Konusunu Oylayın.: Hz. Osman Kur'n-ı bozdu inancı, Şiilik nedir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Osman Kur'n-ı bozdu inancı, Şiilik nedir ?
  1. 23.Haziran.2012, 19:14
    1
    Misafir

    Hz. Osman Kur'n-ı bozdu inancı, Şiilik nedir ?

  2. 24.Haziran.2012, 11:45
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz. Osman Kur'n-ı bozdu inancı, Şiilik nedir ?




    Bir sene kadar bir müddet içinde bilindiği gibi Kur'an cemi' olundu. Cemi' olunan sahifeler Halife nezdine tevdi olunmuştu. Kur'an'ın cem'inde Hazreti Ömer'in büyük hizmetleri geçmişti. Hattâ işin başında mürakıp idi. Ebubekir'in vefatından sonra Ömer Halife olunca bu Mushaf onun nezdinde mahfuz kaldı. Onun vefatından sonra ise Mushafı Zevcatı Tahirattan ve Ömer'in kızı Hafsa nezdinde görüyoruz. Sebep malûm. Çünkü ölen Halifenin kızıdır, Resulûllahın eşidir, babası ölünce Mushaf onda kaldı. Okuyup yazmayı da biliyordu. Yeni Halife Osman, Mushafı kendi nezdine almaya kalkışmadı. Kimde olduğu o kadar mühim değil. Bunun netice üzerinde müessir olacak bir ehemmiyeti yok.

    İslam Ansiklopedisi "Bu Mushaf neden Halife nezdinde değil de Hafsa'da kaldı" diye soruyor ki, böyle bir sorguya hiç de lüzum yoktur. İşin daha garibi var. Mısır'da Ezher'in Külliyetüş-Şeria kısmında okunan (Tarihi Fıkıhı İslâmî) nam eserinde Ali Hasan Abdülkaadir, bu Mushafın Hafsa'ya babası Halife Ömer'den irsen geçtiğini söylüyor ki, böyle bir kayda nerede rastlamış bilmem. Bu eser 1942'de tabolunmuştur.

    Ancak burada hatıra şöyle bir şey geliyor: Bugün her Müslüman, evinde bir Mushafı Şerif bulundurur, ona en muhterem yeri verir. Ancak ashab da ondan istinsah etmek istemediler mi? Ashabın bazısının Mushafı vardı. Bu resmen yazılmış, tescil olunmuş bir Mushaftı. Ondan istinsaha lüzum görmediler. Elle-rindekilerle iktifa ettiler.

    Vakta ki, Ermeniye ve Azerbaycan fetihlerinde Iraklılarla Şamlılar arasında kıraet ihtilâfı çıktı. Iraklılar İbni Mes'ud'dan, Şamlılarsa Übey Bini Kâab'dan öğrendikleri üzere okuyorlardı. Herbiri kendi kıraetlerinin daha sahih olduğunu iddia ettiler: Hüzeyfe Binil Yeman, Halife Osman'a gelerek dedi ki: "Yahûd ve Nesarî gibi ihtilâfa düşmeden önce bu ümmete yetiş."

    Bu ihtilafın menşei ne idi? Deniyor ki: Son arzda mânaları birbirine yakın plan elfazdan Kureyş lûgatına mugayir olanlar terkedildiğinden buna vâkıf olmayan bazı Kurra' o gibi elfazı muhafaza etmekte, bir kısmı da tefsir yoluyla bazı kelimeler katmakta idi. Bu ihtilâf yalnız serhadlerdeki gaziler arasında değil, mektep çocukları arasında bile baş göstermişti. Yeni hafızlar, hocalar, çocuklara muhtelif öğretiyorlardı. Enes Bini Malik'ten rivayet olunduğuna göre, talebe ile muallimler arasında kavga bile çıkmıştı.

    Hazreti Osman bu ihtilafı önlemek için bir şûra kurdu. "Ben halkı bir Mushaf etrafında toplayacağım. Ey Muhammed'in ashabı, nâs için bir imam (32) yazın" dedi.

