Konusunu Oylayın.: İcad Kavramını Açıklar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İcad Kavramını Açıklar mısınız?
  1. 19.Haziran.2012, 18:48
    1
    Misafir

    İcad Kavramını Açıklar mısınız?






    İcad Kavramını Açıklar mısınız? Mumsema "İcad" Kavramını Açıklar mısınız?


  2. 19.Haziran.2012, 18:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Haziran.2012, 17:36
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: "İcad" Kavramını Açıklar mısınız?




    İcad etmek, bir şeyi yapmak anlamında bir kelimedir.

    İcad etmenin biz aciz insanlara bakan ve Yaratıcı olan Allah’a bakan yönü vardır. İnsana bakan yönünde icad etmek demek var olan şeylerden aklı ile yeni şeyler yapmak demektir. İlim adamlarının yeni keşif ve icatlar yapmaları bu nevidendir. Allah’ın kanunlarını keşfederek onları insanların hizmetine sunmak da bir nevi keşf ve icattır. Ampulün keşfi ile elektrikten insanların istifadesini sağlamak da bu nevi icaddır.

    Yaratıcı olan Allah’a bakan yönü ile icad etmek demek, yoktan yaratmak demektir. Bediüzzaman hazretleri 23. Sözün Birinci Mebhasında “Evet, ey insan, sende iki cihet var: Birisi, icad ve vücut ve hayır ve müsbet ve fiil cihetidir. Diğeri, tahrip, adem, şer, nefiy, infial cihetidir. Birinci cihet itibarıyla arıdan, serçeden aşağı, sinekten, örümcekten daha zayıfsın. İkinci cihet itibarıyla dağ, yer, göklerden geçersin. Onların çekindiği ve izhar-ı acz ettikleri bir yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir daire alırsın. Çünkü sen iyilik ve icad ettiğin vakit, yalnız vüs'atin nisbetinde, elin ulaşacak derecede, kuvvetin yetişecek mertebede iyilik ve icad edebilirsin. Eğer fenalık ve tahrip etsen, o vakit fenalığın tecavüz ve tahribin intişar eder” demektedir.

    Burada insanın icad ve hayır cihetinde insanın cüz’i bir gücü ve kuvveti olduğunu ifade etmektedir. İnsanda cüz’i bir icad gücü olmasaydı Allah’ın sonsuz icad ve yoktan yaratmasını anlayamazdı. Bunun için Allah insana cüz’i bir icad kabiliyeti vermiştir. Ta ki kâinattaki Allah’ın sonsuz icad gücünü anlamaya bir mikyas bir ölçü olsun.

    Kader cihetinde de insanın yaptığı şeylerde “Ben yaptım” diye yapılan şeye sahip çıkmaya hakkı yoktur. Hasenatına sahip çıkamaz. “Evet, Kur'ân'ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes'uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiat, tahribat nev'inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenâtı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye; ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur. Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır. İşte, şu sırdandır ki, kisb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, "Yağmur rahmet değil." Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.”

    Yüce Allah’ın icadı ise “Adem-i Sırf” denilen mutlak yokluktandır. Allah’ın hazinesi yokluktur. Allah bütün kâinatı adem-i sırftan icad eder.

    Felsefeciler sebeplere tesir vererek yaratılışa ve icadı sebeplere vermişlerdir. Buna şeriat lisanında “Şirk” denmektedir. Şirkin sebebi kâinattaki tertib-i esbabdır. Her şeyin bir sebebe bağlı olduğundan sebeplere tesir vermişlerdir. Gerçekte ise sebepler aciz ve kabiliyetsizdir. Hiçbir şeyi yapmaya, yani icada hiçbir kabiliyeti ve tesiri yoktur.

    Allah’ın sebepleri icadına vasıta yapmasının hikmeti, Allah’ın iradesi ve hikmeti ile pek çok esmasının tezahür etmek istemesidir. Yüce Allah kendisini isimleri ile tanıtmak istemesinden sonuçları sebeplere bağlamıştır. Ancak tesir ve icad sebeplere ait olmayıp doğrudan “İlim, irade ve kudret-i İlâhiye” iledir.

