Konusunu Oylayın.: Allah'ı Ahirette Görmek Mümkün müdür?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah'ı Ahirette Görmek Mümkün müdür?
  1. 19.Haziran.2012, 19:05
    1
    Misafir

    Allah'ı Ahirette Görmek Mümkün müdür?

  2. 22.Haziran.2012, 17:33
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Allah'ı Ahirette Görmek Mümkün müdür?




    1. Hz. Âdem’in (as) Allah’ı gördüğüne dair hiçbir rivayet yoktur. Demek ki görmemiştir. Kıyamet kopmadan ve Ahiret âlemi kurulmadan yüce Allah’ı görme şerefi ilk olarak peygamberimize (sav) nasip olmuştur. Peygamberimizin diğer peygamberlerden üstünlüğü ve tüm meleklerden üstün olması, “Levlâke” sırrına mazhar olmasının sebebi budur. Hz. Musa (as) “Kelama” peygamberimiz (sav) de “Miraca ve Rü’yete” mazhar olmuştur. Melekler de yüce Allah’ı görmemişlerdir. Onların da imanı “Gaybe İmandır.”

    Yüce Allah kendi zatını sıfatı, esması ve şuunâtı ile gizlemiştir. Esma, sıfat ve şuuûnat perdelerinden geçmeden Rü’yete mazhar olmak mümkün değildir. İnsan dünyada Esma, sıfat ve şuûnat’ın tecellileri ve bu “tecelliyatın” oluşturduğu âlemlerde terakki ederken ahirette ise bu esma, sıfat ve şuunâtın “temessülü” ve bunun oluşturduğu âlemlerde terakki ve tekâmül etmeye devam edecektir. Rü’yetullah bu terakkiyatın sonu değil, başlangıcıdır. Çünkü bir şeyi görmek onu bilmek ve tanımak değildir. Görmek ayrı, gördüğünü tanımak ve bilmek ayrıdır. İnsanlar güneşi Âdem (as) zamanından itibaren görüyorlar ama hala tanımış değiller. Bir insanı görmekle tanımak mümkün değildir. Tanımak için beraber olmak ve yıllar boyu birlikte çalışmakla kazanılan bir durumdur.

    2. Mekândan münezzeh olan Allah’ı ahirette nasıl göreceğiz? denilirse cevaben mekândan münezzeh ve keyfiyetsiz olarak göreceğiz şeklinde olur. Bu nasıl olacak diye sorulursa buna cevabımız “İdrak-i meâli bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez” şeklinde olur.

    Ancak şu bir gerçektir ki, insan aklı ancak gördüğü ve bildiği şeylere bir şekil ve keyfiyet verebilir. Bunun için bu dünyada yüce Allah’ı “mevcud-u meçhul” unvanı ile tanımalıdır ki ma’ruf olsun. Akıl gibi ruh gibi. Akıl ve ruh da vardır ama keyfiyeti bizce meçhuldür. Allah’ın insanlara verdiği imkânlara göre insan anlamadığı şeyleri anlamaya başlar. Eskiden sesin ve görüntünün yayılmasını bilemezdi, anlamazdı ama şimdi bunu anlıyor ve biliyor. TV ve İnternetin çalışmasını anlamazdı şimdi anlıyor. Demek ilim geliştikçe akıl da gelişiyor. Dün imkânsız olan bir şey bu gün adiyattan sayılıyor. Cennette terakkiyât sonsuz olacağına göre Allah’ın esma ve sıfatının temessülâtını görecek ve Allah’ı da keyfiyetsiz ve zamandan mekândan münezzeh olarak görecektir. Biz bu dünyanın dar ve maddi kalıpları ile bunu anlayamayız ve anlatamayız. Ahiret ve bilhassa Cennet hayatı ve keyfiyeti çok farklı olacağı için bu dünyada imkânsız olan bir şey ahirette mümkün olacaktır. Cennete giren bir mü’min melekleri ve cinleri görebilecektir. Cennette her şey canlı olacağı için taşlarla, ağaçlarla ve tüm canlı varlıklarla konuşabilecektir. Bir anda birçok yerlerde bulunabilecek ve pek çok işi bir anda yapabilecek ama bir işi diğerine mani olmayacaktır. Böyle bir âlemde elbette dünyada imkânsız olan pek çok şey cennetin adi işlerinden sayılacaktır.

