Konusunu Oylayın.: Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:22
    1
    Misafir

    Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?

  2. 21.Haziran.2012, 14:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?




    Meseleye birkaç açıdan bakmakta yarar olduğu anlaşılmaktadır.
    Evvela: Sevr ve Hut’a dair Risale-i Nurda geçen bahisler iki yere has değildir. Yedi kat yere remz olması açısından yedi yerde geçmektedir. (Bunlar: Sözler, 24. Söz, 308; Lem’alar, 14. Lem’a, 140–143; Şualar, 5. Şua, 499 Şualar, 11. Şua, 236; Şualar, 15. Şua, 551; Hutbe-i Şamiye, 8. Mani, 35; Muhakemat, 62–64)

    Saniyen: Bu sahih bir hadistir. Ancak hadislerin “Müteşabihat” kısmından olduğu için ilimde rüsuh peyda edenler “Bunun tevilini Allah bilir” diyerek Allah’ın kendilerine verdiği ilham ve sünuhat ile (İlm-i Ledün ve İlm-i Hakikat) bunların tevilini gerçeğe uygun bir şekilde yaparak aklı ikna ederler.

    Salisen: Kaynaklarına gelince; her ne kadar “Kütüb-ü Sitte” denilen temel hadis kaynaklarında geçmese de Beyhakî, Zehebî ve Suyutî gibi müçtehit, muhaddis ve allameler bu hadisin sahih olduğuna hükmederek eserlerine almışlardır. Bu allamelerden Suyuti’nin yakazaten peygamberimiz (sav) ile görüşerek hadislerini kitabına aldığı konusunda rivayetlerin de varlığı göz ardı edilmemelidir. Üstat Bediüzzaman (ra) da bu hadise “İbn-i Abbas (ra) gibi zatlara istinat edilen sahih bir hadis” demiştir ki bu da hadisin sahih olduğunda şüphe bırakmamaktadır.

    Hadisin sahihliği şüphesiz ama anlamı nedir? İşte bu noktada Bediüzzaman dışında tam olarak bunu ortaya koyan bir âlim yok. Şayet ilhama dayanmazsa bunun açıklamasını yapmak imkânsızdır. O zaman Ben-i İsrailin Ulemasının yaptığı gibi hurafata düşmemek mümkün olmaz. Zaten “Sevr ve Hut” meselesi kâinat ve dünya ile alakalı olmasa idi Tevrat’ın şerhini ve tefsirini yapanlarca bilinmemesi gerekirdi. Bu husus salt peygamberimizin hadislerinden kaynaklanmıyor, bilakis peygamberimiz (sav) “Sevr ve Hut” meselesine açıklık kazandırıyor ve yanlış anlaşılmalardan koruyor ve gerçeği Ben-i İsrail ulemasının hurafelerinden arındırıyor.

    Rabian: Bediüzzamandaki Birinci ve İkinci Said ve Üçüncü Said gibi ifadeler ve farklı yaklaşımlar ilim ve hakikat yönü ile değil, hakikatleri ifade ve metot yönü iledir. Hayat-ı İçtimaiye ve Siyasiyeye karışma ve o sahadaki hizmetleri yapma ciheti ile ilgili bir husustur. Birinci Said, Siyasi Ekol oluşturma bu cihetle hizmeti esas almıştı. İkinci Said dönemi İmanı gönüllere hâkim kılmadan bu siyasi yaklaşımın, yani Asr-ı Saadetteki Hürriyet ve Meşrutiyetin uygulanamayacağını görerek imanı aklen ve ilmen izah ve şirki küfrü imha cihetini birinci plana aldı. Üçüncü Said döneminde ise küfrün bel kemiği olan şirk ve tabiat bataklığını ilmen ve fikren kırdıktan sonra tekrar Hürriyet ve Demokrasiyi İslam hakikatleri ile mezcederek yeni bir siyasi yapılanma ve medeniyetin temellerini iman temeli üzerine kurdu ve bunun fikri temellerini oluşturdu. Bunun için hayatını üç kısma ayırmış oldu. Bu ise Muktezay-ı hale mutabakattır. Ancak mücedditlerin vasfı olan “Tavr-ı Esasiyi bozmadan, ruh-u asliyi rencide etmeden” hakikatleri o asrın insanlarının anlayacağı şekilde izah etmektir. Dolayısıyla “Sevr ve Hut” ile ilgili yeni bir yaklaşım tarzı ve paradigma açılımı değildir. Ve bu hakikatı anlama ve izah konusunda bir tekâmül de değildir; bilakis muktezay-ı hale uygun ve makamın iktiza ettiği şekilde muhataplarına izah etmektir.



