorum-
    diyelim ki 500 çıktı
    "risaleinur" kelimesinin harflerinin ebced değeri toplanır
    aaa ne tesadüf 500 çıkıyor
    "demek ki Kur'an'ın bu ayeti risaleleri işaret ediyormuş akisini iddia etmek akılsızcadır" denilir
    Şimdi, bizim ebcedden anladığımıza bir ba bakalım...Arada ne kadar farz var:

    Ebced hesabında ölçü; mana, makam ve liyakattır. Yani, "ve la ratbin ve la yabisin illa fi kitabin mübin" sırrıyla yaş ve kuru herşeyin derecesine göre içinde bulunduğu ve câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimat-ı Kur'aniye mana ve makam olarak bir hadiseye tevafuk edip işaret ediyorsa ve aynı ayetin içinde o hadise ile ilgili kelimeler varsa, bununla bereber o ayet ebced hesabı ile de o hadiseye tevafuk ediyorsa ve aynı zamanda o işaret edilen hadisenin Kur'anın bu işaretine liyakati varsa, işte o zaman bu işaret sarahat derecesine çıkar. İşte, mesela Nur ayeti hem mana ve hem makam ve hem de ebced olarak on parmakla (ve diğer işaretlerle birlikte bine yakın parmakla Risale-i Nura işaret ediyor. Risale-i Nur, Kur'anın hususi işaretine layık olacak bir hadise-i Kur'aniyedir. Çünkü, yaş ve kuru herşeyin derecesine göre içinde bulunduğu ve câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden Kur'an gibi bir kitabın bu ahirzamanın dehşetinde Kur'an ve iman hakikatlerini tahkiki olarak neşredip milyonlarca insanın imanını kurtaran ve taklidden tahkika çeviren ve muhafaza eden ve iman ve din düşmanları gizli zındık komitelerin planlarınız zirü zeber eden ve neşrettiği Kur'an hakikatleriyle küfrün belini kıran bir mucizesine işaret etmemesi mümkün değildir, akıldan uzaktır. Kur'anın Risale-i Nura işaret etmesi onun i'cazının şanındandır ve ulviyetine ve azametine yakışıyor.

    Mesela, fil süresinde geçen fil hadisesinin manası zaten ikinci dünya savaşına işaret edip tevafuk ediyor. Çünkü, fil hadisesinde fillerine güvenen ve Ka'beyi tahribe çalışan Ebrehe ve ordusu var. İkinci dünya savaşında ise, servetlerine ve filolarına güvenen ve alem-i İslama ihanet eden Avrupa var. Fil hadisesinde nasıl ki ebabil yanmış taş atıp ebreheyi ve ordusunu perişan ediyor. İkinci dünya savaşında da ebabil kuşları gibi uçaklar bomba atıp, bin senelik mahsülatlarını zir ü zeber ediyorlar. İşte, fil suresi mana ve makam olarak tam tamına ikinci dünya savaşına işaret ediyor. Aynı zamanda bu surenin ebced hesabı da üç cihetle ikinci dünya savaşına tevafuk ederse, bu Kur'ana bir noksanlık vermez. Tam tersine Kur'ana yakışıyor. Dikkat edilirse, burada da ölçü; yine hem mana ve makamın ve hem ebcedin tevafuk etmesi ve aynı zamanda tevafuk eden hadisenin, Kur'anın bu işaretine liyakatıdır ki, ikinci dünya savaşı Kur'anın işaretine layık olacak bir hadisedir.

    Elhasıl, bazı ahmak cahillerin dediği gibi sadece ebced hesabının tevafuku ölçü değildir. Aynı zamanda mana ve makamın tevafuk etmesi ve o işaret edilen şeyin, Kur'anın bu işaretine layık olması lazımdır.


  8. 13.Temmuz.2012, 18:08
    28
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    ne yani yapılan tercümeler tefsirler yanlışta bir tek doğru risaledemi var bu nasıl bir mantık yahudaha fazla batmadan susmanı tavsiye ederim kardeşdiyaneti suçladın,diğer mealleri suçladın bide bizi suçladın kim kaldı başka,sana risalenle bir ömür mutluluklar kardeş,
    Ben kimseyi suçlamadım..Tercümeler olsa olsa, Kur'anın en kısa ve noksan manalarıdır..Tercümeden kopyala yapıştır yapıp, sonrada o tercümeye yanlış manalar verip, sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyenler bu manasız ve saçma tutumlarını bırakmalıdır diyoruz..Yani, adamlar mesela diyanetin tercümesini okuyorlar ve "biz direk Kur'andan istifade ediyoruz diyorlar..Bediüzzaman Said Nursi isimli bir İslam aliminin Kur'an tefsirini okuyanlara ise "biz Kur'andan sorumluyuz" diyorlar...Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu..Biz de diyoruz ki, diyanetin veya başka birinin tercümeleri Kur'an ve iman hakikatlerinde bizim ihtiyacımızı karşılamıyor. Eksik ve noksan kalıyor...Bu asırda iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki ihtiyaçlarımıza tam cevap veren Risale-i Nur'dur..Bu sebeple diyanetin veya bir başka kimsenin tercümesini değil, Risale-i Nuru okuyoruz...

    Ayrıca, ben Türkçe konuşuyorum..Buyurun bir Kur'an hakikati hakkında bir konu açalım..Eğer o iman esasını Risale-i Nur'dan daha vazıh ve tahkiki bana ders verirse ve iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki sorularıma Risale-i Nur'dan daha ikna edici cevaplar verirse, ben Risale-i Nuru değil o eseri okuyacağım..Buna tercümeler dahildir.

    Elhasıl, bizim sözümüz tercüme denen kısa ve noksan manaları asıl, tefsirleri ise teferruat gören ve tercümeyi okuyunca Kur'anın kendisini okuduğunu fakat tefsirleri okuyanların ise Kur'an ile alakası olmayan manaları okuduğumuzu iddia eden kişileredir.