    İbni Ebi Davud Kitabül-Mesahif'te diyor ki: "Hazreti Osman Mushaflar istinsah ettireceği zaman Kureyş ve Ensardan olmak üzere on iki kişi topladı. Hazreti Ömer'in evindeki, yâni Hafsa nezdindeki Mushafı getirdiler. Osman onları mürakabe ediyordu. Bir şeyde ihtilafa düştükleri zaman onu sonraya bırakıyorlardı." Enes Bini Mâlik rivayetinde, bu sonraya bırakma keyfiyeti çok güzel tasrih ediliyor. Enes diyor ki: "Hazreti Osman, Ey Muhammed'in Ashabı, toplanın ve nâsa bir imam yazın." dedi.

    Toplandılar ve yazmaya başladılar. Herhangi bir âyette ihtilâfa düştükleri zaman, derlerdi ki: "Bunu Resülullah filana okutmuştu, hemen ona gönderirler, isterse o uzak mesafede bulunsun, ona filan âyeti Resülullah sana nasıl okuttu?" diye sorarlardı. O da şöyle şöyle derdi. Onun üzerine, baştan boş bırakmış oldukları yere o âyeti öylece yazarlardı."

    Görülüyor ki Hazreti Osman bir heyet teşkil etmiştir. Buhari (H. 256/M. 869) bunların sayısını dört olarak zikreder: Zeyd Bini Sabit, Abdullah Bini Zü-beyr, Said İbni As ve Abdurrahman Bini Haris. Demek bu dördü asıl heyet, onlara yardımcı olarak çalışan şahıslar da var, hepsi on iki kişi oluyor.
    İstinsah heyetinin işi kısmen kolaydı. Ebubekir'in Hilâfeti zamanında cem'olunan Mushafı Hafsa'dan alıp ondan yazmak. Fakat ortada bu defa da yapılacak bir şey vardı. Zaten ihtilaf da ekseriya ondan doğmuştu. İmlâ meselesi! Evet bence bütün ihtilaf rivayetleri bu imlâ meselesi etrafında döner dolaşır. Kıraet ihtilafı da bundan doğmaktadır. Yukarıda Enes rivayetinde ihtilafa düşüldüğü zaman orasını açık bırakıp sonra sorarak oraya yazdıklarını anlı-yoruz. O zaman imlâ kaideleri tesbit edilmiş, muayyen bir şekil almış olmadıklarından ve yazı şekli de çeşit çeşit kıraetlere müsait bulunduğundan ihtilaf bundan çıkıyordu. Yoksa âyetin Kur'aniyetinde şüphe yoktu. Hangi lehçe ve şiveye göre yazacaklar, bu da bir mesele idi. Onun için Hazreti Osman heyete
    اكتبوه بلغة قريش
    "İhtilafa düştüğünüzde onu Kureyş lisanıyla yazınız" emrini vermişti. Çünkü Kureyş lügati esastı ve yine bunun içindir ki kâtip Ensardan, fakat ona dikte edip yazdıran Kureyşten idi. Said imlâ ediyor, Zeyd yazıyordu. Yazarken ihtilâf çıkmıştı. Meselâ "Ettabut"
    التابوت - التابوة
    "t"ile mi,
    yoksa uzun "t" ile mi yazılacak. İşte ihtilaflar bu gibi imla meseleleri idi. O zamanın harflerinin imlası başka idi; kurulmuş bir kaide yoktu.
    سجن،ذلك

    "Mâlik, Sübhane, Zalik" elifsiz yazılıyordu.
    İbni Fâris, Hâniî'den rivayet ediyor ki: "Mushafları birbiriyle karşılaştırırken Hazreti Osman'ın yanında idim. Bir koyun kürek kemiği ile Beni Übey Bini Kâab'a gönderdi. Onda:
    لم يتسن فأمهل الكافرين ،لا تبديل للخق الله
    yazılı idi.
    Übey, divit istedi, lamlardan birini silerektmp
    لا تبديل لخلقالله
    yazdı. "i"
    فأمهل

    silerek
    فمهل
    yazdı. Sonuna "h" ilâve ederek yazdı.
    لم يتسنه
    Kıraet de bu
    şekildedir.
    İşte ihtilaflar bu gibi hususlarda idi. Yoksa Kur'an'dan bir şey atılıp katılmak meselesi ortada yoktur. İhtilaf ettiler diye rivayetleri görünce bazıları kimbilir neler olmuş sanıyorlar. Halbuki bu, sadece bir imlâ meselesidir. İhtilaf nas, metin, muhtevada değil, dil ve imlâ bakımındandır.

