Konusunu Oylayın.: Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:19
    1
    Misafir

    Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?






    Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir? Mumsema Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?


  2. 21.Haziran.2012, 12:34
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?




    Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?


    Soru:

    Üstat hazretlerinin sakal bırakmaması konusunda eski fetva emini Ali Rıza Efendiden naklettiği "bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle, Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin pederleri olan Sultanü’l-Ulema’nın bir kıssasıyla onu müdafaa edip, demiş: "Bu misilli, Bediüzzaman’ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır" cümlesinde bahsedilen kıssanın hangi kıssa olduğunu cevaplarsanız sevinirim.

    Cevap:
    İlgi sorunun cevabını tam olarak vermek gerçekten zor. Mevlana Celalettin-i Ruminin pederi olan Sultanu’l-Ulemanın hangi kıssası olduğu belirtilmemiş. Üstad ve talebeleri de bunu bize haber vermemişler. Dolayısıyla hangisidir belli değil. Bu arada “Tahsin Yazıcı” tarafından tercüme edilen veya Sadeleştirilen “Menâkıbu’l-Arifin” isimli kitap buralarda yok. Belki bu kitapta “Sultanu’l-Ulema”ya ait bölümde oradaki hususu yansıtan bir kıssa bulunabilir.

    Ancak şu kadarı var ki, Sultan Veled adına yazılan ama acaba “Sultanu’l-Evliya Muhammed Veled”e mi ait olduğu, yoksa torunu “Sultan Veled”e mi ait olduğu kesin olarak bilinmeyen “Maarif” isimli esere baktığımız zaman bunun ipuçlarını görmek mümkün.

    Bunları ele alacak olursak:
    1. Büyük insanların hallerini o makama çıkmayanlar elbette anlayamazlar. (Lem’alar, 347) Bediüzzaman hazretleri 18. Mektup ve 9. Lem’ada ehl-i tasavvufun yüksek makamlarında olanların zahiren şeriata aykırı gibi gözüken hallerinin ancak Asfiya makamına ulaşan allameler tarafından şeriatın zahirine göre tefsir ederek gerçekleri ortaya koyacaklarını izah etmiş, kendisi de Asfiya makamında olduğu için onların yanlışlarını göstererek hakikati izhar ve izah etmiştir.

    2. Anlatılan bir meseleyi herkes kendi fikri ve ilmi seviyesinde anlar. Bir öğretmen 5, 15, 25, 45 ve 65 yaşlarında beş kişiye aynı meseleyi anlatacak olsa farklı şekilde ve anlayacakları tarzda anlatır. Anlamayacağı şeyleri anlatarak kafasını karıştırarak onların inkâr ve itirazlarını celp etmekle kendisini cahil bilmelerini sağlayacak yaklaşımlardan uzak durur. Bunun için peygamberimiz (sav) “İnsanlara akıllarına göre konuşun” buyurmuşlardır.

    3. Mevlevilerin semaı, neyi ve müziği bazı şeriat âlimleri tarafından haram görülerek ilişilmiştir. Onlar da “Şeriatın zahirini ihmal etmemek şartı ile yapılan müzik ve semaın ve buna benzer hallerin yapanın şeriata bağlılığını artırdığı ölçüde caiz olduğunu ve lâzım da olduğunu” savunmuşlardır. Bu gibi şeylerin müridin ibadet şevkini artırdığına dikkat çekmişlerdir. “Şayet gevşemeye sebep olursa caiz olmaz” demişlerdir. Bu durum “kişinin vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır” diye cevap vermişlerdir. Bu babdan olarak Sultanu’l-Ulema Bahaeddin Veled şöyle der: “Daima Allah’ın zikri ile meşgul olan evliyânın halini şeriata aykırı gören kimse Fırat nehrini testideki sudan, bâdem yağını bademden ayrı gören kimseye benzer. Muhakkikîn yanında mukallidin imanı değersizdir. Dinin gereği ve hakikati şekil ve dilden ibaret olmayıp her şekil ve surete girebilen bir külli hakikattir. Şekil ise o dini izhar eden bir kap ve kadeh gibidir. Sudan habersiz şekille uğraşan mukallit testi ustaları suyun testiyi bozacağını düşünerek testiye suyun konmasına karşı çıkarlar. Hakikatten habersiz İblis yüce Allah’ın Âdeme secde emrine itaat etmeyerek lanete uğradı. (Bakara, 2:32) Hakikatte ise Âdemin suretine secdenin sureti altında Allah’ın emrine uyma ve ona itaat vardı. Dinlerdeki değişiklikler ve şeriatların değişmesinin hikmeti iman ve din hakikatinin değişmesi değil, farklı zaman ve şartlara göre suretlerin değişiminden ve hakikatin farklı suretlerde tecellisinden ibarettir. Allah katında din İslam’dır. (Âl-i İmran, 3:19) Bu ezelde böyle olduğu gibi, ebedde de böyle olacaktır. Hakikat asla değişmez. Akıllıya işaret yeterlidir. Gafile ise şerhin faydası yoktur” (Sultan Veled, Maarif, (1991-İstanbul) s. 25–34) demektedir.

