Konusunu Oylayın.: Salat-ı tefriciye okumanın ve dua etmenin hükmü nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Salat-ı tefriciye okumanın ve dua etmenin hükmü nedir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:23
    1
    Misafir

    Salat-ı tefriciye okumanın ve dua etmenin hükmü nedir?

  2. 21.Haziran.2012, 14:15
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Salat-ı tefriciye okumanın ve dua etmenin hükmü nedir?




    Salât-ı Tefriciye’nin okunmasının dindeki hükmü Müstehab ve Mübah olarak değerlendirilebilir. Yani Farz, Sünnet, Vacip veya Mendup değildir. Dua içinde değerlendirilebilir. Dua ise üç nevidir: Salâvat, İstiğfar ve Talep. Salâvatın vacip olanı namazın tahiyyatından sonra okunan “Salli ve Barik” salâvatlarıdır. Bunun dışında Sünnet ve Müstehab olarak değerlendirilebilir. Daha sonra İslam bilginleri ve mutasavvıfları hem dua hem salâvatı içine alan dualar derlemişlerdir. Salât-ı Tefriciye de bunlardan en müessir olanlarından birisidir. Dua ve salâvat olarak okunur. Dualar faydayı celbetmek ve zarardan korunmak için yapılır. Herhangi birine zarar vermek için dua etmek beddua sayılır ve caiz değildir. Kâfirlerin bile helaki için dua edilmez, ancak ıslahı için dua edilir. Yoksa sabredilir ve kurtuluşu Allah’tan bekleyerek duaya devam edilir. Çünkü dua kulluk ve ibadettir. Duanın vakti ise ölünce biter.

    Peygamberimiz (sav) buyurdular ki: “Allah’ın fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever. Kulluğun en efdali, dua edip de korktuğun şeyden kurtuluşu beklemektir.”

    Sıkıntılı ve korkulu anlarımızda Kur’ân’dan Âyete’l-Kürsî’yi okuyup Cenâbı Allah’a sığınabiliriz. Kezâ Salat-ı Tefriciye veya Salat-ı Nâriye diye bilinen bir salavat İslâm büyükleri tarafından sünnet-i seniyye düsturları çerçevesinde tertip edilmiş kuvvetli bir duâ metnidir. Sıkıntılı ve korkulu anlarımızda bu duayı da dilediğimiz kadar okuyup Allah’a sığınabiliriz.

    Dua ve Salâvat: “Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü. Ve tenfericu bihil kürabü. Ve tükdâ bihil hevâicü. Ve tünâlü bihirreğâibü. Ve hüsnül hevâtimi. Ve yüsteskal gamâmü bi vechihi’l-kerîm. Ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin leke.”

    Mânâsı: “Ey Allah’ım! Mükemmel bir salât ve mükemmel bir selâm ile seyyidimiz Efendimiz Hz. Muhammed’e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O’nun vesilesi ile müşküller, zorluklar hallolur, düzelir yoluna girer. O’nun vesilesiyle sıkıntı ve kederler kendiliğinden kaybolur. O’nun vesilesiyle ihtiyaçlar yerine getirilir. O’nun vesilesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muratlar gerçekleşir. Hayırlı sonuçlar, iyi neticeler, O’nunla elde edilir. O’nun yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur dökülür. Aynı salâtü selâmı O’nun âl ve ashâbına da eyle. Öyle ki, her an ve her nefes sana malûm olan varlıklar sayısınca O’na, O’nun âline ve ashabına salâtü selâm olsun.”

    Belirli bir sahih kaynaktan alındığı bildirilen duâların sıhhatine güvenmek lâzımdır. Duâyı Allah rızâsı için yapmak ve kabûlü O’nun hikmetine bırakmak şartıyla; duâ esnasında beklenilen faydayı gözetmenin, beklenilen veya umulan faydayı kalben istemenin duâya bir zararı yoktur. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri, duâda istenilen şeyin birer teşvik edici veya tercih edici unsur olarak kaldığı sürece, bunun câiz bulunduğunu belirtir.

    Fakat istenilen şeyin Allah’ın rızâsı, irâdesi, hikmeti ve oluru çerçevesinde verileceğini kulun bilmesi, kulun Allah’ın irâdesine ve hikmetine râzı olması, şüphesiz önemlidir. Bu hususa dikkat etmek kaydıyla her türlü duâ yapılabilir.