    Abdullah Bini Âmir'den şunu rivayet ederler: Mushafın istinsahı bittikten sonra Hazreti Osman'a getirildi. Ona baktı:

    — Ne iyi, ne güzel yaptınız, dedi. "Bir şey gözüme ilişti. Amma onu, lisanımızla düzelteceğiz." (Yâni doğru telaffuz edeceğiz).

    Hazreti Osman'ın gözüne dokunan şey imlâya ait bir şeydi. Bazıları bundan tahrif vukuunu çıkarmaya çalışıyorsa da çok yanlıştır. O zaman oturmuş bir imlâ tarzı yoktu. Bu işde imlâ tesbit edilmiş, muayyen bir kaideye göre yazılmış ve imla muhafaza olunmuştur. Mushafın yazısı Hazreti Osman'ın Mushafına göre olmuştur. Kur'an-ı Kerim vahyolunduğu gibi okunmuş ve yazılmış olarak bugüne kadar gelmiştir. Sonraları imlâ değiştiği halde Kur'an'da o zamanki yazı şekli aynen muhafaza olunmuştur.

    İbni Haldun Mukaddimesinde bu noktaya temas ederek diyor ki:

    "Arap yazısı İslâmiyetin ilk devrinde o kadar mükemmel, güzel ve doğru değildi. Çünkü Araplar bedevi bir milletti. Bunun için Mushaf, yazısında neler vaki olduğuna bak. Ashab onu kendi yazılariyle nasıl yazdılar. O kadar düzgün yazamıyorlardı. Yazı sanatı kaidelerine aykırı yazı yazdılar. Sonra gelen tabiin, Resulullahın ashabının eserine teberrüken uyarak onlar da aynı şekilde yazıp o şekli muhafaza ettiler. Nasıl ki zamanımızda bir velinin veya âlimin yazısı aynen taklid edilirse... Yazı uleması bunları tesbit edip göstermiştir. Bazı gafillerin bu husustaki boş zanlarına kulak asma! Güya onlar yazıyı mükemmel yazarlarmış. Bize yazı kaidelerine muhalif gibi gelen yazıları öyle zannedildiği gibi değilmiş. Onların hepsinin vechi varmış. Meselâ elifin ziyade edilmesi kesme işinin vaki olmadığına işarettir. "Çünkü bu yazışa göre onu elbette kesmem demektir. Halbuki âyet onu elbette keserim, boynunu koparırım demektir. Yazıyı mükemmel bilmemek onların kemaline bir noksan değildir."

    Kur'an'a bir şey ilâve ve ziyade olmasın diye selef o kadar titiz davranmıştır ki, o devirde imlâ o kadar mükemmel olmadığından noksan imlâya göre yazılan-ları bile tashih ederek yeni yazmadılar, Mushafın yazısı, resmî hat muhafaza olundu.

    İşte Hazreti Osman'ın teşkil etmiş olduğu heyet, en emin yoldan yürüyerek Hazreti Hafsa'dan alınan Mushaftan beş veya yedi nüsha çıkararak onları ihtilaf merkezi olan büyük şehirlere gönderdiler. Bunlara "Mesahifi Ensar" denir. Emirül-Mü'minin Hz. Osman bunları esas olmak üzere göndermiştir. Bunlara göre düzeltilmesi kaabil planlar tashih olundu. Tashihi kaabil olmayanların yakılmasını veya yıkanıp silinmesini Hazreti Osman emretti. Hazreti Ebubekir Mushafı cem'etmişti. Hazreti Osman da halkı o Mushafa cem'etti. Biri halka Kur'an'ı cem'etti, diğeri halkı Kur'an'a cem'etti. Bozuk kıraetleri ortadan kaldırdı. Doğru kıraete uymayan Mushafların tashihini, tashihi kaabil olmayan-ların ise yakılmasını emretti.
    Bazıları bunu dile dolayıp Hazreti Osman'a hücuma vesile yaparlar. Halbuki doğru değildir. Bilhassa "Bâtıniyye" gibi bâtıl mezhebler bu gibi şeyleri ters görüp gösterirler. Hazreti Ali, Hazreti Osman'a "Harrakı Mesahif = Mushaf yakıcı" demekten şiddetle menederdi. Osman'ın işi mühimdir. Ebubekir bir şey zayi olmasın diye Müslümanlara Mushafı topladı. Osman da çeşit kıraetler olmasın diye Müslümanları bir Mushafa topladı.

