Konusunu Oylayın.: Seyyid-Ül Evliya Kimdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Seyyid-Ül Evliya Kimdir?
  1. 20.Haziran.2012, 00:19
    1
    Misafir

    Seyyid-Ül Evliya Kimdir?






    Seyyid-Ül Evliya Kimdir? Mumsema Seyyid-Ül Evliya Kimdir?Süleyman Hilmi Tunahan Seyyid-Ül Evliya Mıdır?


  2. 20.Haziran.2012, 00:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Seyyid-Ül Evliya Kimdir?Süleyman Hilmi Tunahan Seyyid-Ül Evliya Mıdır?


    Benzer Konular

    - En büyük evliya kimdir

    - Seyyid Kutub kimdir

    - Seyyid Abdulbaki Hz kimdir

    - Seyyid Abdülkadir Geylani Kimdir?

    - Evliya kimdir? KİME DENİR?

  3. 21.Haziran.2012, 12:42
    2
    DangeR
    bir mum ışığı

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2011
    Üye No: 85439
    Mesaj Sayısı: 1,038
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 29

    Cevap: Seyyid-Ül Evliya Kimdir?




    Maksadı bilemem ben bu soruda, seyyid-ül evliyanın kim olduğunu da bilemem çünkü bu bir makam meselesidir. Allah lütfen bana gösterse bunu, size söylemem de caiz değildir zaten, çünkü her şeyin bir sınırı vardır yani erbabı bilir onu. Binaenaleyh herhalde teknik bakımından böyle bir şeyin sorulamayacağını bilememiş bu arkadaş, bu soru sorulmaz yani.
    Tasavvufta seyyid-ül evliya ıstılahını bilmiyorum. Belki herkes kendi şeyhini bütün velilerin seyyidi makamında görür, ona seyyid-ül evliya diyebilir, fakat bu ıstılah haline gelmemiştir. Istılah olarak o işin, o çarka giren o çark içinde dönen, derecesine göre veliler vardır, mürşidler. O veli ve mürşidlerden ders alan, vazife alan halifeler vardır, ya mürşidin rahle-i tedrisi veya halifenin rahle-i tedrisi önüne oturan müridler vardır ve sonra bu velilerin de başlarının bağlı bulunduğu nükaba, nücaba vardır, hadisi şerifler ifade eder bunu. Bunların üstünde ebdal vardır, biri vefat ettiği zaman onun yerine bedel birisi gelir, bunu da yine hadisi şerifler ifade eder. Sayıları kırka ulaşanlar vardır, sayıları üç yüze ulaşanlar vardır, yetmişe ulaşanlar vardır, yediye ulaşanlar vardır. Bir de üç tane vardır, bunlar birisi kutbul-aktaptır,diğer ikisi imamdır bunların, yani tasavvuf ıstılahında velileri sıraya, mertebeye koyduğumuz zamanda bu eşhas karşımıza çıkar. Daha ziyade tekke ve zaviye edebiyatında anlatılır, tasavvuf kitaplarında anlatılır... Seyyid-ül evliya tabiri tasavvufi bir tabir değil. Mesela, siz kendi sevdiğiniz caminizin imamına, seyyid-ül evliya nazarıyla bakabilirsiniz bunda da mazursunuz. Herkes kendi mahallesinin irnamını mehdi de görebilir, mazurdur bunda, fakat o zat kalkar da bacağıyla, başıyla kendisinin mehdi olduğunu iddia ederse, ona da haddini bilmiyor deriz. Haddi zatında çok defa şeyhler, mürşitler kamil değildir de, etrafları onları kamil görür ve gösterir, o da kendi kendine kamil olur. Meselemize gelince, bu zat bana öyle geliyor ki, Süleyman efendi vasıtasıyla biraz soruyor bunu. Böyle şahısların serrişte edilmesi, dedikodusunun yapılması bana, mesleğime, meşrebime göre caiz değil. Benim bu mevzuda bildiğim ve bin tane mahfilde anlattığım bir şey vardır. Ali velidir, veli velidir veya değildir bunları Allah bilir ama insanları semereleriyle, say’leriyle az çok tartabiliriz. Hususiyle kendilerine zıt kimselerin yanında bile çok defa anlattım, şu sözleri size nakletmede de fayda mülahaza ediyorum. Benim bildiğim bir şey var,Türkiye'nin en hücra yerlerine, en hücra köylerine, dere dibindeki nahiyelerine, beldelerine, karyelerine kadar