    Bunun için:
    “İdraki meâli bu küçük akla gerekmez
    Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”




  3. 22.Haziran.2012, 17:33
    2
    Devamlı Üye



    1. Hz. Âdem’in (as) Allah’ı gördüğüne dair hiçbir rivayet yoktur. Demek ki görmemiştir. Kıyamet kopmadan ve Ahiret âlemi kurulmadan yüce Allah’ı görme şerefi ilk olarak peygamberimize (sav) nasip olmuştur. Peygamberimizin diğer peygamberlerden üstünlüğü ve tüm meleklerden üstün olması, “Levlâke” sırrına mazhar olmasının sebebi budur. Hz. Musa (as) “Kelama” peygamberimiz (sav) de “Miraca ve Rü’yete” mazhar olmuştur. Melekler de yüce Allah’ı görmemişlerdir. Onların da imanı “Gaybe İmandır.”

    Yüce Allah kendi zatını sıfatı, esması ve şuunâtı ile gizlemiştir. Esma, sıfat ve şuuûnat perdelerinden geçmeden Rü’yete mazhar olmak mümkün değildir. İnsan dünyada Esma, sıfat ve şuûnat’ın tecellileri ve bu “tecelliyatın” oluşturduğu âlemlerde terakki ederken ahirette ise bu esma, sıfat ve şuunâtın “temessülü” ve bunun oluşturduğu âlemlerde terakki ve tekâmül etmeye devam edecektir. Rü’yetullah bu terakkiyatın sonu değil, başlangıcıdır. Çünkü bir şeyi görmek onu bilmek ve tanımak değildir. Görmek ayrı, gördüğünü tanımak ve bilmek ayrıdır. İnsanlar güneşi Âdem (as) zamanından itibaren görüyorlar ama hala tanımış değiller. Bir insanı görmekle tanımak mümkün değildir. Tanımak için beraber olmak ve yıllar boyu birlikte çalışmakla kazanılan bir durumdur.

    2. Mekândan münezzeh olan Allah’ı ahirette nasıl göreceğiz? denilirse cevaben mekândan münezzeh ve keyfiyetsiz olarak göreceğiz şeklinde olur. Bu nasıl olacak diye sorulursa buna cevabımız “İdrak-i meâli bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez” şeklinde olur.

    Ancak şu bir gerçektir ki, insan aklı ancak gördüğü ve bildiği şeylere bir şekil ve keyfiyet verebilir. Bunun için bu dünyada yüce Allah’ı “mevcud-u meçhul” unvanı ile tanımalıdır ki ma’ruf olsun. Akıl gibi ruh gibi. Akıl ve ruh da vardır ama keyfiyeti bizce meçhuldür. Allah’ın insanlara verdiği imkânlara göre insan anlamadığı şeyleri anlamaya başlar. Eskiden sesin ve görüntünün yayılmasını bilemezdi, anlamazdı ama şimdi bunu anlıyor ve biliyor. TV ve İnternetin çalışmasını anlamazdı şimdi anlıyor. Demek ilim geliştikçe akıl da gelişiyor. Dün imkânsız olan bir şey bu gün adiyattan sayılıyor. Cennette terakkiyât sonsuz olacağına göre Allah’ın esma ve sıfatının temessülâtını görecek ve Allah’ı da keyfiyetsiz ve zamandan mekândan münezzeh olarak görecektir. Biz bu dünyanın dar ve maddi kalıpları ile bunu anlayamayız ve anlatamayız. Ahiret ve bilhassa Cennet hayatı ve keyfiyeti çok farklı olacağı için bu dünyada imkânsız olan bir şey ahirette mümkün olacaktır. Cennete giren bir mü’min melekleri ve cinleri görebilecektir. Cennette her şey canlı olacağı için taşlarla, ağaçlarla ve tüm canlı varlıklarla konuşabilecektir. Bir anda birçok yerlerde bulunabilecek ve pek çok işi bir anda yapabilecek ama bir işi diğerine mani olmayacaktır. Böyle bir âlemde elbette dünyada imkânsız olan pek çok şey cennetin adi işlerinden sayılacaktır.

    Bunun için:
    “İdraki meâli bu küçük akla gerekmez
    Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”







+ Yorum Gönder