Konusunu Oylayın.: Allah Şerri Bidiği Halde Nasıl Şerre Müsaade Ediyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah Şerri Bidiği Halde Nasıl Şerre Müsaade Ediyor?
  1. 19.Haziran.2012, 19:04
    1
    Misafir

    Allah Şerri Bidiği Halde Nasıl Şerre Müsaade Ediyor?

  2. 21.Haziran.2012, 00:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allah Şerri Bidiği Halde Nasıl Şerre Müsaade Ediyor?




    Allah cehennemi yaratarak bir kısım insanların oraya girmesini murat etmiştir. Allah’ın iradesi haricinde hiçbir şey cereyan etmez, bir yaprak kıpırdamaz ve bir hareket olmaz. Kâinatta var olan her şey, iman-küfür, dalalet-hidayet, hayır-şer Allah’ın dilemesi ve yaratması iledir. Kâinatta var olan kanunlar, tabiat kanunları Allah’ın iradesinin tecellisi değil ise nedir? Yer niçin çeker? Su neden kaldırır? Ateş neden yakar? Rakamlar ve harfler nasıl iş görür ve neden işleri onlara bağlıdır? Sebeplerin icat noktasında hiçbir tesiri olmadığı halde yaratılışa neden adi bir şart kılınmıştır? Bütün bunlar hep irade-i ilahinin tecellisi ve gereğidir. Allah öyle olmasını dilemiştir ve öyle olmuştur.

    Âdem’i (as) yaratarak şeytanı onun ile imtihan etmiştir. Âdem’e (as) secde etmesini emrederek onu hür bırakmıştır. Böylece insanın yaratılış hikmeti gereği meydan-ı müsabaka ve imtihan açılmasını ve hür olarak yarattığı insanı cüz’î iradesi, ilmi ve kudreti ile şeytan ile mücadele ederek kabiliyetlerini geliştirip, binlerce amacı gerçekleştirecek şekilde eğitiminin önünü açmıştır. İnsanı cennet gibi güzel ve mükemmel bir yerden dünya gibi cennete nispeten cehennem olan bir mekâna sebepsiz göndermek zulüm olacağından, rızası ile gelmesi için cennette bir ağacın meyvesini yasaklamış ve şeytanın iğvası ile o ağaçtan yiyerek rızası ile dünyaya gelmesini murat etmiştir. Âdem’e (as) nübüvvet ve iman ile ibadet gibi bir görev vererek dünya zindanına gelmesini zahmetten rahmete çevirmiştir. Dünyadaki kazanımı ile cennette kazanamayacağı mükemmel makam ve mertebelere çıkararak rahmetini tecelli ettirmiştir ve insana olan rahmetini göstermiştir. Böylece insanı meleklerden üstün hale getirerek, katında meleklerin gıpta edeceği makama yükseltmiştir. Dünyadaki meşakkatini böylece rahmete çevirmiştir.

    “Günahından dolayı cennete giren insana ne mutlu!” buyuran peygamberimiz (sav) işte bu hususları kastetmiştir. Yaramazlık yapan bir öğrenciye babasının veya öğretmeninin attığı bir şefkat tokadı ile görünüşte çirkin görünen bir durumundan dolayı bir daha o davranışı yapmayarak nice yüksek makam ve mertebelere çıkanların “ne iyi oldu da o tokadı yedim” dediği çok vakidir. Demek o tokat zulüm tokadı değil, bir şefkat tokadıdır. Şefkat tokatları Risalesi’ni iyi okumak ve değerlendirmek lazımdır. Yüce Allah’ın Âdem’i (as) cennetten çıkarması zulüm değil, şefkat ve merhameti gereğidir. Allah “Adil”dir ve zulümden beridir. Şeytanı lanetlemesi ise yine zulüm değil adaleti gereğidir. Çünkü şeytana Allah’ın merhameti ile ettiği nimete ve meleklerden üstün bir makam vererek ettiği ihsan ve ikrama karşı şeytanın isyanı ve Âdeme düşmanlığı, haset ve fesadı onun hakkında laneti ve ebedi cehennemi adalet yapmıştır. Günahı Âdem’i (as) peygamber mertebesine çıkarırken, ilmi ve ibadeti şeytanı Allah’a isyana sevk etmiştir. Bu ibret alınacak çok önemli bir husustur.

