Konusunu Oylayın.: Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi?
  1. 19.Haziran.2012, 18:52
    1
    Misafir

    Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi?






    Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi? Mumsema Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi?


  2. 19.Haziran.2012, 18:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 22.Haziran.2012, 17:34
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Hıristiyan Dindarları Cennete Girer mi?




    İnsanın yaratılış amacı Allah’a imandır. Allah’a iman demek, Tevhide yani Allah’ın birliğine iman etmektir. Bu imanın ifadesi “Lâ ilâhe İllallah Muhammed Resulullah” şeklindedir. Çünkü iman ve tevhit davasının en büyük savunucusu Hz. Muhammed (sav) dir. 124 bin peygamberin peygamberlik davası ve alametleri en mükemmel şekilde Hz. Muhammed (sav) de daha mükemmel şekilde vardır. O peygamberlerden birini kabul edip peygamberimizi kabul etmemek imansızlıktan kaynaklanır. Bunun için “Muhammed Resulullah” demeyenin imanı yoktur.

    Bediüzzaman hazretleri İman davasının bu zamanda temsilcisidir. Bütün davası Tevhid hakikati olan Allah’ın birliğini izah ve ispat etmektir. 130 Risale bu davayı ispat için yazılmıştır. Tevhidin gereği ise Ahirete, peygamberlere, kitaplara, meleklere ve kadere inanmaktır. Bu altı iman esası biri birini ispat eder. Birini kabul etmek diğerlerini de zorunlu olarak kabul etmeyi gerektirir. Birini inkâr etmek bizzarure diğerlerini inkâr etmeyi netice verir. Bunun için iman bir bütündür, tecezzi ve bölünme kabul etmez. İman Altı erkân-ı imaniyeden müteşekkil vahdani bir hakikattir.

    Bediüzzaman Mücerret Lâ ilâhe İllallah diyen ama Muhammed Resulullah demeyenin imanının makbul olmayacağını izah ve ispat etmiştir. “Kelime-i şehadetin iki kelamı birbirinden ayrılmaz” der. “Allah’a giden bütün yollar kapalıdır, sadece Hz. Muammed’in (sav) yolu açıktır. Bu yola girmeyen Allah’a ulaşamaz” der. Ancak bazıları var ki Peygamberin (sav) yolundan gitmekle beraber bilmiyor ki Hz. Muhammed’in (sav) yoludur. Gafletle o yolda gidiyor. Veya Allah’ın birliğini aklı ile anlamış ama bilmiyor ki o davanın temsilcisi Hz. Muhammed (sav) dir. Böyle insanlar yeryüzünde bulunabilir. Hıristiyan dünyasında teslisin yanlışlığını görüp tevhide ulaşan ama bunun Hz. Muhammed (sav) in dini ve yolu olduğunu bilmeyenler olabilir. Çünkü ona Hz. Muhammed (sav) yanlış tanıtılmıştır. Ama tevhide inanan Hz. Muhammed (sav) in tevhidi dava ettiğini bildiği halde Onu tasdik etmezse o Bir olan Allah’ı bilmiyor ve tanımıyor, elçisini kabul etmiyor demektir. Onun tevhide imanı asla makbul olmaz. “Lâ ilâhe İllallah” demekle kurtulamaz.

    Ahir zamanda yeryüzünü fesada veren, imana ve dine saldıran, insanlığın bütün manevi değerlerini tahrip ederek anarşi ve terör ile yeryüzünü kanla bulandıran Deccal komitesine karşı dini ve manevi değerleri savunan, hakkaniyet ve adalet için mücadele eden ve zulmen perişan olan ve ölenlerin durumu nedir? Onların Allah katında hiç mükâfatı yok mudur? Allah’ın adaletinde zulmeden ile zulme uğrayan, tüm dini değerlere karşı çıkan ile muharref de olsa adalet, hakkaniyet ve ahlaki değerleri ayakta tutmak için çalışan ve malını, sıhhatini, dünyanın bütün nimetlerini kaybeden perişan olanlar bir midir? Bediüzzaman II. Dünya savaşında Avrupa’da ve Rusya’da zalimlerin ve Komünizm esareti ve savaş felaketi içinde olan mazlum ve masum Hıristiyanları düşünmüş ve ‘madem onlar hakkaniyet ve adalet, ahlak ve manevi değerler için canlarını vermişler, peygamberimizi de İslamı da o günün şartlarında doğru olarak bilememişler öyle ise İnşallah Allah onlar hakkında ahirette bir mükâfat verecektir’ demektedir. Belki onları cehennemden kurtaracaktır. Çünkü madem fetret devrinde yaşayanlar ve bir peygamberin davetinin ulaşmadığı mazlum, ahlaklı ve faziletli insanlar ahirette kurtuluyorlar, onlar için de bir kurtuluş ümidi vardır demesi hak ve hakikate uygundur. Zalim ve gaddarlar, ahlaksız ve haksızlar elbette cezalarını Adalet-i ilahiye ile bulacaklardır. Onların kurtuluş ümidi asla yoktur. Kastamonu lâhikasında üstad bunu ders vermektedir.

    Şehitlik Müslümana has bir makam ve manevi mertebedir. Şehitliğin de mertebeleri vardır. Manevi şehitlik savaşmadığı halde Allah’ın isteyen ve şartlarına riayet eden kuluna nasip ettiği bir makam olduğu ve şehidin kul hakkı hariç bütün günahları affedildiği için Bediüzzaman Hıristiyan dindarların ve Hz. İsa’ya (as) samimi bağlı olan ve dini değerleri korumak uğruna felakete uğrayan ve ölenlerin de “bir nevi şehadet denilebilir” diyor. Tam şehit demiyor, şehadete benzer diyor.