    4. Genellikle evliya menkıbelerinde şeriatın zahirine göre yanlış gibi sayılan haller ve durumların gerçekte hakikate uygun olduğunu anlatmak için mutasavvıflar Hz. Musa (as) ile Hz. Hızır (as) kıssasını anlatırlar. (Kehf Suresi, 18:63–80) Maarif kitabında da konuya öyle giriş yapılmıştır. Hz. Musa (as) Kelam-ı İlahiye tam mazhar iken Hz. Hızır (as) dan hakikat ilmini öğrenmek istemesi onlar için örnek teşkil etmiştir.

    Bütün bu mukaddimelerden sonra gerçek şu ki: İstanbul ulemasından Fetva Emini Ali Rıza Efendi, Bediüzzaman hazretlerinin “Birinci Şua” isimli eserine ve sakal bırakmamasına ehl-i dalaletin oyunu ile Abdulhakim Arvasi gibi tarikat şeyhlerinin itiraz etmesi üzerine, onların anlayacağı dilden cevap vermiştir. “Elbette Bediüzzaman’ın bir içtihadı vardır” (Kastamonu Lahikası, 149) itirazınız anlamsız ve hükümsüzdür demiştir.
    fikirbahçesinden alıntı


  3. 21.Haziran.2012, 12:34
    2
    Moderatör



    Sakal Meselesine Fetva Emini Ali Rıza Efendinin Cevabı Nedir?


    Soru:

    Üstat hazretlerinin sakal bırakmaması konusunda eski fetva emini Ali Rıza Efendiden naklettiği "bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle, Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin pederleri olan Sultanü’l-Ulema’nın bir kıssasıyla onu müdafaa edip, demiş: "Bu misilli, Bediüzzaman’ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır" cümlesinde bahsedilen kıssanın hangi kıssa olduğunu cevaplarsanız sevinirim.

    Cevap:
    İlgi sorunun cevabını tam olarak vermek gerçekten zor. Mevlana Celalettin-i Ruminin pederi olan Sultanu’l-Ulemanın hangi kıssası olduğu belirtilmemiş. Üstad ve talebeleri de bunu bize haber vermemişler. Dolayısıyla hangisidir belli değil. Bu arada “Tahsin Yazıcı” tarafından tercüme edilen veya Sadeleştirilen “Menâkıbu’l-Arifin” isimli kitap buralarda yok. Belki bu kitapta “Sultanu’l-Ulema”ya ait bölümde oradaki hususu yansıtan bir kıssa bulunabilir.

    Ancak şu kadarı var ki, Sultan Veled adına yazılan ama acaba “Sultanu’l-Evliya Muhammed Veled”e mi ait olduğu, yoksa torunu “Sultan Veled”e mi ait olduğu kesin olarak bilinmeyen “Maarif” isimli esere baktığımız zaman bunun ipuçlarını görmek mümkün.

    Bunları ele alacak olursak:
    1. Büyük insanların hallerini o makama çıkmayanlar elbette anlayamazlar. (Lem’alar, 347) Bediüzzaman hazretleri 18. Mektup ve 9. Lem’ada ehl-i tasavvufun yüksek makamlarında olanların zahiren şeriata aykırı gibi gözüken hallerinin ancak Asfiya makamına ulaşan allameler tarafından şeriatın zahirine göre tefsir ederek gerçekleri ortaya koyacaklarını izah etmiş, kendisi de Asfiya makamında olduğu için onların yanlışlarını göstererek hakikati izhar ve izah etmiştir.