    Alıntı
    sen hiç islam akaidi okudunmu kardeş şirk konusuna sadece akaid kitabından bak öğrenama senin risalen var başka kitap kesmez seni değilmi?
    siz risaleye ilişmeseydiniz bizde sizin tevhid mertebemizi sorgulayamayacaktınız öylemi kardeşinan üzülüyorum size ama er geç gerçeği göreceksiniz bunu bilah diyeceksinizde o ah artık elinize geçmeyecekumarım geç olmadan anlarsınız
    biz bizi kurtaracak kitabı manayı biliyoruzama sizi kurtaracak gözüyle baktığınız risale üzülerek söylüyorum kurtaramayacaktır
    Kardeşim, zaten siz tevhid deyince tek anladığınız "evliyaların yardıma gelmesidir"..Tevhidin en basit mertebesinde boğuluyorsunuz..Eğer diri olan birinin bile yardıma gelmesinin eğer itikad yanlış olursa şirk olabileceğini bilmiyorsunuz..Daha önce dediğim gibi Türkçe konuşuyorum....Buyurun tevhid ve şirk hakkında bir konu açalım..Tevhid hakikatinin aleminizde ne kadar basit bir mertebede olduğunu siz de göreceksiniz.

    amir kardeş, dediğim gibi iki çeşit cahillik vardır..Bilmediğini de bilmemek cehl-i mürekkebtir. Sizin gibilerin durumu Kur'andaki binlerce tevhidi ilan eden ayetlere bakmayıp, "ahsen-ül halıkın, erhamürrahimin, Allahü ekber gibi cümlelerden Allah'tan başka ilahlar,halıklar olduğuna delil getiren birinin durumu gibidir..Ne kadar o kimseye "arkadaş, Kur'anın baştan sona kadar sarih olarak tevhidi ilan etmesi gösteriyor ki, o cümlelerden senin anladığın mana doğru değildir" desen bile, o kimse "hayır madem ben o şekilde anlıyorum ve Kur'an öyle diyor, bunun sizin söylediğiniz şekilde olması imkansız" diye direten kimse gibidir...Siz de Risale-i Nura yaklaşımınız bu şekildedir..O kadar bizim izahımızdan sonra "hayır benim anladığım manalar doğrudur" diyorsunuz.. Şimdi bakalım:

    Alıntı
    kendi hocasının 3-5 satır yazısı tam 500 ayetin tefsiri imiş
    ama bizim okuduğumuz onlarca meal ve tefsir kitabı noksan tercümelermiş
    hala geçmiş alimleri küçümsediğinin farkına varamadı
    Yaklaşık 65 sayfalık bir Risaleyi 3-5 satır yazı olarak zanneden kimseye ne demek lazım bilemiyorum..
    Alıntı
    ben Elhamdulillah meal ile ayet farkını biliyorum
    ama sizin Kur'an ile risale farkını bilmediğiniz de ortada
    onun da bir nevi Kur'an olduğunu iddia ediyorsunuz
    buna aranızdan ayrılan arkadaşlarımız şahiddir
    hatta sen de
    Madem meal ile ayet farkını biliyorsun o zaman niçin "ben ayetlerden örnek veriyorum" diyorsun..

    İkinci olarak, kardeşim "ben iftira attım bana bir şey olmadı" mantığı ile hareket ediyorsunuz..Bilmeden söylediğiniz her bir şey birer iftira hükmüne geçiyor..Bu iftiraların hesabını vermeyeceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz...Risale-i Nur'un bir nevi Kur'an olduğunu hiç bir yerde söylemedik..Devamlı söylediğimiz şey, Risale-i Nur Kur'anın tefsiridir, yani Kur'an hakikatlerinin manevi bir tercümesidir..Doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tahkiki olarak ders veriyor..Bunun böyle olduğu Risale-i Nurun yüzlerce yerinde geçiyor.

    Şu büyük ve geniş âyetin hazinesinden yalnız birtek cevherini göstereceğiz
    Sözler ( 351 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Yazılan bütün otuzüç aded Sözler, o âyetin denizinden ve ifaza ettiği hakikat bahrinden otuzüç katredir.
    Sözler ( 653 )

    Alıntı
    biz bir diriden yardım istediğimiz zaman onun bizi duyabildiğini
    yardım etmeye gücünün olduğunu
    zira Allah'ın ona bu güçleri verdiğini bizzat görerek ve bilerek ondan yardım istiyoruz
    Kardeşim, işte senin tevhid merteben bu kadar...Bir diri bizi duyamaz ve göremez ve bizim sesimizi işitemez ve bizim yardımımıza gelemez..O diriye bizim sesimizi işiten ve gördüren ve bizim yardımımıza getiren ve o diriyi vücudda tutan ve hareketlerini yaratan doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.

    Ayrıca, Mesela, sağır, kör, dilsiz ve yerinden kalkamayan birinden "kardeşim gel bu taşı kaldırmama yardım et" desem, sen en fazla bana " kardeşim o kimse sağır, kör, dilsiz olduğundan ve yerinden kalkamadığından senin yardımına gelemez" dersin...Fakat, "böyle biri seni duyamayacağı, göremeyeceği ve yerinden kalkamayacağı için senin ondan yardım istemen şirktir" desen, ifrat etmiş ve cahilliğini her tarafa ilan etmiş olursun.

    Alıntı
    benimkileri es geç de Allah'ın sorularını cevabla bakalım
    Şimdi, senin Süleyman Ateş, diyanet gibi kimselerin eserlerinden verdiğin ayet meallerinden senin anladığın "ölülerin yardıma gelmesi" manası nerede, o gibi ayetlerin hakiki ve geniş ve bize her vakit ve daimi hidayet olan bir manası nerede hep birlikte bakalım:

    O gibi ayetler sizin anladığınız gibi sadece ölüler için değil, bütün sebepler içindir. Yani, Cenab-ı Hak, o ayetlerle bize “sakın müracaat ettiğiniz sebepleri hakiki fail, hakiki tesir sahibi kabul ederek Allah’tan gafil olmayın. O sebepler, Allah’ın kudretine bir perdedir. Allah’ın izni ve kudreti olmadan o sebepler size bir menfaat vermezler. Çünkü, o sebepler daha kendilerini bile idare edemezler ve sizin ihtiyaçlarını bilemeyecek kadar akılsız ve şuursuz ve kördür”…O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil, bir ağaçtan tut, ta arılara ve hatta yanındaki insana kadar şumülü var. Bu vesilelerin hiç birinin Allah’ın izni ve iradesi ve kudreti haricinde bir vücudu ve hareketi yoktur.

    Elhasıl, o ayetler bize “sakın şifana sebep olan bir ilacı veya rızkına sebep olan bir ağacı hakiki şafi ve hakiki rezzak olarak telakki etmeyin. O ilaç ve o ağaç, sizi ve sizin ihtiyacınızı göremeyecek ve bilemeyecek derecede akılsız, şuursuz ve kördür.

    amir kardeşim, eynessera minessüreyya..