  4. 22.Haziran.2012, 17:34
    2
    Devamlı Üye



    İnsanın yaratılış amacı Allah’a imandır. Allah’a iman demek, Tevhide yani Allah’ın birliğine iman etmektir. Bu imanın ifadesi “Lâ ilâhe İllallah Muhammed Resulullah” şeklindedir. Çünkü iman ve tevhit davasının en büyük savunucusu Hz. Muhammed (sav) dir. 124 bin peygamberin peygamberlik davası ve alametleri en mükemmel şekilde Hz. Muhammed (sav) de daha mükemmel şekilde vardır. O peygamberlerden birini kabul edip peygamberimizi kabul etmemek imansızlıktan kaynaklanır. Bunun için “Muhammed Resulullah” demeyenin imanı yoktur.

    Bediüzzaman hazretleri İman davasının bu zamanda temsilcisidir. Bütün davası Tevhid hakikati olan Allah’ın birliğini izah ve ispat etmektir. 130 Risale bu davayı ispat için yazılmıştır. Tevhidin gereği ise Ahirete, peygamberlere, kitaplara, meleklere ve kadere inanmaktır. Bu altı iman esası biri birini ispat eder. Birini kabul etmek diğerlerini de zorunlu olarak kabul etmeyi gerektirir. Birini inkâr etmek bizzarure diğerlerini inkâr etmeyi netice verir. Bunun için iman bir bütündür, tecezzi ve bölünme kabul etmez. İman Altı erkân-ı imaniyeden müteşekkil vahdani bir hakikattir.

    Bediüzzaman Mücerret Lâ ilâhe İllallah diyen ama Muhammed Resulullah demeyenin imanının makbul olmayacağını izah ve ispat etmiştir. “Kelime-i şehadetin iki kelamı birbirinden ayrılmaz” der. “Allah’a giden bütün yollar kapalıdır, sadece Hz. Muammed’in (sav) yolu açıktır. Bu yola girmeyen Allah’a ulaşamaz” der. Ancak bazıları var ki Peygamberin (sav) yolundan gitmekle beraber bilmiyor ki Hz. Muhammed’in (sav) yoludur. Gafletle o yolda gidiyor. Veya Allah’ın birliğini aklı ile anlamış ama bilmiyor ki o davanın temsilcisi Hz. Muhammed (sav) dir. Böyle insanlar yeryüzünde bulunabilir. Hıristiyan dünyasında teslisin yanlışlığını görüp tevhide ulaşan ama bunun Hz. Muhammed (sav) in dini ve yolu olduğunu bilmeyenler olabilir. Çünkü ona Hz. Muhammed (sav) yanlış tanıtılmıştır. Ama tevhide inanan Hz. Muhammed (sav) in tevhidi dava ettiğini bildiği halde Onu tasdik etmezse o Bir olan Allah’ı bilmiyor ve tanımıyor, elçisini kabul etmiyor demektir. Onun tevhide imanı asla makbul olmaz. “Lâ ilâhe İllallah” demekle kurtulamaz.

    Ahir zamanda yeryüzünü fesada veren, imana ve dine saldıran, insanlığın bütün manevi değerlerini tahrip ederek anarşi ve terör ile yeryüzünü kanla bulandıran Deccal komitesine karşı dini ve manevi değerleri savunan, hakkaniyet ve adalet için mücadele eden ve zulmen perişan olan ve ölenlerin durumu nedir? Onların Allah katında hiç mükâfatı yok mudur? Allah’ın adaletinde zulmeden ile zulme uğrayan, tüm dini değerlere karşı çıkan ile muharref de olsa adalet, hakkaniyet ve ahlaki değerleri ayakta tutmak için çalışan ve malını, sıhhatini, dünyanın bütün nimetlerini kaybeden perişan olanlar bir midir? Bediüzzaman II. Dünya savaşında Avrupa’da ve Rusya’da zalimlerin ve Komünizm esareti ve savaş felaketi içinde olan mazlum ve masum Hıristiyanları düşünmüş ve ‘madem onlar hakkaniyet ve adalet, ahlak ve manevi değerler için canlarını vermişler, peygamberimizi de İslamı da o günün şartlarında doğru olarak bilememişler öyle ise İnşallah Allah onlar hakkında ahirette bir mükâfat verecektir’ demektedir. Belki onları cehennemden kurtaracaktır. Çünkü madem fetret devrinde yaşayanlar ve bir peygamberin davetinin ulaşmadığı mazlum, ahlaklı ve faziletli insanlar ahirette kurtuluyorlar, onlar için de bir kurtuluş ümidi vardır demesi hak ve hakikate uygundur. Zalim ve gaddarlar, ahlaksız ve haksızlar elbette cezalarını Adalet-i ilahiye ile bulacaklardır. Onların kurtuluş ümidi asla yoktur. Kastamonu lâhikasında üstad bunu ders vermektedir.

    Şehitlik Müslümana has bir makam ve manevi mertebedir. Şehitliğin de mertebeleri vardır. Manevi şehitlik savaşmadığı halde Allah’ın isteyen ve şartlarına riayet eden kuluna nasip ettiği bir makam olduğu ve şehidin kul hakkı hariç bütün günahları affedildiği için Bediüzzaman Hıristiyan dindarların ve Hz. İsa’ya (as) samimi bağlı olan ve dini değerleri korumak uğruna felakete uğrayan ve ölenlerin de “bir nevi şehadet denilebilir” diyor. Tam şehit demiyor, şehadete benzer diyor.






+ Yorum Gönder