Konusunu Oylayın.: Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır ?
  1. 23.Haziran.2012, 19:04
    1
    Misafir

    Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır ?






    Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır ? Mumsema Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır ?


  2. 23.Haziran.2012, 19:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 08.Temmuz.2012, 00:11
    2
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf'ta (Sufizm) her insanın, Allah'ın bir parçası olduğu inancı var mıdır




    Vahdet'i Vücud inancı vardır ve bu apaçık şirktir.
    ağıza alınmaya bile kokulacak sözlerden örnekler:

    Islamda tasavvuf tasavvufta islam var mıdır?

    Tasavvuf ya da Sufizm veya Sufilik ,İslam inancında Allah'a ulaşmanın yollarından biridir. Bir başka tanıma göre, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.
    İSLAM ve TASAVVUF

    1. İslam’ın temeli; “Lâ ilahe illallah”, yani “Allah’tan başka ilah yoktur” ilkesine dayanırken, Tasavvuf’un temeli; “La mevcude illallah”, yani “Allah’tan başka varlık yoktur” ilkesine dayanmaktadırFenafillah,vahdeti vücud gibi )-(Al-i İmran/18 )

    2. İslam’ın gündeminde Allah ve O’nun bildirisi yer alırken, Tasavvuf’un gündeminde tarikatın kurucuları veya evliya bildikleri şeyhler, pirler ve onların menkıbeleri yer alır-7A’raf/3

    3. İslam’da Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez-42Şura/11 112İhlas/4 Tasavvuf’un fikir babası Muhyiddin İbn Arabi, eserlerinde açıktan; “Yaratan yaratılandır(halik mahluktur), yaratılan da yaratandır(mahluk haliktir). Bunların hepsi tek varlıktır.” anlayışını savunmuştur. Yine İbn Arabi, Firavun’un rablık iddiasını iddiasını(79Naziat/24), Firavun’un Allah olduğuna bağlamıştır.

    4. İslam’da kaynak Kur’an’dır. Oysa Tasavvuf’ta kaynak, şeyhlerin ve pirlerin rüyaları ve ilhamlarıdır.

    5. İslam aklı kullanmayı över(8Enfal/22-24 10Yunus/100), Tasavvuf aklı kullanmayı yerer. Bu yüzden Tasavvuf’ta bilenle bilmeyen arasında bir fark yoktur. Oysa İslam’da bilenle bilmeyen bir değildir-39Zümer/9

    6. İslam’da sadece Allah’ın ‘bir bildiği(hikmeti) var’ iken, Tasavvuf’ta şeyhin ‘bir bildiği var’ ilkesi esastır.

    7. İslam’da kişi mal varlığını Allah ve O’nun bildirdiği değerler uğruna paylaşır. Tasavvuf’ta şeyhinin istekleri uğruna harcama yapar.

    8. Tasavvuf’un kullandığı çoğu kavram Kur’an’da apayrı anlamlarda kullanılmıştır.

    9. İslam’ı; türbelerden medet bekleme, muskacılık, bez bağlamak, üfürükçülük gibi hurafelerle özdeşleştiren Tasavvuf’tur.

    10. İslam’da hatalarıyla sevaplarıyla, doğrusuyla yanlışıyla insan insandır. İnsanca yaşar, insanca ölür, insanca dirilir. Tasavvufta insan, ancak üç-beş dini istismar eden zikir sarhoşunun keşfettiği bir ilahtır. Oysa Kur’an’a göre kimse, Allah’a ait bir parça(cüz) değildir-43Zuhruf/15

    11. İslam’da zikir, Allah’ı ve O’nun bildirdiği değerleri gündemde tutmaktır. Tasavvuf İslam’ı ve Allah’ı istismar ederek bazı sözcükleri saatlerce tekrar etmek diye anlamakta ve uygulamaktadır. Zikrin anlamı için bkz. Atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha fazla Allah’ı zikredin-2Bakara/200