    Alıntı
    benim alemimdeki tevhide ne zaman vakıf oldun da onun eksik ya da hatalı olduğu zannına kapıldın?
    insanların kalpleri gayb değil midir?
    "göğsünü mü yardın?" hadisini hiç duydun mu?
    risalelerde yazmıyorsa bilmezsin tabii
    Göğsünü yarmaya gerek yok..Ben de ölçmeye meraklı değilim. Fakat, Söylediğiniz sözler sizin hangi mertebede olduğunuzu ele veriyor...Bir kimse matematiği toplama ve çıkarmadan ibaret zannederse nasıl onun matematiğin derecesi belli olur, öyle de sizin de tevhidi sadece "ölülerin yardıma gelmesi veya puta tapmamak" ibaret zannetmeniz de elbette sizin tevhid mertebenizi gösterir. Senin de sanki "diriler bizi işitebilir, bizim yardımıza gelebilir" demen senin tevhid mertebeni ele veriyor..Çünkü, diriler de bizi işitemez ve yardımımıza gelemez..Bizim sesimizi dirilere işiten ve yardımımıza gönderen doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.

    Alıntı
    ben tevhid mertebemi yukarıda mealler ile yazdım
    her türlü ibadetimi sadece Allah'a yaparım
    sen ise ibadetin özü olan duanın ölülere de yapılabileceğini savunuyorsun
    buyur bunu konuşalım
    bu mealleri sana üçüncü yazışım
    Yine iftiralar atmaya başlıyorsun..Ben hiç bir zaman ne ölüye ve ne de diriye dua edildiğini söylemedim..Öyle bir şeye ima dahi etmedim..Fakat, evliyadan himmet istemek, aynı yanındaki birinden yardım istemek gibidir. Aralarındaki tek fark birisinin keramet olmasıdır..Diğerinin ise adet-i ilahiye olmasıdır..

    amir kardeşim, daha önce cehl-i mürekkebi manasını sana izah etmiştim...tekrar etmeye lüzum görmüyorum..Çünkü, aşaıdaki iddian senin "ebced" bilgini ele veriyor..Niçin bazı şeyleri anlamadığın şimdi anlaşılıyor..Demek senin aleminde ebced denildiği zaman bu şekilde anlaşılıyormuş öyle mi?

    Alıntı
    ama şimdilik sadece kısaca değineyim
    Kur'an'dan bazı ayetler alınır
    bu ayetler kesilip kırpılıp iki üç kelimesinin harflerinin ebced değeri bulunur
    -rakamları atıyorum-
    diyelim ki 500 çıktı
    "risaleinur" kelimesinin harflerinin ebced değeri toplanır
    aaa ne tesadüf 500 çıkıyor
    "demek ki Kur'an'ın bu ayeti risaleleri işaret ediyormuş akisini iddia etmek akılsızcadır" denilir
    Şimdi, bizim ebcedden anladığımıza bir ba bakalım...Arada ne kadar farz var:

    Ebced hesabında ölçü; mana, makam ve liyakattır. Yani, "ve la ratbin ve la yabisin illa fi kitabin mübin" sırrıyla yaş ve kuru herşeyin derecesine göre içinde bulunduğu ve câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimat-ı Kur'aniye mana ve makam olarak bir hadiseye tevafuk edip işaret ediyorsa ve aynı ayetin içinde o hadise ile ilgili kelimeler varsa, bununla bereber o ayet ebced hesabı ile de o hadiseye tevafuk ediyorsa ve aynı zamanda o işaret edilen hadisenin Kur'anın bu işaretine liyakati varsa, işte o zaman bu işaret sarahat derecesine çıkar. İşte, mesela Nur ayeti hem mana ve hem makam ve hem de ebced olarak on parmakla (ve diğer işaretlerle birlikte bine yakın parmakla Risale-i Nura işaret ediyor. Risale-i Nur, Kur'anın hususi işaretine layık olacak bir hadise-i Kur'aniyedir. Çünkü, yaş ve kuru herşeyin derecesine göre içinde bulunduğu ve câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden Kur'an gibi bir kitabın bu ahirzamanın dehşetinde Kur'an ve iman hakikatlerini tahkiki olarak neşredip milyonlarca insanın imanını kurtaran ve taklidden tahkika çeviren ve muhafaza eden ve iman ve din düşmanları gizli zındık komitelerin planlarınız zirü zeber eden ve neşrettiği Kur'an hakikatleriyle küfrün belini kıran bir mucizesine işaret etmemesi mümkün değildir, akıldan uzaktır. Kur'anın Risale-i Nura işaret etmesi onun i'cazının şanındandır ve ulviyetine ve azametine yakışıyor.

    Mesela, fil süresinde geçen fil hadisesinin manası zaten ikinci dünya savaşına işaret edip tevafuk ediyor. Çünkü, fil hadisesinde fillerine güvenen ve Ka'beyi tahribe çalışan Ebrehe ve ordusu var. İkinci dünya savaşında ise, servetlerine ve filolarına güvenen ve alem-i İslama ihanet eden Avrupa var. Fil hadisesinde nasıl ki ebabil yanmış taş atıp ebreheyi ve ordusunu perişan ediyor. İkinci dünya savaşında da ebabil kuşları gibi uçaklar bomba atıp, bin senelik mahsülatlarını zir ü zeber ediyorlar. İşte, fil suresi mana ve makam olarak tam tamına ikinci dünya savaşına işaret ediyor. Aynı zamanda bu surenin ebced hesabı da üç cihetle ikinci dünya savaşına tevafuk ederse, bu Kur'ana bir noksanlık vermez. Tam tersine Kur'ana yakışıyor. Dikkat edilirse, burada da ölçü; yine hem mana ve makamın ve hem ebcedin tevafuk etmesi ve aynı zamanda tevafuk eden hadisenin, Kur'anın bu işaretine liyakatıdır ki, ikinci dünya savaşı Kur'anın işaretine layık olacak bir hadisedir.

    Elhasıl, bazı ahmak cahillerin dediği gibi sadece ebced hesabının tevafuku ölçü değildir. Aynı zamanda mana ve makamın tevafuk etmesi ve o işaret edilen şeyin, Kur'anın bu işaretine layık olması lazımdır.


  9. 14.Temmuz.2012, 01:43
    29
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Risalaeyi anlayabileceğimiz bir dille yazarmısınız?

    Alıntı
    Tercümeler olsa olsa, Kur'anın en kısa ve noksan manalarıdır..Tercümeden kopyala yapıştır yapıp, sonrada o tercümeye yanlış manalar verip, sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyenler bu manasız ve saçma tutumlarını bırakmalıdır diyoruz..
    sen değil misin
    Alıntı
    Çünkü, Kur'anın bazen bir tek harfi bile bir hakikatler hazinesi hükmüne geçer ve sayfalar dolusu hakikati ders verir.
    diyen?
    ne yapacağız?
    bir konuda bir ayetin tercemesi meramımızı anlatmaya yetiyor olsa bile
    o ayetin konumuzla alakalı olmayan anlamları da dahil tüm manalarını mı vereceğiz?
    tercümesi yeterli ise onunla yetinir
    değilse tefsirini de veririz
    bunun nesi yanlış?

