Konusunu Oylayın.: Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi?
  1. 19.Haziran.2012, 18:53
    1
    Misafir

    Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi?






    Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi? Mumsema Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi?


  2. 19.Haziran.2012, 18:53
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Haziran.2012, 17:40
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Nübüvvetten Önce Peygamberimiz sav Neden Hanif Dinine Göre İbadet Ederdi?




    Peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce Hz. İbrahim’in (as) Arabistan’da çok perdeler altında cereyan eden bakıye-i dini ile ibadet ederdi. Fakat farziyet ve mecburiyet suretinde değil, belki ihtiyariyle ve mendubiyet suretinde ibadet ederdi.
    Hz. İbrahim’in (as) dini “Hanif Dini” veya kısaca “Haniflik”tir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyandı. O doğru ve istikamet dini olan hanif bir Müslümandı ve asla müşriklerden değildi” buyrulur. Bu ayette buyrulduğu gibi Haniflik, Hz. İbrahim’in (as) temsil ettiği tevhit esasını ifade etmektedir. Hanifliğin kutsal kitap ve metinlerdeki anlamı tevhittir. İbrahim (as) müşrik ve putperest Nemrut’a karşı tevhit hakikatini müdafaa ettiği için ateşe atıldığı herkesin malumu ve tüm ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanların ittifak ettiği bir husustur. Onlar bu cihette Hz. İbrahim’e (as) sahip çıktıkları gibi İbrahim (as) tüm peygamberlerin babası olmak ciheti ile herkesin sahiplendiği bir peygamberdir. Nitekim Yahudiler kendilerini İshak’ın (as) çocukları olarak görürler. Bu cihetten Hz. İsa (as) da İshak (as) neslinden gelen bir peygamberdir. Peygamberimiz (sav) ise İsmail’in (as) neslinden gelmiş olmakla İbrahim (as) neslinden gelen son peygamberdir ve İbrahim’in (as) duasıdır. Doğrudan babası olan İbrahim’in (as) dini ile ibadet etmesi akla ve dine daha uygundur.

    Akla uygundur çünkü o İbrahim’in (as) tevhit dinini temsil ve müdafaa etmektedir. İbrahim (as) asla şirke bulaşmadığı gibi takipçileri de asla şirke düşmemişlerdir. Buna putperest Mekke’de bulunan ve sayıları birkaç kişiden ibaret olan Haniflerin o şartlarda bile tevhidi müdafaa ettiği en güzel delildir. Kuss bin Saide, Varaka bin Nevfel, Hz. Ebubekir (ra) gibi mümtaz kişiler hanifleri temsil etmekteydiler ve asla şirke bulaşmamışlardı. Peygamberimizin (sav) de elbette şirkten en fazla nefret eden biri olarak İbrahim’in (as) bakıye-i dini olan Tevhitçi olması elbette en doğru olan bir husustur.

    Dine uygundur çünkü gerek Yahudiler ve gerekse Hıristiyanlar bilerek veya bilmeyerek şirke girdiler. Bilmeden girdiler esbaba tesir ve ruhbanlara yetki vererek bunu bilmeden yaptıkları gibi, Yahudiler Hz. Üzeyir’e (as) ve Hıristiyanlar Hz. İsa’ya (as) “İbnullah” yani ‘Allah’ın oğlu’ diyerek doğrudan şirke düştüler. Peygamberimizin (sav) şirkten en fazla nefret eden birisi olarak onların dinleri ile amel etmesi elbette düşünülemez. En azından görünüşte onlara benzemiş olurdu ki bu bir peygambere asla yakışmazdı.

    Hanif lügatte “Hakka ve doğruya yönelen ve tevhitte istikamet üzere olan kimse” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerimde de bu anlamda geçmektedir. Hatta peygamberimize (sav) “Hıristiyan ve Yahudi olursanız doğru yolu bulursunuz” diyenlere Yüce Allah’ın “Ey Habibim! Bilakis biz, doğruya yönelmiş Hanif olan ve Allah’a şirk koşmayan İbrahim’in dinine uyarız de” dediğini nakleder.