    İstinsah edilen nüshalar Kûfe'ye, Basra'ya, Şam'a, Mekke'ye, Yemen'e ve Bahreyn'e gönderildi. Bir nüsha da Medine'de bırakıldı. Ona "İmam" denilir, veya Osman'ın kendisi için yazdırdığı nüshaya "İmam" adı verilir. Çünkü Osman'ın Mushafı diğerlerine merci', esas oldu. Ona göre tashih olundular.
    İbni Hacer'e göre, Osman diğer nüshaları yakmamış, okunmasını tashih etmiş, tashihi kaabil olmayanları toplamış, yanlış okumaya, hatalı kıraete meydan vermemek için bozmuştur, yıkamıştır. "Harrak" tâbiri iki türlü de anlaşılır. Yakmak ve noktalı harfle olduğuna göre, yırtmak. Tashihi kaabil olmayan sahifeyi yırtar. Hattâ muhalif yerleri yıkamak da bir nevi tashihtir. "Yıkadı" tabiri de var. Hâsılı bunlar tashih maksadiyle yapılmış şeylerdir. Bu Mushaf tashihi işi Irak ve Şam'da olmuştur. Sonra umumi Mushaflar hakkındadır. Hususi Mushaflara kimse dokunmamıştır. Kim alıp silecek? Übey ve İbni Mes'ud Mushafları meydanda, kimse dokunmamıştır.
    (İbni Haldun - Mukaddime).
    Bozuk kıraetler tefsir için katılan kelimeler varsa işte Hazreti Osman onları menetti. Müsteşrik Schwally, Hazreti Osman'a isnad olunan bu yakma rivayetini çok şüpheli bulur.
    alıntı



  3. 24.Haziran.2012, 11:45
    2
    Silent and lonely rains



    Bir sene kadar bir müddet içinde bilindiği gibi Kur'an cemi' olundu. Cemi' olunan sahifeler Halife nezdine tevdi olunmuştu. Kur'an'ın cem'inde Hazreti Ömer'in büyük hizmetleri geçmişti. Hattâ işin başında mürakıp idi. Ebubekir'in vefatından sonra Ömer Halife olunca bu Mushaf onun nezdinde mahfuz kaldı. Onun vefatından sonra ise Mushafı Zevcatı Tahirattan ve Ömer'in kızı Hafsa nezdinde görüyoruz. Sebep malûm. Çünkü ölen Halifenin kızıdır, Resulûllahın eşidir, babası ölünce Mushaf onda kaldı. Okuyup yazmayı da biliyordu. Yeni Halife Osman, Mushafı kendi nezdine almaya kalkışmadı. Kimde olduğu o kadar mühim değil. Bunun netice üzerinde müessir olacak bir ehemmiyeti yok.

    İslam Ansiklopedisi "Bu Mushaf neden Halife nezdinde değil de Hafsa'da kaldı" diye soruyor ki, böyle bir sorguya hiç de lüzum yoktur. İşin daha garibi var. Mısır'da Ezher'in Külliyetüş-Şeria kısmında okunan (Tarihi Fıkıhı İslâmî) nam eserinde Ali Hasan Abdülkaadir, bu Mushafın Hafsa'ya babası Halife Ömer'den irsen geçtiğini söylüyor ki, böyle bir kayda nerede rastlamış bilmem. Bu eser 1942'de tabolunmuştur.

