+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Birini Allah (c.c)ın varlığına inandırmak için kısa örnekler istiyorum Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Birini Allah (c.c)ın varlığına inandırmak için kısa örnekler istiyorum






  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Cevap: Birini Allah (c.c)ın varlığına inandırmak için kısa örnekler istiyorum


    Reklam



    Cevap:
    Göklerde ve yerde Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren nice deliller vardır ki,insanlar yanından geçip gittikleri halde yüzlerini çevirdiklerinden farkına varmazlar." (Yusuf Suresi 105)

    "Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (Sen de ki 'Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.'" (En'am Suresi 104)
    "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah'ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgarların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, Elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah'ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır." (Bakara Suresi 164)

    "Gerçeği bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı veya bize mûcize gösterilmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de buna benzer sözler söylemişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benziyor! Gerçekleri iyice bilmek isteyenler için delilleri apaçık gösterdik." (Bakara Suresi 118)

    "Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Lokman Suresi 27)

    "Allah öyle bir Allah'tır ki; gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür." (İbrahim Suresi 32-33-34)

    --------------------


    1) İmkân Delîli


    Varın ispatı yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddiâ eden kimse bütün yeryüzünü, hattâ kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkânsızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki, yok hiçbir zaman ispat edilemez...

    İki ispat edici, binlerce nefy ve inkâr ediciye tercih edilir. İki kişi aynı hakikatte ittifak etmişse, binlerce insanın kendi dar pencerelerinden şahsî bakışlarıyla onu inkârları hiçbir değer ifâde etmez.

    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkârcı, devamlı sûrette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyâlarına kapalıdır. Mü'min için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar... İşte o kapı ve o delîllerden ilki: Âlem, mümkinât nev'indendir. Yani varlık ve yokluğu müsâvidir. Varolduğu gibi, olmayabilir de. Varolurken de, hadsiz oluş keyfiyetlerinden herhangi birinin olması imkân dahilindedir. Yani en az varolan kadar olmayan da varolma şansına sahiptir. Her mümkün ise, kendi dışındaki bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce varolmayı, sonra da varolma şekil ve keyfiyetini, olmamaya ve olması mümkün diğer şekil ve keyfiyetlere tercih eden birisi vardır. O da Allah'tır (cc).

    2) Hudûs Delîli

    Âlem mütegayyirdir, durmadan değişiyor. Değişen her şey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezelî olamaz. Evet, maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi vakalar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varlığın bir yaratıcısı vardır; illetsiz malûl, sebepsiz netice ve sanatkârsız sanat mümkün değildir. Sebepler ise zincirleme devam edip sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezelî olmayıp sonradan meydana gelen ve bir ilk sebebe muhtaç olan şu madde âleminin de bir muhdisi vardır. O da Allah'tır (cc).

    3) Hayat Delîli

    Hayat şeffaf bir muammâ!.. Evet o, zâhirî sebeplerle izah edilemeyecek kadar düşündürücü ve Yaratıcı Güc'e delalet etmesi bakımından da şeffaftır. Evet o, doğrudan doğruya Yaratıcısını gösterir ve ilân eder. O, muammâ oluşuyla ilim adamlarını, şeffafiyetiyle de avamdan insanları büyüleyen sihirli bir vak'adır. Ve hayat âdeta hâl diliyle: "Beni var edip yaratan ancak Allah'tır (cc)" der..

    4) İntizâm Delîli

    Her varlık kendi parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün kâinat da kendisini meydana getiren varlık parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içindedir. Bu ise bir nizam ve intizamın varlığını haber veren yanıltmaz bir delildir ve bir Nâzım'a delalet eder ki, O da ancak Allah'tır (cc).

    5) San'at Delîli

    Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser:


    Çok büyük sanat değerine sahiptir;
    Çok kıymetlidir;
    Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır;
    Çok sayıda olmaktadır;
    Karışık ve çeşit çeşittir;
    Devamlıdır.



    Halbuki, zâhire göre kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (cc) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelir!.