    Alıntı
    Yani, adamlar mesela diyanetin tercümesini okuyorlar ve "biz direk Kur'andan istifade ediyoruz diyorlar..Bediüzzaman Said Nursi isimli bir İslam aliminin Kur'an tefsirini okuyanlara ise "biz Kur'andan sorumluyuz" diyorlar...
    işte bunu anlayamayacaksınız
    benim linkini hep verdiğim bir site var
    gene vereyim:
    http://www.kuranmeali.com/ayetkarsil...?sure=1&ayet=1
    orada bir ayetin yaklaşık 20 değişik mealini okuruz
    ama asla o meallerden birini değil sadece Kur'an'ı öne çıkarır onun reklamını yapar insanları ona davet ederiz
    o meallerden hiçbirine asla kutsallık atfetmeyiz
    asla o meallerden birinin Allah'ın ilhamı ile yazıldığını iddia etmeyiz
    siz ise bu saydığım yanlışların hepsini yapıyorsunuz

    Alıntı
    Bu asırda iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki ihtiyaçlarımıza tam cevap veren Risale-i Nur'dur..Bu sebeple diyanetin veya bir başka kimsenin tercümesini değil, Risale-i Nuru okuyoruz..
    işte yukardaki vb sözlerinizi sadece Kur'an için söylemelisiniz
    neden bu tavsiyemize şiddetle karşı koyuyorsunuz anlamak mümkün değil
    bakın Allah ne buyuruyor:
    Alıntı
    KURAN muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.(Bakara 2/ 2) “Gerçekten bu KURAN, insanları en doğru yola iletir. Güzel amel ve hareketlerde bulunan müminlere, kendileri için, muhakkak pek büyük bir ecir bulunduğunu da müjdeler O…” (İsra 17/ 9). “…Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları, o kitapla, selamet yollarına ulaştırır, onları karanlıklardan Allah’ın izniyle aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.” (Maide 5/ 15-16). “İşte bu (KURAN) da indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve onunla korunun ki, esirgenmiş olasınız.” (Enam 6/ 155). “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”(Yunus 10/ 57). “O, cidden faydası çok, benzeri yok bir kitaptır. Ki, önünden de arkasından da ona batıl bir şey giremez. O, bütün kainatın hamd ettiği, O, yegane hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.” (Fussılet 41/ 42).
    ya Resulullah ne demiş:
    Alıntı
    Kuran-ı Kerim’de kendisini tanıtan daha nice ayetler var. Peygamberin sav de Kuran-ı Kerim hakkında pek çok hadisleri vardır. “Gerçekten ileride gece karanlıkları gibi fitneler olacak. Bundan kurtuluş nedir ya Resulellah dediler. Çare Allah kitabı KURANdır; onda sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri, ve aranızda uygulayacağınız şeylerin hükümleri vardır. O hak ile batılı- yanlış ile doğruyu birbirinden ayıran ciddi bir kitaptır. Saçma sapan söz (şaka ve oyuncak) değildir. Onu büyüklenip terk edenin Allah belini kırar. Onun dışında doğru yol arayanları Allah sapıklığa mahkum eder. O, Allah’ın sağlam ve kopmaz ipidir. Onu okuyan diller zorluk çekmez. Bilginler ona doymaz, muttakiler ondan usanmaz. Keyiflerin sapıtmamasına ve görüşlerin dağılmamasına yegane sebep odur. Kurana uygun konuşan doğru söyler, onunla amel eden sevabını alır. Kuranla hükmeden adalet yapmış olur. Ona sıkı sarılan doğru yola hidayeti bulur. (Tirmizi, Fedail-il Kuran: 14). “Gerçekten bu KURAN bir tarafı Allah’ın yedinde, diğer tarafı sizin elinizde (bir iptir.) Onun yoluna girip hükümleriyle amel ediniz. Artık sizler, bundan sonra ebediyen şaşmaz ve helak olmazsınız.” (Taberani, Ebu Şüreyh’ten) “KURAN şefaatçidir; şefaati kabul edilecektir. O hasmıyla-düşmanıyla mücadele eder. Allah ve Resulünce tasdik edilmiştir. Kim, onu önünde tutarsa Cennete götürür, kim de onu arkasına iterse cehenneme sevk eder.” (İbn Hibban Cabir’den) “Bir kimse Kuranı okur, ahkamıyla amil ve hikmetiyle kamil olur, helalini helal ve haramını haram bilirse, Allah onu KURAN sebebiyle Cennete kor ve ev halkından, kendilerine ateş vacip olan en az on kişi için de şefaatini kabul eder.” (Tirmizi, Hz. Ali’den). “Ümmetimin en şereflileri, Kuranı ezberleyerek yüklenenlerdir.” (Beyhaki, İbn Abbas). “Sizin en hayırlınız, Kuranı okuyup okutanlarınızdır.” (Hakim Osman’dan). “Sizden biriniz Rabbısıyla konuşmayı sever ve isterse o, KURAN okusun” (Haraiti, Enes’den).
    Alıntı
    Daha önce dediğim gibi Türkçe konuşuyorum....Buyurun tevhid ve şirk hakkında bir konu açalım..Tevhid hakikatinin aleminizde ne kadar basit bir mertebede olduğunu siz de göreceksiniz.
    dua denilen ibadetin ta kendisi olan bir ameli
    Allah'tan başkasına yapmak tevhidle ilgili değil de neyle ilgili acaba?
    sence biz Allah'tan başkasına dua edilmemesini savunurken tevhidi değil de neyi savunuyoruz?
    ha sana göre bu
    Alıntı
    Tevhidin en basit mertebesi
    imiş o ayrı mesele

    Alıntı
    amir kardeş, dediğim gibi iki çeşit cahillik vardır..Bilmediğini de bilmemek cehl-i mürekkebtir. Sizin gibilerin durumu Kur'andaki binlerce tevhidi ilan eden ayetlere bakmayıp, "ahsen-ül halıkın, erhamürrahimin, Allahü ekber gibi cümlelerden Allah'tan başka ilahlar,halıklar olduğuna delil getiren birinin durumu gibidir..Ne kadar o kimseye "arkadaş, Kur'anın baştan sona kadar sarih olarak tevhidi ilan etmesi gösteriyor ki, o cümlelerden senin anladığın mana doğru değildir" desen bile, o kimse "hayır madem ben o şekilde anlıyorum ve Kur'an öyle diyor, bunun sizin söylediğiniz şekilde olması imkansız" diye direten kimse gibidir...Siz de Risale-i Nura yaklaşımınız bu şekildedir..
    bir kitap ya da kişi düşünün
    sürekli insanları tevhide çağırıyor
    ama bir yandan da arada sırada da olsa insanları Allah'tan başkasına dua etmeye teşvik ediyor
    bizim de bunu eleştirmemiz
    Kur'an'dan cımbızlama ayet çekerek onu tahrif edenlere benzemek oluyormuş
    aslında bu paragrafta bile risaleleri Kur'an'a denk görme hastalığının izleri var