    Sebeplerin hiçbir tesiri olmadığının delili şudur: Sebepler içinde ilim, irade ve kudreti olan yalnız insandır. İnsanın an basit fiillerinden olan yemek, içmek ve konuşmak gibi fiillerinin ortaya çıkması insanın hiçbir tesiri yoktur. Doğrudan Allah’ın kudreti iledir. Çünkü insan bu işleri ancak Allah’ın kudreti ile yapabilir. Konuşamayanı konuşturamaz. Görmeyene gösteremez, Allah kudreti ile yapmazsa insan asla yapamaz. Bir hücrenin gıdalanmasından tutun, kalbin çalışması ve beyninin işlemesi hepsi Allah’ın kudreti, ilmi ve iradesi iledir.

    İnsan ancak İman ile, niyet ile ve ihlas ile yapılan işlerden ahiret hesabına hissedar olur ve sevabından faydalanarak ibadet etmiş olur. Varlıkların hisseleri ancak “Hizmet-i Ubudiyet”tir.

    Aynı şekilde şeytanların da kâinatta icad cihetinde hiçbir müdahaleleri yoktur. Yaptıkları sadece hayra engel olmakla şerre sebep olmalarıdır. Hayrı yaptırmamakla şerre sebep olurlar. 13. Lem’ada Birinci ve Dördüncü İşarette bu konuda gerekli açıklamalar vardır. Üstad 23. Lem’a olan “Tabiat Risalesinde” de Sebeplerin ve tabiatın icad cihetinde hiçbir müdahale ve tesirinin olmadığını ispat etmekte ve Hatimesinde de Allah’ın hem yoktan yaratma, hem de terkip ve tahlil tarzında yaratmasının bulunduğunu ispat eder.

    Son olarak: Peygamberimiz (sav) buyurdular ki “Allah’ın hazinesi kelâmıdır. Bir şeyin olmasını dilerse ‘Kün’ der ve o iş olur.” Nitekim yüce Allah buyurdu: “Allah’ın işi budur ki bir şeyin olmasını murat ederse “Kün Feyekün” Ol! der ve o iş de oluverir.”

    İşte Allah’ın bütün işleri “Kâf-Nun” (Kün) tezgahında dokunur.



  4. 22.Haziran.2012, 17:36
    2
    Devamlı Üye



    İcad etmek, bir şeyi yapmak anlamında bir kelimedir.

    İcad etmenin biz aciz insanlara bakan ve Yaratıcı olan Allah’a bakan yönü vardır. İnsana bakan yönünde icad etmek demek var olan şeylerden aklı ile yeni şeyler yapmak demektir. İlim adamlarının yeni keşif ve icatlar yapmaları bu nevidendir. Allah’ın kanunlarını keşfederek onları insanların hizmetine sunmak da bir nevi keşf ve icattır. Ampulün keşfi ile elektrikten insanların istifadesini sağlamak da bu nevi icaddır.

    Yaratıcı olan Allah’a bakan yönü ile icad etmek demek, yoktan yaratmak demektir. Bediüzzaman hazretleri 23. Sözün Birinci Mebhasında “Evet, ey insan, sende iki cihet var: Birisi, icad ve vücut ve hayır ve müsbet ve fiil cihetidir. Diğeri, tahrip, adem, şer, nefiy, infial cihetidir. Birinci cihet itibarıyla arıdan, serçeden aşağı, sinekten, örümcekten daha zayıfsın. İkinci cihet itibarıyla dağ, yer, göklerden geçersin. Onların çekindiği ve izhar-ı acz ettikleri bir yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir daire alırsın. Çünkü sen iyilik ve icad ettiğin vakit, yalnız vüs'atin nisbetinde, elin ulaşacak derecede, kuvvetin yetişecek mertebede iyilik ve icad edebilirsin. Eğer fenalık ve tahrip etsen, o vakit fenalığın tecavüz ve tahribin intişar eder” demektedir.