    6) Hikmet ve Gaye Delîli

    Her varlıkta kendine mahsus bir gâye, bir maksat, bir fayda ve bir netice takip edildiği göze çarpmakta ve bir zerrede dahi abes, gâyesizlik, manâsızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşâhede edilmemektedir. Halbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanât dünyasında, ne de eşya ve hâdiselerde şuur ve idrâk mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin.. öyle ise, Kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gâyeleri ancak Allah'a (cc) isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

    7) Şefkat-Merhamet ve Rızık Delîli

    Bütün yaratıkların ve bilhassa insanın ihtiyacı sonsuz, ihtiyarı ise bir hiç hükmündedir. Öyleyken, bütün ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları hiç ümit edilmeyen yerden ve hiç ümit edilmeyen bir tarzda, kimin neye ne kadar ihtiyacı varsa, o keyfiyet ve miktarda karşılanmaktadır. Yardım gönderilmesi, gönderilen bu yardımın ihtiyaca tam cevap vermesi açıkça ispat ediyor ki, bütün bu ihtiyaçlara, her şeye kendisinden daha yakın bir şefkat eli cevap vermektedir. Kâinat çapında işleyen ve sonsuza kadar da işleyecek olan bu sistemli şefkat, merhamet ve rızıklandırma, bütün bu işleri yapabilme sıfatlarıyla muttasıf ve noksan sıfatlardan da münezzeh bir Zât-ı Akdes'i anlatmakta ve ispat etmektedir.

    8) Yardımlaşma Delîli

    Biri birine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün mahlûkat birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç münasebet bulunmayan iki ayrı varlık cins ve nev'i, böyle bir yardımlaşmada âdetâ aynı bütünün parçaları haline gelip birbirini tekmil edip tamamlıyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı gâye etrafında toplanıp bitkilerin imdâdına koşuyor ve bu imdâda koşuş tekerrür edip duruyor. Akıl ve şuurdan mahrum bu varlıkların, aklı hayret ve şuuru hayranlık içinde bırakan bu faaliyetleri, perde arkasında Vâcib-ül Vücud bir Zât'ın hikmet dolu faaliyetini gözler önüne sermektedir. Yani bütün kâinat, bu yardımlaşma diliyle "Allah" demektedir...

    9) Temizlik Delîli

    İnsandan arza, arzdan semânın derinliklerine kadar bütün kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delîl olarak, bize Kuddûs ismiyle müsemma bir Zât'ı (cc) anlatmaktadır.

    Evet, toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar.. rüzgâr, yağmur ve kar.. denizlerde aysbergler ve balıklar; fezamızda atmosfer, semada kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran mânevî esintiler, hep Kuddûs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zât-ı Mukaddes'i göstermektedir.

    10) Sîmâlar Delîli

    Esasen bütün mâhlûkata teşmili mümkün iken, meseleyi müşahhaslaştırmak açısından, sadece insanı ve her insan ferdini diğerlerinden farklı kılan onun en bariz ayırıcı vasfı durumundaki sîmâsını ele alarak mevzûya yaklaşmış olalım: Herhangi bir insanın sîması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat'iyen benzememektedir. Bu kâide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenâb-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilândır. Evet, sîmâda yer alan uzuvları başka sîmâlardaki uzuvlardan ayrı yaratmak ve her gözü, mutlak surette diğer gözlerden tefrik ettirici bir özellikle teçhiz etmek, gözünde fer olmasa bile, sînesinde kalb bulunan her vicdân sahibine, bütün bunları yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zât'ı (cc) gösterir ve tanıttırır..

    11) Sevk-i İlâhî Delîli

    Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyorlar. Arı, çok kısa zamanda sanat hârikası olan peteği; örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir âlemde kendilerine öğretilen mâlumatla ve yaratılıştan gelen bir kâbiliyetle iş görüyorlar. Halbuki insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek mecburiyetindedir; hem de varlıklar arasında istidatça en mükemmel yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu husûsiyetleri veren bizzat kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zât'tır ki, onlara böyle ihsanda bulunmuş...

    Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu İlâhî bir sevkten başka ne ile izah edebiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu hârikulâdelik, ancak ve ancak Allah'ın (cc) bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna aklî ve mantıkî bir açıklama nazarıyla bakılabilir. Yoksa, başka her yorum, sadece bir safsatadan ibaret kalır..

    12) Rûh ve Vicdân Delîli

    Mahiyetini bilmemekle beraber, varlığından kimsenin şüphe etmediği rûhumuzun ve ona ait fonksiyonların cesedimize hükmediş keyfiyeti de, yine Cenâb-ı Hakk'ı bildiren delîllerdendir. Dünyada Emir Âlemi'ni temsil eden cevher rûhtur ve rûh, bu âleme ancak terakkî ve tekâmül için gelmiştir. Hikmetin neticeye tesiri mevzûmuzun haricinde olduğu için, biz burada yalnızca onun delâlet ettiği noktaya temasla iktifa ediyoruz. Evet, madde âlemiyle mâhiyeti noktasında hiçbir münâsebeti olmayan rûhun kendine mahsûs bir âlemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya tâbi tutuluşu ve bunun da belli bir programla yürütülüşü, şüphesiz Cenâb-ı Hakk'ı ilân eden en mühim delillerden biridir.

    Diğer taraftan, insandaki iç sezişler ve zâhirî hiçbir sebep yokken Rab'be dönüşler ve O'na yönelişler ve bu hâdiselerin milyonlara ulaşan adette tekrar edilişi açık bir delildir ki, insanda yaratılıştan var olan ve Hakk'ı bulmanın en mühim vesilelerinden biri durumunda bulunan vicdân, kendi Yaratıcısı'na, O'na perestiş etme derecesinde meftundur ve bütün varlığıyla O'nunla irtibat halindedir. Zaten "Elest Bezmi" nin yanıltmaz şahitlerinden biri de, vicdân değil midir? İşte vicdân, bu şahitliğin hakkına riâyet zarûret ve mecbûriyetinin sevkiyle "Allah" demektedir...

    13) Fıtrat ve Tarih Delîli

    Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna mukabil kötü ve çirkine karşı da bir nefret hissinin varlığı, aksi hiç kimsenin hatırından bile geçmeyecek vuzûh ve açıklıkta bir realitedir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlâklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki meyilleri ve ahlâksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı temin eden yapıları itibâriyle delalet etmektedir ki, insana iyiyi, güzeli emreden ve onu kötülük ve çirkin davranışlardan men eden sistemin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zât'tır. Bu Zat da, hiç şüphesiz Allah'tır (cc).

    Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Bâtıl, hattâ gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevî sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zarûrettir; zira o fıtratta vardır. İnsan fıtratına bu ihtiyacı yerleştiren Zât'la, bize inanmayı emreden Zât, aynı Zât'tır. Ve O da Allah'tır (cc).

    14) Duygular Delîli

    İnsan, binlerce duyguyla teçhiz edilip donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir âlemden mesaj mahiyeti taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki o, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan ebed ve sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sebebiyle insan, dâima ebed için didinir ve ebed için çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu hakiki manâda tatmin edemez. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun tesiriyle tevdî edilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiç biri, bu sonsuzluk bâdesini sunamaz. Halbuki, bunun varlığı bir vâkıadır, inkârı da kâbil değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zât tarafından verilmiştir.. Ve, ebedî hayatı da yine O verecektir.

    15) İttifak Delîli

    On tane yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir defa dahi doğru söylediklerini duymamış olmamıza rağmen, "ihtimal" der onlara inanırız. Zirâ ortada bir ittifak hâdisesi var. Halbuki, bahsini ettiğimiz ittifak, binlerce Peygamber, yüzbinlerce evliya ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Muhtelif zamanlarda ve ayrı ayrı mekânlarda yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, "Allah vardır" hakikatıdır. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına ehemmiyet verildiği halde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere dahi yalan söyledikleri duyulmamış Nebîler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona nasıl akıllı denebilir..?