    Ancak burada hatıra şöyle bir şey geliyor: Bugün her Müslüman, evinde bir Mushafı Şerif bulundurur, ona en muhterem yeri verir. Ancak ashab da ondan istinsah etmek istemediler mi? Ashabın bazısının Mushafı vardı. Bu resmen yazılmış, tescil olunmuş bir Mushaftı. Ondan istinsaha lüzum görmediler. Elle-rindekilerle iktifa ettiler.

    Vakta ki, Ermeniye ve Azerbaycan fetihlerinde Iraklılarla Şamlılar arasında kıraet ihtilâfı çıktı. Iraklılar İbni Mes'ud'dan, Şamlılarsa Übey Bini Kâab'dan öğrendikleri üzere okuyorlardı. Herbiri kendi kıraetlerinin daha sahih olduğunu iddia ettiler: Hüzeyfe Binil Yeman, Halife Osman'a gelerek dedi ki: "Yahûd ve Nesarî gibi ihtilâfa düşmeden önce bu ümmete yetiş."

    Bu ihtilafın menşei ne idi? Deniyor ki: Son arzda mânaları birbirine yakın plan elfazdan Kureyş lûgatına mugayir olanlar terkedildiğinden buna vâkıf olmayan bazı Kurra' o gibi elfazı muhafaza etmekte, bir kısmı da tefsir yoluyla bazı kelimeler katmakta idi. Bu ihtilâf yalnız serhadlerdeki gaziler arasında değil, mektep çocukları arasında bile baş göstermişti. Yeni hafızlar, hocalar, çocuklara muhtelif öğretiyorlardı. Enes Bini Malik'ten rivayet olunduğuna göre, talebe ile muallimler arasında kavga bile çıkmıştı.

    Hazreti Osman bu ihtilafı önlemek için bir şûra kurdu. "Ben halkı bir Mushaf etrafında toplayacağım. Ey Muhammed'in ashabı, nâs için bir imam (32) yazın" dedi.

    İbni Ebi Davud Kitabül-Mesahif'te diyor ki: "Hazreti Osman Mushaflar istinsah ettireceği zaman Kureyş ve Ensardan olmak üzere on iki kişi topladı. Hazreti Ömer'in evindeki, yâni Hafsa nezdindeki Mushafı getirdiler. Osman onları mürakabe ediyordu. Bir şeyde ihtilafa düştükleri zaman onu sonraya bırakıyorlardı." Enes Bini Mâlik rivayetinde, bu sonraya bırakma keyfiyeti çok güzel tasrih ediliyor. Enes diyor ki: "Hazreti Osman, Ey Muhammed'in Ashabı, toplanın ve nâsa bir imam yazın." dedi.

    Toplandılar ve yazmaya başladılar. Herhangi bir âyette ihtilâfa düştükleri zaman, derlerdi ki: "Bunu Resülullah filana okutmuştu, hemen ona gönderirler, isterse o uzak mesafede bulunsun, ona filan âyeti Resülullah sana nasıl okuttu?" diye sorarlardı. O da şöyle şöyle derdi. Onun üzerine, baştan boş bırakmış oldukları yere o âyeti öylece yazarlardı."

    Görülüyor ki Hazreti Osman bir heyet teşkil etmiştir. Buhari (H. 256/M. 869) bunların sayısını dört olarak zikreder: Zeyd Bini Sabit, Abdullah Bini Zü-beyr, Said İbni As ve Abdurrahman Bini Haris. Demek bu dördü asıl heyet, onlara yardımcı olarak çalışan şahıslar da var, hepsi on iki kişi oluyor.
    İstinsah heyetinin işi kısmen kolaydı. Ebubekir'in Hilâfeti zamanında cem'olunan Mushafı Hafsa'dan alıp ondan yazmak. Fakat ortada bu defa da yapılacak bir şey vardı. Zaten ihtilaf da ekseriya ondan doğmuştu. İmlâ meselesi! Evet bence bütün ihtilaf rivayetleri bu imlâ meselesi etrafında döner dolaşır. Kıraet ihtilafı da bundan doğmaktadır. Yukarıda Enes rivayetinde ihtilafa düşüldüğü zaman orasını açık bırakıp sonra sorarak oraya yazdıklarını anlı-yoruz. O zaman imlâ kaideleri tesbit edilmiş, muayyen bir şekil almış olmadıklarından ve yazı şekli de çeşit çeşit kıraetlere müsait bulunduğundan ihtilaf bundan çıkıyordu. Yoksa âyetin Kur'aniyetinde şüphe yoktu. Hangi lehçe ve şiveye göre yazacaklar, bu da bir mesele idi. Onun için Hazreti Osman heyete
    اكتبوه بلغة قريش
    "İhtilafa düştüğünüzde onu Kureyş lisanıyla yazınız" emrini vermişti. Çünkü Kureyş lügati esastı ve yine bunun içindir ki kâtip Ensardan, fakat ona dikte edip yazdıran Kureyşten idi. Said imlâ ediyor, Zeyd yazıyordu. Yazarken ihtilâf çıkmıştı. Meselâ "Ettabut"
    التابوت - التابوة
    "t"ile mi,
    yoksa uzun "t" ile mi yazılacak. İşte ihtilaflar bu gibi imla meseleleri idi. O zamanın harflerinin imlası başka idi; kurulmuş bir kaide yoktu.
    سجن،ذلك