    İstikbalini düşünemeyen zeki ama haylaz bir öğrencinin okula gitmek istemeyerek oyun ve eğlenceye dalmaması için şefkatli bir babanın ve öğretmenin o öğrenciyi cezalandırması ve eğitime teşvik etmesi doğru bir davranıştır. Hasta ve ameliyat olması gereken birine şefkatli hekimin acı ilaç içirmesi ve ameliyat ile meşakkat vermesi elbette zulüm ve haksızlık olarak ele alınamaz.

    Yüce Allah cenneti ve cehennemi yaratmamış olsaydı insan “Havf ve Reca” dengesini koruyamazdı. O zaman insanın hiçbir kabiliyeti inkişaf etmez ve insan hayvan olarak kalırdı. Yüce Allah merhameti gereği insandaki kabiliyetlerin gelişimini istemiş ve onu hür olarak yaratmıştır. Hürriyet en büyük bir nimettir. Ona kitaplar göndererek gerçekleri açıklamış, peygamberlerini “Âlemlere rahmet olarak göndermiş” insanı cennete davet etmiştir. Hür yaratarak insanın cenneti hak etmesini, böylece amelinin karşılığı olarak cennete girdiğini ihsas ettirerek minnet altında bırakmayarak yine merhameten cennetin nimetlerinden daha çok zevk almasını sağlamıştır. İnsanı cennete zorlamayarak adalet etmiştir. Zira şerre zorlamak da hayra zorlamak da zulümdür. Zülüm zaten zorlamak demektir. Hürriyet, hür bırakmak insana değer vermek demektir. Böylece insana değer vermiş yine merhametini göstermiştir.

    Yüce Allah merhameten mümine de kafire de hayra veya şerre yönelebilecek akıl ve duyguları vererek insanı nötr bırakmıştır. İradesini ve hürriyetini vererek eşit şartlarda eşit imkânlar ile müsabakaya sokmuştur. Aynı sınıftaki, aynı kabiliyet ve şartlarda, aynı müfredat ve öğretmenden ders alan öğrencilerin sene sonunda başarılı veya başarısız olmaları ve sonuçta bu durumunu kabul etmelerinin sebebi nedir? İdare mi, öğretmen mi, öğrencinin kendisi mi?
    Allah, kaderi vasıf olarak yazmış, sıfat olarak yazmamıştır. “Yani, ‘A’ kâfirdir, ‘B’ münafıktır, ‘C’ mümindir” dememiştir. Kur’an-ı Kerimde ve peygamberimizin hadislerinde görüldüğü gibi “Şu vasıflar mü’minin vasıflarıdır, bu vasıfları hür iradesi ile kazananlar mü’mindir. Bu vasıflar kâfirin vasıflarıdır. Bu vasıfları kazananlar da kâfirdir. O vasıflar ise münafıkların vasıflarıdır. Onları seçenler ise münafık olurlar. Mü’minlerin şu vasıflarından Allah razı olur ve rızasını kazananlar da cenneti hak ederler. Onların mükâfatı cennettir. Kâfirlere ve münafıklara has olan bu vasıflar ise Allah’ın öfkesini çeker, onlardan sakının ki ceza olarak cehenneme girmeyesiniz. Şayet nefsinize aldanarak veya şeytanın iğvasına kapılarak bu vasıflardan birine sahip olan ve günah işleyenler, şayet tövbe ederlerse Allah’ın şefkat ve merhameti, affı ve ihsanı geniştir. Kusurunuzu affeder, hiç yapmamış kabul eder ve sizi de cennetine alır” buyurur. Her insanın fıtratı her üç vasıfları kazanmaya da müsait yaratılmıştır. İstediğini seçmekte ve yapmakta hürdür. Seçimde zorlama olmadığı için sonuçta da sorumluluk kendisine aittir. Hayatı boyunca da her zaman hatadan dönme ve tövbe etme imkânı vardır ve bu da Allah’ın rahmeti ve affı gereğidir.