    Alıntı
    Yaklaşık 65 sayfalık bir Risaleyi 3-5 satır yazı olarak zanneden kimseye ne demek lazım bilemiyorum..
    ben 3-5 satır diye yazmadan önce nette baktım
    10.sözün yaklaşık 50-60 sayfa olduğunu gördüm
    3-5 satır kelimelerini o 50-60 sayfayla değil
    500 ayetle kıyaslayarak yazdım
    evet 50-60 sayfalık bir kul yazısı
    Kur'an'ın tek bir ayetinin yanında 3-5 satır kadar kifayetsizdir
    50-60 sayfalık bir yazının da
    Kur'an'ın 500 ayetinin tefsiri olduğunu iddia etmek
    Kur'an'ı küçümsemektir

    Alıntı
    Risale-i Nur'un bir nevi Kur'an olduğunu hiç bir yerde söylemedik..Devamlı söylediğimiz şey, Risale-i Nur Kur'anın tefsiridir, yani Kur'an hakikatlerinin manevi bir tercümesidir..Doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tahkiki olarak ders veriyor..Bunun böyle olduğu Risale-i Nurun yüzlerce yerinde geçiyor.
    bu sözlerinden hemen önce benim bir sözümden alıntı yapmışsın
    ama alıntıyı tam da işine gelmeyen yerde
    benim senden yaptığım bir alıntıda kesmişsin
    bak benim senden yaptığım alıntıda ne demişsin:
    Alıntı
    Madem Risale-i Nur, doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tercüme edip, tahkiki bir tarzda ders veriyor, öyle ise Risale-i Nuru okuyan bir kimse doğrudan doğruya Kur'ana muhatap olmuş oluyor.
    bu ne demek şimdi?
    yukarda verdiğim hadisteki bir cümleyi aynen kopyalıyorum
    Alıntı
    ...Onun dışında doğru yol arayanları Allah sapıklığa mahkum eder...
    Alıntı
    Şu büyük ve geniş âyetin hazinesinden yalnız birtek cevherini göstereceğiz
    Sözler ( 351 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Yazılan bütün otuzüç aded Sözler, o âyetin denizinden ve ifaza ettiği hakikat bahrinden otuzüç katredir.
    Sözler ( 653 )
    bunların hepsi yanlış sözlerdir
    sanki zikredilen ayetin bütün hazinesi kendisine verilmiş de
    sadece bir kısmından bahsediyormuş gibi bir iddia var
    halbuki "bu ayetin Allahu Alem şu anlama da geleceğini zannediyorum" vb denmeliydi
    nerden biliyor kendi ağzından çıkan sözlerin gerçekten de o ayetin anlam hazinelerinden biri olduğunu?

    Alıntı
    Kardeşim, işte senin tevhid merteben bu kadar...Bir diri bizi duyamaz ve göremez ve bizim sesimizi işitemez ve bizim yardımımıza gelemez..O diriye bizim sesimizi işiten ve gördüren ve bizim yardımımıza getiren ve o diriyi vücudda tutan ve hareketlerini yaratan doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir...
    Senin de sanki "diriler bizi işitebilir, bizim yardımıza gelebilir" demen senin tevhid mertebeni ele veriyor..Çünkü, diriler de bizi işitemez ve yardımımıza gelemez..Bizim sesimizi dirilere işiten ve yardımımıza gönderen doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.
    ne yapacağız?
    duyduğunu gördüğünü ve yapmaya gücü olduğunu bildiğim birinden bir bardak su isterken
    "Allah'ın bana verdiği seslenme gücüyle sana sesleniyorum
    Allah'ın sana verdiği duyma gücü ile beni duymanı
    ve Allah'ın sana verdiği güçle kalkıp bana bir bardak su getirmeni
    Allah'ın bana verdiği irade ile istiyorum" mu diyeceğiz?

    tabii ki ben de biliyorum her şeyin Allah'ın kudreti ile olduğunu
    ama dirinin beni duymaya görmeye ve ondan istediğim şeyi yapabilmeye
    Allah tarafından muktedir edildiğini de müşahede ediyorum
    siz seslendiğiniz ölülerin size cevab verdiğini gördünüz ya da duydunuz mu?

    bak kendin de ne demişsin:
    Alıntı
    O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil,
    yani birilerinin diri iken tasarrufları olduğunu söylüyorsun
    ben senin bunu söylerken o kişilerin diri iken
    Allah'ın izni ile tasarruf sahibi olduğunu ima ettiğini biliyorum
    hatta sen söylememişsin ama onlar öldükten sonra da Allah'ın izni ile tasarruf yetkileri olduğuna inandığını da biliyorum
    ama ben senin gibi laf canbazlığı yaparak
    "kardeşim işte senin tevhid merteben bu kadar
    o zatların tasarrufları yoktur
    onlara tasarrufu veren Allah'tır" demiyorum
    not: evliyanın ölümden sonra da tasarrufunun devam ettiği inancı şirktir
    ona birazdan değineceğim İnşaallah

    Alıntı
    Ayrıca, Mesela, sağır, kör, dilsiz ve yerinden kalkamayan birinden "kardeşim gel bu taşı kaldırmama yardım et" desem, sen en fazla bana " kardeşim o kimse sağır, kör, dilsiz olduğundan ve yerinden kalkamadığından senin yardımına gelemez" dersin...Fakat, "böyle biri seni duyamayacağı, göremeyeceği ve yerinden kalkamayacağı için senin ondan yardım istemen şirktir" desen, ifrat etmiş ve cahilliğini her tarafa ilan etmiş olursun.
    işte asıl cahillik
    bu sağır kör dilsiz ve yerinden kalkamayan adamdan bile
    daha aciz durumda olan ölülerden yardım istemektir

    Alıntı
    O gibi ayetler sizin anladığınız gibi sadece ölüler için değil, bütün sebepler içindir. Yani, Cenab-ı Hak, o ayetlerle bize “sakın müracaat ettiğiniz sebepleri hakiki fail, hakiki tesir sahibi kabul ederek Allah’tan gafil olmayın. O sebepler, Allah’ın kudretine bir perdedir. Allah’ın izni ve kudreti olmadan o sebepler size bir menfaat vermezler. Çünkü, o sebepler daha kendilerini bile idare edemezler ve sizin ihtiyaçlarını bilemeyecek kadar akılsız ve şuursuz ve kördür”…O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil, bir ağaçtan tut, ta arılara ve hatta yanındaki insana kadar şumülü var. Bu vesilelerin hiç birinin Allah’ın izni ve iradesi ve kudreti haricinde bir vücudu ve hareketi yoktur.

