Konusunu Oylayın.: Kaderimizi yönetebilir miyiz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kaderimizi yönetebilir miyiz?
  1. 19.Haziran.2012, 18:45
    1
    Misafir

    Kaderimizi yönetebilir miyiz?

  2. 20.Haziran.2012, 13:52
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Kaderimizi yönetebilir miyiz?




    İnsanın ameline kader denir. Bizim anlayışımıza ve bilgimize göre kader geçmişe denir. Allah’ın ilmine göre ise tüm zamanları, geçmişi ve geleceği kapsar. Çünkü her şey Allah’ın nazar-ı şuhudunda ve ilmindedir. Allah’ın ilmine ve nazarına göre geçmiş ve gelecek denen zaman yoktur ve zaman üstüdür. Allah bilir ve görür. Ezel ve Ebed bize göredir. Allah’a göre ezel ve ebed bizim gibi bir silsilenin ucu veya sonu değildir. “İlm-i ezelî hadisin tabiriyle, manzâr-ı âlâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihâta eder bir makâm-ı âlâdadır.” Bizim nazarımızda mazi ve müstakbel olan Allah katında aynı anda hazır vaziyettedir.Misal: Kapının önünde olan adamın görüş mesafesi ile dam başında ve yüksek kulede veya uçakta olan insanın görüş mesafesi arasında ne derece fark olduğu açıktır. Her şeyi gören ve bilene göre bizim bilgimiz ve görüş alanımız ile kıyas kabil olamaz. Bizim bilgimiz ve görüşümüze göre mümkün olmayan ufku geniş olana göre mümkün, hatta vakidir. Her ne ise..
    “İnsan her ne kadar Fail-i muhtar ise de “Allah dilemedikçe bir şeyi dileyemez ve başarmaya muvaffak olamaz”
    Sebepler dünyasına yaşıyoruz. İmtihan ediliyoruz. Bunun için Allah sebepleri kudretine bir perde yapmış. Hâlbuki gerçekte iş gören İrade ve kudrettir. Allah her şeyi sebepsiz de yaratır. Çünkü dileyen ve yaratan O’dur. Ancak biz sebeplere tevessül etmeden bir şeyi icat edemeyiz. Bizim açımızdan sebeplere tevessül etmek neticeyi Allah’tan istemek için fiilî bir duadır. Fiilî dua ile Allah’ın irade ve kudretinden isteriz. Şifayı Şafi isminin hazinesinden ilaçlara tevessül ile talep ederiz. Rızkı rahmet hazinesinden çalışma ile kapıyı çalar ve isteriz. Allah dilerse verir, hikmeti gereği dilemezse istediğimiz kadar çalışalım, yalvaralım, kavlî ve fiilî dua edelim vermez. Bütün esbabı bir araya getirelim Allah dilemedikçe o iş olmaz. Yüce Allah imtihan ediyor. Acaba benden mi biliyor, aciz ve zayıf, hiç ender hiç olan, hiçbir etkinliği olmayan sebeplerden mi biliyor diye imtihan ediyor. İmanımızı ve niyetimizi değerlendiriyor.
    Bir diğer husus: Allah hikmeti gereği neticeyi sebeplere bağlamış dolayısıyla “kader sebeple neticeye bir taalluk eder. Yani şu sonuç şu sebeple vukua gelecek.” Biz sonucu sebeplere göre belirleriz. Sebep yoksa sonucun nasıl olacağına hükmedemeyiz. İnsan aklı olayları sebep-sonuç ilişkisine göre değerlendirir ve bundan yeni sonuçlar çıkarır. Bir kısmında isabet eder pek çoğunda ise yanılır; ancak yanılma payı çok olmakla beraber bu pek dikkate alınmaz isabet edilenler dikkate alındığı için sanki sebepler fail-i muhtar zannedilir. Burada imtihan devreye girer. Sebeplere çok önem verenler helak olur. Yahudiler Hz. İsa’nın (as) babasız yaratılışını akıllarına sığdıramadılar ve kudretinden şüphe ederek imandan oldular. Bunun gibi.
    Ve sonuçta insan kaderini bilemediği için kaderine hükmedemez. Her zaman kader ona hükmeder. Görünmeyen ve bilinmeyene nasıl hükmedebilirin ki? Göründükten ve bilindikten sonra, yani kaza olunca zaten kader sana hükmetmiş ve gereğini yapmış sen ise kaderin mahkûmu olmuş olursun. Cahil insan kaderden kaçar, gerçekte ise kader onu kendine çeker. Selamlar.
    Sözler, (2002) s. 430
    İnsan Suresi, (Dehr Suresi) 30