    12. İslam’da ruh vahyedilendir veya vahyin getirdiği ilahi bilinçtir. Tasavvufta ruh, kendi içlerinde taşıdıklarına ve bunun sonucu Allahımsı veya Allah olduklarını inandıkları bir tözdür. Kur’an’da ruh için bkz: 16Nahl/2 40Mümin/15 42Şura/52 Ruh konusunda fazla bilgimiz yoktur-17İsra/85

    MİSTİK CEMAAT OLUŞTURMA TAKTİKLERİ

    İnsanları aldatmanın, onların inançlarını ve duygularını sömürmenin, güç ve itibar kazanmanın çeşitli yolları vardır. Ancak dinistismarcıları ve baronları, genellikle tarih boyunca da günümüzde de benzer yolları izlemişlerdir. Bunlar;

    1)Önce din büyüğü sayılan bir kişiye olağanüstü bazı özellikler yakıştırılır. Böylece insanlar onun etrafında daha kolay toplanırlar.

    2)Sonra onun Allah’a çok yakın olduğuna vurgu yapılarak onun aracı ve kurtarıcı olması sağlanır.

    3)Daha sonra yazdığı kitapları, Allah’ın ilhamıyla yazdığı iddia edilir.

    4)En sonunda, o cemaate girmeyenin kurtuluşa ermeyeceğine vurgu yapılır. Böylece ayrı adı, ayrı önderi ve ayrı kitabı olan ayrı bir cemaat ortaya çıkar. Bu amaçla önderleri farklı giyinir, farklı konuşur ve farklı davranır. Aklını kullanan herkes, bunun bir oyun olduğunu anlar. Ancak bazıları arzularını ve duygularını okşadığı için bu durumdan etkilenir ve bu tuzağa düşerler. Gözleri büyülendiği için orada gördükleri pek çok olayı keramet sayarlar. Bir kabile kültürü veya suç çetesi gibi birbirlerine kenetlenirler. Yoğun hurafe bombardımanı ve hayali hikâyeler bunu güçlendirir. Buraya katılanlar orada olmanın bazı faydalarını görebilirler. Onları birbirine bağlayan şey zamanla menfaat ilişkisine döner. Aralarında akıl ve mantık temelinden yoksun bir sevgi ve dostluk bağı oluşur.

    MÜRŞİDİ NASIL TANIMLAYACAĞIZ

    artık bu bilgi karmaşalarından internette yazılanlardan televizyonlarda konuşulanlardan insan kendini nereye vuracağını şaşırıyor.ilmi bilgimizi az olmasına rağmen daima ALLAH emirlerini ve ysaklarını düşünüp yaşamamız gerektiğini her alanda tebliğ bir ilmi araştırmada birisiyle oturup konuşurken herhangi bir işe başlarken onun adını anarak kötü bir işe tenezzül ederken hep YARATANI düşünüp peygamber ümmeti olduğumuzu bilip utanmamız gerektiğini
    biliyorum ancak tasavvuf yok beyaz bir nur gibi akacakmış yok ondan okrkup ALLAHA ulaşacakmıssın tamam edep başka bir iş edep tamam ancak bize ALLAH yeter diye düşünüyorum yoksa insanlar bu karmaşada ALLAHA ulaşayım derken başka yollara düşecek
    bize peygamber sünneti bize yeter tabi onun ilmini bizlere ulaştıran insanlara saygıda kusur etmmemeliyiz ama taparcacına ÖNCE ALLLAHTAN korkun sonra peygamderden utanalım diyorum
    saygılarla




    Ete kemiğe büründüm …. Yunus diye göründüm.
    Sıyırın eti kemiği,işte onun sesi,işte onun kendisi.
    Ol kadiri kün feye kün,lutfedici sübhan benem.
    Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem.
    Nutfeden Adem yaradan,yumurtadan kuş türeten.
    Kudret dilini söyleten,zikreyleten sübhan benem.