    16) Kur'ân Delîli

    Kur'ân-ı Kerim'in Kelâmullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk'ın varlığının da bürhanları durumundadır. Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğuna dâir yüzlerce delil vardır ve bunlar, o mevzû ile alâkalı İslâm kaynaklarında en ince teferruatına kadar tafsil edilmiştir. Biz, meselenin ispat yönünü o eserlere havale ile iktifa ediyoruz. Evet, bütün bu deliller, kendilerine mahsûs dilleriyle "Allah vardır" derler.

    17) Peygamberler Delîli

    Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihân Serveri'nin (sav) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenâb-ı Hakk'ı anlatan bürhanlara dahil edilmelidir. Zirâ Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid, yani Allah'ın varlık ve birliğini ilân etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Cenâb-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Ne var ki, onların peygamberliğini ispat eden delillerin serdi, şu andaki mevzûmuz dışında kaldığından, teker teker üzerlerinde durmayacağız. Şimdilik sadece şunu arz edelim ki, bir peygamberin hak nebî olduğunu ifâde eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hattâ daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.


    Fethullah Gülen


  3. Desert Rose
    Silent and lonely rains
    ALLAH`IN VARLIĞININ BİLİMSEL KANITI


    Uzay`ın yaratıldığı ilk andan itibaren, Uzay`daki bütün madde, bir tek proteini tesadüfen ortaya çıkartmaya çalışsaydı bile, bu yine de mümkün olamazdı.
    Peki, her iki taraf da aynı nedenin aynı sonucu oluşturduğunu kabul ediyorsa aradaki fark nedir? Fark şudur: Ateist, var olan bu nedenin bir amaç gözetilerek yaratıldığını kabul etmediği için hemoglobinin yaratılışını tesadüflere, yani amaçsızlığa bağlamak zorundadır.

    Kuran`a inanan bir kişiyse (Allah`ın gönderdiği diğer dinler, Hıristiyanlık, Musevilik için de aynısı geçerlidir) amaçsal nedenselliğe inandığı için hemoglobinin varlığının amaç gözetilerek, bir kasıtla yaratıldığını, tesadüfen oluşmadığını savunur.

    Peki, kimin haklı olduğunu nasıl çözeceğiz? öyle bir hakem bulalım ki hem doğa bilimlerine, hem felsefeye karşı en üst derecede saygınlığa sahip olsun.

    Bu hakemin matematik olmasına herhalde kimsenin itirazı olmaz.

    Ne felsefe içinde matematiğe ciddi bir karşı koyma olabilir, ne de doğa bilimlerinde (doğa bilimleri zaten matematiğe dayanırlar).Madem ki tartışmamız tesadüfen oluşma veya amaçlı oluşmada düğümlendi;

    hemoglobin proteini örneğinde, bu proteinin tesadüfen oluşmasının olasılığını inceleyip bu sorunu çözmeye çalışalım.

    Proteinler bildiğiniz gibi amino asitlerin arka arkaya gelmeleri sonucunda oluşurlar. Amino asitlerin oluşturduğu bu sırada, bir tek amino asidin yer değiştirmesiyle protein, protein olmaktan çıkar ve görevini yapamaz. (örneğin orakhücre kansızlığı denen öldürücü hastalık, hemoglobinin tek bir amino asidinin değişikliğinden kaynaklanır. )
    İnsan vücudunda 20 amino asit vardır.

    Bir hemoglobin proteini ise 574 amino asidin belli bir sırayla arka arkaya gelmesiyle oluşur.

    İnsan vücudundaki amino asitlerin bu proteini oluşturmak için arka arkaya geldiğini düşünelim:

    Bu proteinin birinci sırasındaki amino asidin tesadüfen oluşma olasılığı 1/20`dir, ikinci sıradaki amino asidin oluşma olasılığı 1/20×1/20 dir. Proteinin bir bütün olarak oluşma olasılığı ise 1/20574`tür.

    Matematikten anlayanlar bu sayının imkansız demek olduğunu hemen anlayacaklardır. Fakat biz yine de bu sayının neden imkansız olduğunu göstermeye çalışalım.

