Konusunu Oylayın.: Burçlar Nedir? Bediüzzaman'ın BU Konuda Görüşleri Nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Burçlar Nedir? Bediüzzaman'ın BU Konuda Görüşleri Nelerdir?
  1. 19.Haziran.2012, 19:03
    1
    Misafir

    Burçlar Nedir? Bediüzzaman'ın BU Konuda Görüşleri Nelerdir?

  2. 22.Haziran.2012, 17:44
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Burçlar Nedir? Bediüzzaman'ın BU Konuda Görüşleri Nelerdir?




    Yüksek köşk, kalenin yuvarlak ve köşeli duvarlarına burç dendiği gibi, güneş sisteminde bulunan on iki takım yıldızdan her birine verilen isme burçlar denilmektedir. Terim olarak "gökteki bir takım yıldızlara ve yıldız kümelerine burç" denir. Burçlar on iki adettir. Bunların altısı kuzeyde, altısı da güneydedir. Astrologlar yıldız kümelerini, her ayda ve mevsimde göründükleri şekillere göre isimlendirmişlerdir. Buna göre burçların isimleri ve tekâbül ettikleri aylar şunlardır:

    1) Koç (hamel) burcu, 21 Mart-19 Nisan.
    2) Boğa (sevr) burcu, 20 Nisan-20 Mayıs.
    3) İkizler (cevzâ) burcu, 21 Mayıs-21 Haziran.
    4) Yengeç (seretân) burcu, 22 Haziran-22 Temmuz.
    5) Aslan (esed) burcu, 23 Temmuz-22 Ağustos.
    6) Başak (sünbüle) burcu, 23 Ağustos-22 Eylül.
    7) Terazi (mîzân) burcu 23 Eylül-23 Ekim.
    8) Akrep (akrep) burcu, 24 Ekim-21 Kasım.
    9) Yay (kavs) burcu, 22 Kasım-21 Aralık.
    10) Oğlak (cediy) burcu, 22 Aralık-19 Ocak
    11) Kova (delv) burcu 20 Ocak-18 Şubat.
    12) Balık (hût) burcu, 19 Şubat-20 Mart.

    Yılın her ayında güneş bu burçlardan birine girer. Güneşin Koç burcuna girmesiyle ilkbahar; Yengeç burcuna girmesiyle yaz; Terâzi burcuna girmesiyle sonbahar; Oğlak burcuna girmesiyle kış başlar.

    Türk Edebiyatında, hangi mevsimde hangi burcun bulunduğu şu şiirle açıklanmıştır: "Hamel ü Sevr ile Cevza'da gelir fasl-ı bahar / Seratân ü Esed ü Sünbüle'dir yaz'a medar / Tuttu Güz faslını Mizan ile Akrep dahi Kavs / Cedi vü Delv ile Hut kıldı Zemistanda (kış'ta) karar."

    Burçlara dayanarak, onların hareketlerinden geleceğe yönelik anlam çıkararak bir çeşit falcılık yapmak ve insanların geleceğine ait haberler vermek eskiden beri usul haline gelmiştir. Bu işi yapanlara da falcı veya kahin denmektedir. Fal “uğurlu saymak” anlamına gelmekle beraber genellikle “gelecekten haber verme ve kişilik okuma sanatı” olarak kabul edilmektedir. Bu da kader ile ilgili hususlarda konuşma anlamına gelmektedir. Ne gariptir ki falcılığa savaş açtığını iddia eden 20. asrın fen ve felsefe meraklıları, özellikle ekonomik yönden gelişmiş milletler, fertler ve bilhassa maneviyattan yoksun sosyete takımında kehanete inananların sayısı az değildir. Kahinler maalesef TV ekranlarının vazgeçilmezleri olamaya devam etmektedirler. Gazetelerin bir köşesi her gün fal yorumları ve rüya yorumları ile süslenmektedir. Bu asılsız yorumlar sayesinde insanların ruhi dengeleri bozulmaktadır. Bundan dolayı kaderi ilgilendiren bu hususlar Müslümanların da inançlarını bozdukları için dinimizce yasaklanmıştır. Gayb’dan verdiği haber konusunda kahini tasdik etmek küfürdür. Peygamberimiz (sav) “: "Bir kimse gider de verdiği haber konusunda kâhini tasdik ederse, Allah'ın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur" buyurarak bunu yasaklamışlardır.