    2. Anlatılan bir meseleyi herkes kendi fikri ve ilmi seviyesinde anlar. Bir öğretmen 5, 15, 25, 45 ve 65 yaşlarında beş kişiye aynı meseleyi anlatacak olsa farklı şekilde ve anlayacakları tarzda anlatır. Anlamayacağı şeyleri anlatarak kafasını karıştırarak onların inkâr ve itirazlarını celp etmekle kendisini cahil bilmelerini sağlayacak yaklaşımlardan uzak durur. Bunun için peygamberimiz (sav) “İnsanlara akıllarına göre konuşun” buyurmuşlardır.

    3. Mevlevilerin semaı, neyi ve müziği bazı şeriat âlimleri tarafından haram görülerek ilişilmiştir. Onlar da “Şeriatın zahirini ihmal etmemek şartı ile yapılan müzik ve semaın ve buna benzer hallerin yapanın şeriata bağlılığını artırdığı ölçüde caiz olduğunu ve lâzım da olduğunu” savunmuşlardır. Bu gibi şeylerin müridin ibadet şevkini artırdığına dikkat çekmişlerdir. “Şayet gevşemeye sebep olursa caiz olmaz” demişlerdir. Bu durum “kişinin vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır” diye cevap vermişlerdir. Bu babdan olarak Sultanu’l-Ulema Bahaeddin Veled şöyle der: “Daima Allah’ın zikri ile meşgul olan evliyânın halini şeriata aykırı gören kimse Fırat nehrini testideki sudan, bâdem yağını bademden ayrı gören kimseye benzer. Muhakkikîn yanında mukallidin imanı değersizdir. Dinin gereği ve hakikati şekil ve dilden ibaret olmayıp her şekil ve surete girebilen bir külli hakikattir. Şekil ise o dini izhar eden bir kap ve kadeh gibidir. Sudan habersiz şekille uğraşan mukallit testi ustaları suyun testiyi bozacağını düşünerek testiye suyun konmasına karşı çıkarlar. Hakikatten habersiz İblis yüce Allah’ın Âdeme secde emrine itaat etmeyerek lanete uğradı. (Bakara, 2:32) Hakikatte ise Âdemin suretine secdenin sureti altında Allah’ın emrine uyma ve ona itaat vardı. Dinlerdeki değişiklikler ve şeriatların değişmesinin hikmeti iman ve din hakikatinin değişmesi değil, farklı zaman ve şartlara göre suretlerin değişiminden ve hakikatin farklı suretlerde tecellisinden ibarettir. Allah katında din İslam’dır. (Âl-i İmran, 3:19) Bu ezelde böyle olduğu gibi, ebedde de böyle olacaktır. Hakikat asla değişmez. Akıllıya işaret yeterlidir. Gafile ise şerhin faydası yoktur” (Sultan Veled, Maarif, (1991-İstanbul) s. 25–34) demektedir.

    4. Genellikle evliya menkıbelerinde şeriatın zahirine göre yanlış gibi sayılan haller ve durumların gerçekte hakikate uygun olduğunu anlatmak için mutasavvıflar Hz. Musa (as) ile Hz. Hızır (as) kıssasını anlatırlar. (Kehf Suresi, 18:63–80) Maarif kitabında da konuya öyle giriş yapılmıştır. Hz. Musa (as) Kelam-ı İlahiye tam mazhar iken Hz. Hızır (as) dan hakikat ilmini öğrenmek istemesi onlar için örnek teşkil etmiştir.

    Bütün bu mukaddimelerden sonra gerçek şu ki: İstanbul ulemasından Fetva Emini Ali Rıza Efendi, Bediüzzaman hazretlerinin “Birinci Şua” isimli eserine ve sakal bırakmamasına ehl-i dalaletin oyunu ile Abdulhakim Arvasi gibi tarikat şeyhlerinin itiraz etmesi üzerine, onların anlayacağı dilden cevap vermiştir. “Elbette Bediüzzaman’ın bir içtihadı vardır” (Kastamonu Lahikası, 149) itirazınız anlamsız ve hükümsüzdür demiştir.
    fikirbahçesinden alıntı





+ Yorum Gönder