    Elhasıl, o ayetler bize “sakın şifana sebep olan bir ilacı veya rızkına sebep olan bir ağacı hakiki şafi ve hakiki rezzak olarak telakki etmeyin. O ilaç ve o ağaç, sizi ve sizin ihtiyacınızı göremeyecek ve bilemeyecek derecede akılsız, şuursuz ve kördür.
    görüyorsunuz değil mi?
    yukarda verdiğim onlarca ayet meali
    Allah'tan başkasına dua etmeyin anlamına gelmiyormuş
    ya ne anlama geliyormuş?
    "ölülere dua edin ama onları hakiki fail bilmeyin
    o ölülere size yardım etme gücünü verenin Allah olduğunu bildiğiniz sürece
    onlara dua edebilirsiniz" anlamına geliyormuş
    bu Kur'an'ı tahrif değilse nedir?
    o meallerdeki sorulara cevab vermekten neden ısrarla kaçınıyorsun?
    cevabı burda bana vermen şart değil
    kafanı yastığa koyarken düşün
    "benim yardım istenilebileceğini iddia ettiğim evliyalar
    kendilerini ısıran ya da yemeklerinden bir parça alan bir sineği dahi engellemeye güç yetirebiliyorlar mıydı?" diye

    Alıntı
    Yine iftiralar atmaya başlıyorsun..Ben hiç bir zaman ne ölüye ve ne de diriye dua edildiğini söylemedim..Öyle bir şeye ima dahi etmedim..Fakat, evliyadan himmet istemek, aynı yanındaki birinden yardım istemek gibidir. Aralarındaki tek fark birisinin keramet olmasıdır..Diğerinin ise adet-i ilahiye olmasıdır..
    bir ölüden ya da diri de olsa -Allah'tan başka- gaib olandan
    "yetiş ey felan" diye himmet istemek duadır
    dua en büyük bir ibadettir
    bir ibadeti Allah'tan başkasına yapmak ise düpedüz şirktir
    kelime oyunlarına karnımız tok
    yok dua edilmezmiş de himmet istenirmiş de
    yok dua edilir dememiş de

    ebcedle ilgili olarak da aşağıdaki linke bakılması şimdilik yeterlidir:
    http://www.mumsema.com/itikat-iman-s...hi-vermek.html


  10. 14.Temmuz.2012, 01:43
    29
    âb ü kil
    Alıntı
    Tercümeler olsa olsa, Kur'anın en kısa ve noksan manalarıdır..Tercümeden kopyala yapıştır yapıp, sonrada o tercümeye yanlış manalar verip, sonra da "ben Kur'andan örnek veriyorum" diyenler bu manasız ve saçma tutumlarını bırakmalıdır diyoruz..
    sen değil misin
    Alıntı
    Çünkü, Kur'anın bazen bir tek harfi bile bir hakikatler hazinesi hükmüne geçer ve sayfalar dolusu hakikati ders verir.
    diyen?
    ne yapacağız?
    bir konuda bir ayetin tercemesi meramımızı anlatmaya yetiyor olsa bile
    o ayetin konumuzla alakalı olmayan anlamları da dahil tüm manalarını mı vereceğiz?
    tercümesi yeterli ise onunla yetinir
    değilse tefsirini de veririz
    bunun nesi yanlış?

    Alıntı
    Yani, adamlar mesela diyanetin tercümesini okuyorlar ve "biz direk Kur'andan istifade ediyoruz diyorlar..Bediüzzaman Said Nursi isimli bir İslam aliminin Kur'an tefsirini okuyanlara ise "biz Kur'andan sorumluyuz" diyorlar...
    işte bunu anlayamayacaksınız
    benim linkini hep verdiğim bir site var
    gene vereyim:
    http://www.kuranmeali.com/ayetkarsil...?sure=1&ayet=1
    orada bir ayetin yaklaşık 20 değişik mealini okuruz
    ama asla o meallerden birini değil sadece Kur'an'ı öne çıkarır onun reklamını yapar insanları ona davet ederiz
    o meallerden hiçbirine asla kutsallık atfetmeyiz
    asla o meallerden birinin Allah'ın ilhamı ile yazıldığını iddia etmeyiz
    siz ise bu saydığım yanlışların hepsini yapıyorsunuz

