Konusunu Oylayın.: İhsan-ı ilahi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İhsan-ı ilahi nedir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:48
    1
    Misafir

    İhsan-ı ilahi nedir?

  2. 19.Haziran.2012, 18:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Haziran.2012, 13:51
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Ihsan-ı ilahi nedir?




    İnsanın bütün kazanımları ihsan-ı ilâhîdir. Allah vergisidir. Biz layık olmadığımız halde Yüce Allah merhametinden ve lütfundan bizleri seçmiş ve nimetlerinin envaı ile bizlere merhametini göstermiştir. Her insan Allah’ın rahmetine ve lütfuna mazhar olarak hayata gelir ve yine Allah’ın rahmet ve lütfu ile hayatını devam ettirir. İnsan bunu iman ile bilir. İman etmeyen yine aynı rahmet ve lütfa mazhar olarak hayatını devam ettirir; ancak nankörlük ettiği için şayet iman ve tövbe etmeden ölürse o zaman ahirette inkâr ve nankörlüğün cezasını görür.
    Bu işin tüm insanlara bakan yönü…

    İhsan-ı İlâhinin İman ehline ve Nur talebelerine bakan farklı yönleri da vardır. Yirmi dördüncü sözün beşinci dalının ikinci meyvesi bu meseleyi güzelce izah etmiştir. Yine Yirmi dördüncü Mektubun Birinci makamının Birinci Remzi meseleye gayet güzel açıklık getirmiştir.

    Yine İnsanın anlatıldığı 23. Sözün 2. Mebhasının 3. ve 4. Nüktesinde insanın nasıl zayıf bir mahlûk olduğu anlatılmaktadır. Buralara bakılmalıdır.

    Bütün nimetler İhsan-ı İlahi iken ve bunların şükründen aciz durumda bulunduğumuz gerçeği yanında bir de Risale-i Nur gibi bir hizmetin içinde bulunmak büyük bir mazhariyettir. İnsanlara İman esaslarını öğretmek, ahretini kazandırmak gibi bir hizmet elbette bizim ihtiyarımız ile olamaz. Hidayet Allah’tandır ama bunu yine Allah peygamberleri ve Salih kulları eliyle ve diliyle yapmaktadır. Dolayısıyla bu hizmette bulunmak büyük ihsan-ı ilâhidir. Bu zamanda insanların hidayetine vesile Risale-i Nur’dur. Bunun için O “Mehdi”dir. Allah hidayetini bu şekilde insanlara ulaştırmaktadır. Bunun için de aciz ve fakir risale-i nur talebelerini seçmiştir. Bir insanın imanını kurtarmak üzerine güneşin doğup battığı yerlere sahip olmaktan daha değerlidir.

    Bir padişahın yanında vezir olmak çalışmakla olmaz. Padişahın seçimi ile olur. İster bir valiyi seçer veya bir kumandanı seçer. Yanına alır. Bunun için vezirlik ihsan-ı şahanedir. Ama bir kaymakam ve vali olmak çalışmaya bağlı olabilir. Bunun için de kişi 20 yıl okur. Layık olur, imtihanlarını başarır önce Hukuk okur, sonra Kaymakam olur, sonra terfi eder Vali olur. Ama vezir olmak, nazır ve bakan olmak yüzlerce veya binlerce valinin içinden padişahı ve başbakanın seçimi, yani ihsanı ile olur.

    İhsan-ı ilahiden kasıt Allah’ın seçilmiş kulları arasına girmek demektir. Nur talebesi böyle biridir. Bu hizmet İhsan-ı ilahi olarak omuzuna konmuştur. Layık olmazsa azledilebilir. Bunun için ne yaptığını bilerek layık olmaya çalışmak gerekir. Üstad “Desise-i Şeytaniye” lerin sonunda şöyle der: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, vazifeniz kutsiyedir, hizmetiniz ulvidir. Her bir saatiniz bir gün ibadet hükmüne geçebilecek kıymettedir. Biliniz ki elinizden kaçmasın.”

    Elimizden kaçmaması için İhlâs düsturları ile beraber “Desise-i Şeytaniye” leri de bilerek onlardan kaçmalıyız. Yoksa “Ehl-i ilhadın desiselerine kapılan” kalbi Üstad ile de olsa da gerçekte o makamdan azledilmiştir. Kabul etmemesi önemli değildir. İhsan eden ihsanını geri alır ve ona neden aldın denilmez. Namazın bozulması gibi. Kılmaya devam etmesi kabul için yeterli değildir. Biliyorsunuz abdesti ve namazı bozan şeyler vardır. Bunlar niye var? Düşünmek lazım. Herkes kafasına göre namaz kılmak ile Allah’ın emri yerine gelmiş olmaz. Üstelik böyle bir ibadet insanı bir de günaha sokar.