    Geleceği ve gaybı Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde "De ki: göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur.” "Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ancak O bilir" buyurmaktadır. Bu ve benzeri ayetler, gaybı Allah'tan başka kimsenin bilmediğine delâlet etmektedir.

    İslâm âlimleri, sâbiîler gibi, tesiri yalnız yıldızlardan bilerek onlardan bir takım hükümler çıkarmaya kalkışmanın küfür ve şirk olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun yanında insanın, girişeceği önemli bir iş için istihâre yapması meşrûdur sünnettir. Bunun, İslam'da yasak edilen falcılık ve kehânetle hiç bir ilgisi yoktur.

    Bediüzzaman hazretleri kendisine “Sevr ve Hut”a dair sorulan bir suale verdiği cevabında konuya temas eder ve şöyle der: “Eski Kozmoğrafya nazarında Güneş gezer. Güneş'in her otuz derecesini, bir burç tabir etmişler. O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine raptedecek farazî hatlar çekilse, bir tek vaziyet hasıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi manasına olarak mizan suretini, bazı öküz manasına sevr suretini, bazı balık manasına hut suretini göstermişler. O münasebete binaen o burçlara o isimler verilmiş. Şu asrın Kozmoğrafyası nazarında ise, Güneş gezmiyor. O burçlar boş ve muattal ve işsiz kalmışlar. Güneş'in bedeline Küre-i Arz geziyor. Öyle ise o boş, işsiz burçlar ve yukarıdaki muattal daireler yerine, yerde Arz'ın medar-ı senevîsinde küçük mikyasta o daireleri teşkil etmek gerektir. Şu halde buruc-u semaviye, Arzın medar-ı senevîsinden temessül edecek. Ve o halde Küre-i Arz her ayda buruc-u semaviyenin birinin gölgesinde ve misalindedir. Güya Arz'ın medar-ı senevîsi bir âyine hükmünde olarak semavî burçlar, onda temessül ediyor.

    İşte bu veçhile Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sâbıkan zikrettiğimiz gibi bir defa (Ale’s-Sevr) bir defa (Ale’l-Hut) demiş. Evet mu'ciz-ül beyan olan lisan-ı nübüvvete yakışır bir tarzda gayet derin ve çok asır sonra anlaşılacak bir hakikata işareten bir defa (Ale’s-Sevr) demiş. Çünki Küre-i Arz, o sualin zamanında Sevr Burcu'nun misalinde idi. Bir ay sonra yine sorulmuş, (Ale’l- Hut) demiş. Çünki o vakit Küre-i Arz, Hut Burcu'nun gölgesinde imiş.

    İşte istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikata işareten ve Küre-i Arz'ın vazifesindeki hareketine ve seyahatına imaen ve semavî burçlar, Güneş itibariyle muattal ve misafirsiz olduklarına ve hakikî işleyen burçlar ise, Küre-i Arz'ın medar-ı senevîsinde bulunduğuna ve o burçlarda vazife gören ve seyahat eden Küre-i Arz olduğuna remzen (Ale’s-Sevri ve’l-Hut) demiştir.”
    Evet, Burçlar vardır ve eski bilginlerin anladıkları gibi zahiri, gözle gördükleri güneşin dönme hareketinin sonucu olarak yıldızlar arasında farazi olarak çekilen hatlara göre değil, peygamberimizin (sav) işaret ettiği ve anlatmak istediği gibi gerçekte dünyanın güneş etrafında dönmekten dolayı yapmış olduğu hareketin ve seyahatın her 30 derecesi arasındaki yıldızların aralarındaki farazi hatlardan teşekkül ederler.