bu memleketin karanlık gecesinde bir tek şafağın çakmadığı günlerde, Süleyman efendi merhumun talebeleri gitti, Kur’an Kursu açtı, vatan evladına Kur’an Öğrettiler. İmam hatip yoktu, enstitüde yoktu, başka dini müessesede yoktu, İlahiyat da bir tane adam çıkarmıyordu. Müftü oldu, vaiz oldu, imam oldu, Kur’an Kursu muallimi oldu bu işin bir yönüydü, böyle bir sâyi hafife almak bir mü'min için caiz değildir.. Ama sen daha makul, daha sistemli, devrin dönen çarklarına daha muvafık bir hizmet şekli biliyorsan, çık Allah rızası için hizmet et, seni de ileride gelecek nesiller hizmetinle alkışlasın, dualarıyla yad etsinler. Fakat hizmet etmiş, görünüşü itibarıyla büyük işler yapmış kimselerin tan ve teşniini açık-kapalı ifade ve işmam eder şeylerden içtinap etmek lazım. Hususiyle büyük hayırlara medar olmuş kimseleri yapacağımız şey, sadece hayırla yad etmektir, içimizi aşamıyorsak en azından hayırla yad etmektir. Saniyen, benim hayranı olduğum bir husus var, bunu da belki elli defa nakletmişim. İnsanlık tarihinde diyorum, Aleyhissalatü vesselamdan sonra, aksiyoner olarak gördüğüm bir-iki şahıs var, bir tanesi de Tuna boylu Süleyman Hilmi efendidir. Başka hususlarını nakletmeyin ama, bir aksiyoner görmek istiyorsanız ona bakacaksınız ve meseleyi mukayesesiyle arz edeyim de görün. Devletin himmetiyle, topyekün milletin himmetiyle biz imam-hatip yapmaya çalışıyoruz. Nicelerinin elini öptük, Terledik, ter döktük, koştuk, yaptık, ettik bütün milletle beraber, devlet te yardım etti, fakat halâ şu yirmi senedir devletin, milletin elele yaptığı imam-hatip ve enstitü sayıları, Süleyman efendinin talebelerinin yaptığı kursların sayısına yükselememiştir. Bu imam-hatiplerin, enstitülerin (haşa) dun, onların daha ileri olduğunu ifade etmez, fakat herkesi kendi dairesi içinde, kendi çapında alkışlama mecburiyetindeyiz. Kimseye husumetimizin olmayacağı bir makamda hadiseleri tetkik ve tahlil etme mecburiyetindeyiz. Onlardan benim hakkımda böyle düşünmeyen de olabilir ama ben bir müminin hakkımda kötü bir şey düşüneceği ihtimalini veremiyorum, “bir mümin hüsnü zan eder” diyorum. Bana fena şeylerde bundan sonra getirseler yine inanmayacağım, inanmamaya azmetmişim, müminler hakkında kötü şeyler getirseler de inanmamaya azmetmişim. Gözümle de görsem te'vile çalışıyorum önce, şu aksiyonu da alkışlama mecburiyetindeyiz. Meseleye başlarken herkes şurada kendisine verilen rolü oynamakla mükelleftir, ona bir rol verilmişti o onu oynadı, sen sana düşeni acaba yaptın mı? Tecessüsten, insanları maskaraya almaktan, hafife almaktan, alay etmekten Kur’an-ı Kerim'in ayatu beyyinatı bizi men ediyor. Ama Allah'a çok şükür o zulmani devirde, hiçbir şeyin, şafağında, tek şimşeğin çakmadığı o devirde onlar o hizmeti yaptılar, işi akademik seviyede ele almaya gelince, Cenab-ı Hak imam-hatipleri, enstitüleri, ilahiyat fakültesini islami ilimleri imdada koşturdu. Çok büyük meseleleri, problemleri, müşkülleri halledecekler, cihanın ihtiyaçlarına, devrin ihtiyaçlarına cevap verecek, doğunun, batının kültürünün sentezini yaparak nesli en makul şekilde komprimeler halinde takdim edecek, seviyeli akademik ilim adamları yetişecek buradan, kurslarda yetişenleri ele alacak, yoğuracak, değerlendirecek, daha mükemmel bir hüviyete irca edecek, devrin ihtiyaçlarına cevap verecek âli duruma irca edecekler, yükseltecekler, ilâ edecekler. Herkes kendisine ait vazifeyi yapıyor, onlar onu yaptılar bu devrin inşasında da başkaları kendisine düşen vazifeyi yapacaktır.