    Uzay`da tahmin edilen atom altı parçacık sayısı 1080`dir. Yani bu sayı Evren`de var olan en büyük sayıdır. Evren`in tahmin edilen ömrü ise 15 milyar yıldır. Evren 15 milyar yıl x 365 (gün) x 24 (saat) x 60 (dakika) x 60 (saniye) = 473, 040, 000, 000, 000, 000 saniye ömründedir.

    Evrende var olan parçacık sayısını (1080) Evren`de var olan saniye (1018 civarı) ile çarparsak 1098 civarında bir sayıya ulaşırız. (10100`ün bile 1098`in 100 katı olduğunu unutmayın. 20574 ise telaffuz edilemeyecek kadar büyük bir sayıdır ve 1098`den kat, kat, kat… büyüktür. )

    Bu sayı şunu ifade etmektedir: Evren`de var olan tüm parçacıklar (elektron, proton gibi) eğer birer amino asit olsaydılar ve Evren`de var olan her saniye bir defa hemoglobin atomunu oluşturmaya kalksaydılar, yine de tek bir hemoglobin atomu bile oluşamazdı.

    Sonuç olarak nedenlerin amaçsal olarak yaratıldığını inkâr edenler matematik karşısında mağlup olmuşlardır. üstelik bu olasılık hesabı, amino asitlerin var olduğu, tüm amino asitlerin canlı bünyede kullanılan sol elli amino asitler olduğu, proteinin gerekli üç boyutlu katlanmasının gerçekleştiği, protein oluşunca işlemlerin dondurulmasının gerekliliği gibi etkenlerin hepsi yok kabul edilerek yapıldı. Tüm bu aşamalar olasılığa eklense, imkansız olan daha da imkansızlaşırdı.

    Fakat eldeki sayı öyle bir imkansızlığı ifade etmektedir ki matematikten anlayan bir kimse için bu yeterlidir. İşte tesadüfen oluşması imkansız bu hemoglobin proteinini, vücudumuz her saniye milyarlarca adet olarak üretmektedir.

    Evet, yanlış okumadınız. Her saniye ve milyarlarca!Tesadüfçü, materyalist görüşe göre hemoglobin tesadüfen oluşan bir nedendir, bu neden sayesinde oksijen hücrelere gider.

    Kuran`ın verdiği zihniyetle bakan bir insana göre; hemoglobin bir amaca göre yaratılmış bir nedendir, bu neden sayesinde oksijen hücrelere gönderilmekte, böylece nedensellik Allah tarafından yaratılmaktadır.

    Hemoglobin için verdiğimiz bu örneği vücudumuzdaki diğer işleyişlerden hayvanların ve bitkilerin dünyasına, oradan Dünya`mızın içindeki oluşlardan Uzay`a kadar genişletebiliriz.

    Tüm bu alanlarda nedensellik kuralları bir amaçsallık çerçevesinde işletilmektedir.

    (“Kuran Hiç Tükenmeyen Mucize” kitabından )
    alıntı..