    Bu on iki burcun dışında da burçların varlığından bahseden Bediüzzaman hazretleri 33. Sözün 21. Penceresinde Güneşin hareketini izah ederken şöyle der:
    “Hem şemse kendi mihveri üstünde cazibe denilen manevî ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmünde olan güneşi, bir Kadîr-i Zülcelal'in emriyle döndürüp, o seyyaratı o manevî iplerle bağlayıp tanzim etmek ve güneşi bütün seyyaratı ile saniyede beş saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir sür'atle, bir tahmine göre "Herkül Burcu" tarafına veya Şems-üş Şümus canibine sevk etmek, elbette ezel ve ebed sultanı olan Zât-ı Zülcelal'in kudretiyle ve emriyledir. Güya haşmet-i rububiyetini göstermek için, bu emirber neferleri hükmünde olan manzume-i şemsiye ordusu ile bir manevra yaptırır.”

    Bediüzzaman’ın bu izahlarından anlaşıldığı kadarıyla, Semavî Burçlar dünyanın hareketi ile kayıtlı ve sınırlı değildir. Güneşin hareketi sonucu oluşan burçlar olduğu gibi, güneşlerden müteşekkil galaksilerin hareketlerinin sonucu galaksilerden oluşan Galaksi burçları da bulunabilir. Ancak bütün bu burçlar insanın kaderini tayin eden sebepler değil, Allah’ın kudretini gösteren ayinelerdir. Bediüzzaman bizim nazarlarımızı kudretin ayineleri olan semavi burçlara çevirerek Marifetullah’da bir pencere daha açmıştır.

    Peygamberimizin (sav) “Ay ve güneşin tutulmasının” insanın doğumu ve ölümü ile ilgili olmadığını Allah’ın kudretinin ayinesi olduğunu ifade etmesi bunun bir örneğidir. Hicretin 10 yılında Peygamberimizin (sav) oğlu İbrahim’im cenazesinin defnedildiği günü güneş tutulması olunca sahabeler bunu İbrahim’in vefatı ile ilişkilendirince peygamberimiz (sav) buyurdular: “Dikkat edin! Güneş ve ay Allah’ın kudret ve azametini gösteren büyük alametlerden ikisidir. Bunlar hiçbir insanın doğumu ve ölümü için tutulmazlar. Bu durumla karşılaştığınız zaman Allah’ı tekbir, tespih ve hamd ile zikredin. Ortalık açılıncaya kadar namaz kılın” buyurmuşlardır.
    Ay ve güneş tutulunca namaz ve hutbe ile Allah’ı zikrederek ibret ve tefekkür ile ibadet etmek sünnettir.



  3. 22.Haziran.2012, 17:44
    2
    Devamlı Üye



    Yüksek köşk, kalenin yuvarlak ve köşeli duvarlarına burç dendiği gibi, güneş sisteminde bulunan on iki takım yıldızdan her birine verilen isme burçlar denilmektedir. Terim olarak "gökteki bir takım yıldızlara ve yıldız kümelerine burç" denir. Burçlar on iki adettir. Bunların altısı kuzeyde, altısı da güneydedir. Astrologlar yıldız kümelerini, her ayda ve mevsimde göründükleri şekillere göre isimlendirmişlerdir. Buna göre burçların isimleri ve tekâbül ettikleri aylar şunlardır:

    1) Koç (hamel) burcu, 21 Mart-19 Nisan.
    2) Boğa (sevr) burcu, 20 Nisan-20 Mayıs.
    3) İkizler (cevzâ) burcu, 21 Mayıs-21 Haziran.
    4) Yengeç (seretân) burcu, 22 Haziran-22 Temmuz.
    5) Aslan (esed) burcu, 23 Temmuz-22 Ağustos.
    6) Başak (sünbüle) burcu, 23 Ağustos-22 Eylül.
    7) Terazi (mîzân) burcu 23 Eylül-23 Ekim.
    8) Akrep (akrep) burcu, 24 Ekim-21 Kasım.
    9) Yay (kavs) burcu, 22 Kasım-21 Aralık.
    10) Oğlak (cediy) burcu, 22 Aralık-19 Ocak
    11) Kova (delv) burcu 20 Ocak-18 Şubat.
    12) Balık (hût) burcu, 19 Şubat-20 Mart.

    Yılın her ayında güneş bu burçlardan birine girer. Güneşin Koç burcuna girmesiyle ilkbahar; Yengeç burcuna girmesiyle yaz; Terâzi burcuna girmesiyle sonbahar; Oğlak burcuna girmesiyle kış başlar.