    Meselâ, “Her kim günde yüz defa ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm’ duâsını okursa o kimseye ebedî olarak fakirlik ve yoksulluk isâbet etmez” hadisini bir müjde gibi verirken, diğer yandan fakirlikten kurtulmak için helâl rızık kapısında çalışmanın önemli bir şart olduğunun hatırlatılmaması hiç şüphesiz önemli bir eksikliktir. Çünkü bu duâyı her gün yüzer defa okuyup, fakirlikten ve geçim sıkıntısından kurtulmak için hiç çaba göstermeyen, çalışmayan ve helâl rızkını aramayan birisinin “fakirlikten kurtulma ve helâl rızık isteme” duâsını gerçekten gereği gibi yaptığı söylenemez. Duâsının fiilî yönünü eksik bırakmıştır.

    Kur’ân, “Muhakkak ki Allah ve Melekleri, Peygamber üzerine salât ederler. Ey îmân edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salâvat getirin ve selâm verin” buyurur. Salât-ı Tefrîciye’yi dertlerimiz ve sıkıntılarımız esnasında okuruz. Fakat bu duâ ile birinci plânda dertlerimizi de vesîle bilerek Allah’a yaklaşmayı ve Allah’ın Sevgili Elçisine (asm) salavât getirmeyi maksat biliriz. Kâmil bir duâ olması için, dertlerimizi, hastalıklarımızı ve sıkıntılarımızı yalnızca “duânın vakti” olarak algılarız. Ve derdimiz geçene kadar duâ yapmaya devam ederiz. Yani dualarımızı artırırız. Biliriz ki, derdimiz devam ettikçe, sıkıntımız kalkmadıkça, hastalıktan şifâ bulmadıkça bizim için “özel duâ vakti” devam ediyor demektir.

    Bu duâ için telaffuz edilen 4444 sayısı, sıkıntıların çözülmesi ve belâların kaldırılması için bir mânevî şifredir. Bu duanın çokça okunması murad edilmiştir. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin bir ihlâs düsturu olarak ifâde ettiği gibi, dört kere dört ayrı ayrı olsa on altı kuvvetinde olmakta iken, bir çizgi üstünde omuz omuza verseler 4444 kuvvetinde bir güç meydana getirmektedir



  3. 21.Haziran.2012, 14:15
    2
    Editör



    Salât-ı Tefriciye’nin okunmasının dindeki hükmü Müstehab ve Mübah olarak değerlendirilebilir. Yani Farz, Sünnet, Vacip veya Mendup değildir. Dua içinde değerlendirilebilir. Dua ise üç nevidir: Salâvat, İstiğfar ve Talep. Salâvatın vacip olanı namazın tahiyyatından sonra okunan “Salli ve Barik” salâvatlarıdır. Bunun dışında Sünnet ve Müstehab olarak değerlendirilebilir. Daha sonra İslam bilginleri ve mutasavvıfları hem dua hem salâvatı içine alan dualar derlemişlerdir. Salât-ı Tefriciye de bunlardan en müessir olanlarından birisidir. Dua ve salâvat olarak okunur. Dualar faydayı celbetmek ve zarardan korunmak için yapılır. Herhangi birine zarar vermek için dua etmek beddua sayılır ve caiz değildir. Kâfirlerin bile helaki için dua edilmez, ancak ıslahı için dua edilir. Yoksa sabredilir ve kurtuluşu Allah’tan bekleyerek duaya devam edilir. Çünkü dua kulluk ve ibadettir. Duanın vakti ise ölünce biter.

    Peygamberimiz (sav) buyurdular ki: “Allah’ın fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever. Kulluğun en efdali, dua edip de korktuğun şeyden kurtuluşu beklemektir.”

    Sıkıntılı ve korkulu anlarımızda Kur’ân’dan Âyete’l-Kürsî’yi okuyup Cenâbı Allah’a sığınabiliriz. Kezâ Salat-ı Tefriciye veya Salat-ı Nâriye diye bilinen bir salavat İslâm büyükleri tarafından sünnet-i seniyye düsturları çerçevesinde tertip edilmiş kuvvetli bir duâ metnidir. Sıkıntılı ve korkulu anlarımızda bu duayı da dilediğimiz kadar okuyup Allah’a sığınabiliriz.