    "Mâlik, Sübhane, Zalik" elifsiz yazılıyordu.
    İbni Fâris, Hâniî'den rivayet ediyor ki: "Mushafları birbiriyle karşılaştırırken Hazreti Osman'ın yanında idim. Bir koyun kürek kemiği ile Beni Übey Bini Kâab'a gönderdi. Onda:
    لم يتسن فأمهل الكافرين ،لا تبديل للخق الله
    yazılı idi.
    Übey, divit istedi, lamlardan birini silerektmp
    لا تبديل لخلقالله
    yazdı. "i"
    فأمهل

    silerek
    فمهل
    yazdı. Sonuna "h" ilâve ederek yazdı.
    لم يتسنه
    Kıraet de bu
    şekildedir.
    İşte ihtilaflar bu gibi hususlarda idi. Yoksa Kur'an'dan bir şey atılıp katılmak meselesi ortada yoktur. İhtilaf ettiler diye rivayetleri görünce bazıları kimbilir neler olmuş sanıyorlar. Halbuki bu, sadece bir imlâ meselesidir. İhtilaf nas, metin, muhtevada değil, dil ve imlâ bakımındandır.

    Abdullah Bini Âmir'den şunu rivayet ederler: Mushafın istinsahı bittikten sonra Hazreti Osman'a getirildi. Ona baktı:

    — Ne iyi, ne güzel yaptınız, dedi. "Bir şey gözüme ilişti. Amma onu, lisanımızla düzelteceğiz." (Yâni doğru telaffuz edeceğiz).

    Hazreti Osman'ın gözüne dokunan şey imlâya ait bir şeydi. Bazıları bundan tahrif vukuunu çıkarmaya çalışıyorsa da çok yanlıştır. O zaman oturmuş bir imlâ tarzı yoktu. Bu işde imlâ tesbit edilmiş, muayyen bir kaideye göre yazılmış ve imla muhafaza olunmuştur. Mushafın yazısı Hazreti Osman'ın Mushafına göre olmuştur. Kur'an-ı Kerim vahyolunduğu gibi okunmuş ve yazılmış olarak bugüne kadar gelmiştir. Sonraları imlâ değiştiği halde Kur'an'da o zamanki yazı şekli aynen muhafaza olunmuştur.

    İbni Haldun Mukaddimesinde bu noktaya temas ederek diyor ki:

    "Arap yazısı İslâmiyetin ilk devrinde o kadar mükemmel, güzel ve doğru değildi. Çünkü Araplar bedevi bir milletti. Bunun için Mushaf, yazısında neler vaki olduğuna bak. Ashab onu kendi yazılariyle nasıl yazdılar. O kadar düzgün yazamıyorlardı. Yazı sanatı kaidelerine aykırı yazı yazdılar. Sonra gelen tabiin, Resulullahın ashabının eserine teberrüken uyarak onlar da aynı şekilde yazıp o şekli muhafaza ettiler. Nasıl ki zamanımızda bir velinin veya âlimin yazısı aynen taklid edilirse... Yazı uleması bunları tesbit edip göstermiştir. Bazı gafillerin bu husustaki boş zanlarına kulak asma! Güya onlar yazıyı mükemmel yazarlarmış. Bize yazı kaidelerine muhalif gibi gelen yazıları öyle zannedildiği gibi değilmiş. Onların hepsinin vechi varmış. Meselâ elifin ziyade edilmesi kesme işinin vaki olmadığına işarettir. "Çünkü bu yazışa göre onu elbette kesmem demektir. Halbuki âyet onu elbette keserim, boynunu koparırım demektir. Yazıyı mükemmel bilmemek onların kemaline bir noksan değildir."