    Türk Edebiyatında, hangi mevsimde hangi burcun bulunduğu şu şiirle açıklanmıştır: "Hamel ü Sevr ile Cevza'da gelir fasl-ı bahar / Seratân ü Esed ü Sünbüle'dir yaz'a medar / Tuttu Güz faslını Mizan ile Akrep dahi Kavs / Cedi vü Delv ile Hut kıldı Zemistanda (kış'ta) karar."

    Burçlara dayanarak, onların hareketlerinden geleceğe yönelik anlam çıkararak bir çeşit falcılık yapmak ve insanların geleceğine ait haberler vermek eskiden beri usul haline gelmiştir. Bu işi yapanlara da falcı veya kahin denmektedir. Fal “uğurlu saymak” anlamına gelmekle beraber genellikle “gelecekten haber verme ve kişilik okuma sanatı” olarak kabul edilmektedir. Bu da kader ile ilgili hususlarda konuşma anlamına gelmektedir. Ne gariptir ki falcılığa savaş açtığını iddia eden 20. asrın fen ve felsefe meraklıları, özellikle ekonomik yönden gelişmiş milletler, fertler ve bilhassa maneviyattan yoksun sosyete takımında kehanete inananların sayısı az değildir. Kahinler maalesef TV ekranlarının vazgeçilmezleri olamaya devam etmektedirler. Gazetelerin bir köşesi her gün fal yorumları ve rüya yorumları ile süslenmektedir. Bu asılsız yorumlar sayesinde insanların ruhi dengeleri bozulmaktadır. Bundan dolayı kaderi ilgilendiren bu hususlar Müslümanların da inançlarını bozdukları için dinimizce yasaklanmıştır. Gayb’dan verdiği haber konusunda kahini tasdik etmek küfürdür. Peygamberimiz (sav) “: "Bir kimse gider de verdiği haber konusunda kâhini tasdik ederse, Allah'ın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur" buyurarak bunu yasaklamışlardır.

    Geleceği ve gaybı Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde "De ki: göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur.” "Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ancak O bilir" buyurmaktadır. Bu ve benzeri ayetler, gaybı Allah'tan başka kimsenin bilmediğine delâlet etmektedir.

    İslâm âlimleri, sâbiîler gibi, tesiri yalnız yıldızlardan bilerek onlardan bir takım hükümler çıkarmaya kalkışmanın küfür ve şirk olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun yanında insanın, girişeceği önemli bir iş için istihâre yapması meşrûdur sünnettir. Bunun, İslam'da yasak edilen falcılık ve kehânetle hiç bir ilgisi yoktur.

    Bediüzzaman hazretleri kendisine “Sevr ve Hut”a dair sorulan bir suale verdiği cevabında konuya temas eder ve şöyle der: “Eski Kozmoğrafya nazarında Güneş gezer. Güneş'in her otuz derecesini, bir burç tabir etmişler. O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine raptedecek farazî hatlar çekilse, bir tek vaziyet hasıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi manasına olarak mizan suretini, bazı öküz manasına sevr suretini, bazı balık manasına hut suretini göstermişler. O münasebete binaen o burçlara o isimler verilmiş. Şu asrın Kozmoğrafyası nazarında ise, Güneş gezmiyor. O burçlar boş ve muattal ve işsiz kalmışlar. Güneş'in bedeline Küre-i Arz geziyor. Öyle ise o boş, işsiz burçlar ve yukarıdaki muattal daireler yerine, yerde Arz'ın medar-ı senevîsinde küçük mikyasta o daireleri teşkil etmek gerektir. Şu halde buruc-u semaviye, Arzın medar-ı senevîsinden temessül edecek. Ve o halde Küre-i Arz her ayda buruc-u semaviyenin birinin gölgesinde ve misalindedir. Güya Arz'ın medar-ı senevîsi bir âyine hükmünde olarak semavî burçlar, onda temessül ediyor.

