+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Neden Her Zaman Fakirler Fedakardır? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Neden Her Zaman Fakirler Fedakardır?






  2. Galus
    Devamlı Üye

    Cevap: Neden Her Zaman Fakirler Fedakardır?


    Reklam



    Cevap: Allah insanı dünyaya imtihan için göndermiştir. Yani, Allah’ın kendisine emanet olarak vermiş olduğu kabiliyetlerini ve duygularını geliştirmek için demektir. Bu ise eğitim ve öğretim ile olur. Bunun için insan “Taallümle tekemmül eder.” Bunun amacı insanın cennet için yaratılmış olmasıdır. Cennet ise kabiliyetleri gelişmiş insanların istifade edebileceği çok mükemmel bir memlekettir.

    İnsan da dünyada eğitim ile kabiliyetlerini geliştirmek için okula gider. Hiçbir şeyi bilmeyen bir çocuk 16 sene eğitim sonunda şehir planları yapabilecek ve uzaya gidecek hesapları yapabilecek ve demirden bilgisayar ve programlarını yapabilecek seviyeye gelir. Bu yeterli değildir. Bildiklerini uygulayarak işinde ve sanatında mahir ve usta olmalıdır. Yoksa bildiklerini de unutur ve kabiliyetleri de dumura uğrar. O zaman ancak mükemmel bir insan olur. Bu da hayat boyu devam etmelidir. Ta ki ölene kadar. Bunun da amacı cennette tekâmül etmiş bir insan olarak aklı, duyguları ve kabiliyetleri ile cennetten istifade edecek seviyeye gelsin. Cennette de terakki ve tekâmül sonsuzdur. Dünyada 1001 esması ile tecelli eden Allah’ı bu esması ile tanımaya çalışan insan cennette de “Bütün güzel isimler onundur.” Ayetince sonsuz olan esması ile Allah’ı tanımaya ve ona yakınlık kazanmaya devam etmesidir. Allah’ın sonsuzluğu sonsuz esmayı ve sonsuz terakkiyi ister.

    Topkapı sarayına giren bir çocuk ile tarih ve sanat tarihi profesörü olan babasının Topkapı sarayından istifadesi gibi bir durumdur bu… Çocuk saraydaki balonlar ile dondurmaları ve çikolataları düşünür ve kendi dünyasındaki bu gibi şeyler ile sarayın eserlerini seyreder ve istifadesi o kadardır. Profesör ise ilmi ve kabiliyeti ile saraydaki tarihi eserlerin ve ustalarının sanatını akıl aynasında görerek gelişmiş olan sanat kabiliyetine göre o saraydan istifade eder. İnsanın cennetteki durumu budur.

    İnsanın kabiliyetlerinin gelişimi ise ihtiyaçları ve ihtiyaçlarının çokluğu ile doğru orantılıdır. İnsan ihtiyaçları oranında fakirdir. İhtiyaçlarını temin ve duygularını tatmin ettikçe de zengindir. Allah bunun için insanı muhtaç ve fakir yaratmıştır. Ta ki ihtiyaçlarını gidermek için çalışma ve kabiliyetlerini geliştirme imkânını elde etsin. Bunun için de insana pek çok bela ve musibetler musallat etmiştir. Yoksa hiçbir kabiliyetini geliştiremezdi. Cennetten çıkarması da bunun içindir. Cennette kalsaydı çocuk gibi her şeyini anne babası yerine getirir o da yerinde sayardı. “Atmacaların serçelere tasallutu serçe kuşunun kabiliyetlerini inkişaf ettirir” gerçeği bunu özetler. Bu işin aslıdır. Bizim algılama ve anlama alanımız ise insan ihtiyaçlarını sadece maddi imkânlar olarak düşünmesi ile daraltmasıdır. Yiyecek, giyecek, yakacak ve mesken ile sınırlı maddi ihtiyaçları çok olan zengin, olmayan fakir diye düşünürüz. Ne kadar aldanırız? Asıl zengin olan iman, ahlak, ilim ve duygu zengini olandır her ne ise…