    Burada insanın icad ve hayır cihetinde insanın cüz’i bir gücü ve kuvveti olduğunu ifade etmektedir. İnsanda cüz’i bir icad gücü olmasaydı Allah’ın sonsuz icad ve yoktan yaratmasını anlayamazdı. Bunun için Allah insana cüz’i bir icad kabiliyeti vermiştir. Ta ki kâinattaki Allah’ın sonsuz icad gücünü anlamaya bir mikyas bir ölçü olsun.

    Kader cihetinde de insanın yaptığı şeylerde “Ben yaptım” diye yapılan şeye sahip çıkmaya hakkı yoktur. Hasenatına sahip çıkamaz. “Evet, Kur'ân'ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes'uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiat, tahribat nev'inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenâtı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye; ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur. Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır. İşte, şu sırdandır ki, kisb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, "Yağmur rahmet değil." Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.”

    Yüce Allah’ın icadı ise “Adem-i Sırf” denilen mutlak yokluktandır. Allah’ın hazinesi yokluktur. Allah bütün kâinatı adem-i sırftan icad eder.

    Felsefeciler sebeplere tesir vererek yaratılışa ve icadı sebeplere vermişlerdir. Buna şeriat lisanında “Şirk” denmektedir. Şirkin sebebi kâinattaki tertib-i esbabdır. Her şeyin bir sebebe bağlı olduğundan sebeplere tesir vermişlerdir. Gerçekte ise sebepler aciz ve kabiliyetsizdir. Hiçbir şeyi yapmaya, yani icada hiçbir kabiliyeti ve tesiri yoktur.

    Allah’ın sebepleri icadına vasıta yapmasının hikmeti, Allah’ın iradesi ve hikmeti ile pek çok esmasının tezahür etmek istemesidir. Yüce Allah kendisini isimleri ile tanıtmak istemesinden sonuçları sebeplere bağlamıştır. Ancak tesir ve icad sebeplere ait olmayıp doğrudan “İlim, irade ve kudret-i İlâhiye” iledir.

    Sebeplerin hiçbir tesiri olmadığının delili şudur: Sebepler içinde ilim, irade ve kudreti olan yalnız insandır. İnsanın an basit fiillerinden olan yemek, içmek ve konuşmak gibi fiillerinin ortaya çıkması insanın hiçbir tesiri yoktur. Doğrudan Allah’ın kudreti iledir. Çünkü insan bu işleri ancak Allah’ın kudreti ile yapabilir. Konuşamayanı konuşturamaz. Görmeyene gösteremez, Allah kudreti ile yapmazsa insan asla yapamaz. Bir hücrenin gıdalanmasından tutun, kalbin çalışması ve beyninin işlemesi hepsi Allah’ın kudreti, ilmi ve iradesi iledir.

    İnsan ancak İman ile, niyet ile ve ihlas ile yapılan işlerden ahiret hesabına hissedar olur ve sevabından faydalanarak ibadet etmiş olur. Varlıkların hisseleri ancak “Hizmet-i Ubudiyet”tir.

    Aynı şekilde şeytanların da kâinatta icad cihetinde hiçbir müdahaleleri yoktur. Yaptıkları sadece hayra engel olmakla şerre sebep olmalarıdır. Hayrı yaptırmamakla şerre sebep olurlar. 13. Lem’ada Birinci ve Dördüncü İşarette bu konuda gerekli açıklamalar vardır. Üstad 23. Lem’a olan “Tabiat Risalesinde” de Sebeplerin ve tabiatın icad cihetinde hiçbir müdahale ve tesirinin olmadığını ispat etmekte ve Hatimesinde de Allah’ın hem yoktan yaratma, hem de terkip ve tahlil tarzında yaratmasının bulunduğunu ispat eder.

    Son olarak: Peygamberimiz (sav) buyurdular ki “Allah’ın hazinesi kelâmıdır. Bir şeyin olmasını dilerse ‘Kün’ der ve o iş olur.” Nitekim yüce Allah buyurdu: “Allah’ın işi budur ki bir şeyin olmasını murat ederse “Kün Feyekün” Ol! der ve o iş de oluverir.”

    İşte Allah’ın bütün işleri “Kâf-Nun” (Kün) tezgahında dokunur.






+ Yorum Gönder