    Hem batinem hem zahirem,hem evvelem hem ahirem.
    Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem.
    Yoktur anda tercüman,andaki iş bana ayan..
    Bin bir adı vardır bir adı da Yunus,ol sahibi Kur’an benem.

    YUNUS EMRE : KÜLTÜR BAKANLIĞI 1275 KÜLTÜR ESERLERİ 161 SAYFA.361

    “ …. Mesnevi’deki sözlerden maksadım senin sırrın,onu şiir halinde söylemekteki muradım ise senin sesindir. Bence sesin,Allah sesidir.Aşık, haşa sevgilisinden ayrılmaz. İnsanların canı ile insanın rabbi arasında keyfiyetsiz,kıyasa sığmaz bir ulaşma,bir birlik vardır. “ …. Attığın zaman aslında sen atmadın,Allah attı ….. “ ENFAL : 17.AY. Ayetini okumuşsun ama cisimden ibaretsin,cüz’lerde kalakalmışsın …. “

    MESNEVİ : 4.C.62.63.S. M.E.B1991 İST

    ŞEMSEDDİN TEBRİZİ : Mevlânâ Şems-i Tebrizî'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle : " Haydi gidin Kimya Hatunu buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır " buyurdu. Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazır-landıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems " içeri gel " diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve : " Kimya nereye gitti " dedi. Mevlânâ Şems : " Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi " buyurdu, işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü. “

    BEYAZİD’İ BESTAMİ :

    MENAKİBU ARİFİN : 2 – 56.57.69.70.S - AHMED EFLAKİ - M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1989
    “ ….. Noksan sıfatlardan münezzehim,şanım ne yücedir … “

    DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 30.S



    “ ….Çadırımı Arş’ın yanına kurdum…Allah’ım senin bana itaatin, benim sana itaatimden daha büyüktür … “

    DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 29-30.S

    “ … Allah’a yemin ederim ki,sancağım Muhammedin sancağından daha büyüktür. Nurdan olan sancağımın altında cinler,insanlar ve Peygam-berler bulunmaktadır….”

    “ … Beni bir defa görmen,Rabbini bin defa görmenden hayırlıdır …



  4. 08.Temmuz.2012, 00:11
    2
    Jıhad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Vahdet'i Vücud inancı vardır ve bu apaçık şirktir.
    ağıza alınmaya bile kokulacak sözlerden örnekler:

    Islamda tasavvuf tasavvufta islam var mıdır?

    Tasavvuf ya da Sufizm veya Sufilik ,İslam inancında Allah'a ulaşmanın yollarından biridir. Bir başka tanıma göre, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.
    İSLAM ve TASAVVUF

    1. İslam’ın temeli; “Lâ ilahe illallah”, yani “Allah’tan başka ilah yoktur” ilkesine dayanırken, Tasavvuf’un temeli; “La mevcude illallah”, yani “Allah’tan başka varlık yoktur” ilkesine dayanmaktadırFenafillah,vahdeti vücud gibi )-(Al-i İmran/18 )

    2. İslam’ın gündeminde Allah ve O’nun bildirisi yer alırken, Tasavvuf’un gündeminde tarikatın kurucuları veya evliya bildikleri şeyhler, pirler ve onların menkıbeleri yer alır-7A’raf/3

    3. İslam’da Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez-42Şura/11 112İhlas/4 Tasavvuf’un fikir babası Muhyiddin İbn Arabi, eserlerinde açıktan; “Yaratan yaratılandır(halik mahluktur), yaratılan da yaratandır(mahluk haliktir). Bunların hepsi tek varlıktır.” anlayışını savunmuştur. Yine İbn Arabi, Firavun’un rablık iddiasını iddiasını(79Naziat/24), Firavun’un Allah olduğuna bağlamıştır.

    4. İslam’da kaynak Kur’an’dır. Oysa Tasavvuf’ta kaynak, şeyhlerin ve pirlerin rüyaları ve ilhamlarıdır.