  4. 21.Haziran.2012, 12:42
    2
    DangeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bir mum ışığı



    Maksadı bilemem ben bu soruda, seyyid-ül evliyanın kim olduğunu da bilemem çünkü bu bir makam meselesidir. Allah lütfen bana gösterse bunu, size söylemem de caiz değildir zaten, çünkü her şeyin bir sınırı vardır yani erbabı bilir onu. Binaenaleyh herhalde teknik bakımından böyle bir şeyin sorulamayacağını bilememiş bu arkadaş, bu soru sorulmaz yani.
    Tasavvufta seyyid-ül evliya ıstılahını bilmiyorum. Belki herkes kendi şeyhini bütün velilerin seyyidi makamında görür, ona seyyid-ül evliya diyebilir, fakat bu ıstılah haline gelmemiştir. Istılah olarak o işin, o çarka giren o çark içinde dönen, derecesine göre veliler vardır, mürşidler. O veli ve mürşidlerden ders alan, vazife alan halifeler vardır, ya mürşidin rahle-i tedrisi veya halifenin rahle-i tedrisi önüne oturan müridler vardır ve sonra bu velilerin de başlarının bağlı bulunduğu nükaba, nücaba vardır, hadisi şerifler ifade eder bunu. Bunların üstünde ebdal vardır, biri vefat ettiği zaman onun yerine bedel birisi gelir, bunu da yine hadisi şerifler ifade eder. Sayıları kırka ulaşanlar vardır, sayıları üç yüze ulaşanlar vardır, yetmişe ulaşanlar vardır, yediye ulaşanlar vardır. Bir de üç tane vardır, bunlar birisi kutbul-aktaptır,diğer ikisi imamdır bunların, yani tasavvuf ıstılahında velileri sıraya, mertebeye koyduğumuz zamanda bu eşhas karşımıza çıkar. Daha ziyade tekke ve zaviye edebiyatında anlatılır, tasavvuf kitaplarında anlatılır... Seyyid-ül evliya tabiri tasavvufi bir tabir değil. Mesela, siz kendi sevdiğiniz caminizin imamına, seyyid-ül evliya nazarıyla bakabilirsiniz bunda da mazursunuz. Herkes kendi mahallesinin irnamını mehdi de görebilir, mazurdur bunda, fakat o zat kalkar da bacağıyla, başıyla kendisinin mehdi olduğunu iddia ederse, ona da haddini bilmiyor deriz. Haddi zatında çok defa şeyhler, mürşitler kamil değildir de, etrafları onları kamil görür ve gösterir, o da kendi kendine kamil olur. Meselemize gelince, bu zat bana öyle geliyor ki, Süleyman efendi vasıtasıyla biraz soruyor bunu. Böyle şahısların serrişte edilmesi, dedikodusunun yapılması bana, mesleğime, meşrebime göre caiz değil. Benim bu mevzuda bildiğim ve bin tane mahfilde anlattığım bir şey vardır. Ali velidir, veli velidir veya değildir bunları Allah bilir ama insanları semereleriyle, say’leriyle az çok tartabiliriz. Hususiyle kendilerine zıt kimselerin yanında bile çok defa anlattım, şu sözleri size nakletmede de fayda mülahaza ediyorum. Benim bildiğim bir şey var,Türkiye'nin en hücra yerlerine, en hücra köylerine, dere dibindeki nahiyelerine, beldelerine, karyelerine kadar bu memleketin karanlık gecesinde bir tek şafağın çakmadığı günlerde, Süleyman efendi merhumun talebeleri gitti, Kur’an Kursu açtı, vatan evladına Kur’an Öğrettiler. İmam hatip yoktu, enstitüde yoktu, başka dini müessesede yoktu, İlahiyat da bir tane adam çıkarmıyordu. Müftü oldu, vaiz oldu, imam oldu, Kur’an Kursu muallimi oldu bu işin bir yönüydü, böyle bir sâyi hafife almak bir mü'min için caiz