    Feyzü’l-Kadir, Hadis No: 3312; Kenzu’l-Ummal, Hadis No: 3312

    Mektubat, (1994-Germany) s. 56

    Sözler, 430





  3. 20.Haziran.2012, 13:52
    2
    Devamlı Üye



    İnsanın ameline kader denir. Bizim anlayışımıza ve bilgimize göre kader geçmişe denir. Allah’ın ilmine göre ise tüm zamanları, geçmişi ve geleceği kapsar. Çünkü her şey Allah’ın nazar-ı şuhudunda ve ilmindedir. Allah’ın ilmine ve nazarına göre geçmiş ve gelecek denen zaman yoktur ve zaman üstüdür. Allah bilir ve görür. Ezel ve Ebed bize göredir. Allah’a göre ezel ve ebed bizim gibi bir silsilenin ucu veya sonu değildir. “İlm-i ezelî hadisin tabiriyle, manzâr-ı âlâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihâta eder bir makâm-ı âlâdadır.” Bizim nazarımızda mazi ve müstakbel olan Allah katında aynı anda hazır vaziyettedir.Misal: Kapının önünde olan adamın görüş mesafesi ile dam başında ve yüksek kulede veya uçakta olan insanın görüş mesafesi arasında ne derece fark olduğu açıktır. Her şeyi gören ve bilene göre bizim bilgimiz ve görüş alanımız ile kıyas kabil olamaz. Bizim bilgimiz ve görüşümüze göre mümkün olmayan ufku geniş olana göre mümkün, hatta vakidir. Her ne ise..
    “İnsan her ne kadar Fail-i muhtar ise de “Allah dilemedikçe bir şeyi dileyemez ve başarmaya muvaffak olamaz”
    Sebepler dünyasına yaşıyoruz. İmtihan ediliyoruz. Bunun için Allah sebepleri kudretine bir perde yapmış. Hâlbuki gerçekte iş gören İrade ve kudrettir. Allah her şeyi sebepsiz de yaratır. Çünkü dileyen ve yaratan O’dur. Ancak biz sebeplere tevessül etmeden bir şeyi icat edemeyiz. Bizim açımızdan sebeplere tevessül etmek neticeyi Allah’tan istemek için fiilî bir duadır. Fiilî dua ile Allah’ın irade ve kudretinden isteriz. Şifayı Şafi isminin hazinesinden ilaçlara tevessül ile talep ederiz. Rızkı rahmet hazinesinden çalışma ile kapıyı çalar ve isteriz. Allah dilerse verir, hikmeti gereği dilemezse istediğimiz kadar çalışalım, yalvaralım, kavlî ve fiilî dua edelim vermez. Bütün esbabı bir araya getirelim Allah dilemedikçe o iş olmaz. Yüce Allah imtihan ediyor. Acaba benden mi biliyor, aciz ve zayıf, hiç ender hiç olan, hiçbir etkinliği olmayan sebeplerden mi biliyor diye imtihan ediyor. İmanımızı ve niyetimizi değerlendiriyor.
    Bir diğer husus: Allah hikmeti gereği neticeyi sebeplere bağlamış dolayısıyla “kader sebeple neticeye bir taalluk eder. Yani şu sonuç şu sebeple vukua gelecek.” Biz sonucu sebeplere göre belirleriz. Sebep yoksa sonucun nasıl olacağına hükmedemeyiz. İnsan aklı olayları sebep-sonuç ilişkisine göre değerlendirir ve bundan yeni sonuçlar çıkarır. Bir kısmında isabet eder pek çoğunda ise yanılır; ancak yanılma payı çok olmakla beraber bu pek dikkate alınmaz isabet edilenler dikkate alındığı için sanki sebepler fail-i muhtar zannedilir. Burada imtihan devreye girer. Sebeplere çok önem verenler helak olur. Yahudiler Hz. İsa’nın (as) babasız yaratılışını akıllarına sığdıramadılar ve kudretinden şüphe ederek imandan oldular. Bunun gibi.
    Ve sonuçta insan kaderini bilemediği için kaderine hükmedemez. Her zaman kader ona hükmeder. Görünmeyen ve bilinmeyene nasıl hükmedebilirin ki? Göründükten ve bilindikten sonra, yani kaza olunca zaten kader sana hükmetmiş ve gereğini yapmış sen ise kaderin mahkûmu olmuş olursun. Cahil insan kaderden kaçar, gerçekte ise kader onu kendine çeker. Selamlar.
    Sözler, (2002) s. 430
    İnsan Suresi, (Dehr Suresi) 30

    Feyzü’l-Kadir, Hadis No: 3312; Kenzu’l-Ummal, Hadis No: 3312

    Mektubat, (1994-Germany) s. 56

    Sözler, 430





  4. 12.Ocak.2015, 18:43
    3
    Akif
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104693
    Mesaj Sayısı: 408
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 15
    Bulunduğu yer: Bursa

    Cevap: Kaderimizi yönetebilir miyiz?

    teşekkürler...


  5. 12.Ocak.2015, 18:43
    3
    Devamlı Üye
    teşekkürler...





+ Yorum Gönder