  3. 21.Haziran.2012, 00:14
    2
    Editör



    Allah cehennemi yaratarak bir kısım insanların oraya girmesini murat etmiştir. Allah’ın iradesi haricinde hiçbir şey cereyan etmez, bir yaprak kıpırdamaz ve bir hareket olmaz. Kâinatta var olan her şey, iman-küfür, dalalet-hidayet, hayır-şer Allah’ın dilemesi ve yaratması iledir. Kâinatta var olan kanunlar, tabiat kanunları Allah’ın iradesinin tecellisi değil ise nedir? Yer niçin çeker? Su neden kaldırır? Ateş neden yakar? Rakamlar ve harfler nasıl iş görür ve neden işleri onlara bağlıdır? Sebeplerin icat noktasında hiçbir tesiri olmadığı halde yaratılışa neden adi bir şart kılınmıştır? Bütün bunlar hep irade-i ilahinin tecellisi ve gereğidir. Allah öyle olmasını dilemiştir ve öyle olmuştur.

    Âdem’i (as) yaratarak şeytanı onun ile imtihan etmiştir. Âdem’e (as) secde etmesini emrederek onu hür bırakmıştır. Böylece insanın yaratılış hikmeti gereği meydan-ı müsabaka ve imtihan açılmasını ve hür olarak yarattığı insanı cüz’î iradesi, ilmi ve kudreti ile şeytan ile mücadele ederek kabiliyetlerini geliştirip, binlerce amacı gerçekleştirecek şekilde eğitiminin önünü açmıştır. İnsanı cennet gibi güzel ve mükemmel bir yerden dünya gibi cennete nispeten cehennem olan bir mekâna sebepsiz göndermek zulüm olacağından, rızası ile gelmesi için cennette bir ağacın meyvesini yasaklamış ve şeytanın iğvası ile o ağaçtan yiyerek rızası ile dünyaya gelmesini murat etmiştir. Âdem’e (as) nübüvvet ve iman ile ibadet gibi bir görev vererek dünya zindanına gelmesini zahmetten rahmete çevirmiştir. Dünyadaki kazanımı ile cennette kazanamayacağı mükemmel makam ve mertebelere çıkararak rahmetini tecelli ettirmiştir ve insana olan rahmetini göstermiştir. Böylece insanı meleklerden üstün hale getirerek, katında meleklerin gıpta edeceği makama yükseltmiştir. Dünyadaki meşakkatini böylece rahmete çevirmiştir.

    “Günahından dolayı cennete giren insana ne mutlu!” buyuran peygamberimiz (sav) işte bu hususları kastetmiştir. Yaramazlık yapan bir öğrenciye babasının veya öğretmeninin attığı bir şefkat tokadı ile görünüşte çirkin görünen bir durumundan dolayı bir daha o davranışı yapmayarak nice yüksek makam ve mertebelere çıkanların “ne iyi oldu da o tokadı yedim” dediği çok vakidir. Demek o tokat zulüm tokadı değil, bir şefkat tokadıdır. Şefkat tokatları Risalesi’ni iyi okumak ve değerlendirmek lazımdır. Yüce Allah’ın Âdem’i (as) cennetten çıkarması zulüm değil, şefkat ve merhameti gereğidir. Allah “Adil”dir ve zulümden beridir. Şeytanı lanetlemesi ise yine zulüm değil adaleti gereğidir. Çünkü şeytana Allah’ın merhameti ile ettiği nimete ve meleklerden üstün bir makam vererek ettiği ihsan ve ikrama karşı şeytanın isyanı ve Âdeme düşmanlığı, haset ve fesadı onun hakkında laneti ve ebedi cehennemi adalet yapmıştır. Günahı Âdem’i (as) peygamber mertebesine çıkarırken, ilmi ve ibadeti şeytanı Allah’a isyana sevk etmiştir. Bu ibret alınacak çok önemli bir husustur.