  4. burcealtug
    Kıdemli Üye
    Benim için ALLAHIN varoluşunun çok ilginç delilleri var. Şimdi buraya unutmadıklarımı yazacağım.
    İlki namaza başlamadan evvel işlediğim günahlar aklıma durduk yere geldiğinde içim vicdanen çok sızlardı. Başımı sallar ALLAHIM affet beni derdim içimden. Onun akabinde oğlum henüz 6 yaşında iken bana içerden gelip ben o ruh halinde iken
    Durduk yere
    -ANNE namaz kılsana .....bak babam kılıyor derdi
    Bu kimin mesajıydı?Ufacık bir çocuk örnek almış size söylemiş diyebilirsiniz ama bence öyle değildi. Zamanlama meselesi beni şaşırtıyordu. Vicdanen en kötü pişman olduğum bir anda hemen o mesajın çocuğumla gönderilmesi . Ne yarın ne de haftaya hemen arkasından. Tesadüf mü?Hiç değil.
    Sonra bende kuran-ı kerimi okuma merakı başladı
    Arapçasını o zamanlar bilmiyordum.
    Türkçesini okumaya başladığım anlarda tuaf olaylar yaşadım.
    İlki içim daralmış canım sıkılmıştı. Bir telefon görüşmesi sonucunda gözyaşlarıma hakim olamamıştım aslında kolay ağlayan biri değilimdir. İçimde ki sıkıntı şuydu. Ailem sol görüşlüydü ve benim eşim gibi muhafazakar birini seçmeme şaşırıyorlar nasıl olurda onu seçersin onla yapabilecekmisin ..... diyorlardı. Çünkü yaşayış olarak çok uç noktadaydım . Mini etekde giydim kısa şortta. Gösterişli bir kızdım ve erkeklerin beni beğenmeleri hoşuma gidiyordu. Bu ego malesef beni mutlu ediyordu işte. Çünkü hoş bayan olmak ve algılanmak herkezin hoşuna gider. Günahmış yeni öğrendim.
    Konumuza dönersek eğer o gün ağladığımda kuranı kerimde ayeti tam hatırlayamayacağım ynlışlık olmasın. Şöyle diyordu
    -Size bu haberi getiren şeytana aldanmayın yakında onlarda bilecekler....Rabbiniz sizinle beraber.
    Ağladım ağladım.bu kez mutluluktan.
    Bana RABBİM buna inançlı olanlar elbette garip bakmayacaklardır ama itikadı az olanlar salak psikopat diyecklerdir. İşaretler göndermekte..o işaretleri görebilmek öenmeli. Kuranla diğer okudğum makaleler kitaplarla gazete ler dergilerle konuşuyor benle.
    İşaretlerini sır gibi saklıyorum. Özellikle 2 tane kendi günahımla alakalı var. Örtmekle ilgili.....o günahları örtendir.
    Aklıma gelirse gene yazarım.
    ALLAH doğru yolda ölümü ama hayırlı ölümü nasip etsin..AMİN

  5. Ufkuaçık
    Devamlı Üye


    EL MUSAVVİRU;Yarattıklarını şekilden şekle sokan, değiştirebilen ve değiştirmeye gücü yetendir..

  6. Ufkuaçık
    Devamlı Üye


    EL MUSAVVİRU;Yarattıklarını şekilden şekle sokan, değiştirebilen ve değiştirmeye gücü yetendir

  7. Misafir
    cübbeli ahmet hoca şeytanın konferansını dinle

  8. Misafir
    Sen varsın hayallerin var sen olmadan nasıl basit bir hayal dahi olmuyorsa senin gibi seven şefkati olan korkan ağlayan gören duyan bir insanı yaratan biri nasıl olmaz senin varlığın Allahın varlığına en büyük delil aklını kullan

  9. Misafir
    eger ki biri sorarsa allah nerde ? size böle soru sorulursa sizde ona deyinki sende bana sütün icindeki yagyi göster deyin oda derki size o gözükmiyo onu calkalayinca ortaya cikiyo sizde deyinki ha iste sende ölünce ahiret gününde ozaman kabirlerinde göreceksin de, sana bidaha böle demez ozaman

  10. Misafir
    Zerreden küreye. Atodan galaksilere hücreden insana çekirdekten meyveye kadar kainattaki her varlık ve ihtişamıyla baş döndüren her sanat nazeninliğiyle göze çarpmaktadır evet baştabaşa kainat ve çeşitliliğiyle tüm varlık çok büyük bir sanat harikasıdır oysa bilim ve zahire görekısa sürede çok sayıda kolay ve karışık bir şekilde yapılan işler kıymetli ve ustaca olmaz ancak bu isler ALllLAH c.c num kudret elinden çikarsa o zaman hersey degisir zitlar bir araya gelir olmazlar olur . ol emrine boyun egen her varlik , eser kısa zamanda , kolay bir şekilde harikulade bir sanat eseri olarak ortaya çıkar

  11. Misafir
    Allah herşeyi gören ve bilendir bir işe kalkışırken aklınıza gelsin

+ Yorum Gönder
ateist birini allaha inandırmak ,  ateisti allaha inandırmak,  allaha inanmayan birini nasıl inandırırız,  ateist birini inandırmak,  bir ateisti allaha inandırmak,  inançsız birini inandırmak,  ateistleri inandırmanın yolları