    Alıntı
    Bu asırda iman ve Kur'an hakikatleri hakkındaki ihtiyaçlarımıza tam cevap veren Risale-i Nur'dur..Bu sebeple diyanetin veya bir başka kimsenin tercümesini değil, Risale-i Nuru okuyoruz..
    işte yukardaki vb sözlerinizi sadece Kur'an için söylemelisiniz
    neden bu tavsiyemize şiddetle karşı koyuyorsunuz anlamak mümkün değil
    bakın Allah ne buyuruyor:
    Alıntı
    KURAN muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.(Bakara 2/ 2) “Gerçekten bu KURAN, insanları en doğru yola iletir. Güzel amel ve hareketlerde bulunan müminlere, kendileri için, muhakkak pek büyük bir ecir bulunduğunu da müjdeler O…” (İsra 17/ 9). “…Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları, o kitapla, selamet yollarına ulaştırır, onları karanlıklardan Allah’ın izniyle aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.” (Maide 5/ 15-16). “İşte bu (KURAN) da indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve onunla korunun ki, esirgenmiş olasınız.” (Enam 6/ 155). “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”(Yunus 10/ 57). “O, cidden faydası çok, benzeri yok bir kitaptır. Ki, önünden de arkasından da ona batıl bir şey giremez. O, bütün kainatın hamd ettiği, O, yegane hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.” (Fussılet 41/ 42).
    ya Resulullah ne demiş:
    Alıntı
    Kuran-ı Kerim’de kendisini tanıtan daha nice ayetler var. Peygamberin sav de Kuran-ı Kerim hakkında pek çok hadisleri vardır. “Gerçekten ileride gece karanlıkları gibi fitneler olacak. Bundan kurtuluş nedir ya Resulellah dediler. Çare Allah kitabı KURANdır; onda sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri, ve aranızda uygulayacağınız şeylerin hükümleri vardır. O hak ile batılı- yanlış ile doğruyu birbirinden ayıran ciddi bir kitaptır. Saçma sapan söz (şaka ve oyuncak) değildir. Onu büyüklenip terk edenin Allah belini kırar. Onun dışında doğru yol arayanları Allah sapıklığa mahkum eder. O, Allah’ın sağlam ve kopmaz ipidir. Onu okuyan diller zorluk çekmez. Bilginler ona doymaz, muttakiler ondan usanmaz. Keyiflerin sapıtmamasına ve görüşlerin dağılmamasına yegane sebep odur. Kurana uygun konuşan doğru söyler, onunla amel eden sevabını alır. Kuranla hükmeden adalet yapmış olur. Ona sıkı sarılan doğru yola hidayeti bulur. (Tirmizi, Fedail-il Kuran: 14). “Gerçekten bu KURAN bir tarafı Allah’ın yedinde, diğer tarafı sizin elinizde (bir iptir.) Onun yoluna girip hükümleriyle amel ediniz. Artık sizler, bundan sonra ebediyen şaşmaz ve helak olmazsınız.” (Taberani, Ebu Şüreyh’ten) “KURAN şefaatçidir; şefaati kabul edilecektir. O hasmıyla-düşmanıyla mücadele eder. Allah ve Resulünce tasdik edilmiştir. Kim, onu önünde tutarsa Cennete götürür, kim de onu arkasına iterse cehenneme sevk eder.” (İbn Hibban Cabir’den) “Bir kimse Kuranı okur, ahkamıyla amil ve hikmetiyle kamil olur, helalini helal ve haramını haram bilirse, Allah onu KURAN sebebiyle Cennete kor ve ev halkından, kendilerine ateş vacip olan en az on kişi için de şefaatini kabul eder.” (Tirmizi, Hz. Ali’den). “Ümmetimin en şereflileri, Kuranı ezberleyerek yüklenenlerdir.” (Beyhaki, İbn Abbas). “Sizin en hayırlınız, Kuranı okuyup okutanlarınızdır.” (Hakim Osman’dan). “Sizden biriniz Rabbısıyla konuşmayı sever ve isterse o, KURAN okusun” (Haraiti, Enes’den).
    Alıntı
    Daha önce dediğim gibi Türkçe konuşuyorum....Buyurun tevhid ve şirk hakkında bir konu açalım..Tevhid hakikatinin aleminizde ne kadar basit bir mertebede olduğunu siz de göreceksiniz.
    dua denilen ibadetin ta kendisi olan bir ameli
    Allah'tan başkasına yapmak tevhidle ilgili değil de neyle ilgili acaba?
    sence biz Allah'tan başkasına dua edilmemesini savunurken tevhidi değil de neyi savunuyoruz?
    ha sana göre bu
    Alıntı
    Tevhidin en basit mertebesi
    imiş o ayrı mesele

    Alıntı
    amir kardeş, dediğim gibi iki çeşit cahillik vardır..Bilmediğini de bilmemek cehl-i mürekkebtir. Sizin gibilerin durumu Kur'andaki binlerce tevhidi ilan eden ayetlere bakmayıp, "ahsen-ül halıkın, erhamürrahimin, Allahü ekber gibi cümlelerden Allah'tan başka ilahlar,halıklar olduğuna delil getiren birinin durumu gibidir..Ne kadar o kimseye "arkadaş, Kur'anın baştan sona kadar sarih olarak tevhidi ilan etmesi gösteriyor ki, o cümlelerden senin anladığın mana doğru değildir" desen bile, o kimse "hayır madem ben o şekilde anlıyorum ve Kur'an öyle diyor, bunun sizin söylediğiniz şekilde olması imkansız" diye direten kimse gibidir...Siz de Risale-i Nura yaklaşımınız bu şekildedir..
    bir kitap ya da kişi düşünün
    sürekli insanları tevhide çağırıyor
    ama bir yandan da arada sırada da olsa insanları Allah'tan başkasına dua etmeye teşvik ediyor
    bizim de bunu eleştirmemiz
    Kur'an'dan cımbızlama ayet çekerek onu tahrif edenlere benzemek oluyormuş
    aslında bu paragrafta bile risaleleri Kur'an'a denk görme hastalığının izleri var

    Alıntı
    Yaklaşık 65 sayfalık bir Risaleyi 3-5 satır yazı olarak zanneden kimseye ne demek lazım bilemiyorum..
    ben 3-5 satır diye yazmadan önce nette baktım
    10.sözün yaklaşık 50-60 sayfa olduğunu gördüm
    3-5 satır kelimelerini o 50-60 sayfayla değil
    500 ayetle kıyaslayarak yazdım
    evet 50-60 sayfalık bir kul yazısı
    Kur'an'ın tek bir ayetinin yanında 3-5 satır kadar kifayetsizdir
    50-60 sayfalık bir yazının da
    Kur'an'ın 500 ayetinin tefsiri olduğunu iddia etmek
    Kur'an'ı küçümsemektir

    Alıntı
    Risale-i Nur'un bir nevi Kur'an olduğunu hiç bir yerde söylemedik..Devamlı söylediğimiz şey, Risale-i Nur Kur'anın tefsiridir, yani Kur'an hakikatlerinin manevi bir tercümesidir..Doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tahkiki olarak ders veriyor..Bunun böyle olduğu Risale-i Nurun yüzlerce yerinde geçiyor.
    bu sözlerinden hemen önce benim bir sözümden alıntı yapmışsın
    ama alıntıyı tam da işine gelmeyen yerde
    benim senden yaptığım bir alıntıda kesmişsin
    bak benim senden yaptığım alıntıda ne demişsin:
    Alıntı
    Madem Risale-i Nur, doğrudan doğruya Kur'an hakikatlerini tercüme edip, tahkiki bir tarzda ders veriyor, öyle ise Risale-i Nuru okuyan bir kimse doğrudan doğruya Kur'ana muhatap olmuş oluyor.
    bu ne demek şimdi?
    yukarda verdiğim hadisteki bir cümleyi aynen kopyalıyorum
    Alıntı
    ...Onun dışında doğru yol arayanları Allah sapıklığa mahkum eder...
    Alıntı
    Şu büyük ve geniş âyetin hazinesinden yalnız birtek cevherini göstereceğiz
    Sözler ( 351 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder
    Sözler ( 547 )

    Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz
    Sözler ( 535 )

    Yazılan bütün otuzüç aded Sözler, o âyetin denizinden ve ifaza ettiği hakikat bahrinden otuzüç katredir.
    Sözler ( 653 )
    bunların hepsi yanlış sözlerdir
    sanki zikredilen ayetin bütün hazinesi kendisine verilmiş de
    sadece bir kısmından bahsediyormuş gibi bir iddia var
    halbuki "bu ayetin Allahu Alem şu anlama da geleceğini zannediyorum" vb denmeliydi
    nerden biliyor kendi ağzından çıkan sözlerin gerçekten de o ayetin anlam hazinelerinden biri olduğunu?