    İstikbalini düşünemeyen zeki ama haylaz bir öğrencinin okula gitmek istemeyerek oyun ve eğlenceye dalmaması için şefkatli bir babanın ve öğretmenin o öğrenciyi cezalandırması ve eğitime teşvik etmesi doğru bir davranıştır. Hasta ve ameliyat olması gereken birine şefkatli hekimin acı ilaç içirmesi ve ameliyat ile meşakkat vermesi elbette zulüm ve haksızlık olarak ele alınamaz.

    Yüce Allah cenneti ve cehennemi yaratmamış olsaydı insan “Havf ve Reca” dengesini koruyamazdı. O zaman insanın hiçbir kabiliyeti inkişaf etmez ve insan hayvan olarak kalırdı. Yüce Allah merhameti gereği insandaki kabiliyetlerin gelişimini istemiş ve onu hür olarak yaratmıştır. Hürriyet en büyük bir nimettir. Ona kitaplar göndererek gerçekleri açıklamış, peygamberlerini “Âlemlere rahmet olarak göndermiş” insanı cennete davet etmiştir. Hür yaratarak insanın cenneti hak etmesini, böylece amelinin karşılığı olarak cennete girdiğini ihsas ettirerek minnet altında bırakmayarak yine merhameten cennetin nimetlerinden daha çok zevk almasını sağlamıştır. İnsanı cennete zorlamayarak adalet etmiştir. Zira şerre zorlamak da hayra zorlamak da zulümdür. Zülüm zaten zorlamak demektir. Hürriyet, hür bırakmak insana değer vermek demektir. Böylece insana değer vermiş yine merhametini göstermiştir.

    Yüce Allah merhameten mümine de kafire de hayra veya şerre yönelebilecek akıl ve duyguları vererek insanı nötr bırakmıştır. İradesini ve hürriyetini vererek eşit şartlarda eşit imkânlar ile müsabakaya sokmuştur. Aynı sınıftaki, aynı kabiliyet ve şartlarda, aynı müfredat ve öğretmenden ders alan öğrencilerin sene sonunda başarılı veya başarısız olmaları ve sonuçta bu durumunu kabul etmelerinin sebebi nedir? İdare mi, öğretmen mi, öğrencinin kendisi mi?
    Allah, kaderi vasıf olarak yazmış, sıfat olarak yazmamıştır. “Yani, ‘A’ kâfirdir, ‘B’ münafıktır, ‘C’ mümindir” dememiştir. Kur’an-ı Kerimde ve peygamberimizin hadislerinde görüldüğü gibi “Şu vasıflar mü’minin vasıflarıdır, bu vasıfları hür iradesi ile kazananlar mü’mindir. Bu vasıflar kâfirin vasıflarıdır. Bu vasıfları kazananlar da kâfirdir. O vasıflar ise münafıkların vasıflarıdır. Onları seçenler ise münafık olurlar. Mü’minlerin şu vasıflarından Allah razı olur ve rızasını kazananlar da cenneti hak ederler. Onların mükâfatı cennettir. Kâfirlere ve münafıklara has olan bu vasıflar ise Allah’ın öfkesini çeker, onlardan sakının ki ceza olarak cehenneme girmeyesiniz. Şayet nefsinize aldanarak veya şeytanın iğvasına kapılarak bu vasıflardan birine sahip olan ve günah işleyenler, şayet tövbe ederlerse Allah’ın şefkat ve merhameti, affı ve ihsanı geniştir. Kusurunuzu affeder, hiç yapmamış kabul eder ve sizi de cennetine alır” buyurur. Her insanın fıtratı her üç vasıfları kazanmaya da müsait yaratılmıştır. İstediğini seçmekte ve yapmakta hürdür. Seçimde zorlama olmadığı için sonuçta da sorumluluk kendisine aittir. Hayatı boyunca da her zaman hatadan dönme ve tövbe etme imkânı vardır ve bu da Allah’ın rahmeti ve affı gereğidir.





+ Yorum Gönder