    Peygamberler mal miras bırakmazlar onların mirası ilimdir ve hepsi de fakr-u zaruret içinde yaşamışlardır. Onlar ihtiyarları ile bilerek fakirliği tercih etmişlerdir. İmam-ı Şafi “Âlimin fakirliği ihtiyarî, cahilin ise ıztırarîdir” der. Yani âlim fakirliği tercih eder, cahil ise cehaletinden fakir kalır. Üstadın hayatı nur talebeleri için mükemmel örnek ve modeldir. Fakirlik, fedakârlık, sabır, kahramanlık, isar, kendi muhtaç iken başkasını düşünmek gibi yüzlerce ahlakî, manevi duygu ve kabiliyetler ihtiyaç ile fedakârlık ile gelişir; yoksa laftan ibaret kalır. Kahramanlık savaşta kazanılan bir vasıftır. Bu unvanlar laf ile kazanılmaz. Peygamberimizin, sahabenin ve üstadın hayatı ortadadır. Eğer onlar olmasaydı biz sabır, sebat, fedakârlık, cömertlik, kahramanlık, diğergamlık, akıllılık, zekilik, doğruluk, eminlik, eğiticilik, öğretmenlik, güvenilir olmak, kardeşlik, arkadaşlık, iktisat, adalet, ilim, edep, haya velhasıl yüzlerce manevi zenginlikleri bilemez ve anlayamazdık. Veyahut kendimize göre bunları tanımlar ve gerçeklerden tamamen uzaklaşırdık.

    Gelelim işin sosyolojik yönüne toplumun %90’ı fakirdir; %10’u zengindir. Bu değişmez kuraldır. Allah herkesi zengin yapsaydı toplumda ahenk ve çalışma olmaz ve toplum hayatı birbirinin ihtiyacını giderecek şekilde oluşmazdı. Tabii ki fedakârlık fakirlerin işidir. Zengin malı ve mülkü ile meşgul olurken nasıl fedakâr olabilsin. Dünya malı insanın ibadetine ve ilmine, sanata ve idareciliğe engeldir. Bunun için sanatkârlar, bilginler, idareciler fakir tabakayı oluştururlar. Bunların zenginleri ya babadan irsiyet ile veya hanımından mirasla zengin olmuşlardır veya sanatlarından ve ilimlerinden dolayıdır bu da hayatının anacak son döneminde olur veyahut onlar gerçek ilim ehli ve sanatkâr değil hırsızdırlar. Başka olamaz. Bir insana beddua etmek isterseniz “Allah malını ve mülkünü çoğaltsın” demek yeterlidir. Bu onun ibadetine ilmine ve hizmetine en büyük engeldir. Bu da onun için en büyük bedduadır. Bunun için âlim ticareti ve malı bırakır ilme ve sanata yönelir ve fakirliği ve fedakârlığı tercih eder. Ama ahiretin cennetin zengini odur. İşte insan böyle ahireti dünyaya tercih eder. Peygamberimiz (sav) bunun için “Allah’ın bana yetecek kadar ve başkasına muhtaç etmeyecek kadar mal ver” diye dua etmesinin sırrı budur.

    Kur’anda belirtilen dünyayı ahirete tercih edenler yoldan çıkmış zenginlerdir; ahireti dünyaya tercih edenler ise imanlı fakirlerdir. Peygamberimiz (sav) bütün bu gerçeklerden dolayı “Fakirliğim övüncümdür” buyurmuşlardır.

    İşin hakikati böyle iken maalesef inanmayanlar fakirlik ve sömürü edebiyatı ile hakikatin rengini gafletle ve kasıtla değiştirmekte ve mü’minlerin morallerini bozmaktadırlar. Helal haram, hak ve fazilet duygularını aşındırmaktadırlar. Zaten fesat ve ifsat böyle ortaya çıkmaktadır. Ama sosyolojik sonuç değişmemektedir. Öyle ise dünyayı değiştiremeyiz, ama düşüncelerimizi ve niyetlerimizi değiştirerek iman, niyet ve ilimle bu gibi durumları akıllıca lehimize çevirmesini bilmeliyiz. Bunun için peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye (ra) “Herkes çeşitli ibadetlerle Allah’a yaklaşmaya çalışır. Ya Ali! Sen aklınla Allah’ın yakınlığını kazanmaya bak” buyurmuştur. Hz. Ali (ra) hayatı boyunca fakir yaşamış ve bir evi bile olmamıştır.

    Bediüzzaman’ın “Bu zamanda islam’ın terakkisi maddeten terakkiye bağlıdır meselesini ben âcizane müessese ve kurumların zenginliği olarak bakıyorum. İslami kurumlar ve müesseseler zengin olurlar ise islama hizmet ederler, fertler ise nefislerini öne çıkarırlar. Bunun için zekât ve sadaka ve diğer hususların akması ile İslam müesseseleri çok zengin olmalı. Çalışanlarına da yetecek kadar maaş vermeli ki o hizmetleri mükemmel yapsın. O zaman İslam terakki eder. Mesela bir Risale-i Nur Enstitüsü çok zengin olsa ne yapar? İslama hizmeti çok mükemmel yapmaz mı?

+ Yorum Gönder