  3. 21.Haziran.2012, 14:14
    2
    Editör



    Meseleye birkaç açıdan bakmakta yarar olduğu anlaşılmaktadır.
    Evvela: Sevr ve Hut’a dair Risale-i Nurda geçen bahisler iki yere has değildir. Yedi kat yere remz olması açısından yedi yerde geçmektedir. (Bunlar: Sözler, 24. Söz, 308; Lem’alar, 14. Lem’a, 140–143; Şualar, 5. Şua, 499 Şualar, 11. Şua, 236; Şualar, 15. Şua, 551; Hutbe-i Şamiye, 8. Mani, 35; Muhakemat, 62–64)

    Saniyen: Bu sahih bir hadistir. Ancak hadislerin “Müteşabihat” kısmından olduğu için ilimde rüsuh peyda edenler “Bunun tevilini Allah bilir” diyerek Allah’ın kendilerine verdiği ilham ve sünuhat ile (İlm-i Ledün ve İlm-i Hakikat) bunların tevilini gerçeğe uygun bir şekilde yaparak aklı ikna ederler.

    Salisen: Kaynaklarına gelince; her ne kadar “Kütüb-ü Sitte” denilen temel hadis kaynaklarında geçmese de Beyhakî, Zehebî ve Suyutî gibi müçtehit, muhaddis ve allameler bu hadisin sahih olduğuna hükmederek eserlerine almışlardır. Bu allamelerden Suyuti’nin yakazaten peygamberimiz (sav) ile görüşerek hadislerini kitabına aldığı konusunda rivayetlerin de varlığı göz ardı edilmemelidir. Üstat Bediüzzaman (ra) da bu hadise “İbn-i Abbas (ra) gibi zatlara istinat edilen sahih bir hadis” demiştir ki bu da hadisin sahih olduğunda şüphe bırakmamaktadır.

    Hadisin sahihliği şüphesiz ama anlamı nedir? İşte bu noktada Bediüzzaman dışında tam olarak bunu ortaya koyan bir âlim yok. Şayet ilhama dayanmazsa bunun açıklamasını yapmak imkânsızdır. O zaman Ben-i İsrailin Ulemasının yaptığı gibi hurafata düşmemek mümkün olmaz. Zaten “Sevr ve Hut” meselesi kâinat ve dünya ile alakalı olmasa idi Tevrat’ın şerhini ve tefsirini yapanlarca bilinmemesi gerekirdi. Bu husus salt peygamberimizin hadislerinden kaynaklanmıyor, bilakis peygamberimiz (sav) “Sevr ve Hut” meselesine açıklık kazandırıyor ve yanlış anlaşılmalardan koruyor ve gerçeği Ben-i İsrail ulemasının hurafelerinden arındırıyor.

    Rabian: Bediüzzamandaki Birinci ve İkinci Said ve Üçüncü Said gibi ifadeler ve farklı yaklaşımlar ilim ve hakikat yönü ile değil, hakikatleri ifade ve metot yönü iledir. Hayat-ı İçtimaiye ve Siyasiyeye karışma ve o sahadaki hizmetleri yapma ciheti ile ilgili bir husustur. Birinci Said, Siyasi Ekol oluşturma bu cihetle hizmeti esas almıştı. İkinci Said dönemi İmanı gönüllere hâkim kılmadan bu siyasi yaklaşımın, yani Asr-ı Saadetteki Hürriyet ve Meşrutiyetin uygulanamayacağını görerek imanı aklen ve ilmen izah ve şirki küfrü imha cihetini birinci plana aldı. Üçüncü Said döneminde ise küfrün bel kemiği olan şirk ve tabiat bataklığını ilmen ve fikren kırdıktan sonra tekrar Hürriyet ve Demokrasiyi İslam hakikatleri ile mezcederek yeni bir siyasi yapılanma ve medeniyetin temellerini iman temeli üzerine kurdu ve bunun fikri temellerini oluşturdu. Bunun için hayatını üç kısma ayırmış oldu. Bu ise Muktezay-ı hale mutabakattır. Ancak mücedditlerin vasfı olan “Tavr-ı Esasiyi bozmadan, ruh-u asliyi rencide etmeden” hakikatleri o asrın insanlarının anlayacağı şekilde izah etmektir. Dolayısıyla “Sevr ve Hut” ile ilgili yeni bir yaklaşım tarzı ve paradigma açılımı değildir. Ve bu hakikatı anlama ve izah konusunda bir tekâmül de değildir; bilakis muktezay-ı hale uygun ve makamın iktiza ettiği şekilde muhataplarına izah etmektir.



  4. 08.Ekim.2017, 16:59
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yorum: Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?

    HUT büyük balık demek, SEVR ise öküz demektir.
    Bu isimler mecazdır melek sıfatlarıdır ve dünya düzeni ile görevlidirler. Yoksa dünya balık ve öküzün üzerindedir onlar taşıyor demek doğru değildir.


  5. 08.Ekim.2017, 16:59
    3
    Moderatör
    HUT büyük balık demek, SEVR ise öküz demektir.
    Bu isimler mecazdır melek sıfatlarıdır ve dünya düzeni ile görevlidirler. Yoksa dünya balık ve öküzün üzerindedir onlar taşıyor demek doğru değildir.





+ Yorum Gönder