Konusunu Oylayın.: İade ve meyelan konusunu açıklar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İade ve meyelan konusunu açıklar mısınız?
  1. 19.Haziran.2012, 18:49
    1
    Misafir

    İade ve meyelan konusunu açıklar mısınız?

  2. 22.Haziran.2012, 00:16
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Irade ve meyelan konusunu açıklar mısınız?




    Meseleyi daha iyi anlayabilmek için “İşaratu’l-İ’caz”da maddeler halinde sıralanan mukaddimelere bakmakta fayda vardır:
    1. Te’sir-i hakiki yalnız Allah’ındır.
    2. Allah hakîmdir. Sevap ve günah da istihkaka göredir. Dolayısıyla zorlama yoktur.
    3. Her işin bir mülk diğeri melekut ciheti vardır. Her işin melekutiyet ciheti parlaktır ve güzeldir. Çirkinlik sadece mülk cihetindedir. O da insanın ve mazharların kabiliyetsizliği, niyeti ve inancına göre şekillenir. Mesela inanmayan ölümü ve zararı şer görür. Aslında melekutiyet ve hakikatte onlar da rahmettir. İnsan anlayışsızlığı ve kötü niyeti ile hayır için yaratılan şeyleri şerlere dönüştürür. Herkes adalete ve hikmete göre layık olduğunu bulur.
    4. Ölüm gibi sonuçlar yaratılmış olmakla beraber câmidir. Kendi kendine o vaziyeti almazlar. Ölümü yaratmak ayrı, ölüme sebep olmak ayrı şeylerdir. Ölüme sebep olmak niyet, kast, meyil ve teşebbüs iledir. Bu ise haramdır. Allah’ın fiiline karışmak ve yasağını çiğnemektir. Haramı işleyen de itaatsizlikten ceza görür.
    5. İnsanın zahiri ve ihtiyari fiilleri meyelandan kaynaklanır.
    6. Allah’ın külli iradesi kulun cüz’i iradesine bakar. Dolayısıyla kulun iradesi bir fiile taalluk ettikten sonra Allah’ın iradesi taalluk eder.
    7. İlim maluma tabidir. Kul fiili işlemeden ona günah ve sevap yazılmaz. Suç işlemeden ceza yazılmaz. Kul bundan dolayı fiilinin sebeplerini kadere yükleyemez.
    8. Ölüm gibi sebeplere bağlı bir sonucun ortaya çıkması, kesb denilen bir fiile bağlıdır. Adetullah sonuç için bunu şart kılmıştır. Kesbi meydana getiren şey ise meyelandır.
    9. Allah’ın işlerinde tercih edici bir sebebe ihtiyaç yoktur. Tercih eden Allah’ın iradesidir.
    10. Bir işin bir müessirin tesiriyle vücuda gelmesi lazımdır. Bu müessirin başında Allah’ın iradesi temel şarttır. İnsana bakan yönü ise tercih edici sebep, insanın iradesidir. İtibarî emirlerde ve işlerde ise tahsis edici bir şeyin bir sebebin bulunması şart değildir. İtibari emir meyelan gibi, duygu gibi, harici vücudu olmayan şeylerdir.
    11. Bir şeyin vücudu vacip olmazsa vücuda gelmez. Kulun irade-i cüz’iyesi ile Allah’ın irade-i külliyesi bir şeyde içtima ederse o şey derhal vücuda gelir. Allah’ın iradesi ise insanın iradesi ile bütün şartlarını ve sebeplerini hazırlamasına bağlıdır. Bu hususta sebepler o şeyin vücuda gelmesi için adi birer sebeptir.
    12. Bir şeyin mahiyetini bilmemek onun yokluğuna delil olamaz. Bilmemek olmamaya delil değildir. Cüz’i ihtiyari ve meyelanın mahiyetini bilmemek yokluğuna delil olamaz.

    Kul kesb denilen masdardan kaynaklanan sonucun ve eserin yaratıcısı olamaz. Kulun elinde sadece kesb vardır. Zira Allah’tan başka müessir-i hakiki yoktur. Tevhit böyle iktiza eder.