    Dua ve Salâvat: “Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü. Ve tenfericu bihil kürabü. Ve tükdâ bihil hevâicü. Ve tünâlü bihirreğâibü. Ve hüsnül hevâtimi. Ve yüsteskal gamâmü bi vechihi’l-kerîm. Ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin leke.”

    Mânâsı: “Ey Allah’ım! Mükemmel bir salât ve mükemmel bir selâm ile seyyidimiz Efendimiz Hz. Muhammed’e salât ve selâm eyle. Öyle ki, O’nun vesilesi ile müşküller, zorluklar hallolur, düzelir yoluna girer. O’nun vesilesiyle sıkıntı ve kederler kendiliğinden kaybolur. O’nun vesilesiyle ihtiyaçlar yerine getirilir. O’nun vesilesiyle gönülden arzu edilen dilek ve muratlar gerçekleşir. Hayırlı sonuçlar, iyi neticeler, O’nunla elde edilir. O’nun yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur dökülür. Aynı salâtü selâmı O’nun âl ve ashâbına da eyle. Öyle ki, her an ve her nefes sana malûm olan varlıklar sayısınca O’na, O’nun âline ve ashabına salâtü selâm olsun.”

    Belirli bir sahih kaynaktan alındığı bildirilen duâların sıhhatine güvenmek lâzımdır. Duâyı Allah rızâsı için yapmak ve kabûlü O’nun hikmetine bırakmak şartıyla; duâ esnasında beklenilen faydayı gözetmenin, beklenilen veya umulan faydayı kalben istemenin duâya bir zararı yoktur. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri, duâda istenilen şeyin birer teşvik edici veya tercih edici unsur olarak kaldığı sürece, bunun câiz bulunduğunu belirtir.

    Fakat istenilen şeyin Allah’ın rızâsı, irâdesi, hikmeti ve oluru çerçevesinde verileceğini kulun bilmesi, kulun Allah’ın irâdesine ve hikmetine râzı olması, şüphesiz önemlidir. Bu hususa dikkat etmek kaydıyla her türlü duâ yapılabilir.

    Meselâ, “Her kim günde yüz defa ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm’ duâsını okursa o kimseye ebedî olarak fakirlik ve yoksulluk isâbet etmez” hadisini bir müjde gibi verirken, diğer yandan fakirlikten kurtulmak için helâl rızık kapısında çalışmanın önemli bir şart olduğunun hatırlatılmaması hiç şüphesiz önemli bir eksikliktir. Çünkü bu duâyı her gün yüzer defa okuyup, fakirlikten ve geçim sıkıntısından kurtulmak için hiç çaba göstermeyen, çalışmayan ve helâl rızkını aramayan birisinin “fakirlikten kurtulma ve helâl rızık isteme” duâsını gerçekten gereği gibi yaptığı söylenemez. Duâsının fiilî yönünü eksik bırakmıştır.

    Kur’ân, “Muhakkak ki Allah ve Melekleri, Peygamber üzerine salât ederler. Ey îmân edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salâvat getirin ve selâm verin” buyurur. Salât-ı Tefrîciye’yi dertlerimiz ve sıkıntılarımız esnasında okuruz. Fakat bu duâ ile birinci plânda dertlerimizi de vesîle bilerek Allah’a yaklaşmayı ve Allah’ın Sevgili Elçisine (asm) salavât getirmeyi maksat biliriz. Kâmil bir duâ olması için, dertlerimizi, hastalıklarımızı ve sıkıntılarımızı yalnızca “duânın vakti” olarak algılarız. Ve derdimiz geçene kadar duâ yapmaya devam ederiz. Yani dualarımızı artırırız. Biliriz ki, derdimiz devam ettikçe, sıkıntımız kalkmadıkça, hastalıktan şifâ bulmadıkça bizim için “özel duâ vakti” devam ediyor demektir.

    Bu duâ için telaffuz edilen 4444 sayısı, sıkıntıların çözülmesi ve belâların kaldırılması için bir mânevî şifredir. Bu duanın çokça okunması murad edilmiştir. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin bir ihlâs düsturu olarak ifâde ettiği gibi, dört kere dört ayrı ayrı olsa on altı kuvvetinde olmakta iken, bir çizgi üstünde omuz omuza verseler 4444 kuvvetinde bir güç meydana getirmektedir






+ Yorum Gönder