  4. 20.Haziran.2012, 13:51
    2
    Devamlı Üye



    İnsanın bütün kazanımları ihsan-ı ilâhîdir. Allah vergisidir. Biz layık olmadığımız halde Yüce Allah merhametinden ve lütfundan bizleri seçmiş ve nimetlerinin envaı ile bizlere merhametini göstermiştir. Her insan Allah’ın rahmetine ve lütfuna mazhar olarak hayata gelir ve yine Allah’ın rahmet ve lütfu ile hayatını devam ettirir. İnsan bunu iman ile bilir. İman etmeyen yine aynı rahmet ve lütfa mazhar olarak hayatını devam ettirir; ancak nankörlük ettiği için şayet iman ve tövbe etmeden ölürse o zaman ahirette inkâr ve nankörlüğün cezasını görür.
    Bu işin tüm insanlara bakan yönü…

    İhsan-ı İlâhinin İman ehline ve Nur talebelerine bakan farklı yönleri da vardır. Yirmi dördüncü sözün beşinci dalının ikinci meyvesi bu meseleyi güzelce izah etmiştir. Yine Yirmi dördüncü Mektubun Birinci makamının Birinci Remzi meseleye gayet güzel açıklık getirmiştir.

    Yine İnsanın anlatıldığı 23. Sözün 2. Mebhasının 3. ve 4. Nüktesinde insanın nasıl zayıf bir mahlûk olduğu anlatılmaktadır. Buralara bakılmalıdır.

    Bütün nimetler İhsan-ı İlahi iken ve bunların şükründen aciz durumda bulunduğumuz gerçeği yanında bir de Risale-i Nur gibi bir hizmetin içinde bulunmak büyük bir mazhariyettir. İnsanlara İman esaslarını öğretmek, ahretini kazandırmak gibi bir hizmet elbette bizim ihtiyarımız ile olamaz. Hidayet Allah’tandır ama bunu yine Allah peygamberleri ve Salih kulları eliyle ve diliyle yapmaktadır. Dolayısıyla bu hizmette bulunmak büyük ihsan-ı ilâhidir. Bu zamanda insanların hidayetine vesile Risale-i Nur’dur. Bunun için O “Mehdi”dir. Allah hidayetini bu şekilde insanlara ulaştırmaktadır. Bunun için de aciz ve fakir risale-i nur talebelerini seçmiştir. Bir insanın imanını kurtarmak üzerine güneşin doğup battığı yerlere sahip olmaktan daha değerlidir.

    Bir padişahın yanında vezir olmak çalışmakla olmaz. Padişahın seçimi ile olur. İster bir valiyi seçer veya bir kumandanı seçer. Yanına alır. Bunun için vezirlik ihsan-ı şahanedir. Ama bir kaymakam ve vali olmak çalışmaya bağlı olabilir. Bunun için de kişi 20 yıl okur. Layık olur, imtihanlarını başarır önce Hukuk okur, sonra Kaymakam olur, sonra terfi eder Vali olur. Ama vezir olmak, nazır ve bakan olmak yüzlerce veya binlerce valinin içinden padişahı ve başbakanın seçimi, yani ihsanı ile olur.

    İhsan-ı ilahiden kasıt Allah’ın seçilmiş kulları arasına girmek demektir. Nur talebesi böyle biridir. Bu hizmet İhsan-ı ilahi olarak omuzuna konmuştur. Layık olmazsa azledilebilir. Bunun için ne yaptığını bilerek layık olmaya çalışmak gerekir. Üstad “Desise-i Şeytaniye” lerin sonunda şöyle der: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, vazifeniz kutsiyedir, hizmetiniz ulvidir. Her bir saatiniz bir gün ibadet hükmüne geçebilecek kıymettedir. Biliniz ki elinizden kaçmasın.”

    Elimizden kaçmaması için İhlâs düsturları ile beraber “Desise-i Şeytaniye” leri de bilerek onlardan kaçmalıyız. Yoksa “Ehl-i ilhadın desiselerine kapılan” kalbi Üstad ile de olsa da gerçekte o makamdan azledilmiştir. Kabul etmemesi önemli değildir. İhsan eden ihsanını geri alır ve ona neden aldın denilmez. Namazın bozulması gibi. Kılmaya devam etmesi kabul için yeterli değildir. Biliyorsunuz abdesti ve namazı bozan şeyler vardır. Bunlar niye var? Düşünmek lazım. Herkes kafasına göre namaz kılmak ile Allah’ın emri yerine gelmiş olmaz. Üstelik böyle bir ibadet insanı bir de günaha sokar.






+ Yorum Gönder