    Kulun cüz’i iradesi ve tercih hakkı vardır. Bir fiili yapmaya mecbur değildir. Cebirle, zorla yapılan işten dolayı da günaha girmez. Cenab-ı Hak hakîmdir. Cebir gibi zulümleri intaç eden şeylerden münezzehtir. Allah adil olduğu için insana hürriyet vermiştir. Hür fiillerinden sorumlu tutmuştur.

    Adetullah üzere sonuç sebebe bağlıdır. Sebebin tercihi ise meyelândan kaynaklanır. Meyelan veya meyelanda tasarruf mevcudattan değildir. Bunun için müessire ihtiyaç yoktur; madum ve yok da değildir ki sonuca tesiri inkar edilsin. Yaratılışta ise meyelan âdî bir şart kılınmış ve sevap/günah buna bağlanmıştır. Niyet gibidir ki niyet de sevabı günaha, günahı sevaba kalbeder.

    Kulun iradesinden kaynaklanan bir fiile ilm-i ezelinin taalluku, insan iradesine mani değildir. Çünkü müessir ilim değil, kudrettir. İlim ise maluma tabiidir. İlm-i ezelî muhittir, sebep ile sonuca beraber taalluk eder. İlim başı, netice sonuncu değildir. Allah’ın ilminde ikisi birdir. İlm-i ezelide sebep ve sonuç beraberdir. İkisini de içine alır. Malum nasıl ise, sonuç hangi sebebe bağlı ise İlim ve ilm-i ezeli öyle bilir.

    Allah’ın irade-i Külliyesi de sebeplere ayrı, sonuca ayrı taalluk etmez, beraber taalluk eder.

    ***
    Bu mukaddimeler ışığında sorunun cevabına dönecek olursak:

    Cüz-i ihtiyarinin üssü’l-esası meyelandır. Yani bir tarafa yönelmesi ile cüz-i ihtiyariyi harekete geçiren meyelandır. Maturudi bu meyelanı kula verir. Çünkü harici vücudu yoktur ve varlığı da inkâr edilemeyen bir emr-i itibaridir. Eş’ari ise meyelana da mevcut nazarı ile baktığı için meyelanı da kula vermez; ancak meyelandaki tasarrufu kula verir. Meyelandaki tasarrufa bir emr-i itibari olarak görüp onu kula verir. Emr-i itibari ise varlığı için kesin bir sebebe ihtiyaç duymaz. Vücud-u haricisi yoktur. Meyelanda zorlayıcı bir sebep ve bir mecburiyet olmadığı için insan iradesini ortadan kaldırmaz. İrade tercihini harici bir sebebe dayanarak ve mecbur kalarak yapmaz. Meyelandaki tasarrufu tamamen kendisine aittir. Meyelan kendisini herhangi bir sebeple öne çıkacak olsa, yani nefsi harama meylederken şeriatın yasak emrini hatırlayarak o anda o işten vazgeçebilir. Bunu da kulun kendisi iradesi ile yapar.

    Eğer kul kendi fiilinin yaratıcısı olsaydı ve icada iktidarı olsaydı o vakit iradesini kullanma imkânı olmaz ve yapmaya mecbur kalırdı. Çünkü “bir şeyin vücuda gelmesi vacip olmazsa vücuda gelmez.” Bu ilm-i usul ve hikmette kesin bir kuraldır. Vücudu vacip ise insan iradesi bu konuda tasarrufta bulunamaz. İster istemez vücuda gelir. Çünkü vücudu vaciptir yani, zaruridir. Çünkü, vücudunun insan iradesi haricinde kesin sebepleri vardır ve bu “illet-i tâmme” denilen kesin sebeplerin insan iradesine ihtiyacı olmaz.

    Bunun için kul asla fiilinin yaratıcısı olamaz. Çünkü bir şeyin varlığı bütün şartların ve sebeplerin varlığına aittir. Bu sebeplerin hepsi insan iradesi ve kudreti dışında olan hususlardır. Her şey Allah’ın irade ve kudreti ile vücuda gelir ve gelmiştir. İnsan sadece iradesi ile bütün sonuçlara sahip çıkamaz. Çıkarsa çok büyük haksızlık yapmış olur.

    Demek ki kul fiilinin yaratıcısı değildir; kendisi gibi fiilinin de yaratıcısı da Allah’tır.