    Alıntı
    Kardeşim, işte senin tevhid merteben bu kadar...Bir diri bizi duyamaz ve göremez ve bizim sesimizi işitemez ve bizim yardımımıza gelemez..O diriye bizim sesimizi işiten ve gördüren ve bizim yardımımıza getiren ve o diriyi vücudda tutan ve hareketlerini yaratan doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir...
    Senin de sanki "diriler bizi işitebilir, bizim yardımıza gelebilir" demen senin tevhid mertebeni ele veriyor..Çünkü, diriler de bizi işitemez ve yardımımıza gelemez..Bizim sesimizi dirilere işiten ve yardımımıza gönderen doğrudan doğruya Allah'ın kudretidir.
    ne yapacağız?
    duyduğunu gördüğünü ve yapmaya gücü olduğunu bildiğim birinden bir bardak su isterken
    "Allah'ın bana verdiği seslenme gücüyle sana sesleniyorum
    Allah'ın sana verdiği duyma gücü ile beni duymanı
    ve Allah'ın sana verdiği güçle kalkıp bana bir bardak su getirmeni
    Allah'ın bana verdiği irade ile istiyorum" mu diyeceğiz?

    tabii ki ben de biliyorum her şeyin Allah'ın kudreti ile olduğunu
    ama dirinin beni duymaya görmeye ve ondan istediğim şeyi yapabilmeye
    Allah tarafından muktedir edildiğini de müşahede ediyorum
    siz seslendiğiniz ölülerin size cevab verdiğini gördünüz ya da duydunuz mu?

    bak kendin de ne demişsin:
    Alıntı
    O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil,
    yani birilerinin diri iken tasarrufları olduğunu söylüyorsun
    ben senin bunu söylerken o kişilerin diri iken
    Allah'ın izni ile tasarruf sahibi olduğunu ima ettiğini biliyorum
    hatta sen söylememişsin ama onlar öldükten sonra da Allah'ın izni ile tasarruf yetkileri olduğuna inandığını da biliyorum
    ama ben senin gibi laf canbazlığı yaparak
    "kardeşim işte senin tevhid merteben bu kadar
    o zatların tasarrufları yoktur
    onlara tasarrufu veren Allah'tır" demiyorum
    not: evliyanın ölümden sonra da tasarrufunun devam ettiği inancı şirktir
    ona birazdan değineceğim İnşaallah

    Alıntı
    Ayrıca, Mesela, sağır, kör, dilsiz ve yerinden kalkamayan birinden "kardeşim gel bu taşı kaldırmama yardım et" desem, sen en fazla bana " kardeşim o kimse sağır, kör, dilsiz olduğundan ve yerinden kalkamadığından senin yardımına gelemez" dersin...Fakat, "böyle biri seni duyamayacağı, göremeyeceği ve yerinden kalkamayacağı için senin ondan yardım istemen şirktir" desen, ifrat etmiş ve cahilliğini her tarafa ilan etmiş olursun.
    işte asıl cahillik
    bu sağır kör dilsiz ve yerinden kalkamayan adamdan bile
    daha aciz durumda olan ölülerden yardım istemektir

    Alıntı
    O gibi ayetler sizin anladığınız gibi sadece ölüler için değil, bütün sebepler içindir. Yani, Cenab-ı Hak, o ayetlerle bize “sakın müracaat ettiğiniz sebepleri hakiki fail, hakiki tesir sahibi kabul ederek Allah’tan gafil olmayın. O sebepler, Allah’ın kudretine bir perdedir. Allah’ın izni ve kudreti olmadan o sebepler size bir menfaat vermezler. Çünkü, o sebepler daha kendilerini bile idare edemezler ve sizin ihtiyaçlarını bilemeyecek kadar akılsız ve şuursuz ve kördür”…O ayetler sadece vefatlarından sonra da tasarrufları devam eden bazı zatlar için değil, bir ağaçtan tut, ta arılara ve hatta yanındaki insana kadar şumülü var. Bu vesilelerin hiç birinin Allah’ın izni ve iradesi ve kudreti haricinde bir vücudu ve hareketi yoktur.

    Elhasıl, o ayetler bize “sakın şifana sebep olan bir ilacı veya rızkına sebep olan bir ağacı hakiki şafi ve hakiki rezzak olarak telakki etmeyin. O ilaç ve o ağaç, sizi ve sizin ihtiyacınızı göremeyecek ve bilemeyecek derecede akılsız, şuursuz ve kördür.
    görüyorsunuz değil mi?
    yukarda verdiğim onlarca ayet meali
    Allah'tan başkasına dua etmeyin anlamına gelmiyormuş
    ya ne anlama geliyormuş?
    "ölülere dua edin ama onları hakiki fail bilmeyin
    o ölülere size yardım etme gücünü verenin Allah olduğunu bildiğiniz sürece
    onlara dua edebilirsiniz" anlamına geliyormuş
    bu Kur'an'ı tahrif değilse nedir?
    o meallerdeki sorulara cevab vermekten neden ısrarla kaçınıyorsun?
    cevabı burda bana vermen şart değil
    kafanı yastığa koyarken düşün
    "benim yardım istenilebileceğini iddia ettiğim evliyalar
    kendilerini ısıran ya da yemeklerinden bir parça alan bir sineği dahi engellemeye güç yetirebiliyorlar mıydı?" diye

    Alıntı
    Yine iftiralar atmaya başlıyorsun..Ben hiç bir zaman ne ölüye ve ne de diriye dua edildiğini söylemedim..Öyle bir şeye ima dahi etmedim..Fakat, evliyadan himmet istemek, aynı yanındaki birinden yardım istemek gibidir. Aralarındaki tek fark birisinin keramet olmasıdır..Diğerinin ise adet-i ilahiye olmasıdır..
    bir ölüden ya da diri de olsa -Allah'tan başka- gaib olandan
    "yetiş ey felan" diye himmet istemek duadır
    dua en büyük bir ibadettir
    bir ibadeti Allah'tan başkasına yapmak ise düpedüz şirktir
    kelime oyunlarına karnımız tok
    yok dua edilmezmiş de himmet istenirmiş de
    yok dua edilir dememiş de

    ebcedle ilgili olarak da aşağıdaki linke bakılması şimdilik yeterlidir:
    http://www.mumsema.com/itikat-iman-s...hi-vermek.html





+ Yorum Gönder
Git İlk 23