    Yine Kur’an-ı Kerimde yüce Allah peygamberimize (sav) İbrahim (as) dinine tabi olmaya ve yolunu devam ettirmeye davet eder. “İbrahim şüphesiz Allah’a boyun eğen, ve yalnız Allah’a yönelen Hanif bir peygamberdi; puta tapanlardan değildi. Şimdi sen de ey resulüm, doğruya yönelmiş olan ve puta tapanlardan olmayan İbrahim’in dinine uy diye vahyettik” buyurur. Bu vahyin peygamberimize yapılmış olması da gösteriyor ki peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce de farziyet suretinde değil ilham tariki ile yüce Allah tarafından Hanif dini üzere amel etmeye yönlendirilmiştir.

    Peygamberimiz (sav) de “Ben amelde müsamahakâr olan; ama inançta tevhidi esas alan Hanif dini ile gönderildim” buyurarak İslamiyet’in tevhidi esas alan İbrahim’in (as) dininin devamı ile gönderilmiş olduğunu açıkça ifade etmektedir.
    Yüce Allah’ın “Allah katında din İslam’dır” ayeti ile Hanifliğin çelişmediği açıktır. İslam ile Hanifliğin ifade ettiği mana birdir. O da tevhidi esas alması ve şirkin her nevinden uzaklaşmaktır. Hanifliğin şirkten kaçınması ile İslam’ın Allah’a teslimiyeti aynı anlamın devamı niteliğindedir. Şirkten uzaklaşmanın sonucu Allah’a teslimiyettir.

    Bu anlamda “Hanif” kelimesi Kur’an-ı Kerimde 12 yerde geçmektedir. Bunlardan çıkan sonuç ise “Hanif”in anladığımız manada “Müslüman” anlamına gelmesidir.

    Hanifin bir anlamı da Fıtrat ve istikamet anlamında olmasıdır.
    Bu manayı bir kutsi hadiste yüce Allah’ın “Ben kullarımı istikamet ve selamet üzere hanifler olarak yarattım” buyurmasından anlıyoruz. Peygamberimizin (sav) hadislerinde de bu mana hâkimdir. Nitekim peygamberimizin (sav) Ebu Hureyre (ra) tarafından rivayet edilen bir hadisinde "Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anası ile babası ona Yahudî yahut Hıristiyan veya Mecûsî yaparlar. Nasıl ki, her hayvanın yavrusu tam a'zalı olarak doğar. Hiç o yavrunun burnunda, kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü?" Sonra Ebu Hüreyre (r.a.) "Habibim, Allah'ın insanları Hakkı idrak ve kabule müsait yarattığı fıtrat-ı asliyeyi rehber edinmekle Allah'ın yarattığı bu İslâm ve tevhid seciyesinin şirk ile değiştirmek uygun değildir: Bu İslâm ve Tevhid dini, en doğru bir dindir" (Rum, 30:30) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okumuştur.

    Fıtrat, Allah’ın insanı hak ve hakikati anlamaya ve kavramaya ve Allah’a iman ederek ibadet etmeye müstait bir yaratılış üzere yaratması demektir. Nitekim “Yüzünü hanif dinine çevir. Allah’ın insanları akıl ve kabiliyetlerle donatarak fıtrat üzere yaratmasının gereği budur. Allah’ın yaratmasında değişiklik olmaz ve bu Allah’ın kadim dinidir” ayetinden anlıyoruz.

    Dolayısıyla fitratın sesi Allah’ın birliğini esas alan tevhit hakikatine iman ve bir olan Allah’a teslimiyettir. Bunun tatbiki ise Kur’ana ve Hz. Muhammed’e (sav) itaat ederek yolundan gitmektir. Aklın gereği ve kabiliyetlerin istikamet üzere inkişafının neticesi budur. Hak ve tevhit dini olan İslam ve hanif dininin bütün esasları selim akılların ve inkişaf etmiş kabiliyetlerin kabul edip teslim olacağı şekildedir.

    Bütün bu sebeplerden dolayı peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce Hz. İbrahim’in (as) bakıye-i dini ile amel ederdi. Yani fıtrat ve İslam üzere idi, şirkten nefret eder ve tevhide iman ederdi. İbadeti farziyet şeklide değil, mendubiyet şeklinde ve kendi iradesi ile daha ziyade tefekküre dayanan ve imanın inkişafını netice veren bir şekilde idi. Daha sonra emrolunduğu için farziyet şeklinde ibadetine devam etti.