    İnsan imanı, iyi niyeti ve hayra meyli ve Allah’a duası ile sonuçlarından dünyevi ve uhrevi istifade eder. Sevabını ve günahını kazanır, mükâfat ve mücazatı hak eder.
    Vesselam.


  3. 22.Haziran.2012, 00:16
    2
    Özel Üye



    Meseleyi daha iyi anlayabilmek için “İşaratu’l-İ’caz”da maddeler halinde sıralanan mukaddimelere bakmakta fayda vardır:
    1. Te’sir-i hakiki yalnız Allah’ındır.
    2. Allah hakîmdir. Sevap ve günah da istihkaka göredir. Dolayısıyla zorlama yoktur.
    3. Her işin bir mülk diğeri melekut ciheti vardır. Her işin melekutiyet ciheti parlaktır ve güzeldir. Çirkinlik sadece mülk cihetindedir. O da insanın ve mazharların kabiliyetsizliği, niyeti ve inancına göre şekillenir. Mesela inanmayan ölümü ve zararı şer görür. Aslında melekutiyet ve hakikatte onlar da rahmettir. İnsan anlayışsızlığı ve kötü niyeti ile hayır için yaratılan şeyleri şerlere dönüştürür. Herkes adalete ve hikmete göre layık olduğunu bulur.
    4. Ölüm gibi sonuçlar yaratılmış olmakla beraber câmidir. Kendi kendine o vaziyeti almazlar. Ölümü yaratmak ayrı, ölüme sebep olmak ayrı şeylerdir. Ölüme sebep olmak niyet, kast, meyil ve teşebbüs iledir. Bu ise haramdır. Allah’ın fiiline karışmak ve yasağını çiğnemektir. Haramı işleyen de itaatsizlikten ceza görür.
    5. İnsanın zahiri ve ihtiyari fiilleri meyelandan kaynaklanır.
    6. Allah’ın külli iradesi kulun cüz’i iradesine bakar. Dolayısıyla kulun iradesi bir fiile taalluk ettikten sonra Allah’ın iradesi taalluk eder.
    7. İlim maluma tabidir. Kul fiili işlemeden ona günah ve sevap yazılmaz. Suç işlemeden ceza yazılmaz. Kul bundan dolayı fiilinin sebeplerini kadere yükleyemez.
    8. Ölüm gibi sebeplere bağlı bir sonucun ortaya çıkması, kesb denilen bir fiile bağlıdır. Adetullah sonuç için bunu şart kılmıştır. Kesbi meydana getiren şey ise meyelandır.
    9. Allah’ın işlerinde tercih edici bir sebebe ihtiyaç yoktur. Tercih eden Allah’ın iradesidir.
    10. Bir işin bir müessirin tesiriyle vücuda gelmesi lazımdır. Bu müessirin başında Allah’ın iradesi temel şarttır. İnsana bakan yönü ise tercih edici sebep, insanın iradesidir. İtibarî emirlerde ve işlerde ise tahsis edici bir şeyin bir sebebin bulunması şart değildir. İtibari emir meyelan gibi, duygu gibi, harici vücudu olmayan şeylerdir.
    11. Bir şeyin vücudu vacip olmazsa vücuda gelmez. Kulun irade-i cüz’iyesi ile Allah’ın irade-i külliyesi bir şeyde içtima ederse o şey derhal vücuda gelir. Allah’ın iradesi ise insanın iradesi ile bütün şartlarını ve sebeplerini hazırlamasına bağlıdır. Bu hususta sebepler o şeyin vücuda gelmesi için adi birer sebeptir.
    12. Bir şeyin mahiyetini bilmemek onun yokluğuna delil olamaz. Bilmemek olmamaya delil değildir. Cüz’i ihtiyari ve meyelanın mahiyetini bilmemek yokluğuna delil olamaz.

    Kul kesb denilen masdardan kaynaklanan sonucun ve eserin yaratıcısı olamaz. Kulun elinde sadece kesb vardır. Zira Allah’tan başka müessir-i hakiki yoktur. Tevhit böyle iktiza eder.

    Kulun cüz’i iradesi ve tercih hakkı vardır. Bir fiili yapmaya mecbur değildir. Cebirle, zorla yapılan işten dolayı da günaha girmez. Cenab-ı Hak hakîmdir. Cebir gibi zulümleri intaç eden şeylerden münezzehtir. Allah adil olduğu için insana hürriyet vermiştir. Hür fiillerinden sorumlu tutmuştur.