değildir.. Ama sen daha makul, daha sistemli, devrin dönen çarklarına daha muvafık bir hizmet şekli biliyorsan, çık Allah rızası için hizmet et, seni de ileride gelecek nesiller hizmetinle alkışlasın, dualarıyla yad etsinler. Fakat hizmet etmiş, görünüşü itibarıyla büyük işler yapmış kimselerin tan ve teşniini açık-kapalı ifade ve işmam eder şeylerden içtinap etmek lazım. Hususiyle büyük hayırlara medar olmuş kimseleri yapacağımız şey, sadece hayırla yad etmektir, içimizi aşamıyorsak en azından hayırla yad etmektir. Saniyen, benim hayranı olduğum bir husus var, bunu da belki elli defa nakletmişim. İnsanlık tarihinde diyorum, Aleyhissalatü vesselamdan sonra, aksiyoner olarak gördüğüm bir-iki şahıs var, bir tanesi de Tuna boylu Süleyman Hilmi efendidir. Başka hususlarını nakletmeyin ama, bir aksiyoner görmek istiyorsanız ona bakacaksınız ve meseleyi mukayesesiyle arz edeyim de görün. Devletin himmetiyle, topyekün milletin himmetiyle biz imam-hatip yapmaya çalışıyoruz. Nicelerinin elini öptük, Terledik, ter döktük, koştuk, yaptık, ettik bütün milletle beraber, devlet te yardım etti, fakat halâ şu yirmi senedir devletin, milletin elele yaptığı imam-hatip ve enstitü sayıları, Süleyman efendinin talebelerinin yaptığı kursların sayısına yükselememiştir. Bu imam-hatiplerin, enstitülerin (haşa) dun, onların daha ileri olduğunu ifade etmez, fakat herkesi kendi dairesi içinde, kendi çapında alkışlama mecburiyetindeyiz. Kimseye husumetimizin olmayacağı bir makamda hadiseleri tetkik ve tahlil etme mecburiyetindeyiz. Onlardan benim hakkımda böyle düşünmeyen de olabilir ama ben bir müminin hakkımda kötü bir şey düşüneceği ihtimalini veremiyorum, “bir mümin hüsnü zan eder” diyorum. Bana fena şeylerde bundan sonra getirseler yine inanmayacağım, inanmamaya azmetmişim, müminler hakkında kötü şeyler getirseler de inanmamaya azmetmişim. Gözümle de görsem te'vile çalışıyorum önce, şu aksiyonu da alkışlama mecburiyetindeyiz. Meseleye başlarken herkes şurada kendisine verilen rolü oynamakla mükelleftir, ona bir rol verilmişti o onu oynadı, sen sana düşeni acaba yaptın mı? Tecessüsten, insanları maskaraya almaktan, hafife almaktan, alay etmekten Kur’an-ı Kerim'in ayatu beyyinatı bizi men ediyor. Ama Allah'a çok şükür o zulmani devirde, hiçbir şeyin, şafağında, tek şimşeğin çakmadığı o devirde onlar o hizmeti yaptılar, işi akademik seviyede ele almaya gelince, Cenab-ı Hak imam-hatipleri, enstitüleri, ilahiyat fakültesini islami ilimleri imdada koşturdu. Çok büyük meseleleri, problemleri, müşkülleri halledecekler, cihanın ihtiyaçlarına, devrin ihtiyaçlarına cevap verecek, doğunun, batının kültürünün sentezini yaparak nesli en makul şekilde komprimeler halinde takdim edecek, seviyeli akademik ilim adamları yetişecek buradan, kurslarda yetişenleri ele alacak, yoğuracak, değerlendirecek, daha mükemmel bir hüviyete irca edecek, devrin ihtiyaçlarına cevap verecek âli duruma irca edecekler, yükseltecekler, ilâ edecekler. Herkes kendisine ait vazifeyi yapıyor, onlar onu yaptılar bu devrin inşasında da başkaları kendisine düşen vazifeyi yapacaktır.





+ Yorum Gönder