    5. İslam aklı kullanmayı över(8Enfal/22-24 10Yunus/100), Tasavvuf aklı kullanmayı yerer. Bu yüzden Tasavvuf’ta bilenle bilmeyen arasında bir fark yoktur. Oysa İslam’da bilenle bilmeyen bir değildir-39Zümer/9

    6. İslam’da sadece Allah’ın ‘bir bildiği(hikmeti) var’ iken, Tasavvuf’ta şeyhin ‘bir bildiği var’ ilkesi esastır.

    7. İslam’da kişi mal varlığını Allah ve O’nun bildirdiği değerler uğruna paylaşır. Tasavvuf’ta şeyhinin istekleri uğruna harcama yapar.

    8. Tasavvuf’un kullandığı çoğu kavram Kur’an’da apayrı anlamlarda kullanılmıştır.

    9. İslam’ı; türbelerden medet bekleme, muskacılık, bez bağlamak, üfürükçülük gibi hurafelerle özdeşleştiren Tasavvuf’tur.

    10. İslam’da hatalarıyla sevaplarıyla, doğrusuyla yanlışıyla insan insandır. İnsanca yaşar, insanca ölür, insanca dirilir. Tasavvufta insan, ancak üç-beş dini istismar eden zikir sarhoşunun keşfettiği bir ilahtır. Oysa Kur’an’a göre kimse, Allah’a ait bir parça(cüz) değildir-43Zuhruf/15

    11. İslam’da zikir, Allah’ı ve O’nun bildirdiği değerleri gündemde tutmaktır. Tasavvuf İslam’ı ve Allah’ı istismar ederek bazı sözcükleri saatlerce tekrar etmek diye anlamakta ve uygulamaktadır. Zikrin anlamı için bkz. Atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha fazla Allah’ı zikredin-2Bakara/200

    12. İslam’da ruh vahyedilendir veya vahyin getirdiği ilahi bilinçtir. Tasavvufta ruh, kendi içlerinde taşıdıklarına ve bunun sonucu Allahımsı veya Allah olduklarını inandıkları bir tözdür. Kur’an’da ruh için bkz: 16Nahl/2 40Mümin/15 42Şura/52 Ruh konusunda fazla bilgimiz yoktur-17İsra/85

    MİSTİK CEMAAT OLUŞTURMA TAKTİKLERİ

    İnsanları aldatmanın, onların inançlarını ve duygularını sömürmenin, güç ve itibar kazanmanın çeşitli yolları vardır. Ancak dinistismarcıları ve baronları, genellikle tarih boyunca da günümüzde de benzer yolları izlemişlerdir. Bunlar;

    1)Önce din büyüğü sayılan bir kişiye olağanüstü bazı özellikler yakıştırılır. Böylece insanlar onun etrafında daha kolay toplanırlar.

    2)Sonra onun Allah’a çok yakın olduğuna vurgu yapılarak onun aracı ve kurtarıcı olması sağlanır.

    3)Daha sonra yazdığı kitapları, Allah’ın ilhamıyla yazdığı iddia edilir.

    4)En sonunda, o cemaate girmeyenin kurtuluşa ermeyeceğine vurgu yapılır. Böylece ayrı adı, ayrı önderi ve ayrı kitabı olan ayrı bir cemaat ortaya çıkar. Bu amaçla önderleri farklı giyinir, farklı konuşur ve farklı davranır. Aklını kullanan herkes, bunun bir oyun olduğunu anlar. Ancak bazıları arzularını ve duygularını okşadığı için bu durumdan etkilenir ve bu tuzağa düşerler. Gözleri büyülendiği için orada gördükleri pek çok olayı keramet sayarlar. Bir kabile kültürü veya suç çetesi gibi birbirlerine kenetlenirler. Yoğun hurafe bombardımanı ve hayali hikâyeler bunu güçlendirir. Buraya katılanlar orada olmanın bazı faydalarını görebilirler. Onları birbirine bağlayan şey zamanla menfaat ilişkisine döner. Aralarında akıl ve mantık temelinden yoksun bir sevgi ve dostluk bağı oluşur.