    Adetullah üzere sonuç sebebe bağlıdır. Sebebin tercihi ise meyelândan kaynaklanır. Meyelan veya meyelanda tasarruf mevcudattan değildir. Bunun için müessire ihtiyaç yoktur; madum ve yok da değildir ki sonuca tesiri inkar edilsin. Yaratılışta ise meyelan âdî bir şart kılınmış ve sevap/günah buna bağlanmıştır. Niyet gibidir ki niyet de sevabı günaha, günahı sevaba kalbeder.

    Kulun iradesinden kaynaklanan bir fiile ilm-i ezelinin taalluku, insan iradesine mani değildir. Çünkü müessir ilim değil, kudrettir. İlim ise maluma tabiidir. İlm-i ezelî muhittir, sebep ile sonuca beraber taalluk eder. İlim başı, netice sonuncu değildir. Allah’ın ilminde ikisi birdir. İlm-i ezelide sebep ve sonuç beraberdir. İkisini de içine alır. Malum nasıl ise, sonuç hangi sebebe bağlı ise İlim ve ilm-i ezeli öyle bilir.

    Allah’ın irade-i Külliyesi de sebeplere ayrı, sonuca ayrı taalluk etmez, beraber taalluk eder.

    ***
    Bu mukaddimeler ışığında sorunun cevabına dönecek olursak:

    Cüz-i ihtiyarinin üssü’l-esası meyelandır. Yani bir tarafa yönelmesi ile cüz-i ihtiyariyi harekete geçiren meyelandır. Maturudi bu meyelanı kula verir. Çünkü harici vücudu yoktur ve varlığı da inkâr edilemeyen bir emr-i itibaridir. Eş’ari ise meyelana da mevcut nazarı ile baktığı için meyelanı da kula vermez; ancak meyelandaki tasarrufu kula verir. Meyelandaki tasarrufa bir emr-i itibari olarak görüp onu kula verir. Emr-i itibari ise varlığı için kesin bir sebebe ihtiyaç duymaz. Vücud-u haricisi yoktur. Meyelanda zorlayıcı bir sebep ve bir mecburiyet olmadığı için insan iradesini ortadan kaldırmaz. İrade tercihini harici bir sebebe dayanarak ve mecbur kalarak yapmaz. Meyelandaki tasarrufu tamamen kendisine aittir. Meyelan kendisini herhangi bir sebeple öne çıkacak olsa, yani nefsi harama meylederken şeriatın yasak emrini hatırlayarak o anda o işten vazgeçebilir. Bunu da kulun kendisi iradesi ile yapar.

    Eğer kul kendi fiilinin yaratıcısı olsaydı ve icada iktidarı olsaydı o vakit iradesini kullanma imkânı olmaz ve yapmaya mecbur kalırdı. Çünkü “bir şeyin vücuda gelmesi vacip olmazsa vücuda gelmez.” Bu ilm-i usul ve hikmette kesin bir kuraldır. Vücudu vacip ise insan iradesi bu konuda tasarrufta bulunamaz. İster istemez vücuda gelir. Çünkü vücudu vaciptir yani, zaruridir. Çünkü, vücudunun insan iradesi haricinde kesin sebepleri vardır ve bu “illet-i tâmme” denilen kesin sebeplerin insan iradesine ihtiyacı olmaz.

    Bunun için kul asla fiilinin yaratıcısı olamaz. Çünkü bir şeyin varlığı bütün şartların ve sebeplerin varlığına aittir. Bu sebeplerin hepsi insan iradesi ve kudreti dışında olan hususlardır. Her şey Allah’ın irade ve kudreti ile vücuda gelir ve gelmiştir. İnsan sadece iradesi ile bütün sonuçlara sahip çıkamaz. Çıkarsa çok büyük haksızlık yapmış olur.

    Demek ki kul fiilinin yaratıcısı değildir; kendisi gibi fiilinin de yaratıcısı da Allah’tır.

    İnsan imanı, iyi niyeti ve hayra meyli ve Allah’a duası ile sonuçlarından dünyevi ve uhrevi istifade eder. Sevabını ve günahını kazanır, mükâfat ve mücazatı hak eder.
    Vesselam.





+ Yorum Gönder