    İşte bu veçhile Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sâbıkan zikrettiğimiz gibi bir defa (Ale’s-Sevr) bir defa (Ale’l-Hut) demiş. Evet mu'ciz-ül beyan olan lisan-ı nübüvvete yakışır bir tarzda gayet derin ve çok asır sonra anlaşılacak bir hakikata işareten bir defa (Ale’s-Sevr) demiş. Çünki Küre-i Arz, o sualin zamanında Sevr Burcu'nun misalinde idi. Bir ay sonra yine sorulmuş, (Ale’l- Hut) demiş. Çünki o vakit Küre-i Arz, Hut Burcu'nun gölgesinde imiş.

    İşte istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikata işareten ve Küre-i Arz'ın vazifesindeki hareketine ve seyahatına imaen ve semavî burçlar, Güneş itibariyle muattal ve misafirsiz olduklarına ve hakikî işleyen burçlar ise, Küre-i Arz'ın medar-ı senevîsinde bulunduğuna ve o burçlarda vazife gören ve seyahat eden Küre-i Arz olduğuna remzen (Ale’s-Sevri ve’l-Hut) demiştir.”
    Evet, Burçlar vardır ve eski bilginlerin anladıkları gibi zahiri, gözle gördükleri güneşin dönme hareketinin sonucu olarak yıldızlar arasında farazi olarak çekilen hatlara göre değil, peygamberimizin (sav) işaret ettiği ve anlatmak istediği gibi gerçekte dünyanın güneş etrafında dönmekten dolayı yapmış olduğu hareketin ve seyahatın her 30 derecesi arasındaki yıldızların aralarındaki farazi hatlardan teşekkül ederler.

    Bu on iki burcun dışında da burçların varlığından bahseden Bediüzzaman hazretleri 33. Sözün 21. Penceresinde Güneşin hareketini izah ederken şöyle der:
    “Hem şemse kendi mihveri üstünde cazibe denilen manevî ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmünde olan güneşi, bir Kadîr-i Zülcelal'in emriyle döndürüp, o seyyaratı o manevî iplerle bağlayıp tanzim etmek ve güneşi bütün seyyaratı ile saniyede beş saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir sür'atle, bir tahmine göre "Herkül Burcu" tarafına veya Şems-üş Şümus canibine sevk etmek, elbette ezel ve ebed sultanı olan Zât-ı Zülcelal'in kudretiyle ve emriyledir. Güya haşmet-i rububiyetini göstermek için, bu emirber neferleri hükmünde olan manzume-i şemsiye ordusu ile bir manevra yaptırır.”

    Bediüzzaman’ın bu izahlarından anlaşıldığı kadarıyla, Semavî Burçlar dünyanın hareketi ile kayıtlı ve sınırlı değildir. Güneşin hareketi sonucu oluşan burçlar olduğu gibi, güneşlerden müteşekkil galaksilerin hareketlerinin sonucu galaksilerden oluşan Galaksi burçları da bulunabilir. Ancak bütün bu burçlar insanın kaderini tayin eden sebepler değil, Allah’ın kudretini gösteren ayinelerdir. Bediüzzaman bizim nazarlarımızı kudretin ayineleri olan semavi burçlara çevirerek Marifetullah’da bir pencere daha açmıştır.

    Peygamberimizin (sav) “Ay ve güneşin tutulmasının” insanın doğumu ve ölümü ile ilgili olmadığını Allah’ın kudretinin ayinesi olduğunu ifade etmesi bunun bir örneğidir. Hicretin 10 yılında Peygamberimizin (sav) oğlu İbrahim’im cenazesinin defnedildiği günü güneş tutulması olunca sahabeler bunu İbrahim’in vefatı ile ilişkilendirince peygamberimiz (sav) buyurdular: “Dikkat edin! Güneş ve ay Allah’ın kudret ve azametini gösteren büyük alametlerden ikisidir. Bunlar hiçbir insanın doğumu ve ölümü için tutulmazlar. Bu durumla karşılaştığınız zaman Allah’ı tekbir, tespih ve hamd ile zikredin. Ortalık açılıncaya kadar namaz kılın” buyurmuşlardır.
    Ay ve güneş tutulunca namaz ve hutbe ile Allah’ı zikrederek ibret ve tefekkür ile ibadet etmek sünnettir.






+ Yorum Gönder