    MÜRŞİDİ NASIL TANIMLAYACAĞIZ

    artık bu bilgi karmaşalarından internette yazılanlardan televizyonlarda konuşulanlardan insan kendini nereye vuracağını şaşırıyor.ilmi bilgimizi az olmasına rağmen daima ALLAH emirlerini ve ysaklarını düşünüp yaşamamız gerektiğini her alanda tebliğ bir ilmi araştırmada birisiyle oturup konuşurken herhangi bir işe başlarken onun adını anarak kötü bir işe tenezzül ederken hep YARATANI düşünüp peygamber ümmeti olduğumuzu bilip utanmamız gerektiğini
    biliyorum ancak tasavvuf yok beyaz bir nur gibi akacakmış yok ondan okrkup ALLAHA ulaşacakmıssın tamam edep başka bir iş edep tamam ancak bize ALLAH yeter diye düşünüyorum yoksa insanlar bu karmaşada ALLAHA ulaşayım derken başka yollara düşecek
    bize peygamber sünneti bize yeter tabi onun ilmini bizlere ulaştıran insanlara saygıda kusur etmmemeliyiz ama taparcacına ÖNCE ALLLAHTAN korkun sonra peygamderden utanalım diyorum
    saygılarla




    Ete kemiğe büründüm …. Yunus diye göründüm.
    Sıyırın eti kemiği,işte onun sesi,işte onun kendisi.
    Ol kadiri kün feye kün,lutfedici sübhan benem.
    Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem.
    Nutfeden Adem yaradan,yumurtadan kuş türeten.
    Kudret dilini söyleten,zikreyleten sübhan benem.

    Hem batinem hem zahirem,hem evvelem hem ahirem.
    Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem.
    Yoktur anda tercüman,andaki iş bana ayan..
    Bin bir adı vardır bir adı da Yunus,ol sahibi Kur’an benem.

    YUNUS EMRE : KÜLTÜR BAKANLIĞI 1275 KÜLTÜR ESERLERİ 161 SAYFA.361

    “ …. Mesnevi’deki sözlerden maksadım senin sırrın,onu şiir halinde söylemekteki muradım ise senin sesindir. Bence sesin,Allah sesidir.Aşık, haşa sevgilisinden ayrılmaz. İnsanların canı ile insanın rabbi arasında keyfiyetsiz,kıyasa sığmaz bir ulaşma,bir birlik vardır. “ …. Attığın zaman aslında sen atmadın,Allah attı ….. “ ENFAL : 17.AY. Ayetini okumuşsun ama cisimden ibaretsin,cüz’lerde kalakalmışsın …. “

    MESNEVİ : 4.C.62.63.S. M.E.B1991 İST

    ŞEMSEDDİN TEBRİZİ : Mevlânâ Şems-i Tebrizî'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle : " Haydi gidin Kimya Hatunu buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır " buyurdu. Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazır-landıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems " içeri gel " diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve : " Kimya nereye gitti " dedi. Mevlânâ Şems : " Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi " buyurdu, işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü. “

    BEYAZİD’İ BESTAMİ :

    MENAKİBU ARİFİN : 2 – 56.57.69.70.S - AHMED EFLAKİ - M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1989
    “ ….. Noksan sıfatlardan münezzehim,şanım ne yücedir … “

    DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 30.S



    “ ….Çadırımı Arş’ın yanına kurdum…Allah’ım senin bana itaatin, benim sana itaatimden daha büyüktür … “

    DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 29-30.S

    “ … Allah’a yemin ederim ki,sancağım Muhammedin sancağından daha büyüktür. Nurdan olan sancağımın altında cinler,insanlar ve Peygam-berler bulunmaktadır….”

    “ … Beni bir defa görmen,Rabbini bin defa görmenden hayırlıdır …






+ Yorum Gönder