    Kur'an'a bir şey ilâve ve ziyade olmasın diye selef o kadar titiz davranmıştır ki, o devirde imlâ o kadar mükemmel olmadığından noksan imlâya göre yazılan-ları bile tashih ederek yeni yazmadılar, Mushafın yazısı, resmî hat muhafaza olundu.

    İşte Hazreti Osman'ın teşkil etmiş olduğu heyet, en emin yoldan yürüyerek Hazreti Hafsa'dan alınan Mushaftan beş veya yedi nüsha çıkararak onları ihtilaf merkezi olan büyük şehirlere gönderdiler. Bunlara "Mesahifi Ensar" denir. Emirül-Mü'minin Hz. Osman bunları esas olmak üzere göndermiştir. Bunlara göre düzeltilmesi kaabil planlar tashih olundu. Tashihi kaabil olmayanların yakılmasını veya yıkanıp silinmesini Hazreti Osman emretti. Hazreti Ebubekir Mushafı cem'etmişti. Hazreti Osman da halkı o Mushafa cem'etti. Biri halka Kur'an'ı cem'etti, diğeri halkı Kur'an'a cem'etti. Bozuk kıraetleri ortadan kaldırdı. Doğru kıraete uymayan Mushafların tashihini, tashihi kaabil olmayan-ların ise yakılmasını emretti.
    Bazıları bunu dile dolayıp Hazreti Osman'a hücuma vesile yaparlar. Halbuki doğru değildir. Bilhassa "Bâtıniyye" gibi bâtıl mezhebler bu gibi şeyleri ters görüp gösterirler. Hazreti Ali, Hazreti Osman'a "Harrakı Mesahif = Mushaf yakıcı" demekten şiddetle menederdi. Osman'ın işi mühimdir. Ebubekir bir şey zayi olmasın diye Müslümanlara Mushafı topladı. Osman da çeşit kıraetler olmasın diye Müslümanları bir Mushafa topladı.

    İstinsah edilen nüshalar Kûfe'ye, Basra'ya, Şam'a, Mekke'ye, Yemen'e ve Bahreyn'e gönderildi. Bir nüsha da Medine'de bırakıldı. Ona "İmam" denilir, veya Osman'ın kendisi için yazdırdığı nüshaya "İmam" adı verilir. Çünkü Osman'ın Mushafı diğerlerine merci', esas oldu. Ona göre tashih olundular.
    İbni Hacer'e göre, Osman diğer nüshaları yakmamış, okunmasını tashih etmiş, tashihi kaabil olmayanları toplamış, yanlış okumaya, hatalı kıraete meydan vermemek için bozmuştur, yıkamıştır. "Harrak" tâbiri iki türlü de anlaşılır. Yakmak ve noktalı harfle olduğuna göre, yırtmak. Tashihi kaabil olmayan sahifeyi yırtar. Hattâ muhalif yerleri yıkamak da bir nevi tashihtir. "Yıkadı" tabiri de var. Hâsılı bunlar tashih maksadiyle yapılmış şeylerdir. Bu Mushaf tashihi işi Irak ve Şam'da olmuştur. Sonra umumi Mushaflar hakkındadır. Hususi Mushaflara kimse dokunmamıştır. Kim alıp silecek? Übey ve İbni Mes'ud Mushafları meydanda, kimse dokunmamıştır.
    (İbni Haldun - Mukaddime).
    Bozuk kıraetler tefsir için katılan kelimeler varsa işte Hazreti Osman onları menetti. Müsteşrik Schwally, Hazreti Osman'a isnad olunan bu yakma rivayetini çok şüpheli bulur.
    alıntı






+ Yorum Gönder