  4. 22.Haziran.2012, 17:40
    2
    Devamlı Üye



    Peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce Hz. İbrahim’in (as) Arabistan’da çok perdeler altında cereyan eden bakıye-i dini ile ibadet ederdi. Fakat farziyet ve mecburiyet suretinde değil, belki ihtiyariyle ve mendubiyet suretinde ibadet ederdi.
    Hz. İbrahim’in (as) dini “Hanif Dini” veya kısaca “Haniflik”tir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyandı. O doğru ve istikamet dini olan hanif bir Müslümandı ve asla müşriklerden değildi” buyrulur. Bu ayette buyrulduğu gibi Haniflik, Hz. İbrahim’in (as) temsil ettiği tevhit esasını ifade etmektedir. Hanifliğin kutsal kitap ve metinlerdeki anlamı tevhittir. İbrahim (as) müşrik ve putperest Nemrut’a karşı tevhit hakikatini müdafaa ettiği için ateşe atıldığı herkesin malumu ve tüm ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanların ittifak ettiği bir husustur. Onlar bu cihette Hz. İbrahim’e (as) sahip çıktıkları gibi İbrahim (as) tüm peygamberlerin babası olmak ciheti ile herkesin sahiplendiği bir peygamberdir. Nitekim Yahudiler kendilerini İshak’ın (as) çocukları olarak görürler. Bu cihetten Hz. İsa (as) da İshak (as) neslinden gelen bir peygamberdir. Peygamberimiz (sav) ise İsmail’in (as) neslinden gelmiş olmakla İbrahim (as) neslinden gelen son peygamberdir ve İbrahim’in (as) duasıdır. Doğrudan babası olan İbrahim’in (as) dini ile ibadet etmesi akla ve dine daha uygundur.

    Akla uygundur çünkü o İbrahim’in (as) tevhit dinini temsil ve müdafaa etmektedir. İbrahim (as) asla şirke bulaşmadığı gibi takipçileri de asla şirke düşmemişlerdir. Buna putperest Mekke’de bulunan ve sayıları birkaç kişiden ibaret olan Haniflerin o şartlarda bile tevhidi müdafaa ettiği en güzel delildir. Kuss bin Saide, Varaka bin Nevfel, Hz. Ebubekir (ra) gibi mümtaz kişiler hanifleri temsil etmekteydiler ve asla şirke bulaşmamışlardı. Peygamberimizin (sav) de elbette şirkten en fazla nefret eden biri olarak İbrahim’in (as) bakıye-i dini olan Tevhitçi olması elbette en doğru olan bir husustur.

    Dine uygundur çünkü gerek Yahudiler ve gerekse Hıristiyanlar bilerek veya bilmeyerek şirke girdiler. Bilmeden girdiler esbaba tesir ve ruhbanlara yetki vererek bunu bilmeden yaptıkları gibi, Yahudiler Hz. Üzeyir’e (as) ve Hıristiyanlar Hz. İsa’ya (as) “İbnullah” yani ‘Allah’ın oğlu’ diyerek doğrudan şirke düştüler. Peygamberimizin (sav) şirkten en fazla nefret eden birisi olarak onların dinleri ile amel etmesi elbette düşünülemez. En azından görünüşte onlara benzemiş olurdu ki bu bir peygambere asla yakışmazdı.

    Hanif lügatte “Hakka ve doğruya yönelen ve tevhitte istikamet üzere olan kimse” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerimde de bu anlamda geçmektedir. Hatta peygamberimize (sav) “Hıristiyan ve Yahudi olursanız doğru yolu bulursunuz” diyenlere Yüce Allah’ın “Ey Habibim! Bilakis biz, doğruya yönelmiş Hanif olan ve Allah’a şirk koşmayan İbrahim’in dinine uyarız de” dediğini nakleder.

    Yine Kur’an-ı Kerimde yüce Allah peygamberimize (sav) İbrahim (as) dinine tabi olmaya ve yolunu devam ettirmeye davet eder. “İbrahim şüphesiz Allah’a boyun eğen, ve yalnız Allah’a yönelen Hanif bir peygamberdi; puta tapanlardan değildi. Şimdi sen de ey resulüm, doğruya yönelmiş olan ve puta tapanlardan olmayan İbrahim’in dinine uy diye vahyettik” buyurur. Bu vahyin peygamberimize yapılmış olması da gösteriyor ki peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce de farziyet suretinde değil ilham tariki ile yüce Allah tarafından Hanif dini üzere amel etmeye yönlendirilmiştir.

    Peygamberimiz (sav) de “Ben amelde müsamahakâr olan; ama inançta tevhidi esas alan Hanif dini ile gönderildim” buyurarak İslamiyet’in tevhidi esas alan İbrahim’in (as) dininin devamı ile gönderilmiş olduğunu açıkça ifade etmektedir.
    Yüce Allah’ın “Allah katında din İslam’dır” ayeti ile Hanifliğin çelişmediği açıktır. İslam ile Hanifliğin ifade ettiği mana birdir. O da tevhidi esas alması ve şirkin her nevinden uzaklaşmaktır. Hanifliğin şirkten kaçınması ile İslam’ın Allah’a teslimiyeti aynı anlamın devamı niteliğindedir. Şirkten uzaklaşmanın sonucu Allah’a teslimiyettir.

    Bu anlamda “Hanif” kelimesi Kur’an-ı Kerimde 12 yerde geçmektedir. Bunlardan çıkan sonuç ise “Hanif”in anladığımız manada “Müslüman” anlamına gelmesidir.

    Hanifin bir anlamı da Fıtrat ve istikamet anlamında olmasıdır.
    Bu manayı bir kutsi hadiste yüce Allah’ın “Ben kullarımı istikamet ve selamet üzere hanifler olarak yarattım” buyurmasından anlıyoruz. Peygamberimizin (sav) hadislerinde de bu mana hâkimdir. Nitekim peygamberimizin (sav) Ebu Hureyre (ra) tarafından rivayet edilen bir hadisinde "Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anası ile babası ona Yahudî yahut Hıristiyan veya Mecûsî yaparlar. Nasıl ki, her hayvanın yavrusu tam a'zalı olarak doğar. Hiç o yavrunun burnunda, kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü?" Sonra Ebu Hüreyre (r.a.) "Habibim, Allah'ın insanları Hakkı idrak ve kabule müsait yarattığı fıtrat-ı asliyeyi rehber edinmekle Allah'ın yarattığı bu İslâm ve tevhid seciyesinin şirk ile değiştirmek uygun değildir: Bu İslâm ve Tevhid dini, en doğru bir dindir" (Rum, 30:30) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okumuştur.

    Fıtrat, Allah’ın insanı hak ve hakikati anlamaya ve kavramaya ve Allah’a iman ederek ibadet etmeye müstait bir yaratılış üzere yaratması demektir. Nitekim “Yüzünü hanif dinine çevir. Allah’ın insanları akıl ve kabiliyetlerle donatarak fıtrat üzere yaratmasının gereği budur. Allah’ın yaratmasında değişiklik olmaz ve bu Allah’ın kadim dinidir” ayetinden anlıyoruz.

    Dolayısıyla fitratın sesi Allah’ın birliğini esas alan tevhit hakikatine iman ve bir olan Allah’a teslimiyettir. Bunun tatbiki ise Kur’ana ve Hz. Muhammed’e (sav) itaat ederek yolundan gitmektir. Aklın gereği ve kabiliyetlerin istikamet üzere inkişafının neticesi budur. Hak ve tevhit dini olan İslam ve hanif dininin bütün esasları selim akılların ve inkişaf etmiş kabiliyetlerin kabul edip teslim olacağı şekildedir.

    Bütün bu sebeplerden dolayı peygamberimiz (sav) nübüvvetten önce Hz. İbrahim’in (as) bakıye-i dini ile amel ederdi. Yani fıtrat ve İslam üzere idi, şirkten nefret eder ve tevhide iman ederdi. İbadeti farziyet şeklide değil, mendubiyet şeklinde ve kendi iradesi ile daha ziyade tefekküre dayanan ve imanın inkişafını netice veren bir şekilde idi. Daha sonra emrolunduğu için farziyet şeklinde ibadetine devam etti.






+ Yorum Gönder